Bölümler 4Şu an: 4.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.098 kelime
- 2 2. Bölüm1.533 kelime
- 3 3.Bölüm1.924 kelime
- 4 4.Bölüm781 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evetttttt sevgili okurlarımmmmm canlarımmm bugün yeni bir bölümle sizlerleyimmmmmm iyi okumalar dilerim umarım seversinniz
(Bu bölüm, canım okurum Zemfira'ya ithaftır. Desteğin ve sevgin için sonsuz teşekkürler...)
Yılmaz’ın arkasını dönüp kalabalığa karışmasını, Fatma’nın kolumdan tutup beni çekiştirmesini hayal meyal hatırlıyordum. Zihnim, kulağıma üflenen o son tehditkar sözün esiri olmuştu: "Yarım kalan hesabımızı kapatacağız." O düğün salonunun ışıkları, insanların yapay gülüşleri ve fonda çalan neşeli müzik, içimde kopan fırtınanın yanında tam bir tezat oluşturuyordu.
Ertesi gün, dün gecenin ağırlığıyla gözlerimi açtığımda telefonuma düşen o tek mesajla sarsıldım. Yılmaz, mahalledeki eski ahşap iskelenin orada beni beklediğini yazmıştı. İçimdeki korkuya ve kırgınlığa rağmen, bu "hesabın" ne olduğunu öğrenmek zorundaydım. Üzerime rastgele bir hırka geçirip hızla evden çıktım.
İskeleye vardığımda onu denize karşı otururken buldum. Beni fark edince ayağa kalktı; ancak gözlerinde dün gecenin o kararlı, hırslı bakışından eser yoktu. Aksine, suçluluk ve utanç duvarının arkasına saklanmış gibiydi.
"Geldin," dedi sesi pürüzlü ve kısık çıkarken.
"Geldim Yılmaz. Sadede gel, neymiş o kapatacağımız hesap?" dedim, dik durmaya çalışarak.
Yılmaz derin bir nefes aldı, gözlerini benden kaçırıp uzaklara baktı. "Aymira, ben dün gece... Çok sarhoştum. İnan bana ne söylediğimi, ne yaptığımı hiç hatırlamıyorum. Alkolün etkisiyle saçmalamışım. Eğer seni korkuttuysam ya da saçma sapan şeyler söylediysem özür dilerim. Ciddiye alma onları, tamamen bilincimin dışındaydı."
Duyduklarımla başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Kulaklarım uğuldadı, dizlerimin bağı çözüldü. Günlerdir içimi kemiren, dün gece ise beni heyecandan ve korkudan uykusuz bırakan o sözler, onun için sadece "alkolün saçmalığı" mıydı?
"Hatırlamıyorsun yani?" dedim, sesimin titremesini gizleyemeyerek. "Benim hayatımı altüst eden o sözleri sen hatırlamıyorsun bile, öyle mi?"
"Aymira, gerçekten sadece sarhoşluk kafasıydı," diyerek geçiştirmeye çalıştı ve Mert abimin adını anarak ekledi: "Mert bir şey duymadan bu konuyu kapatalım, olur mu?"
Arkasını dönüp gitti. Beni orada, deniz kokusunun ortasında, paramparça bir gururla tek başıma bıraktı. O an anladım ki, onun hafızasındaki boşluk, benim kalbimde açılan devasa bir uçurumdu.
Eve nasıl döndüğümü, odamın kapısını arkamdan nasıl kilitlediğimi bilmiyorum. O andan itibaren benim için zaman durdu, dış dünyayla olan bağım tamamen koptu. Tam anlamıyla derin ve karanlık bir depresyonun kucağına düşmüştüm.
Karanlığa Teslimiyet: Odamın perdelerini sımsıkı kapattım. İçeri sızmaya çalışan en ufak ışık süzmesi bile canımı yakıyordu. Telefonumu kapatıp yatağın en ücra köşesine fırlattım.
Ağlama Krizleri: Günlerce yataktan çıkmadım. Yastığı yüzüme bastırıp, hıçkırıklarım evdekiler tarafından duyulmasın diye kendimi sıkarak saatlerce ağladım, zırladım. İçimdeki acı o kadar büyüktü ki, fiziksel bir ağrı gibi göğsüme saplanıyordu.
Dünyadan Kopuş: Annem kaç kez kapıya gelip "Aymira, kızım, iki gündür bir şey yemedin, neyin var?" diye yalvardıysa da, ona sadece "Çok ağır bir şifayı kapmışım anne, yalnız kalmak istiyorum" diye yalanlar söyledim.
Ben odamda acımla kıvranırken, dışarıda işler hiç de sessiz ilerlemiyordu. Telefonumu açtığım o an, ekranıma düşen düzinelerce cevapsız arama ve mesaj dalgasıyla gerçeğin sert yüzüyle bir kez daha karşılaştım. Fatma, düğün gecesi Yılmaz’la beni o halde gören tek kişiydi ve şüpheleri mahallenin dedikodu çarkını döndürmeye yetmişti.
Mert abim, Yılmaz’ın son zamanlardaki tuhaf tavırlarından ve benim aniden odama kapanmamdan şüphelenip Yılmaz'ın kapısına dayanmıştı. Mahalle kahvesinin önünde ikisi arasında sert bir tartışma yaşandığı, Mert abimin "Kardeşimin nesi var, ne saklıyorsunuz siz?" diye hesap sorduğu mesajlarda yazıyordu.
Ben Yılmaz yüzünden odamda gözyaşları içinde erirken, o benim abimle yüz yüze gelmiş, sakladığı sırların açığa çıkmaması için köşe kapmaca oynuyordu.
Daha fazla dört duvar arasında kalamayacağımı anlayarak hırsla evden fırladım. Amacım Yılmaz'ı bulup bu korkaklığının hesabını sormaktı. Sokağın ortasında Yılmaz ve Fatma'yı hararetli bir şekilde tartışırken yakaladım.
"Bana bak Yılmaz!" diye bağırdım yanlarına varır varmaz. "Düğün gecesi o sözleri söylerken hiç de sarhoş gibi durmuyordun! Şimdi abimin karşısında 'hatırlamıyorum' diye kıvranırken hiç mi utanmıyorsun?"
Yılmaz panikle etrafa bakındı. "Aymira sus, burası yeri değil!"
"Hayır, tam da yeri!" diye haykırdım. Kendimi tutamıyor, günlerin acısını kusuyordum.
Tam o sırada sokağın başından gelen ayak sesleri hepimizin nefesini kesti. Mert abim, gözü dönmüş bir öfkeyle bize doğru yürüyordu. Adımları o kadar hızlıydı ki saniyeler içinde yanımızda bitti ve Yılmaz’ın üzerine yürüyüp onu göğsünden sertçe itti.
"Ne saklıyorsunuz lan siz benden?!" diye gürledi abim. "Aymira günlerdir odasında ağlıyor, sen sokakta hayalet gibisin! Doğruyu söyleyeceksiniz bana!"
Zemfira’nın Bakışları
Sokaktaki bu büyük gürültü üzerine mahallenin sakinlerinden Zemfira elindeki kitaplarla köşeyi dönmüştü. Adımlarını yavaşlatıp şaşkınlık ve dikkatle bize baktı. Zemfira, mahallede kimsenin fark etmediği detayları anında yakalayan keskin gözlere sahipti. Fatma’nın titreyen ellerini, Yılmaz’ın suçluluk dolu çaresizliğini ve benim gözyaşlarımı tek bir bakışta süzdü. Yanımızdan geçerken Yılmaz'la göz göze geldiğinde, o delici bakışları adeta bu sırrın burada gömülü kalmayacağını fısıldıyordu.
Abim kolumdan tutup beni eve doğru çekiştirirken, Yılmaz'a dönüp son bir tehdit savurdu: "Bir daha kardeşimi ağlatırsan seni bu mahallede barındırmam!"
Yılmaz arkamızdan sadece bakakaldı. Beni bir yalanla enkaz altında bırakmıştı ama Vişne Dalı Sokağı'nda hiçbir sır sonsuza kadar gizli kalmazdı. Aramızdaki o yarım kalan hesap, çok daha büyük bir gürültüyle patlamak üzere ertelenmişti.
Evettttt bu bölümde böyle bitti umarım beğenirsiniz yorumlarınızı bekliyorum
Bölüm etkileşimi
