Vişne dalı sokağı kitap kapağı

3. bölüm / 4

3.Bölüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 4Şu an: 3.Bölüm

Evetttt sevgili okurlarımmmmm yeni bir bölümle sizlerleyimmmmmm
Annemin o meşhur, mahalleyi ayağa kaldıran sabah çığlığıyla gözlerimi açtım yine. "Noluyor ya bu evde yine?" diye söylenerek yataktan fırladım. Benim o ayılamamış halimi gören annem hemen atıldı: "Kız Aymira, çabuk ol, Liva ablanın düğünü varmış bu akşam mahallede!"
Duyduğum an şok olmuştum. Liva abla ya... Gerçekten tanrıça güzelliğindeydi kız. "Anne ne yapacağız biz hazırlık olarak?" diye panikle sordum. Annem de hiç istifini bozmadan, "Çabuk üzerini değiştirip kahvaltı yap, sonra hazırlıklara yardım etmeye gideceğiz kız evine" dediği gibi mutfağa koşmam bir oldu.
Üzerimdeki şaşkınlığı ve heyecanı atlatamadan odama daldım. Liva abla, çocukluğumdan beri hayranlıkla izlediğim, zarafetiyle tüm mahalleyi büyüleyen biriydi. Onun evleniyor oluşu fikri bile içimi kıpır kıpır etmeye yetmişti. Dolaptan alelacele elime geçen ilk tişörtü ve kot pantolonu çekip üzerime geçirdim. Aynaya bakıp saçlarımı şöyle bir düzelttikten sonra hızla mutfağa koştum. Annemin hazırladığı kahvaltıdan birkaç lokmayı adeta yutarcasına yedim. Annem halime bakıp hafifçe gülümsedi: "Yavaş ye kızım , bir yere kaçtığı yok düğünün! Ama elimizi de çabuk tutalım, kız evinde yapılacak çok iş vardır."

Evden çıkıp Liva ablaların sokağına girdiğimizde mahallenin çoktan ayaklandığını gördük. Sokak lambarlarının arasına renkli ipler, bayraklar asılıyor; kapı önleri süpürülüyordu. Evin kapısından içeri adım attığımızda ise tam bir tatlı telaş hakimdi. Annem hemen mutfaktaki börek ve sarma kuyruğuna dahil olurken, Liva ablanın annesi beni gördüğü gibi elimden tuttu: "Ah canım, tam zamanında geldin! Liva’nın odasına çık, heyecandan ne yapacağını şaşırdı. Ona destek ol, eşyalarına yardım et."

Merdivenleri ikişer ikişer tırmanıp odasının kapısını hafifçe tıkladım ve içeri süzüldüm. Liva abla, aynanın karşısında beyazlar içinde duruyordu. Henüz saçı ve makyajı tam yapılmamıştı ama o haliyle bile gerçekten dedikleri gibi bir tanrıçayı andırıyordu. Beni görünce aynadan gözlerimizin içi güldü. "Geldin demek!" diyerek hızla arkasını döndü ve kollarını boynuma doladı. Elleri hafifçe titriyordu. "Çok heyecanlıyım, kalbim duracak gibi. Sence her şey güzel olacak mı?" Gözlerindeki o tatlı telaşı görünce gülümsedim. "Liva abla," dedim, "sen bu mahallenin gördüğü en güzel gelin olacaksın. Her şey harika olacak, söz veriyorum."

Kuaför Liva ablanın saçlarına son dokunuşları yaparken odadaki hareketlilik iyice artmıştı. Ben de bir yandan Liva ablanın elbiselerini düzeltiyor, bir yandan da odadaki diğer kızların getirdiği dedikoduları dinliyordum. Tam o sırada pencereden dışarıya gözüm kaydı. Sokakta erkekler toplanmış, düğün konvoyu için arabaları süslüyorlardı.
Ve oradaydı. Kalbimin her gördüğünde ritmini altüst eden adam: Yılmaz.
Abim Mert’in çocukluktan beri en yakın arkadaşı, benimse yıllardır içimde büyüttüğüm, kimseye tek kelime edemediğim platonik aşkım. Yılmaz, beyaz gömleğinin kollarını dirseklerine kadar kıvırmış, abimle birlikte gelin arabasının kurdelelerini bağlıyordu. Arada bir attığı o içten, neşeli kahkahası ta odanın içine kadar ulaşıyordu sanki. Gözlerimi ondan alamıyordum.
Liva abla aynadan beni izliyormuş meğer. Eğilip kulağıma fısıldadı: "Aymira... Pencereden dışarı bakarken gözlerin parlıyor. Yoksa şu bizim Mert’in arkadaşı Yılmaz’a mı bakıyorsun sen?" Yanaklarımın aniden alev alev yandığını hissettim. Arkamı dönüp hemen konuyu geçiştirmeye çalıştım: "Yok abla ne alakası var, abim düzgün bağlayamıyor da kurdeleyi ona bakıyordum!" Liva abla kıkırdadı. "Hadi hadi, yemezler. Ama merak etme, aramızda sır. Hem... Bugün çok güzel olmalısın. Kim bilir, belki onun da gözü sana kayar."

Bu sözler içimdeki umut kırıntılarını iyice canlandırmıştı. Liva ablanın işi bitip her şey hazır olunca, annemin dürtüklemesiyle ben de kendi hazırlığım için eve koştum. Zaman su gibi akıp geçmiş, akşam olmuştu. Mahalle meydanı ışıl ışıldı. Üzerime zümrüt yeşili, uçuş uçuş bir elbise giymiştim. Saçlarımı doğal dalgalar halinde omzuma bıraktım. Aynaya baktığımda kendimi ben bile tanıyamamıştım; heyecan yüzüme başka bir canlılık katmıştı.
Düğün alanına girdiğimizde müzik çoktan başlamıştı. Liva abla ve damat el ele ilk danslarını ederken herkes hayranlıkla onları izliyordu. Ben de kalabalığın arkasında, bir masanın kenarında durmuş onlara bakıyordum. "Çok güzel olmuşsun Aymira." Arkamdan gelen o derin sesle irkildim. Hızla arkamı döndüğümde Yılmaz’la burun buruna geldim. Üzerindeki takım elbiseyle o kadar yakışıklıydı ki bir an nefes almayı unuttum. Gözlerinin içine bakarken kekelememek için kendimi zor tuttum. "Te-teşekkür ederim Yılmaz abi... Yani Yılmaz," dedim, heyecandan ne diyeceğimi şaşırarak.

Yılmaz hafifçe gülümsedi, gözlerini bir an olsun gözlerimden ayırmıyordu. "Abi demene gerek yok artık, büyümüşsün işte," dedi sesi birden ciddileşerek. Tam o sırada çalan hareketli şarkı bitti ve yerini romantik bir melodiye bıraktı. Yılmaz elini hafifçe bana doğru uzattı: "Bu dansı bana lütfeder misin, küçük hanım?"
Yılmaz’ın o anlık yakınlığı, meğer sadece abimin küçük kardeşine gösterilen sıradan bir nezaketten ibaretmiş. Ben tam elimi uzatacakken, Yılmaz’ın gözleri arkamdaki kalabalığa kaydı. Yüzündeki o saniyelik gülümseme dondu, bakışları aniden mesafeli ve buz gibi bir hal aldı. Uzatılan elini hafifçe geri çeker gibi oldu. "Neyse Aymira, abin çağırıyor galiba, ben bir ona bakayım," diyerek arkasını döndü ve adımlarını hızlandırarak uzaklaştı.
Elim havada, kalbim ise paramparça kalakalmıştım. Birkaç saniye önce heyecandan yanan yanaklarım, şimdi utançtan ve hayal kırıklığından alev alevdi. Gözlerimin dolduğunu hissedince kimse görmesin diye pistin arkasındaki boş masalara doğru yürümeye başladım.

"Aymira! Kızım nereye kaçıyorsun, her yerde seni arıyorum!" Koluma dokunan elle irkildim. Gelen, çocukluğumdan beri her anımda yanımda olan, Yılmaz’a olan imkansız aşkımı mahallede ablamdan bile köşe bucak saklarken bir tek onun bildiği en yakın arkadaşım Fatma’ydı. Fatma, üzerindeki pembe elbiseyle ışıl ışıl parlıyordu ama benim yüzümü görür görmez neşesi uçup gitti. "Ne oldu sana? Az önce Yılmaz’la konuşmuyor muydunuz? Ne dedi o ayı yine?" diye asked, sesini kısarak ama öfkeyle.
"Hiçbir şey demedi Fatma..." dedim, sesimin titremesine engel olamayarak. "Tam dansa kaldıracak sandım, sonra birden buz gibi oldu. Arkasını dönüp gitti resmen. Ben anlamıyorum, bana niye böyle yabancı gibi davranıyor?" Fatma sinirle Yılmaz’ın gittiği yöne doğru baktı. "Çünkü tam bir odun da ondan! Abinin arkadaşı ya, güya kendince mesafe koyuyor. Ama bu kadar soğuk davranmaya, seni orada öylece bırakmaya hakkı yok. Ağlama sakın, sil şu gözlerini. Liva ablanın en mutlu günü, hem o zümrüt yeşili elbiseyle mahallenin en güzel kızı sensin. Kimsenin seni böyle üzmesine izin vermeyeceğim."

Fatma elimden tutup beni piste doğru çekiştirdi. "Hadi, inat değil mi, biz eğlenmemize bakacağız. O da uzaktan izleyip dursun." Pistin ortasında Fatma’yla birlikte oynamaya, kendimizi müziğin ritmine bırakmaya çalıştık. Fatma şebeklikler yapıp beni güldürmek için elinden geleni yapıyordu. Ben de Yılmaz’ı düşünmemeye çalışarak ona eşlik ettim ve sonunda gerçekten kahkahalarla gülmeye başladım. Tam o sırada, kalabalığın arasından geçerken Yılmaz’la göz göze geldik. Abimin yanında durmuş, elindeki bardakla etrafı izliyordu. Benim Fatma’yla güldüğümü görünce, çene kaslarının kasıldığını, bakışlarının daha da sertleştiğini fark ettim. O soğuk ve mesafeli adam gitmiş, yerine beni dikkatle, hatta neredeyse öfkeyle izleyen bir Yılmaz gelmişti. Fatma bunu fark edip kulağıma eğildi: "Bak bak... Nasıl da gözünü ayıramıyor senden. Soğuk yapıyormuş beyefendi... Külahıma anlatsın!"

Fatma’nın sözleriyle birlikte içimde tarif edemediğim bir cesaret dalgası yayıldı. Madem o bana soğuk davranıyordu, madem beni orada öylece bırakıp gitmişti; ben de onun keyfini bekleyecek değildim. Tam o sırada düğün hoparlörlerinden o meşhur, hareketli mahalle halayının ritimleri yükselmeye başladı. Mahalleli dalga dalga pistin ortasına akın ediyordu. Fatma muzip bir gülümsemeyle elimi tuttı. "Aymira, hani o çocukluğumuzdan beri sakladığın mendil vardı ya... Çıkar onu. Bu halayın başı sensin!"
Gözlerimi kırpıştırarak Fatma’ya baktım ama o çoktan çantamdan kırmızı pullu mendili çıkarıp elime tutuşturmuştu bile. Heyecan ve inat karışımı bir hisle halayın en başına geçtim. Fatma hemen soluma yerleşti, arkamıza da mahallenin diğer gençleri dizildi. Mendili havada sallayarak adımları fırlattığımda, zümrüt yeşili elbisem etrafımda uçuşuyordu. Kendimi müziğin ritmine ve o anın coşkusuna bıraktım. Herkes bize bakıyor, alkış tutuyordu.
Tabii gözlerim, kalabalığın arasında istemsizce yine onu aradı. Yılmaz, abimle birlikte biraz ileride, kollarını göğsünde kavuşturmuş duruyordu. Ama o az önceki mesafeli, umursamaz halinden eser kalmamıştı. Bakışları mendili sallayan elime, uçuşan elbiseme ve yüzümdeki o meydan okuyan gülümseye çakılıp kalmıştı. Gözlerini bir an bile benden ayıramıyordu ve yüzündeki o gergin, kasılmış ifade içten içe ne kadar etkilendiğini ele veriyordu.
Halay iyice hızlanmışken, karşı taraftan mahallenin muzip çocuklarından, Yılmaz’ın da uzaktan kuzeni olan Caner halayın diğer ucundan kopup yanıma doğru geldi. Caner, yüzünde kocaman bir tebessümle bana eşlik etmeye, mendilime karşılık vermeye başladı. "Aymira, bu akşam yıkılıyorsun valla, bu ne güzellik!" diye seslendi müziğin gürültüsü arasından.
Ben daha cevap veremeden, gözüm tam arkasındaki Yılmaz’a kaydı. Caner’in bana yaklaşmasıyla birlikte Yılmaz’ın adeta gözü döndü. Kollarını hemen çözdü, elindeki bardağı masaya nasıl sert bıraktıysa içindeki çay etrafa saçıldı. Adımlarını sertçe bizim olduğumuz tarafa doğru atmaya başladı. Yüz ifadesi o kadar kararmıştı ki, hani bir kaşık suda boğacak gibi bakıyordu Caner’e. Fatma hemen solumdan kolumu dürttü, kısık sesle ve keyifle fısıldadı: "Kızım, Yılmaz’ın sigortaları attı! Kıskançlıktan patlayacak şimdi, bak nasıl geliyor!"
Yılmaz, aradaki mesafeyi birkaç büyük adımla kapatıp tam halayın döndüğü noktaya ulaştı. Caner tam elini bana doğru uzatıp halaya dahil olacakken, Yılmaz aniden araya girdi. Caner’in omzuna elini sertçe koyup onu hafifçe geriye doğru itti. "Caner, abin seni çağırıyor arkada, hadi koçum bir bak oraya," dedi. Sesi o kadar buz gibi ve emir kipiyle doluyudu ki, Caner neye uğradığını şaşırıp "Tamam abi," diyerek geri adım atmak zorunda kaldı.
Caner’i sepetledikten sonra Yılmaz hızla bana döndü. Aramızda sadece birkaç santim vardı. Az önceki o soğuk, "büyümüşsün sen" diyen mesafeli adam gitmiş; yerine gözlerinde kıskançlık yangınları sönen, nefes nefese bir Yılmaz gelmişti. Halay müziği arkada son sürat devam ederken, o hiç düşünmeden elimdeki pullu mendilin diğer ucundan tuttu. Gözlerimin tam içine, hesap sorar gibi ama bir o kadar da teslim olmuş bir bakışla baktı. "Çok fazla göz önündesin Aymira," diye fısıldadı, sesi pürüzlüydü. "Ve bu benim hiç hoşuma gitmiyor."
Yılmaz’ın elindeki mendilin ucunu sıkıca kavramasıyla kalbimin ritmi adeta halay müziğini bile bastırdı. "Çok fazla göz önündesin" de ne demekti? Hem beni orada öylece bırakıp gidiyor hem de gelip başkalarından kıskanıyordu. İçimdeki o kırgınlık birden yerini tatlı bir asiliğe bıraktı. Mendili kendime doğru hafifçe çekip gözlerimi gözlerinden ayırmadan meydan okurcasına baktım. "Sana ne Yılmaz?" dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "İstediğim yerde dururum, istediğim gibi de oynarım. Hem sen abimin yanına gitmiyor muydun?"
Yılmaz, verdiğim cevapla birlikte beklemediği bir darbe almış gibi duraksadı. Çene kası iyice gerildi. Elimdeki mendili bırakmak bir yana, aradaki mesafeyi daha da kapattı. Tam o sırada solumdan Fatma’nın "Kızım yürüsenize, halay sıkıştı!" diye arkadan bizi iteklemesiyle, Yılmaz’la adımlarımızı uydurmak zorunda kaldık. Şimdi halayın başında Yılmaz ve ben yan yanaydık. O ağır, sert adımlarla yere basıyor; bense zümrüt yeşili elbisemin eteklerini uçurarak ona ayak uyduruyordum.
"Bana bak Aymira," diye fısıldadı Yılmaz, sesinde ilk defa abimin arkadaşı olmanın verdiği o sahte otorite yerine, tamamen savunmasız kalmış bir erkeğin öfkesi vardı. "Benimle oyun oynama. Caner’e öyle gülümseyerek bakamazsın. Kimseye öyle bakamazsın."
"Nedenmiş o?" dedim, halay adımları arasında ona doğru dönüp hafifçe gülerken. "Sen bana arkasını dönüp giden sıradan bir mahallelimsin sonuçta. Kiminle konuşacağıma karışamazsın."
Yılmaz bu sözüm üzerine aniden durdu. Halay zinciri bizim durmamızla birlikte arkada koptu ama ikimizin de umurunda değildi. Herkesin neşeli çığlıkları ve davul sesi arasında Yılmaz elindeki mendili bırakıp, kimsenin fark edemeyeceği bir hızla bileğimi kavradı. Canımı yakmıyordu ama bırakmaya da hiç niyeti yoktu. Bizi izleyen gözlerden uzaklaşmak ister gibi beni hafifçe pistin kenarındaki ağaç gölgelerine doğru çekti. Gözlerinde öyle bir kararlılık vardı ki, o an dünyada sadece ikimiz kalmışız gibi hissettim.
"Sıradan bir mahalleli, öyle mi? Sırf Mert’in kardeşisin diye, sırf sana olan bakışlarımı kendime bile itiraf edemiyorum diye günlerdir uykusuz gezdiğimi biliyor musun sen? Ama yok... Sen git o züppelere gülümse ancak!"
Duyduklarımla başımdan aşağı kaynar sular dökülvü sanki. Yılmaz... Beni mi düşünüyordu? Günlerdir o yüzden mi benden kaçıyordu? Ben şok içinde Yılmaz’ın gözlerine bakarken, arkadan Fatma’nın topuklu ayakkabılarının sesi duyuldu. Fatma, abimin o tarafa doğru baktığını fark etmiş olacak ki hızla aramıza dalan "Hey, hey! Sakin olun şampiyonlar!" diyerek Yılmaz’ın elimi tutan koluna hafifçe vurdu. "Yılmaz, Mert bu tarafa bakıyor. Eğer Aymira’yı böyle sıkıştırdığını görürse düğün magazinine malzeme çıkacak, ayrılın bakayım!"
Yılmaz, abimin adını duyunca derin bir nefes alıp elimi yavaşça bıraktı. Ama gözlerini hala benden çekmemişti. Arkasını dönüp gitmeden önce, eğilip sadece benim duyabileceğim bir fısıltıyla son noktasını koydu: "Bu düğün bitecek Aymira. Ve biz seninle, o abin duymadan önce, yarım kalan hesabımızı kapatacağız. Bir yere kaybolma."
Evettttttt bu bölümde burda bittiiiiii yorumlarınızı heyecanla bekliyorum hepinizi çok seviyorum canım okurlarımmmmm

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

40okunma 15beğeni 11yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…