Bölümler 4Şu an: 1.Bölüm
- 1 1.Bölüm1.098 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2. Bölüm1.533 kelime
- 3 3.Bölüm1.924 kelime
- 4 4.Bölüm781 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Evettttttttt sevgili okurlarımmmmm yeni bir kurguylaaa sizlerleyimmmmmm
İstanbul’un göbeğinde zamana direnen son kalelerden biriydi Vişne Dalları Sokağı. İki katlı, cumbalı ahşap evlerin pencerelerinden sarkan sakız sardunyaları ve mor asmalar, sanki birbirlerine gizli bir şeyler fısıldar gibi sokağa doğru eğik dururdu. Yazın bu en sıcak günlerinde, sokağın iki yanını süsleyen asırlık vişne ağaçlarının dalları meyveden ağırlaşır, kan kırmızı vişneler adeta arnavut kaldırımlarına teğet geçerdi. Akşam serinliği çöktüğünde havada hep taze pişmiş ekmek kokusuyla karışık, o mayhoş ve tatlı vişne aroması dolanırdı.
Bizim buralarda yaz, herkes için neşe, balkondan balkona uzatılan kahveler ve sokak aralarında koşturan çocukların sesleri demekti. Ama benim için bu yaz; çocukluğumdan beri kalbimin en derin köşesinde sakladığım, abimin ise gölgesi gibi yanından ayırmadığı o adamın mahalleye kesin dönüş yaptığı yazdı.
Yılmaz mahalleye geri dönmüştü. Beş yıl geçmişti. Dile kolay, tam beş yıl... Ama çocukluğumu emanet ettiğim o adam gibi değil; buzdan bir duvar gibi dönmüştü.
Güneş batıp sokağın loş lambaları yandığında, açık pencerelerden gelen televizyon sesleri ve kahvehaneden yükselen okey taşlarının tıkırtısı sokağı doldurmuştu. Evin bahçesindeki yaşlı vişne ağacının altında durmuş, elimdeki boş cam kaseyle öylece dallara bakıyordum. Aslında amacım vişne toplamak değildi; içeride abimle oturan Yılmaz’ın o mesafeli, yüzüme bile bakmayan tavrından kaçmaktı. Geldiğinden beri bana sadece resmi bir yabancıymışım gibi "Merhaba Aymira," demiş, ardından başını çevirmişti. Oysa ben beş yıldır onun bu mahalleye, bana döneceği günün hayaliyle yaşamıştım.
"Dalı kıracaksın."
Arkamdan gelen o buz gibi, sert sesle irkilerek parmaklarımı daldan çektim. Hızla arkama döndüğümde, Yılmaz’ın ağacın gölgesinde, kollarını göğsünde kavuşturmuş bir halde bana baktığını gördüm. Üzerindeki siyah tişörtü ve çatık kaşlarıyla, bu sıcak yaz gecesine tamamen tezat bir soğukluk yayıyordu etrafına.
"Kırmıyordum," dedim sesimin titremesini gizlemeye çalışarak kaseyi göğsüme bastırırken. "Sadece... hangisini koparsam diye bakıyordum."
Yılmaz ağır adımlarla bana doğru yürüdü. Tam karşımda durduğunda, aramızdaki o devasa boy farkı yüzünden başımı kaldırmak zorunda kaldım. Gözlerindeki o eski, beni gördüğünde içi gülen adam gitmiş; yerine duygularını tamamen kilitlemiş bir yabancı gelmişti.
Gözlerini benden kaçırıp başını yukarı, yaprakların arasından süzülen dolunaya ve vişne dallarına doğru kaldırdı.
"Biliyor musun," dedi, sesi o kadar mesafeliydi ki canımı acıttı. "Bu mahalleye neden Vişne Dalları Sokağı dendiğini herkes yanlış biliyor. Herkes buradaki ağaçların çokluğundan sanıyor."
Bakışlarımı onun keskin çene hatlarında gezdirmemek için kendimi zorlayarak, "Sen doğrusunu biliyor musun yani?" diye sordum.
Hafifçe alaycı, ama içi hüzün dolu bir nefes verdi. "Eski mahalleliler anlatırdı ben çocukken. Bu sokaktaki vişne ağaçları, aşkı için yanıp tutuşan ama kavuşamayan bir kadının döktüğü gözyaşlarından filizlenmiş. Vişnelerin o kan kırmızı rengi, kadının kalbindeki o dinmeyen sızıymış. İnsanlar buraya neşe içinde taşınır ama bilmezler ki bu sokağın toprağında imkansız bir aşkın ahı var."
Söylediği her kelime, sanki doğrudan bana yazılmış bir uyarı gibiydi. Uzak dur diyordu. Bize bakma.
Gözlerini aniden dallardan indirip doğrudan gözlerimin içine dikti. O an, gece ne kadar karanlık olursa olsun, gözlerimdeki o çocukça, karşılıksız sevdayı okuduğunu anladım. Bir adım geri çekildi. Araya bilerek, isteyerek o aşılmaz mesafeyi koydu.
"Yani demem o ki Aymira..." dedi, sesi fısıltıya dönüşürken. "Sen ne kadar parıldarsan parla... Bu sokağın kaderi karanlıktır. Boşuna etrafı aydınlatmaya çalışma... Ay ışığı."
Yıllar önce gitmeden hemen önceki gece bana gizlice söylediği o lakap, bu kez beni sevdiği için değil; aramıza aşılmaz bir sınır çizmek, beni kendinden uzaklaştırmak için dudaklarından dökülmüştü. Sen benim için sadece arkadaşımın küçük kardeşisin ve öyle kalacaksın der gibiydi.
Cevap vermeme fırsat tanımadan arkasını döndü ve cebine koyduğu elleriyle, ağır adımlarla eve doğru yürüdü. Ben ise elimde boş kaseyle, o imkansız aşkların filizlendiği vişne ağacının altında, arkasından bakakaldım.
Kurduğu o cümleler göğsüme oturmuştu. Gözlerim dolsa da derin bir nefes alıp o gözyaşlarını geri ittim. Ben ağlayarak vazgeçecek kız değildim; beş yıl beklemiştim, birkaç soğuk kelimeyle pes etmeyecektim.
Kaseyi vişneyle doldurmayı tamamen unutup boş ellerle eve girdim. Salona adım attığımda abimin neşeli sesi yükseldi:
"Oğlum Yılmaz, sosisliyi özlemişsindir diye yengeme özel yaptırdım, gömül hadi!"
Yılmaz tekli koltuğa oturmuş, abimin heyecanla anlattığı maç pozisyonunu dinliyormuş gibi kafasını sallıyordu ama bakışları donuktu. Ben içeri girince gözleri bir anlığına elimdeki boş kaseyle karşılaştı, ardından hiçbir şey olmamış gibi hızla kafasını televizyona çevirdi.
"Aymira! Hani kızım vişneler?" dedi abim arkasına yaslanarak. "Misafir geldi, eli boş mu oturacağız?"
"Şey... abi," dedim kem küm ederek. "Aşağıdaki dallarda pek olgunlaşmış vişne kalmamış. Yarın merdivenle üst dallara bakarım diye toplamadım."
Yılmaz’ın dudak kenarının alayla hafifçe kıvrıldığını gördüm. Benim onun yüzünden toplayamadığımı bal gibi biliyordu.
"Aman iyi, tamam," dedi abim elini sallayarak. Sonra aniden Yılmaz’ın omzuna vurdu. "Yalnız var ya Yılmaz, iyi ki geldin be kardeşim. Mahalle sensiz çok sessizdi. Hem bu yaz bizim dükkanın işleri de yoğun, bana acayip yardımın dokunacak."
Yılmaz sakin bir sesle, "Eksik olma kanka," dedi. Sesindeki o resmiyet, abime karşı bile hafif bir mesafe barındırıyordu. "Elimden geldiğince buralardayım artık."
"Buralardasın tabii, kaçış yok!" Abim ayağa kalkıp mutfağa doğru yöneldi. "Ben şu içecekleri tazeleyeyim, siz oturun."
Abimin salondan çıkmasıyla içerideki hava bir anda buz kesti. Koca salonda sadece televizyonun sesi yankılanıyordu. Ayakta öylece kalakalmıştım. Gitmekle kalmak arasında sıkışmışken, Yılmaz oturduğu yerde hafifçe dikleşti. Gözlerini televizyondan ayırmadan, sadece benim duyabileceğim düşük bir ses tonuyla konuştu.
"Yalan söylemeyi hâlâ beceremiyorsun."
"Anlamadım?" dedim, cesaretimi toplayıp ona doğru bir adım atarak.
Başını yavaşça bana doğru çevirdi. O simsiyah gözleri yine o aşılmaz duvarla kaplıydı. "Aşağıdaki dallar vişne kaynıyor Aymira. Korkup kaçtığını abine söyleyebilirdin, yalan söylemene gerek yoktu."
Kalbimin kırıklığı aniden yerini ani bir öfkeye bıraktı. O koltuğun kenarına tutunup üzerine doğru eğildim. "Ben kimseden korkup kaçmadım Yılmaz. Sadece... beş yıl sonra karşıma çıkıp bana bir yabancıymışım gibi davranan birinin yanında durmak istemedim."
Yılmaz’ın gözlerinde anlık bir şimşek çaktı. Söylediğim şey duvarında küçük bir çatlak açmış gibiydi. Oturduğu yerden yavaşça ayağa kalktı. Boy farkımız yüzünden yine beni kendi gölgesinde bıraktı ama bu sefer geri adım atmadım.
"Sana nasıl davranmamı bekliyordun?" diye sordu, sesi tehlikeli bir şekilde kısılarak. "Beş yıl önceki o çocuk gibi sarılmamı mı? Ben değiştim Aymira. Bu mahalle de değişti. Bunu o küçük kafana soksan iyi edersin."
"Sen değişmemişsin," dedim inatla, gözlerinin en derinine bakarak. "Sen sadece arkana saklanacak bir kalkan bulmuşsun. Ama o duvarlar bana sökmez, bunu sen de iyi biliyorun."
Tam o sırada mutfaktan abimin ayak sesleri duyuldu. Yılmaz gözlerini benden ayırmadan derin bir nefes aldı, çenesi kasıldı. Abim elinde bardaklarla içeri girmeden hemen önce, Yılmaz kulağıma doğru eğildi. Sıcak nefesi tenimi ürpertirken fısıldadı:
"Girişkenliğini takdir ettim... Ama ateşle oynuyorsun, ay ışığı. Sonunda yanacak olan sensin."
Yılmaz’ın o mesafeli ama içimi ürperten uyarısıyla odama kaçtığımda kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Pencereden dışarıya, karanlık sokağa bakarken anladım ki; Yılmaz ne kadar soğuk davranırsa davransın, bu yaz o buzları eritmek için her şeyi göze alacaktım. Vişne Dalları Sokağı artık sadece çocukluğumun geçtiği yer değil; ikimizin arasındaki o gizli savaş alanıydı.
Evetttttt bu bölümde böyle bittiiiiii güzel yorumlarınızı heyecanla bekliyorum bu bölüme 30 beğeni 25 yorum geldiği an yeni bölüm gelecekkkkk
Bölüm etkileşimi
