2. bölüm · Vazgeçiş

O da bensiz yapamazdı

Ebrar Güney

Vazgeçiş
Ebrar Güney

O da bensiz yapamazdı
Hikayen hakkında birşeyler yaz için dokun...

21 Şubat 2026

Üç yıl sonra...

Derler ki sevda, kalpte kök salmış özlem dolu bir histir.

Benim sevdam ise bundan üç yıl önce toprağa gömülmüştü.

Her gece yatmadan önce düşündüğüm, rüyalarıma giren, en ufak bir eşyada bile hatırladığım sevgilim… Bora.

Şehit haberini aldığım gün çektiğim acı hâlâ yüreğimdeydi. Derinliğini hiç kaybetmeden duruyordu.

Son iki haftadır rüyalarıma girmemesi bile gözlerimin dolmasına yetiyordu.

Çünkü özlemimi çoğu zaman rüyalarımda giderirdim. Ona sarılır, bazen öperdim.

Bazen de kabuslarıma bana “Başınız sağ olsun.” diyen askerler girerdi.

Ne sesleri ne de yüzleri silinmişti.

O haberi öğrendiğim o lanet günün akşamında yaşadığım panik ataklar ve sinir krizleri yüzünden iki haftamı hastanede geçirmiştim.

Bora’nın sesini, yüzünü unuturum diye geçirdiğim nöbetlerin haddi hesabı yoktu. Ama o askerleri hiç unutmamıştım… unutamamıştım.

Masaya bırakılan kahveyle düşüncelerimden sıyrılıp karşımdaki sandalyeye oturan anneme baktım.

Üç yıl önce annemin yanına taşınmıştım. Normalde tek yaşardım. Bora’yla evlerimiz çok yakın olduğu için bazen o bana gelirdi, bazen ben ona giderdim.

Ama o günden sonra onunla tanıştığım ve birlikte anılar biriktirdiğimiz şehir bana sadece acı vermeye başlamıştı. Bu yüzden annemin yanına taşınmıştım.

Babam ise…

Daha doğrusu ben daha doğmadan giden, adını bile bilmediğim; hayatımda sadece “baba” lakabıyla var olan bir adamdı.

Onsuz büyümüştüm.

Tekrar anneme baktığımda gözlerinden geçen derin acıma duygusu tamamen bana yönelmişti.

Kabuslar yüzünden tam olarak uyuyamamıştım. Bu yüzden gözlerimin çevresi kırmızılıklarla dolmuştu.

Eskisine nazaran çok kısa bıraktığım kumral saçlarım, taramadığım için darmadağınıktı.

Yerimden rahatsızca kımıldandım.

“O şekilde bakmayı ne zaman bırakacaksın?”

Sözlerim sertti ama altında bir kırılganlık vardı.

Başımı çevirip masadaki kahveme baktım. Elim titriyordu. İçime bir ağırlık oturdu.

“Bırakmam mümkün değil…” diye fısıldadı annem ama sesi kendi kulaklarına bile inandırıcı gelmedi.

Derin bir nefes aldı, gözlerini tekrar bana dikti.

“Biliyorum… biliyorum zor,” dedi sonunda. Sesi kırılgandı ama yine de güçlü durmaya çalışıyordu.

Bir an sessizlik çöktü.

Sadece mutfaktaki duvar saatinin tiktakları ve uzaklardan gelen trafik sesleri vardı.

O an fark ettim ki acılarımız farklıydı belki ama ikimiz de aynı kaybın gölgesindeydik.

Ve annem… onun bakışlarında kendimi gördüm.

Hem yorgun, hem kırgın, hem de hâlâ sevgiyle bağlı.

Küçük bir hıçkırık tuttu boğazımı.

Yerimden kalkıp pencereye yürüdüm.

Karla kaplı sokak bana biraz olsun nefes aldırdı ama içimdeki boşluk hâlâ duruyordu.

“Burçin… kızım, güzel yavrum benim. Yetmedi mi kendine çektirdiğin? Yirmi altı yaşına geldin. Önüne bak artık. He annem, ölenle ölünmez…”

Sesi beni yatıştırmak ister gibiydi ama altındaki ağır manipülasyon kendini ele veriyordu.

İçimde biriken öfke ve acı boğazıma kadar yükseldi.

“Anne, ne önüne bakmasından bahsediyorsun?” dedim, sesim titriyordu.

“Ben bu kadar severken, bu kadar acı çekerken nasıl eski hayatıma döneyim? İki haftadır hep bunu diyorsun ama yetti.”

Bir an durdum. Gözlerim dolmuştu ama bakışlarımı kaçırmadım.

“Hem yirmi altı yaşında olsam ne olacak? O yirmi yedisinde kaldı.”

Derin bir nefes aldım.

“Ve düzeltmekten bıktığım ama sizin anlamamaktan bıkmadığınız şeyi tekrar söylüyorum… O ölmedi. Şehit düştü.”

Sesim artık daha yüksekti.

“Vatanı uğruna, onurlu bir şekilde şehit düştü! Yeter ya… anlayın artık. Ben onsuz yapamam.”

Boğazım düğümlendi.

“O da bensiz yapamazdı…”

Mutfakta ağır bir sessizlik oluştu.

Annem bir şey söylemedi. Sadece bana baktı.

Ama bu sefer o bakışta acımadan çok… çaresizlik vardı.

Ellerim titremeyi bırakmıyordu. Annem sanki panik atağımın yaklaştığını hissetmiş gibi yerinden kalkıp yanıma geldi.

“Tamam kızım, tamam. Derin nefesler al anneciğim.”

Elleri şefkatle saçlarımdan geçerken daha fazla ayakta duramayacağımı anladım. Annemin yardımıyla sandalyeye oturdum.

“Dört saniye nefes al… beş saniye ver.”

Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum.

Ama nefesim düzene girdikçe annemin saçımı okşaması hem iyi gelmiş hem de uykumu getirmişti.

Son kez derin bir nefes alıp anneme döndüm.

“Bir daha konuşulmayacak üzere bu konuyu kapatalım.”

Sesim artık sakindi.

Annem hızla başını sallayıp ne ara doldurduğunu bilmediğim suyu bana uzattı.

Titremesi azalmış ellerimle suyu aldım. İçmeden önce aklıma düşen soruyla anneme döndüm.

“Anne… Bora’nın mezarını suluyorlardır değil mi?”

“Tabii ki kızım. Selma teyzeni bilmez misin sen? İçin rahat etmeyecekse ara sor.”

“Ben arayayım ya…”

Şu an 21 Şubat'tı. 14 Mart’a az kalmıştı.

Özel günlerde ya da Bora’yı çok özlediğimde hep giderdim.

Malatya’da doğduğu için Malatya Şehitliği’ne gömülmüştü canımın içi.

Suyumu içmeden masaya bırakıp mutfaktan çıktım.

Bora’yla çekildiğimiz fotoğraflarla dolu olan odama girip yatağımın üzerindeki telefonu aldım.

“2. Annem” yazısına basıp telefonu kulağıma götürdüm.

Başım biraz döndüğü için camın önündeki tek kişilik koltuğa oturdum.

Telefon ilk çalışta açıldı.

“Kızım nasılsın?” dedi Selma teyze.

Kötüydüm. Hem de çok. Ama yalan söylemek istemediğim için nötr bir cevap verdim.

“Çok şükür teyzem. Sen nasılsın?”

“Şükür kızım… iyi olmaya çalışıyoruz.”

O haberden sonra benimle birlikte yıkılan, benimle birlikte ağlayan… belki de benden daha fazla acı çeken kişiydi Selma teyze.

“Selma teyze…” titrek sesim onu panikletmişti.

“Kızım ne oldu? İyi misin? Sesin niye böyle?”

“Yok yok ben iyiyim de Selma teyze… sorumu yanlış anlama ama Bora’nın mezarı sulanıyor mu?”

Gözümden güçsüzce düşen bir damla yaş konuşmamı zorlaştırmıştı.

Selma teyze telefonda derin, acı dolu bir nefes aldı.

“Kızım zaten gelince görürsün ama merak etme sen. Her gün ya ben ya da Yağız gidip gerekenleri yapıyoruz.”

Yağız Bora’nın kardeşiydi.

Olanlardan sonra birbirimize çok destek olmuştuk. Çünkü birbirimizden başka sığınabileceğimiz kimse yok gibiydi.

Ama en ağırını Mehmet amca yaşamıştı.

Haber onlara ulaştıktan üç gün sonra taziyede kalp krizi geçirmişti. Doktor olduğum için ilk müdahaleyi orada ben yapmıştım.

Ama o müdahale sadece ölmesini engellemişti.

Kalp krizi sonrasında oluşan hasar yüzünden belden aşağı felci değil.

Mehmet amca artık oğlunun mezarına kendi ayaklarıyla gidemiyordu.

Bir haftada iki acı haber hepimizi paramparça etmişti.

Selma teyze ise o günden sonra eskisi gibi olamamıştı. Tansiyonu haftada iki üç kez fırlıyor, çoğu zaman hastaneye kaldırılıyordu. Orada olduğum zamanlar Yağız ve ben sırayla yanında kalıyorduk.

Telefonun diğer ucunda sesini toparlamaya çalıştığını hissedebiliyordum.

Ben de çok farklı değildim aslında.

İlk başlarda geceleri uyuyamıyor, nefes alamıyormuş gibi uyanıyordum. Panik ataklarım o kadar şiddetliydi ki iki haftamı hastanede geçirmiştim.

Sonrasında psikologlar, terapiler ve ilaçlar girdi hayatıma.

Şimdi ayakta durabiliyorsam… bu biraz onların sayesindeydi.

Antidepresanlar olmasa muhtemelen hâlâ o günün içinde sıkışıp kalmış olurdum.

Ama yine de bazı geceler… Bora’nın sesini unutmaktan korkarak uyanıyordum.

Telefondaki sessizlik birkaç saniye sürdü.

Selma teyzenin nefes alışını duyabiliyordum. Sanki söylemek istediği çok şey vardı ama kelimeler boğazında düğümlenmişti.

“Gel kızım…” dedi sonunda yumuşak bir sesle.

“Uzun zamandır gelmedin zaten."

Başımı koltuğun arkasına yasladım. Tavana baktım.

“Biliyorum teyzem.” Sesim yorgundu. "Her gelişimde sanki yeniden yaşıyorum her şeyi.”

Selma teyze sessizce iç çekti. Elim sevgilime çok yakışan, asla boynumdan çıkarmadığım künyeye gitti.

“Biz de yaşıyoruz kızım… her gün.”

Boğazım düğümlendi ama konuşmaya devam ettim.

“Yağız nasıl?”

Karşı tarafta hafif bir duraksama oldu.

“İyi diyelim, iyi olsun.” dedi Selma teyze.

“Çok belli etmiyor ama… Bora’dan sonra içine kapandı. Eskisi gibi değil.”

Gözlerimi kapattım.

Yağız’ın o gün taziyede duvara yaslanıp hiç konuşmadan ağladığı an geldi aklıma.

“Zaten hiçbirimiz eskisi gibi değiliz…” diye fısıldadım.

Selma teyze bu sefer cevap vermedi.

Telefonun diğer ucunda sanki bir sandalyenin gıcırtısı duyuldu.

“Kızım…” dedi sonra.

“Efendim teyzem?”

“Sen kendine bakıyor musun?”

Soru basitti ama içimde bir yere dokundu.

Omuzlarımı silktim, sanki beni görebilecekmiş gibi.

“Bakıyorum işte.”

“Yalan söyleme Burçin.” dedi bu sefer daha yumuşak ama kararlı bir sesle.

“Sesinden anlıyorum.”

Bir şey diyemedim.

Selma teyze devam etti.

“Bora seni böyle görmek istemezdi.”

Bu cümleyi çok kişi söylemişti bana.

Ama Selma teyze söylediğinde… nedense daha ağır geliyordu.

Çünkü Bora’nın annesiydi.

Parmaklarım telefona biraz daha sıkı sarıldı.

“Biliyorum…” dedim sessizce.

“Biliyorum ama insan bildiği şeyi her zaman yapamıyor teyzem.”

Pencerenin dışına baktım.

Kar hâlâ ağır ağır yağıyordu.

“Bazen…” dedim duraksayarak,

“bazen sanki kapıdan girecekmiş gibi geliyor.”

Selma teyze telefonda hiç konuşmadı.

Sadece dinledi.

“Bazen biri kapıyı çalsa kalbim hızlanıyor.” diye devam ettim.

“Bir anlığına… Bora gelmiş gibi hissediyorum.”

Boğazım yeniden düğümlendi.

“Sonra aklıma geliyor.” dedim kısık bir sesle.

“Öyle bir ihtimal yok.”

Telefonun diğer ucundan titrek bir nefes geldi.

Selma teyze ağlamamaya çalışıyordu.

“Ben de bazen odasının kapısını açıyorum kızım…” dedi yavaşça.

“Belki gelmiştir diye.”

Gözlerimi kapattım.

İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.

Sonra Selma teyze hafifçe sesini toparladı.

“Ne zaman geliyorsun Malatya’ya?”

Soru havada asılı kaldı.

Ben de cevabı bilmiyordum.

Ama içimde bir yerde…

sanki gitmem gerektiğini söyleyen bir his vardı.

“Bilmiyorum…” dedim sonunda.

"10 Mart gibi gelirim.”

Selma teyze yumuşak bir sesle,

“Gel kızım.” dedi.

“Bora’nın mezarı seni bekler gibi oluyor bazen.”

Kalbim o cümlede bir an durur gibi oldu.

Başımı pencereye yasladım.

Kar taneleri camın üzerinde eriyordu.

“Gelirim teyzem.” dedim kısık bir sesle.

"Kizim ben seni daha sonra arayayım

olur mu?"

“Tamam teyze, görüşürüz.”

Telefonu tam kapatacaktım ki Selma teyzenin sesi yeniden kulaklarımda yankılandı.

“Ha Burçin… Unutmadan söyleyeyim. Sen benim doğurmadığım kızımsın. Hep yanındayım.”

Selma teyze hep böyleydi. Anneden bile daha fazla…

Hatta Bora, bizim bu kadar iyi anlaşmamızı her gördüğünde hayranlıkla izlerdi.

“Biliyorum… teşekkür ederim. İyi ki varsın.”

“Sen de kızım, sen de.”

Telefonu kapattığımda içimdeki düğüm biraz olsun çözülmüş gibiydi. Derin bir nefes aldım.

Kar şiddetini artırmıştı.

Yoldan geçen şemsiyeli insanlar adımlarını hızlandırmıştı.

Başımı biraz kaldırdım.

Griye dönen gökyüzüne baktım.

Çok değer verdiğim kişinin beni izlediğini biliyordum.

İzliyordur, değil mi?

İzlersin, değil mi sevgilim?

Seni seviyorum Bora…

Sana aşığım Bora…

Kavuşacağımız günü bekliyorum Bora…

Adını her gün yüz kere, bin kere

söylemek istiyordum.

Sanki adı silinmesin diye.

Tam o sırada telefonumdan peş peşe iki bildirim sesi geldi.

Kimin yazdığını görmek için telefonu elime aldım. Yüzümü okutup ekranı açtım ve WhatsApp’a girdim. Mesaj, Ece ve Eslem’le kurduğumuz gruptandı.

Acil Servis Dedikoducuları

Ecom:Selamlarr

Eslom:Nabersiniz

Siz:selam,fena değil. Senden

Ecom:kötü🥺😭

Ecom:salak poyraz nöbet yazmış

Siz:vay pislik vay shdhhdhdhd kızım delimisin haftada bir yazıyor şükür de geç.

Ecom:kes sesini kes kes kess

Eslom:Allah yardımcın olsun knk

Ecom:eyvallah kankamm

Ecom:Bu adamın benimle derdi ne😔

Siz: lan yoksaaa

Eslom:ooo havada aşk kokusu varr

Siz:xvvdvshsbsjs

Eslom:sggdhshshd

Ecom:asıl konumuza dönelim. Burçin kankam, tahinin geldi mi?

Eslom:ay evet meraktan öldüm be ya

Siz:benim tamamen aklımdan çıkmış. Bekleyin, hemen geliyorum.

Telefonu kapatıp bilgisayarın başına geçtim.

Gerekli bilgileri sisteme girdim ve ekranın yenilenmesini bekledim.

O sırada elim çoktan boynumdaki künyeye gitmişti.

Başımı kaldırıp derin bir nefes aldım.

Bilgisayar ekranına tekrar baktığımda yazan yer birkaç saniye donup kalmama neden oldu.

Bir yer çıkmıştı.

Çok güzel bir yerdi…

Ama bana Bora’yı fazlasıyla hatırlatacaktı.

Unutmam mümkünmüş gibi

39. Mekanize Piyade Tugayı (İskenderun)

💔💔💔💔💔💔💔💔🥺💔💔💔💔💔💔💔

Selammmmm

Bölüm nasıldı? Günlerden pazartesi ve ben dayanamadım bölümü bitirdim. Acaba atsam mı? atmasam mı?

Galiba atacağım🥳

Ben hep psikolog olup karargahta çalışmak istemişimdir. Askerlere zafimm var. (Ciddili)

Okunma sayısı oy verenlerden yüksek olunca moralim bozuluyor😔

Kitap yazmaya başladığımdan beri okuduğum tüm kitaplara oy vermeye başladım sggsbsbsbssjsj

Ece ve Eslem hakkında ne düşünüyorsunuz?

Duygu aktarımı nasıl?

Sahneyi yaşadığınız bi an oldu mu?

Burçin'nin annesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Poyraz ve Ece hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kendinize iyi bakın sağlıcakla kalın.