19. bölüm · Vazgeçiş
Bizim sonumuz kötü
Selamlarrrr,
Oy sınırı:90
Yorum sınırı:40
LÜTFEN YILDIZLARA BASALIMM
KEYİFLİ OKUMALAR DİLERİM 💞
Şebnem Farah-Gözlerimin etrafındaki çizgiler
Aşkın Nur Yengi-Susma
Mektubun üzerindeki mürekkebin sararmış kâğıtta yayılışını izlerken zihnim bütünüyle sessizliğe gömülmüştü.
8 Eylül 2022... Üç yıl boyunca kendi içimde sessizce çürümüştüm. Mektup ve içinden çıkan o gümüş yüzük yatağın üzerine öylece düşerken, içimde büyüyen o devasa boşluk beni tamamen ele geçirmişti.
Yavaşça dolaba yürüdüm. Adımlarım mekanik, hislerim uyuşmuştu. Üzerimdeki kıyafetleri çıkarıp bol bir eşofman ve eski bir kazak geçirdim üstüme. Yatağın kenarına ilişip gözlerimi tavanın tam ortasındaki çatlağa diktim.
Zaman akmıyordu. Dünya dönmüyordu. Ben sadece o çatlağı izliyor, zihnimin odalarındaki kepenkleri birer birer kapatıyordum. Donmuştum; ruhum bir buz kütlesinin içinde hapsolmuş gibiydi.
Hava sabaha karşı o tekinsiz lacivertliğe bürünürken, sessizlik birden bozuldu.
Güm... Güm... Güm...
Dış kapı vuruluyordu. Kaşlarımı hafifçe çattım. Donuk bakışlarım tavandan kapıya doğru kaydı.
Allah Allah... Kim bu saatte? diye geçirdim içimden. Sabaha karşı saat dört ya da beş olmalıydı. Aklıma tek bir ihtimal bile gelmiyordu. Vücudumu kaplayan o ağır uyuşuklukla yerimden kalktım. Ayaklarımı sürüyerek koridora çıktım. Kilidi çevirip kapıyı yavaşça araladım.
Karşımda onu gördüm.
Bora.
Üzerinde kamuflajı, saçları darmadağın, gözlerinde ise yaklaşan bir görevin ve kendi içindeki yangının o kapkaranlık izi... Şafak vakti yola çıkmadan önce, son kez yüzümü görmek için gelmişti.
Ve o an... Bütün o donukluğum, zihnimdeki o kaskatı buz kütlesi birden infilak etti.
Birkaç saniye önce hiçbir şey hissetmeyen bedenim, onu karşımda gördüğüm an üç yılın bütün ağırlığıyla ezildi.
Göğsüme sanki tonlarca ağırlıkta bir kaya oturmuş gibi nefesim tıkandı. İçimdeki o kapalı kapılar ardına kadar açıldı; yalnızlık, çaresizlik, terkedilmişlik ve kabuk bağlamamış bütün yaralarım tek bir salisede dışarı fışkırdı.
Boğazımdan yırtıcı, acı dolu bir hıçkırık koptu. Omurgam bu anın şiddetini taşıyamadı, dizlerimin bağı çözülürken duvara tutunmaya çalıştım.
"Burçin!"
Bora’nın sesi panikle kısıldı. İçeri bir adım atıp kapıyı arkasından hızlıca kapattı. Kızarmış gözleri, yüzümdeki ifadeyi ve koridorun ortasındaki bu çöküşü görünce ne yapacağını şaşırdı.
"Sana dokunabilir miyim? Yapma... Kurban olayım ağlama," diye fısıldadı sesi titreyerek.
"Biz... Biz böyle olmayabilirdik!" diye bağırdım.
Sesi kendi evimde yabancı bir haykırış gibi çınladı. Hıçkırıklarım nefesimi kesiyor, ciğerlerimi yakıyordu.
"Biz bu halde olmak zorunda değildik Bora! Sen beni aptal bir tehdit yüzünden üç yıl boyunca kendini ölü göstererek bıraktın! Sen... Sen ne kadar iğrenç bir adam olduğunun farkında mısın?!Şimdi başlarsın seni korumak için yaptımlara . Sen beni yaşatırken öldürdün!"
Gözyaşları görüşümü tamamen kapatmıştı. İçimdeki öfke ve acı birbirine karışmış bir kasırgaya dönüştü.
"Sen ne kadar değiştin?" diye haykırdım göğsüne doğru bir adım atarak. "Benim sevdiğim, güvendiğim adam nerede? Sen bir hiçsin... Neden karşıma çıktın ki? Ah salak kafam nasıl o günler peşimde dolanmana izin verdim?Nasıl?"
Kontrolümü tamamen kaybetmiştim. Zihnimdeki panik dalgası büyüdükçe nefes alamıyor, soluklarım kesik kesik bir hırıltıya dönüşüyordu.
Parmaklarım kontrolsüzce kendi saçlarıma gitti. Acıyı fiziksel bir şeyle bastırmak istercesine saçlarımı geriye doğru hırsla çekmeye, saç diplerimi yakmaya başladım. Sancılı bir sinir krizinin ortasındaydım; vücudum zangır zangır titriyordu.
"Yapma! Yapma güzelim, kendine kıyma!"
Bora bir hamlede yanıma yaklaştı. Ellerimi tutmaya çalıştı ama ben hırsla tepiniyor, kendime zarar vermeye devam ediyordum. Bora gözünden süzülen yaşlarla başımı kendi göğsüne bastırdı. "Bana vur, beni mahvet ama kendine dokunma!" diyerek saçlarıma üst üste, yalvarır gibi küçük öpücükler kondurmaya başladı.
"Seni bu hale kim getirdi?" diye fısıldadı Bora. Sesi paramparçaydı, acıdan kıvranıyordu. "Seni bu hale ben mi getirdim? O güzel gözlerini, o melek gibi ruhunu bu zifiri karanlığa ben mi hapsettim?"
Öfkeyle ve nefessiz kalarak elimdeki mektubu göğsüne doğru fırlatır gibi ittim. "Sen getirdin!" diye haykırdım. "Kaç yıl önce yazdığın o lanet mektup getirdi! Senin o yarım bıraktığın sevdalığın getirdi!"
O sırada avucumun içinde sıkıca tuttuğum o eski yüzüğün sivri ucu, titremelerimin ve hırsımın şiddetiyle tenime battı.
Keskin bir sızıyla elimi geriye çektim. Yüzüğün sivri tırnağı avucumun içini derin bir çizgi halinde kesmişti. Koyu kırmızı kan, parmaklarımın arasından süzülmeye başladı.
Bora elimdeki yüzüğü ve avucumdan akan kanı görünce bir anlığına tamamen donakaldı. Yüzündeki ifade bir heykelinkine dönüştü. O yüzük... Yıllar önce bana takmayı hayal ettiği ama sadece veda mektubunun içine bıraktığı o yüzüktü.
"Burçin..." dedi, sesi adeta bir fısıltıdan ibaretti.
Kısa süren o donukluğun ardından panikle elimi kavradı. Hiç düşünmeden, kanayan avucumu ve parmaklarımı kendi dudaklarına götürdü. Akan kanı silercesine, sızlayan parmak boğumlarımı, kanlı avucumun içini teker teker, derin ve tutkulu öpücüklerle öpmeye başladı. Her bir öpücüğü bir özür, her bir dokunuşu bir merhem gibiydi.
"Özür dilerim... Özür dilerim canımın içi," diye mırıldandı parmaklarımı öperken.
Avcumdaki kan sakallarına ve dudağına dağılırken . Elimde ki kanın sebebi olduğunu biliyormuşcasına iki elini alıp yanaklarına vurmaya başladı.
Delirmişcesine kendine vururken korkuyla onu izliyordum. "Keşke... keşke cidden ölseydim. Ulan deliler gibi sevdiğim kadın benden nefret ediyor. Çünkü ben gözümden sakındığım kadının hayatını mahvettim."Sonra bana dönüp" Öleyim ben öleyim ama sen böyle olma ." Sanki öl desem dakikasında kendini öldürecekmiş gibi bakıyordu. "Kurban olduğum söyle bana saniyesinde ölmeyen ne olsun."
O an istemsizce ağzımdan tek bir kelime çıktı;"Korkuyorum. "Derin bir nefes aldım.
"Ya tekrar gidersen? Ben bunu kaldıramam yok olmaz. Olmamalı kaldıramam olmayacak olmayacak yüzden bir daha görüşmeyeceğiz."
Söylediklerimi duymamış gibi beni yavaşça salondaki koltuğa oturttu. Koşarak banyodan ecza çantasını getirdi. Ellerinin titremesine engel olmaya çalışarak tentürdiyotu çıkardı, pamukla avucumdaki o kesiği nazikçe temizledi. Her dokunuşunda canım yanmasın diye yarama üflüyor, bir yandan da sargı bezini avucuma doluyordu.
Pansumanı bitirdikten sonra koltuğun önünde, halının üzerine çöktü.
Sağ elimi iki elinin arasına aldı. Başını eğip alnını ve yüzünü avucumun içine, dizlerimin arasına yasladı. Sakalları bacaklarıma battı. Göğsü şiddetle kalkıp iniyordu.
O koca komutan, o sert asker, dizlerimin dibinde küçücük kalmıştı.
"Köpek gibi pişmanım..." dedi.
Sesi yerle bir olmuş, gururundan ve öfkesinden eser kalmamış bir adamın çaresiz haykırışıydı. Başını elime daha da bastırdı, sıcak gözyaşları pansumanlı avucuma süzüldü.
"Köpek gibi pişmanım Burçin... Seni burada, bu cehennemin içinde tek başına bıraktığım her saniye için köpek gibi pişmanım. Biliyorum, affetmeyeceksin. Biliyorum, bu yara kapanmayacak... Ama yemin ederim, her gün öldüm ben de orada. Affet beni... Kurban olayım affet..."
Kabullenmişlikle konuştum."Bizim sonumuz kötü Bora anla artık."
Avucumun içindeki sıcaklığı, sakallarının batışını ve dizlerimin üzerindeki o ağır pişmanlığı hissederken, şafak söküyor, o tekinsiz lacivertlik yerini soğuk bir aydınlığa bırakıyordu.Aralarındaki o ağır, boğucu sessizlik salona çöktüğünde zaman adeta durmuştu.
Bora hâlâ dizlerimin dibinde, başı pansumanlı elimin üzerinde, nefesi tenimi yakarak bekliyordu.
Avucumdaki sargının altından hafif hafif sızlayan o kesik, ikimizin ortasındaki o devasa yaranın yanında küçücük bir çizikten ibaretti.
Ne kadar süre öylece kaldığımızı bilmiyordum. Şafak, pencerelerden içeriye soğuk, kurşuni bir ışık düşürürken evdeki tek ses ikimizin kesik kesik alıp verdiği nefeslerdi. Bora’nın gözyaşları avucumun içinde çoktan kurumuştu ama dizlerimin üzerindeki o ağır, ezici varlığı bir an bile hafiflememişti.
Derken, Bora’nın kamuflajının göğüs cebinden yükselen o tiz telefon sesi sessizliği bir bıçak gibi kesti.
Bora kımıldamadı. Başını elinden kaldırmak istemiyormuş gibi birkaç saniye daha öylece kaldı. Ancak telefon ısrarla çalmaya devam edince derin, sancılı bir nefes vererek yavaşça geri çekildi. Dizlerinin üzerinde doğrulurken cebinden telefonu çıkardı. Ekrana baktığında çenesi hafifçe kasıldı.
Ekranda yazan ismi görebiliyordum: Kıraç Yüzbaşı.
Bora arayı daha fazla uzatmadan telefonu kulağına götürdü.
"Söyle Kıraç," dedi. Sesi az önceki çaresiz fısıltıdan sıyrılmış, anında o profesyonel, sert askeri tonuna bürünmüştü. Ama gözleri hâlâ bendeydi.Konuşma kısa sürdü; Bora kapattığı telefonu cebine koyarken gözlerindeki o ağır gölge daha da derinleşti. Yaklaşan o kaçınılmaz anın soğukluğu odayı kaplamıştı.
Bora yavaşça ayağa kalktı. Kamuflajının üzerindeki kırışıklıkları düzeltirken bakışlarını yüzümden bir an bile ayırmadı. Ben ise onu ifadesiz bir suratla izliyordum.
"Göreve gidiyorum Burçin," dedi. Sesi kısıktı, içindeki o amansız fırtınayı bastırmaya çalışıyordu. "Tim toplanıyor. Çıkmam lazım."
Ona hiçbir cevap vermedim.
Oturduğum koltukta donuk, ifadesiz bir şekilde durmaya devam ettim. Ne "gitme" dedim, ne de "kendine dikkat et." Ağzımdan tek bir kelime bile çıkmadı. Üç yıl boyunca kurduğum o koruyucu duvarlar, yeniden etrafımı sarmıştı.
Bora bana doğru bir adım attı. Aradaki mesafeyi kapatıp üzerime doğru eğildi. Titreyen kollarını omzuma ve sırtıma dolayarak beni göğsüne doğru çekti. Sımsıkı sarıldı bana. Sanki bu son sarılışıymış, sanki bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi, bütün gücüyle, çaresizce sarıldı.
Ben ise kollarımı kaldırmadım. Bedenimi onun kucağında kaskatı bıraktım. Ellerim yanlarımda sarılmadan, tepkisizce durdu. Ona karşılık vermedim, sarılışına sığınmadım. İçimden geçen tek şey onu kendimden uzaklaştırmaktı ama yapamıyordum. Sanki kollarımda ki tüm derman gitmişti.
Bora benim bu buz gibi duruşumu hissetmesine rağmen beni bırakmadı.
Başını boynumun girintisine gömdü. Sakalları tenimi çizerken, derin ve titrek bir nefes çekti içine. Yıllardır hasret kaldığı o kokuyu, zihnine ve ruhuna kazımak istercesine ciğerlerine doldurdu. Dudakları boynumun hemen üzerindeki sıcak tenime dokundu.
Kulağımın dibinde, sadece ikimizin duyabileceği bir fısıltıyla mırıldandı:
"Allah'a emanet... Gözümün nuru."
Sözleri tenimi yakıp geçerken, başımın üzerine titrek bir öpücük bıraktı. Kollarını yavaşça üzerimden çekti. Arkasını dönüp koridora adımladı. Dış kapının açılıp kapanma sesi evde yankılandı ve geride sadece fırtına öncesi o ağır, tekinsiz sessizlik kaldı.
...
Kızlar şimdiki operasyon sahnesinin başlarında birbirlerine lakaplarıyla seslenecekler. Hangi lakap kimin diye kafanız karışacak tablo aşağıda👇
Avcı Timi
Yüzbaşı Bora Demirkan - Kıyamet
Üsteğmen Mert Akın - Kıvılcım
Teğmen Esin Aybars - Gölge
Kıdemli Astsubay Mirhan Üsülay - İntikam
Astsubay Mina Aydın - Çelik
Uzman Operatör Kılıç Karasu - Bıçak
Özel Görev Uzmanı Emin Gürsoy - Fırtına
...
KARANLIK GECE
Sabahın aydınlığında çıkılan bu yola karanlık hüküm sürüyordu.
Gece, sınırın ötesinde her zamankinden daha sessizdi.
Öyle bir sessizlikti ki...
İnsana huzur vermiyor, aksine yaklaşan fırtınanın habercisi gibi içine işliyordu.
Avcı Timi, karanlığın içinde yan yana duruyordu.
Altı kişi...
Ama dışarıdan bakan biri için sadece altı askerdi.
Onların ne olduğunu bilenler içinse...
Bir aileydi.
Bora Demirkan haritanın başında sessizce duruyordu.
Yüzündeki ifade her zamanki gibiydi.
Soğuk.
Sakin.
Okunamaz.
Ama onu tanıyan herkes bilirdi.
Bora sustuğunda, en çok düşündüğü zamandı.
Mert yanına yaklaşırken elindeki telefonu kapattı.
Bora ona baktı.
"Yine mi?"
Mert hafifçe gülümsedi.
"Son kez."
Bora'nın bakışları telefona kaydı.
Ekranda bir fotoğraf vardı.
Mihriban...
Mert birkaç saniye daha baktı.
Sanki bir fotoğrafa değil de şahesere bakıyordu.
"Bekle beni."diye fısıldadı.
Sonra telefonu cebine koydu.
Mirhan bunu uzaktan izleyip başını salladı.
"Bak sen şu Kıvılcım'a."
Mert kaşını kaldırdı.
"Ne var lan?"
"Operasyona çıkmadan önce romantik sahne yaşıyor."
Mina gözlerini devirdi.
"Mirhan..."
"Ne var Çelik? Adamın motivasyonu var."
Kılıç yanlarından geçerken alaycı bir şekilde konuştu.
"Senin motivasyonun da boş konuşmak."
Mirhan elini kalbine götürdü.
"Bakın, Bıçak yine kalbimi ortadan ikiye ayırdı. "
Mina istemsizce Kılıç'a baktı.
Ama bakışları hemen sertleşti.
Aralarındaki mesafe hâlâ duruyordu.
Birkaç gün önceki tartışma...
Mina'nın ona attığı yumruk...
İkisinin de aklındaydı.
Kılıç bunu fark etti.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Bora hepsine baktı.
Kısa bir an...
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir tebessüm oluştu.
Onlar buydu.
Avcı Timi.
Başkalarının asker dediği...
Onun ailesi.
Tam o sırada Kıraç Yüzbaşı kendi timiyle yanlarına geldi.
"Bütün hazırlıklar tamam."
Bora başını salladı.
"Karanlık Gece başlıyor."
Kıraç, Bora'yı birkaç saniye inceledi.
"Bir şey var sende."
Bora bakışlarını haritadan ayırmadı.
"Her zamanki gibiyim."
Kıraç alayla güldü.
"Siktir git."
Bora cevap vermedi.
Çünkü bazı yükler anlatılmazdı.
Sadece taşınırdı.
Saatler sonra...
Sınırın ötesinde, hedef bölgeye yaklaştıklarında her şey fazlasıyla kolay görünüyordu.
Ve Avcı Timi'nin en sevmediği şey buydu.
Kolaylık.
Çünkü savaşta fazla sessizlik, genellikle bir şeylerin saklandığı anlamına gelirdi.
Bora elini kaldırdı.
Tim durdu.
Mert fısıldadı.
"Bir terslik var."
Bora başını hafifçe salladı.
"Ben de onu düşünüyorum."
Tam o anda telsizden bir ses geldi.
Ama o ses...
Tanıdık değildi.
"Hoş geldiniz Avcı Timi."
Herkes dondu.
Mirhan'ın yüzündeki ifade değişti.
Bora telsize baktı.
"Kim konuşuyor?"
Karşıdaki adam güldü.
"Gerçekten şaşırdınız mı?"
Kısa bir sessizlik oldu.
"İçinizden biri bize her şeyi anlattı."
Mina'nın bakışları sertleşti.
Kılıç etrafı kontrol etti.
Adam devam etti.
"Planlarınız...Rotanız...Nereden geleceğiniz...Hepsini biliyoruz."
Bir anda çevreden hareket sesleri geldi.
Sayısız kişi.
Çevreleri sarılmıştı.
Bir anlığına herkes sustu.
Düşman bunu görünce güldü.
"Anladınız mı?Pusuya düştünüz."
Birkaç saniye...
Kimse cevap vermedi.
Adam daha da emin konuştu.
"Avcı Timi bitti."
Tam o anda...
Bora'nın yüzünde küçük bir ifade değişti.
Gülümsedi.
Mirhan ona baktı.
Sonra dayanamayıp güldü.
Mert de başını eğerek gülümsemeye başladı.
Düşman şaşırdı.
"Ne oluyor?"
Bora telsizi kaldırdı.
Sesi sakindi.
"Bir şey soracağım."
Durdu.
"Biz mi pusuya düştük?"
Sessizlik.
"Gerçekten bunu düşündünüz mü?"
Karşı taraftan cevap gelmedi.
Bora devam etti.
"Ne kadar zamandır bizi izlediğinizi biliyoruz.Verdiğiniz koordinatları biliyoruz.İçinizdeki kişiyi de biliyoruz."
Düşmanın sesi değişti.
"Yalan söylüyorsunuz."
Mirhan kahkaha attı.
"Abi, bu mal hâlâ inanamıyor."
Mert başını salladı.
"En komik kısmı da kendini kazanan sanması. İt duymaz uydurur."
Bora'nın bakışları sertleşti.
"Biz buraya pusuya düşmeye gelmedik."
Kısa bir sessizlik.
"Biz sizi aynı noktada toplamak için geldik."
O anda uzaklardan gelen sesler duyuldu.
Kıraç'ın timi...Facia Timi. Düşmanın şaşkınlığı birkaç saniye sürdü.
Sonra gecenin sessizliğini bozan ilk hareket geldi.
Bora elini kaldırdı.
Avcı Timi aynı anda pozisyon aldı.
Hiçbiri ne yapacağını sormadı.
Çünkü onlar emir bekleyen askerlerden önce birbirini anlayan insanlardı.
Esin gözlerini çevrede gezdiriyordu.
Sessizdi.
Her zamanki gibi...
Ama Avcı Timi'nde herkes bilirdi.
Gölge konuşmuyorsa, bir şey görüyordur.
"Komutanım."
Sesi sakindi.
"Bize saldırmadan önce yer değiştirdiler."
Bora ona baktı.
"Kaç kişi?"
Esin birkaç saniye dinledi.
"Beklediğimizden fazla."
Emin hafifçe gülümsedi.
"Fırtına çıkmadan önce sessizlik olur derler."
Mirhan ona baktı.
"Sen de her şeyi atasözüne bağlamasan olmaz mı?"
Emin omuz silkti.
"Benim de tarzım bu."
Kılıç başını salladı.
"Tarz değil, saçmalık."
Emin güldü.
"Bak Bıçak, hâlâ konuşabiliyorsan moralin yerinde demektir."
Mina istemsizce Kılıç'a baktı.
Kısa bir an...
İkisi de göz göze geldi.
Ama ikisi de hemen bakışlarını kaçırdı.
Aralarındaki kırgınlık hâlâ duruyordu.
Bora bunu fark etti. Herkes onu umursamaz sanarken o her şeyin farkındaydı. Mert ve Kılıç'ın sevgisinden, Mirhan'ın çapkınlıklarından, Emin'in rahatlığından,Mina'nın sertliğinden, Esin'in umursamazlığından... yani kısacası her şeyden haberi vardı.
Ama hiçbir şey söylemedi.
Çünkü bazen bazı konuşmaların zamanı görevden sonraydı.
Şimdi herkesin eve dönmesi gerekiyordu.
"Facia Timi doğu tarafını kapatacak."
Bora'nın sesi telsizde yankılandı.
"Mert, Mirhan. Sağ hattı alın."
"Emredersiniz."
"Esin, Emin. Benimle geliyorsunuz. Mina,Kılıç bizi koruyun."
İkisi de aynı anda başını salladı.
Avcı Timi hareket etti.
Ve o an...
Düşman bir şeyi fark etti.
Onlar karşılarında sadece iyi eğitimli askerler görmüyordu.
Birbirinin açığını kapatan bir düzen görüyordu.
Bir aile görüyordu.
Çünkü Bora Demirkan'ın en büyük gücü silahı değildi.
Yanındaki insanlardı.
Çatışmanın ortasında her şey birkaç saniye içinde değişti.
Bir an önce kontrol altında görünen alan, karmaşaya dönüştü.
"Sol taraf!"
Esin'in uyarısıyla herkes yön değiştirdi.
Emin hiç düşünmeden açıkta kalan noktaya ilerledi.
"Fırtına, geri dön!"
Bora'nın sesi sertti.
Ama Emin çoktan hareket etmişti.
"Birini geride bırakmayız komutanım."
Bora'nın çenesi sıkıldı.
Çünkü bu cümleyi onlara kendisi öğretmişti.
Kimse geride kalmazdı.
Kimse.
Tam o sırada...
Kılıç'ın olduğu taraftan ses geldi.
Mina'nın yüzü bir anda değişti.
"Kılıç!"
İlk kez sesinde o sertlik yoktu.
Sadece korku vardı.
Birkaç saniye içinde bütün tim o noktaya yöneldi.
Kılıç yere çökmüştü.
Ama gözleri hâlâ açıktı.
"Herkes niye bana bakıyor?"
Mirhan sinirle nefes verdi.
"Çünkü hâlâ şaka yapabiliyorsun it herif."
Kılıç hafifçe gülümsedi.
"Demek iyiyim."
Mina yanına geldi.
Gözleri dolmuştu ama bunu belli etmemek için çabalıyordu.
"Sen..."
Sesi titredi.
"Sen gerçekten bazen çok aptalsın."
Kılıç ona baktı.
"Bu bir iltifat mı?"
"Başlatma iltifatına."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Mina daha alçak sesle ekledi.
"Ama gitmene izin vermem."
Kılıç cevap vermedi.
Çünkü bazı cümleler insanın bütün savunmasını indirirdi.
Bora onları izledi.
Sonra telsizi eline aldı.
Sesi değişmişti.
Artık sadece komutan konuşmuyordu.
Ailesini koruyan Bora konuşuyordu.
"Avcı Timi..."
Herkes sustu.
"Kimse geride kalmayacak."
Kısa bir sessizlik.
"Bu bir emir değil."
Bakışları ekibine döndü.
"Bu söz."
Ve herkes anladı.
Kıyamet lakabı boşuna değildi.
Çünkü Bora Demirkan düşman için bir sondu.
Ama kendi insanları için...
Eve dönüş yoluydu.
Plan çoktan kurulmuştu.
Ve o gece...
Karanlık, kimin tarafında olduğunu değiştirdi.
Çünkü bazı ekipler görev için kurulurdu.
Bazılarıysa...
Birbirini eve döndürmek için...
...
Slme cnmlerr uyanma vakti wooow
Aşklarım nabersiniz?
Oy sınırı:90
Yorum sınırı:40
Azalttım çünkü kitabın başından beri oy verenlere haksızlık olsun istemedim. Wattpad üzerinde 145 kişi okudu ve 30-40 oy verildi o yüzden oraya bölüm atılmadı. Lütfen oylarınızı eksik etmeyin
