4. bölüm · Vazgeçiş
Malatya
Şarkı; Sezen Aksu-Hasret
Oy ve yorum yapmayı unutmayın.
💔🥺💔
Telefon sesiyle gözlerimi açtım. Gece odamı toplamak uzun sürdüğü için geç yatmıştım. Gözlerimdeki ağrı zonkluyordu; sanki hiç uyumamış gibiydim.
Yatağımın yanında şarja takılı telefonu elime aldım. Saat tam 08.00'di. Arayan numara kayıtlı değildi. İçime garip bir his çöktü. Daha fazla bekletmeden aramayı yanıtlayıp hoparlöre verdim:
"Alo..."
"Burçin Yalçın'la mı görüşüyorum?"
Telefondan gelen ses sertti ama bir o kadar da kontrollüydü. İstemsizce ciddileştim.
"Evet, benim."
"Burçin Hanım, ben 39. Piyade Tugayı Albayı Cemal Aras. Sizden bir ricam olacak."
Kalbim hafifçe hızlandı. Yatağın içinde doğruldum.
"Tabii, buyurun."
"Sizin buraya geliş tarihiniz 17 Mart olarak gözüküyor. Ancak yaşadığımız bir talihsizlik sonucunda burada görev yapan hemşiremiz sakatlandı. Şu an görevde olan timin dönüşünde yaralı asker gelmesi kuvvetle muhtemel."
Bir an nefesimi tuttum. Söyledikleri ciddiydi.
"Bu yüzden, planlanandan daha erken burada olmanız gerekebilir. Açık konuşmam gerekirse size ihtiyacımız var. Tim 10 Mart'a yakın dönecek. Bu yüzden geliş tarihinizi öne çekmemiz mümkün mü? En kısa sürede buraya gelebilir misiniz?"
Duraksadım, derin bir nefes alıp:
"Tabii ki gelirim."
"Tamamdır, sizin için uygunsa 27 Şubat'ta bekliyorum. Ha, unutmadan neyle geleceksiniz?"
"Olur, 27 Şubat'ta gelirim, büyük ihtimalle uçakla."
Uzun yolu hiç sevmezdim; o yüzden uçak her zaman ilk tercihim olmuştu.
"Bana bilet bilgilerinizi atmanız yeterli. Geleceğiniz gün sizi almak için asker gönderirim. Görüşmek üzere."
Telefon kapandığında duşa girdim. Su üzerime akarken düşünceler üzerime mıhlanmıştı. Ilık suyu kapatıp duşakabinden çıktım.
Bornozumu giymeden aynaya baktım; kollarımdaki kızarıklıklar hâlâ geçmemişti çünkü o zamanlar düzelmesini beklemeden yenilerini eklemiştim.
Gözlerimden sessizce akıp giden yaşlar, en büyük çığlığımdı. Saçlarımın kısalığı beni üşütüyor, kendime acıyarak bakıyordum; ne çok zayıflamıştım. Hep aynalardan kaçmıştım. Belki Bora beni böyle görse, o da benden kaçardı. Annemin sözleri kulaklarımda çınlıyordu; başım ağrıyor ve dönüyordu.
Daha fazla durmayıp bornozumu giyip banyodan çıktım. Rahat bir takım giyip mutfağa geçtim. Annem uyku ilacı aldığı için uyanmazdı, kendime kahvaltı hazırladım. Kahvaltım bittikten sonra bulaşıkları makineye attım ve balkonun yanındaki kilerden lacivert bavulu almak için odamdan çıktım.
Kilerin arkasındaki bavulu hafifçe eğilerek kendime çektim ama gelmiyordu. Tekrar denedim ama milim oynamadı.
Tekerlekte bir sorun mu vardı? Eğilip bakacaktım ki gözüme gümüş bir zincir takıldı. Köşede yerde duran zincir çok tanıdıktı.
Elimi uzatıp aldım. Titreyen elimdeki künye, annemin "öyle bir şey görmedim" dediği ama benim için çok önemli olan künyeydi.
Burçin Yalçın
SİL
BURÇİN DEMİRKAN
∞

Künyeye hasretle bakarken, boynumdaki künyeyi açıp zincirden çıkardığım künyeyi taktım.

Metalin soğukluğu içimi titretirken sol gözümden yaş aktı; sonra diğer gözümde de buna özenir gibi yaşlar belirmeye başladı.
"Kızım," sesiyle gözyaşlarımı aceleyle silip ayağa kalktım. Az önce yerinden bile oynamayan bavulu tek hamlede çektim. Sesimi düz tutmaya çalışarak:
"Anne, Malatya'ya gidiyorum. Göreve erken dönmem gerekiyor. Malatya'ya uğradıktan sonra Hatay'a geçeceğim."
"Peki kızım, yardım etmemi ister misin?"
dedi, odama doğru yürürken.
"Hayır, gerek yok. Hallederim. Saat gece 1'de zaten uçağım var, saat 10 gibi çıkarım."
"Neyle gideceksin? Selma'yla konuştun mu?"
"Uçakla gideceğim, şimdi ararım."
Odama geçip kapıyı kapattım.
Eşyalarımı annem toplamıştı. Üç yıl önce bana künyeyi görmediğini söylemişti. O künye kendi kendine gelemeyeceğine göre annem getirmişti. Peki bana neden söylememişti? Hiçbir fikrim yoktu, ama bulacaktım. Bulmak zorundaydım. Annem ne kadar destek olsa bile manipülasyonu daha ağır basıyordu. Zaman gösterecekti... her şeyi.
Camı açıp soğuk havanın içeri girmesine izin verdim. Kar, ince bir tabaka hâlinde İstanbul'u battaniye gibi sarmıştı. Yatağımı topladıktan sonra üşüdüğüm için camı kapatıp perdeyi çektim.
Telefonu elime alıp Selma Teyze'yi aradım. Biraz geç oldu ama açtı.
"Kızım, iyi misin? Nasılsın?"
"İyiyim teyze, sen nasılsın?"
"İyiyim kızım, bir şey mi oldu?"
"Teyze, benim tahminim çıktı."
"Öyle mi? Çok sevindim kuzum, hayırlısı olsun. Nereye çıktı?"
Dün akşamdan beri aklımdan çıkmayan yeri bir daha söyledim:
"39. Piyade Tugayı, İskenderun."
Sessizlik oldu. Derin bir nefes aldı:
"Yani Bora'nın eskiden çalıştığı yer..."
"Evet. Ben oraya erken gitmem gerekiyor. O yüzden 10 Mart gibi orada olamayacağım. Ben akşama bilet aldım, gelebilir miyim?"
"Tabii kızım, gel. Soru mu bu? Ama sen oraya gitmek istiyor musun?"
"İstiyorum. Yüzleşeceğim. Kaçmaktan yoruldum, hem de çok."
"İstediğin gibi olsun kızım. Ama hep yanında olduğumu bil. Abla gibi değil, anne gibi."
"Teşekkür ederim... Ben elbiselerimi toparlayayım."
"Tamam canım. Uçağa bindiğinde beni ara, Yağız'a söyleyeyim."
"Tamamdır, görüşürüz."
"Görüşürüz."
Telefonu kapatıp elbiselerimi toparlarken saatin nasıl geçtiğini anlamamıştım. Tüm işlerimi bitirdiğimde, fotoğrafların hepsini götüremeyeceğim için sadece üç tane, anlamı büyük fotoğraf aldım: sevgililer gününde çektiğimiz, doğum günümde çektiğimiz ve mezarın başında benden habersiz çekilen bir fotoğraf...
Gitmeme son bir saat kaldığında odamdan çıktım. Annemin odası haricinde her yere baktım; annem yoktu. Odasına doğru ilerlediğimde:
"O raporlara asla ulaşmamalı, duydun mu beni? Ne yap ne et, sistemden kaldır."
Hangi raporlara? Annem neyden bahsediyordu?
Odaya girmeden bir şeyler daha söyleyeceğini düşündüm ama kiminle konuşuyorsa telefonu kapatmış olmalıydı. Kapıyı açıp girdiğimde, normalde kapıyı çaldığım için bu girişime şaşırmıştı.
"Kiminle konuşuyorsun?"
Yüzünde saliselik bi telaş oluştu.
"Hiç, komşuya gidecektim, onu arıyordum."
"Bu saatte komşuyla raporlardan mı bahsediyorsunuz?"
"Burçin, ne zamandan beri beni sorgular oldun?" Sesi sertti.
"Konu ne, bilmek istiyorum."
"Bazen bilmemen gereken şeyler olabilir."
Söylemezdi. Söyletemezdim.
"Her neyse, ben şimdi çıkıyorum."
"Tamam kızım, her şeyini aldın mı?"
"Evet, aldım."
"İlaçlar?"
Kafamı salladım.
"Kartın yanında mı?"
"Evet."
"Nakitin var mı?"
"Var, merak etme. Taksi çağırdım, şimdi gelir. Bana yardım eder misin, bavulları taşıyalım?"
Kafasını salladı. Ayakkabılarımızı giyip kapıya doğru gittik. Bavullar kapının önündeydi. Bir bavulu ve kol çantasını ben alırken annem de diğer bavulu aldı. Montumu odamda giymiştim ama annem paltosunu almamıştı. Annem asansörü çağırırken ben paltoyu alıp kapıyı kapattım.
Asansöre bindiğimizde annem paltosunu giymişti. Sanki ne diyeceğimizi bilmiyor gibi susuyorduk.
Taksici abi bavulları bagaja yerleştirirken anneme dönüp sıkıca sarıldım. Sarılışıma anında karşılık verirken sessizce ağlıyordu; geri çekilip gözyaşlarını sildim, yanağını öptüm. "Merak etme ben iyi olacağım sen de iyi ol." Son kez sarılıp taksiye bindim. Yaklaşık 45 dakika süren yolculuğumun sonunda taksiciye ücreti ödeyip her iki bavulumu da yanıma alıp girişteki sıraya geçtim.
Güvenlikten geçtiğim gibi biletimi kesip bavullarımı geçirdim. Bavullar ağırlık sınırının üstünde geldiği için ayrı bir ücret ödeyip kol çantamla oturaklardan birine oturup anonsu beklemeye başladım.
Uçağa bindiğimde cam kenarına oturdum. Anneme ve Selma teyzeye uçağa bindigime dair haber verip kizların mesajlarina bakamadan uçağın kalkışa geçeceği için telefonu uçak moduna verdim.Kulaklığımı takıp müziği açtım.
Gözlerimi kapattım.
Her şey ağırdı.
Ve bir süre sonra…
Uyuyakaldım.
“Malatya Havalimanı’na iniş yapmış bulunmaktayız…bizi tercih ettiginiz icin teşekkür ederiz.”
Gözlerimi açtım. Metal merdivenden indiğim gibi soğukluk içimi titrretti. Hızla küçük minibüse bindiğimizde bizi bavulları alacağımız yere getirmişti.
Bavulumu biraz bekledikten sonra nihayet ikisi de gelmişti.
Çıkış kapısına doğru yürüdüm.
Ve onu gördüm.
Yağız.
Olmayan kardeşim.
Arabanın yanına geldiğimde: “Hoş geldin be yenge!”
Gülümsedim.
“Hoş bulduk.”
Sarıldık.
“Özlemişim seni,” dedi.
"Ben de."
Yağız bagajı açıp bavulumu yerleştirdi. Ben yolcu koltuğuna geçip oturdum. Kapıyı kapattığım anda dışarıdaki soğuk kesildi.
Yağız sürücü koltuğuna geçti, kontağı çalıştırdı.
"Hazır mısın yenge?" dedi sırıtarak.
"Hiç değilim," dedim dürüstçe.
"Güzel," dedi. "Ben de değilim zaten. Dengeliyiz."
İstemeden gülümsedim. Araba yavaşça hareket etti. Havalimanından çıkarken ışıklar gözümü alıyordu. Tanıdık gelmeye başlayan yollar, içimde bir şeyleri kıpırdatıyordu.
Yağız bir süre sustu. Sonra dayanamadı:
"Bak şimdi," dedi, "ben seni almaya gelirken baya ciddi olacağım dedim kendi kendime."
"Olmamış," dedim.
"Olmadı ya," diye güldü. "Beş dakika dayanamadım."
"Fark ettim."
"Ne yapayım yenge, abim olsa derdi ki 'kızı daha yeni gelmiş, germe ortamı'..."
Cümlesini yarım bırakıp omuz silkti. İçim hafifçe sıkıştı ama yüzümde küçük bir tebessüm kaldı.
"Abin genelde haklı olurdu," dedim.
"Tabii canım," dedi hemen. "Genetiği sağlam."
"Sen nereden çıktın o zaman?"
"Ben biraz bozuk seri," dedi gülerek.
Gözlerimi devirdim ama gülüyordum.
"Belli."
Araba şehir içine girdikçe tanıdık yerler bir bir geçmeye başladı.
Bir köşe... bir sokak... bir ışık direği...
Hepsi bir şey hatırlatıyordu.
"Buraya gelmiştik," dedim farkında olmadan.
Yağız hemen baktı.
"Nereye?"
Elimle işaret ettim.
"Şu park... sizin eve giderken uğramıştık."
"Ha evet!" dedi. "Abim dondurma almıştı, sonra senin dondurmanı da yemişti."
İstemeden güldüm.
"Evet ya... hâlâ sinir oluyorum."
"Ol tabii," dedi. "Haklısın. Hırsızlık resmen."Alaylı söylediği seyler beni güldürmüştü.
Bir an sustu, sonra ekledi:
"Abim şey demişti" göz göze gelip ayni an da 'ben tattım sadece' dedik.
"Ama yedikten sonra yenisini alması kral hareketti."
"Bu zahmet alsın sen bilmiyorsun benim buna zaafım var."
Gülüşüm biraz daha büyüdü. Ama içimde bir yer aynı anda sızladı.
Araba ilerledikçe sessizlik kısa kısa aralara giriyordu ama bu sefer rahatsız edici değildi. Yağız yine konuştu:
"Bu arada," dedi, "Hatay mevzusu..."
Derin bir nefes aldı ama sesini hafif tuttu.
"Zor olacak biliyorum."
Cevap vermedim.
"Abim olsaydı..." dedi, gözünü yoldan ayırmadan, "seni öyle karşılamazdı orada."
Kalbim sıkıştı.
"Nasıl karşılardı?" diye sordum kısık bir sesle.
Hafifçe gülümsedi.
"Büyük ihtimalle önce kızardı sana. 'Niye geldin?' diye."
Gözlerim dolacak gibi oldu ama dinledim.
"Sonra..." dedi, "sana sarılırdı. Sessizce."
Boğazım düğümlendi. Yağız hemen ortamı biraz yumuşattı:
"Yani klasik abim işte. Önce trip, sonra sevgi."
Burnumu çektim hafifçe.
"Aynen öyle."
Bir süre daha sürdü. Sonra Yağız bir anda:
"Bu arada," dedi, "sen gelmeden evi topladım."
Şüpheyle baktım.
"Gerçekten mi?"
"Yüzde doksan."
"Kalan yüzde on?"
"Görmezden geliyorsun."
"Yağız..."
"Yenge," dedi ciddi gibi yaparak, "ben gelişiyorum."
"Emin değilim."
"Ben eminim," dedi kendinden emin bir şekilde.
İkimiz de hafifçe güldük. Araba yavaşça hareket edip siteye girdiğinde kalbim hızlandı.
Gece dört olduğu için şehitliğe gidemezdik ama yarın gitmeyi düşünüyordum. Bir alt sokakta kalıyordu; Bora'yla yakındık ama bir o kadar da uzaktık birbirimize.
Bahçe kapısını açıp içeri girdim. Tek katlı ev, Selma anne tarafından dizayn edilmiş olduğunu belli ediyordu.
Kapıyı çaldığında üç ay önce duyduğum melodi kulağıma doldu. Kapıyı Selma teyze açtı; beni kendine çekip sarıldığında ben de hemen karşılık verdim. Şefkatle okşadı sırtımı; hayır, anne şefkatiyle okşadı. Omzumu öperken:
"Gül kokulu kızım, nasıl özlemişim seni."
"Ben de özledim, hem de çok."
"AA, yenge, bekleme yapma, dondum burda!"
Selma anneyle aynı anda dönüp Yağız'a ters ters baktık. Yağız bu halimize gülerken ben tekerlekli sandalye ile salon kapısından çıkan Mehmet amcayı gördüm. Hemen ona doğru gidip sarıldığımda yıllardır hasretini çektiğim baba sıcaklığını tekrar hissetmek huzurluydu; çok huzurluydu.
"Hoş geldin kızım."
"Hoş buldum amca, nasılsın?"
Selma teyzeye dönüp:
"Nasılsınız?" diye sordum.
"Şükür kızım, sen" dedi, aynı anda söyledikleri cevap gülmeme neden oldu. Sessizce: "Şükür," dedim.
Esnedim; Selma teyze kolumdan tutup beni sağ çaprazdaki odaya yani her zaman kaldığım odaya, Bora'nın odasına ilerletti:
"Hadi kızım, sen yorgunsun, yat dinlen. Yarın uzun uzun konuşalım."
"Tamam teyzem, iyi geceler."
"İyi geceler."
Mehmet amcayı yatak odasına götürmek için tekerlekli sandalyesini çekti. Yağız da valizleri odaya koyup "Yenge rüyanda beni gör" diyerek yanımdan ayrılmıştı. Tabii gitmeden önce koluna çok hafif vurmuştum.
Kapının önünde tek kalmıştım. Her geldiğimde bunu yaşamak çok ağırdı. Kapının koluna elim tereddütle gidiyor, sonra hemen çekiliyordu. Bu odada da çok anılar vardı; hep vardı.
Kapıyı açtığımda kokusuna dair tek bir emare yoktu. Derin bir nefes alıp geniş odaya girdim. Çok hafiften mavilik içeriye sızıyor, odayı aydınlatıyordu. Işığı açmadan ezbere bildiğim dolaba ilerledim. Bora'nın kokusu geçmesin diye hiç yıkanmayan tişörtlerden birini aldım. Yatağa oturduğumda izleri geçmesin diye elimi dahi sürmediğim yan tarafa dokunmamaya çalışarak, elimdeki tişörtü burnuma götürdüm.
Cenin pozisyonu aldım. Zaten ağırlaşmış olan göz kapaklarım çok direnmeden kendini karanlığa teslim etti. Kafamda dönen tek ses ise Bora'nın:
"Seni bekliyorum,çabuk gel," demesiydi.
💔🥺💔
Bir saatlik uykudan sonra rüyamda Bora’nın mezarını görmemle daha fazla dayanamamış telefonumu aldığım gibi şehitliğe gelmiştim.
Maalesef ki ezbere bildiğim o yolu yürürken birazdan fenalaşmayayım diye çıkardığım iki ayrı ilaçtan birer tane içmiştim. Elimdeki su dolu bidonu kenara bırakıp önce ellerimi açtım ve duamı ettim.
Soğuk mermere yan bir şekilde yaslanıp bir süre yazıyı seyrettim.
BORA DEMİRKAN
04.12.1996
14.03.2023
RUHUNA EL-FATİHA
Bir elimi toprağa bir elimi mermere bıraktım. Toprağı elimle sanki ufak bir sıcaklık ararcasına hafif hafif itiriyordum. Ama o sıcaklık yoktu, olmayacaktı. Zaten soğuk olan ellerim toprakla beraber daha soğumuşken kalbim neden ateş ile harlanmış, cayır cayır yanıyordu?
"Sevgilim, Boram ben geldim, sana geldim."
Derin bir nefes alıp konuşmaya devam ettim.
"Neden rüyama gelmiyorsun? Küstün mü bana? Lütfen küsme, dayanamam. Rüyalarıma hatta kabuslarıma bile gir ama gözlerini alma benden, sesini alma benden.
Ben iyiyim bu arada... Sensizim ama iyiyim. Hataya gideceğim için çok heyecanlıyım."
Yalan söylüyorum, sevgilim çok kötüyüm .
"Seni özledim her şeyini özledim."
Ağlamaya çoktan başlamıştım.
"Her yerde sen varsın Bora; nereye bakarsam nereye gidersem. Şikayetçi değilim ama çok acıtıyor be canımın içi. Bunları söyledim diye sakın üzme kendini hani sen bana demiştin ya 'Senden gelen acının önüne kırmızı halı sererim yeter ki senden gelsin' diye, ben de sana aynısını diyorum." Sessizce fısıldadım. "Senden gelen acının önüne kırmızı halı sererim, yeter ki senden gelsin."
Omuzlarım çökmüş başım öne eğilmişti. Ondan saklayacağım bir şey yoktu. "Ağlayacağım zaman h-hani omzun emrime amadeydi? Bu mermer c-çok sert ve soğuk."
Hıçkırıklarımı tutamıyor, kesik kesik konuşuyordum.
"Hep bunları tekrarlıyorum ama sanki söylemezsem unutursun gibime geliyor. Sen benim hayatımmışsın Bora, hayatımdaki iyi kimsin."
Mermere dudaklarımı bastırdım. Alışmak istemeyeceğim kadar soğuktu. Başımı tekrar mermere koydum.
"Sen daha yüzbaşı olacaktın... Hani kendini timin komutanı yapacaktın? Hayallerini çaldılar. Hayallerimi çaldılar... B-ben nöbetten geldikten sonra s-sen bana yemek hazırlayıp çocuklarımıza bakacaktın. Çok uykum o-olduğu için kokunla uyutacaktın beni. Bu hayalleri seninle utandığım için paylaşmadım ama ş-şu an çok pişmanım."
Göz yaşlarım mermerden ilerleyip toprağa gidiyordu. Çiçek yoktu mezarda çünkü Bora çiçeklerden nefret ederdi. Ne kadar süre orada oturdum bilmiyorum; tek bildiğim göz pınarlarımın çölü andırmayacak şekilde kuru olmasıydı.
Omzuma bırakılan şal ile irkilip arkama baktım. Selma teyze ve Yağız mezara bakarak ellerini açıp dua etmişlerdi.
Duaları bittiğinde Yağız diğer tarafa çöktü, Selma teyze de yanıma gelip elimi tuttu.
"Saat kaç?" Ağlamaktan kısılmış sesimle sorduğum bu soruyu Yağız cevapladı: "12.40 geçiyor yenge." Altı saate yakın buradaydım, soğuğu bile hissetmemiştim. O kadar derin dalmışım ki...
Selma teyze dolan gözlerinden yaşların akmasına izin verdi, sessizce "Oğlum" diye fısıldadı ama benim kulağımda tabuta sarılıp ağladığımız zamanki o "Oğlum!" feryadı çınladı.
Sessizlik en büyük çığlıkmış...
💔💔💔💔💔💔💔💔💔🥺💔💔💔💔💔💔
Arkadaşlar normalde bugün Borayla karşılaşacakları bölüm geliyordu ama bu wattpad hazretleri 5 kez bölümü kendiliğinden sildiği için yazamadım şuan sabah 04.56, tiyatroya gittim orda bile bölüm yazıyodum.
Şimdiden özür dilerim bölüm ne zaman gelir bilmiyorum cuma gününden erken gelecek. Bölümü beklerken Karanlık Kalpler kitabıma göz atar mısın? Kitapcağiz 0 Okunma ile bekliyor😞🥺

Burçin...üzümlü kekim...
