2. bölüm · VASİYET

Bölüm-2 Dar Sokakların Daveti

Miraç Aykız

Gazi Mahallesi’nde sokaklar konuşur.

Bazıları fısıldar.
Bazıları bağırır.
Bazıları da insanın kulağına değil, zayıf anına seslenir.

Ben o sesi ilk ne zaman fark ettim bilmiyorum.
Ama bir süredir oradaydı.

Mahallede gruplar vardı.

Büyük “abi”ler…
Ortadakiler…
Bir de kendi kendine özenip gruplaşan, henüz ne olduğunu bilmeyen çocuklar.

Hepsinin ortak bir huyu vardı:

Kendilerini bir şey sanmak.

Ama çoğunun aslında hiçbir şeyi yoktu.

Okul çıkışları köşelerde dururlar,
sigara dumanının arkasına saklanıp
hayatı çözdüklerini sanırlardı.

Beni ilk başta sadece izlediler.

Kimlerle konuşuyorum,
nereden geliyorum,
nereye gidiyorum…

Bu sokakta izlenmek,
beğenilmek değildir.

Seçilmektir.

Bir gün, köşede duranlardan biri kafasıyla çağırdı.

“Gel lan bi.”

Gitmek istemedim.

Ama gitmezsen de
“havaya girdi”, “korktu”, “kendini bir şey sanıyor” derler.

Bu mahallede bazen yürümek bile bir açıklamadır.

Yanlarına gittim.

“Seni bir süredir görüyoruz,” dedi biri.
“Sessiz çocuksun ama gözün açık.”

Bu cümle sokakta hiç hayra çıkmaz.

“Okula gidiyormuşsun falan,” dedi diğeri.
“Güzel. Ama cebin boşsa, okul da boş.”

Güldüler.

Ben susmayı seçtim.

“Bak,” dedi içlerinden en büyüğü.
“Biz sana bir şey diyoruz. Küçük bir iş.
Kimseye zararın yok. Paranı alırsın, gidersin.”

O cümle yine geldi:

“Bir şey olmaz.”

Bu şehirde en çok insanı yakan cümledir.

“Ne işi?” dedim.

Net konuşmadılar.

Çünkü net konuşulursa,
insan kendi vicdanını da duymak zorunda kalır.

“Oradan al, buraya bırak,” dediler.
“Zaten sen yapmayacaksın. Taşıyacaksın.”

Cümleler hep yarımdı.
Gerçekler hep sisli.

“Benlik değil,” dedim.

Bakışları değişti.

“Herkes öyle der,” dedi biri.
“Sonra herkes yapar.”

Oradan ayrıldım.

Kalbim hızlı atıyordu.

Çünkü bazı teklifler kapı gibi gelmez.
Yavaş yavaş yaklaşır.

O akşam Duru’yla yürüdük.

Bir süre konuşmadık.

Sonra durdu.

“Bir şey var,” dedi.
“Gözlerinden belli.”

Anlatmadım.

Ama o zaten çoğu zaman
anlatmadığım şeyleri de bilirdi.

“Bu sokak,” dedi,
“insanı kendine benzetmek ister.
Sen dikkat et.”

Eve gittiğimde yine sesler vardı.

Babam bağırıyordu.
Annem haklı olduğunu anlatıyordu.
Ben sustum.

Odamın kapısını kapattım.

Yatağa uzandım.

Ve düşündüm:

“Bir kere yapsam, gerçekten bir şey olur mu?”

İşte insanın kaybetmeye başladığı soru budur.

O günlerde kulaklığımda hep aynı cümle dönüyordu:

“Para değil, parasızlık bozar.”

Ve ben, bozulmamak için
bozulmaya yaklaşmıştım.