30. bölüm · VARYANT - LYKONLAR

KURT ÇEMBERDE 3

Serkan Berk

Öğleye yaklaşan saatlerde yuvanın içi alışılmadık bir dinginliğe bürünmüştü. Işık, çemberin üst açıklıklarından süzülüyor, taş duvarlara soluk çizgiler bırakıyordu. Gece, yuvanın kenarındaki düz kayaya oturmuştu; dizlerini karnına çekmiş, elleriyle parmaklarını oyalıyordu. Açelya hemen yanında duruyor, ona çemberin ritmini, burada hayatta kalmanın sessiz kurallarını anlatıyordu. Beyaz biraz geride, Karan ise ayakta, her zamanki gibi etrafı kolluyordu.
Gece başını kaldırıp gülümsedi.
— “Burası… düşündüğüm kadar karanlık değilmiş,” dedi.
Açelya hafifçe başını salladı.
— “Karanlık var,” dedi sakin bir sesle, “ama yalnız değilsen daha az acıtıyor.”
Tam o anda…
Metal bir ses yuvanın içini yardı.
Gırrr—klank.
Herkes aynı anda başını kaldırdı.
Gece irkildi.
— “Bu ses… kapı mı?” diye sordu.
Beyaz kaşlarını çattı.
— “Evet,” dedi kısa bir nefes alarak. “Ve bu saatte pek alışıldık değil.”
Karan çoktan hareket etmişti. Bir adım değil, sanki içgüdüyle fırlamıştı. Gözleri karardı, omuzları gerildi.
— “Biri daha geliyor,” dedi net bir tonla.
Ateş öne çıktı.
— “Şimdi mi?” dedi, sesi hem meraklı hem huzursuzdu.
Karan başını çevirmeden konuştu:
— “Beyaz, Gece yuvada kalsın.”
Sonra Ateş’e baktı.
— “Sen de burada kal.”
Ateş itiraz edecek gibi oldu ama Açelya araya girdi.
— “Ateş,” dedi yumuşak ama kesin bir sesle, “burada kal. Gerekirse Gece’yle ilgilen.”
Ateş dişlerini sıktı, sonra başını yana çevirdi.
— “Tamam,” dedi. “Ama hızlı olun.”
Karan yürümeye başlamıştı bile. Beyaz hemen yanına geçti. Açelya da onların ardından sessizce ilerledi. Yuvadan çıktıklarında hava değişmişti; çemberin içindeki toprak daha gergin, daha canlıydı.
Kapıya yaklaştıklarında o koku çarptı önce.
Yabancı.
Taze.
Henüz korkusunu üzerinden atamamış bir kurt kokusu.
Açelya nefesini tuttu.
— “Yeni biri,” diye fısıldadı.
Kapının önünde, gölgelerin içinde bir siluet vardı. Kulakları geride, bedeni düşük ama kasları tetikteydi. Gözleri çevreyi ölçüyor, kaçacak bir yol arıyordu.
Karan bir an durdu. Sonra Beyaz’a döndü. Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir ifade belirdi.
— “O zaman,” dedi alçak bir sesle, “bugün bir ilk olacak desene.”
Beyaz şaşkınlıkla baktı.
— “İlk mi?”
Karan yeniden kapıya döndü.
— “Aynı gün içinde,” dedi, “ikinci kez biri gönderiliyor.”
Açelya yeni gelene doğru bir adım attı.
— “Sakin ol,” dedi yüksek ama yumuşak bir sesle. “Yalnız değilsin.”
Kurt gözlerini ona dikti. Göğsü hızlı hızlı inip kalkıyordu.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra Karan fısıldadı, neredeyse sadece Beyaz’ın duyacağı kadar:
— “Adı Arda,” dedi.
Beyaz başını hafifçe eğdi.
— “Bunu nereden biliyorsun?”
Karan gözlerini kapıdan ayırmadan cevap verdi:
— “Henüz bilmiyor,” dedi. “Ama birazdan öğrenecek.”
Ve çember, bir kez daha, yeni bir hikâyeyi içine almaya hazırlanıyordu.

Arda’nın gövdesi hâlâ kurt formundaydı ama duruşu diğer yeni gelenlerden farklıydı. Kaçmaya hazırdı evet, fakat saldırmaya değil; sanki çevresindeki her ayrıntıyı ezberlemeye çalışan birinin temkinli sabrı vardı üzerinde. Kulakları arada bir titriyor, burnu havayı yarıp geçen kokular arasında anlam arıyordu.
Açelya bir adım daha yaklaştı.
— “Bak,” dedi yavaşça, “burada kimse sana saldırmayacak.”
Kurt gözlerini ondan ayırmadı. Dişlerini göstermedi ama kasları gevşemedi de.
Beyaz başını yana eğdi.
— “Bu iyi,” diye mırıldandı. “Henüz panik yok.”
Karan dizlerini hafifçe kırıp Arda’nın seviyesine indi. Sesini alçalttı.
— “Bizi dinle,” dedi. “Kapıdan geri dönmeye çalışma. Orası sana zarar verir.”
Arda’nın kuyruğu yere sürtündü. Bir an için gerçekten geri sıçrayacakmış gibi oldu ama sonra durdu. Toprağın altındaki hafif titreşimi hissetmişti. Elektriği. Diğerlerinin neden kapıya yaklaşmadığını o an anladı.
Açelya bunu fark etti.
— “Anladı,” dedi Karan’a bakarak.
Karan başını salladı.
— “Evet. Zeki.”
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Arda’nın bedeni sarsıldı. Kasları dalga dalga gerildi. Tüylerinin arasından insan teni görünmeye başladı. Dönüşüm sert değildi ama kolay da değildi; dizlerinin üzerine çöktü, elleri toprağa bastı.
Beyaz refleksle öne çıktı.
— “Sakin,” dedi. “Bırak tamamlasın.”
Birkaç nefes sonra Arda insan formundaydı. Dizleri hâlâ yerdeydi, başı öne eğikti. Nefes nefese kaldı.
— “Burası…” dedi kısık bir sesle, “burası neresi?”
Açelya çömeldi.
— “Şu an güvendesin,” dedi. “Adım Açelya.”
Karan konuşmadı. Sadece Arda’nın yüzüne baktı. O bakış, merakla değil, tanıma isteğiyle doluydu.
Arda başını kaldırdı. Gözleri hızla etraflarında dolaştı.
— “Ben… yalnız değildim,” dedi. “Birileri daha vardı.”
Bir an durdu.
— “Gece… Emir… diğerleri…”
Beyaz’ın omuzları hafifçe indi.
— “Onlar da burada,” dedi. “Ama sırayla getiriliyoruz.”
Arda’nın kaşları çatıldı.
— “Sırayla mı?”
Karan nihayet konuştu.
— “Evet,” dedi. “Ve bugün bu sırayı bozuyorlar.”
Arda ona baktı.
— “Ne demek istiyorsun?”
Karan doğruldu. Çemberin yukarısına, görünmeyen bir noktaya baktı.
— “Normalde bir gün, bir denek,” dedi. “Ama seni aynı gün gönderdiler.”
Sonra tekrar Arda’ya döndü.
— “Bu acele demek.”
Açelya’nın yüzü gerildi.
— “Ve acele,” dedi, “iyi bir şey değildir.”
Yuvadan sesler gelmeye başladı. Ateş’in sesi duyuldu önce.
— “Yeni biri mi?”
Gece de arkasından çıktı. Arda’yı görünce durdu. Gözleri büyüdü.
— “Arda?” dedi fısıltıyla.
Arda başını hızla çevirdi.
— “Gece?”
Bir an için çemberin tüm gerginliği o bakışta eridi.
Gece adım attı.
— “Demek… beni yalnız bırakmadılar,” dedi.
Sesindeki titreme saklanamıyordu.
Beyaz içini çekti.
— “Hayır,” dedi. “Ama bu, düşündüğümüzden daha hızlı ilerledikleri anlamına geliyor.”
Karan yumruklarını sıktı.
— “Ve bu,” dedi alçak ama sert bir sesle, “yakında bir başkasının daha geleceği anlamına gelir.”
Çember sessizleşti.
Yukarıda bir yerde, görünmeyen gözler yeniden açılmıştı.