29. bölüm · VARYANT - LYKONLAR
KURT ÇEMBERDE 2
Kapı, tam ortasından ağır ağır ikiye ayrılmaya başladığında, metalin metale sürtünmesinden çıkan o iğrenç, insanın dişlerini sızlatan ses çemberin iç boşluğuna yayıldı, yankılandıkça derinleşti ve Gece, kurt formunda kafasını yere iyice yaklaştırarak bedenini gerdi; gözleri ileriye sabitlenmişti, tek bir noktayı değil, hareket ihtimalini izliyordu, kuyruğu arkasında neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük salınımlar yapıyor, havadaki akımı, rüzgârın yönünü, sesin geliş açısını hesaplıyor, burnu ise bu yere ait olmayan başka türlerin kokusunu ayırt etmeye çalışıyordu.
Kapı tamamen açıldığında, Gece bir an durdu, içgüdüsüyle alanı tarttı, sonra sessiz ama kararlı adımlarla içeri doğru yürümeye başladı; pençeleri zemine bastıkça yüzeyin sertliğini, titreşimini, altında saklanan gücü hissediyor, her adımda biraz daha çemberin içine giriyor, artık geri dönülemez bir sınırı geçtiğini fark etmeden ilerliyordu ve birkaç adım sonra, farkına vardığında, çemberin tam ortasındaydı.
Arkasında kapı yeniden kapanmaya başladığında, metalin o tanıdık sesi tekrar yükseldi, bu kez daha tehditkâr, daha kesin bir tonla ve Gece refleksle geri dönmek için adım atacağı sırada, çemberin kapının önünde kalan kısmının aniden değiştiğini fark etti; zemin dokusu bozuldu, hava ağırlaştı, görünmeyen bir sınır varlığını hissettirdi.
Kontrol odasında bu anı izleyen doktorların arasında Doktor Meral, başını hafifçe yana eğdi, dudaklarında alaycı ama keyifli bir gülümseme belirdi ve sanki bir oyunu izler gibi, neredeyse neşeyle, “Ah, biri de beni şaşırtsın,” dedi; ardından elini başka bir düğmeden çekti, bu düğme çemberin altına, toprağın derinlerine gömülmüş elektrik ağını kontrol ediyordu.
Gece, istemeden de olsa geldiği yere geri dönmek için sıçrayacağını fark etmişti; bu, ondan önce girenlerin neredeyse hepsinin yaptığı ilk hareketti ama tam bu kararla kaslarını topladığı anda kulaklarını dikti, zeminden gelen hafif uğultuyu, havadaki titreşimi ayırt etmeye çalıştı ve o sırada ayaklarının altında bir karıncalanma başladı, önce hafif, sonra hızla yayılan bir hisle bunun elektrik olduğunu anladığında, içgüdüsü yön değiştirdi ve geri kaçmak yerine daha ileriye doğru sert bir sıçrayış yaptı. Hava soğuktu, daha sabahın ilk saatlerinde , gönderilmişti .
Zıpladıktan sonra kafasını kaldırdı, burnunu havaya doğru uzattı, çevredeki kokuları ayıklamaya çalıştı; metal, toprak, ozon ve bunların arasına karışmış başladı.
Tam o sırada, kapının açılıp kapanmasından çıkan ses diğerlerini de harekete geçirmişti; Açelya, Karan, Ateş, Çakır, Beyaz ve diğerleri çemberin farklı noktalarından, karanlığın içinden o sese doğru yöneliyor, her biri kendi formunun gölgesini taşıyarak yaklaşıyordu ve grubun içinden Açelya, hiç tereddüt etmeden öne çıktı, diğerlerini geride bırakarak tek başına Gecenin yanına doğru yürüdü.
İki yaratık, çemberin derinliğinde, kokuların ve titreşimlerin kesiştiği noktada karşı karşıya gelmek üzereydi.
Açelya, karşısındaki yeni kurdun kasılmış duruşunu, kulaklarının en ufak seste geri yatışını ve gözlerindeki yabancılığı gördüğünde yavaşça nefes aldı.
“Tamam… sakin,” dedi alçak ama net bir sesle. “Burada kimse sana saldırmayacak.”
Bunu söylerken geri doğru bir adım attı ve bedenini bilerek gevşetti, ardından dönüşümünü başlattı; kemikleri insan formuna dönerken gözlerini bir an olsun geceden ayırmadı.
“Bize bak,” diye devam etti, “önce ben.”
Açelya tamamen insan formuna geçtiğinde yüzünde zorlanmış bir tebessüm değil, alışkın ama içten bir sıcaklık vardı. Bunu gören Çakır başını salladı.
“Doğru yol bu,” dedi sakin bir tonla.
Ardından Ateş homurdanarak,
“Yeni gelenler hep böyle oluyor,” diye ekledi. “İlk anlar zor.”
Birbiri ardına diğer kurtlar da dönüşmeye başladı. Karan sessizce insan formuna geçti, Beyaz onun yanında durup,
“Bak,” dedi gecenin gözlerinin içine bakarak, “hepimiz buradayız.”
Gece, etrafındaki sakinliği ve kimsenin ona doğru ani bir hamle yapmadığını gördükçe içindeki tetikte olma hâlinin yavaş yavaş dağıldığını hissetti. Bir süre daha kurt formunda kaldıktan sonra derin bir nefes aldı ve sonunda dönüşmeye izin verdi; insan formuna geçtiğinde Açelya ona doğru yaklaştı.
“Hoş geldin,” dedi yumuşak bir sesle.
Gece tereddütle etrafına baktı.
“Burası… düşündüğüm gibi değil,” dedi kısık bir tonla.
Açelya hafifçe gülümsedi.
“Kimse ilk başta öyle sanmıyor,” diye karşılık verdi. “Gel. Sana kaldığımız yeri göstereceğim.”
Yürümeye başladıklarında ortam belirgin biçimde gevşemişti. Ateş omzunu silkerek yarı şaka yarı ciddi bir sesle,
“Dişi olduğun için şanslısın,” dedi, ardından göz ucuyla Karan’a bakarak ekledi, “yoksa buraya yeni gelenler pek sevilmez.”
Karan başını kaldırmadan,
“Kes,” dedi kısa bir tonla.
Bu sözler grubun içinden yükselen bastırılmış kahkahalarla karşılandı. Gece farkında olmadan gülümsedi.
“Ben Gece,” dedi yürürken.
“Biliyoruz,” dedi Çakır. “Ama artık buradasın.”
Yuvaya vardıklarında Gece bir an durdu.
“Benden başka kimse gelmedi mi?” diye sordu, sesindeki endişeyi gizleyemeden.
Çakır omuz silkti.
“Senden önce Katan geldi,” dedi. “Sonra da sen.”
Gece’nin yüzü gerildi.
“Ama… başkaları da vardı,” dedi.
Karan aniden durup döndü.
“Ne demek başkaları?” dedi sertçe. “Kaç kişi?”
Gece bir an duraksadı, sonra isimleri tek tek saydı.
“Emir. İz. Serhat. Arda. Nisa.”
Bir anlık sessizlikten sonra ekledi:
“Beraber toplandık. Beraber başladılar deneylere.”
Beyaz sakin ama alışkın bir ifadeyle söze girdi.
“Buraya kimse aynı anda gönderilmez,” dedi. “Herkes sırayla gelir.”
Gece yavaşça başını salladı.
“Anladım,” dedi, sesi hâlâ tedirgindi ama artık panik yoktu.
Yürüyüş devam ederken sohbet yavaş yavaş dağıldı, ortam sıradanlaşmaya başladı. Aynı anda, laboratuvarın soğuk kontrol odasında ekranlara bakan doktorlardan biri alçak bir sesle,
“İlk aşama başarılı,” dedi.
Doktor Meral’in dudakları hafifçe kıvrıldı.
“Bu sadece başlangıç,” diye karşılık verdi.
Sabah gönderilen denek uyum sağlamıştı.
Ve artık sırada bir diğeri vardı.
