8. bölüm · VANGUARD
7. Bölüm
Aradan geçen birkaç saatin ardından kapı tekrar çaldı. Demir’in alışıldık, kontrollü vuruşuydu bu. İçerideki gerginliğim, kapının açılmasıyla yerini büyük bir şaşkınlığa bıraktı. Demir kapıda yalnız değildi.
Yanında, tüyleri kömür gibi simsiyah, kaslı ve duruşunda tarif edilemez bir asalet olan devasa bir köpek vardı. Köpek, Demir’in yanına öyle bir uyumla yerleşmişti ki, adeta Demir’in bir uzantısı gibiydi. Gözleri kehribar rengindeydi ve o kadar keskin bakıyordu ki, insanı ilk bakışta süzüp tüm niyetini anlıyormuş gibi hissettiriyordu.
Demir, köpeğin tasmasından hafifçe tutarak içeri girdi. "Gece," dedi, gülümseyerek. "Sana Barut'u takdim edeyim."
Barut, Demir'in komutuyla olduğu yere oturdu. O sert, ürkütücü görüntüsünün altında, Demir’e karşı sınırsız bir sadakat olduğu her halinden belliydi. Demir, Barut'un başını okşarken bana baktı. "O benim sadece eğitimli bir ortağım değil, kardeşimdi. O da senin güvende olduğundan emin olmak istiyor."
Yavaşça, ayağımın alçısına dikkat ederek onlara doğru yaklaştım. Barut, başını hafifçe yana eğip beni inceledi. Sert, hırçın görüntüsünden eser yoktu; sadece Demir’in ona verdiği 'bu kişi korunacak' emrinin ağırlığıyla bana bakıyordu. Elimle yavaşça ona doğru uzandığımda, Barut önce Demir'e baktı, sanki onay ister gibiydi. Demir başını hafifçe sallayınca, Barut o koca kafasını avucumun içine bıraktı.
Demir, Barut'un bu yumuşak tavrına hafifçe güldü. "Görüyorsun ya, senin dostun olmaya dünden razı," dedi Demir. "Artık evde iki tane koruman var: Biri bu koca oğlan, diğeri de ben."
Barut, sanki Demir’i onaylar gibi hafifçe soluk alıp verdi ve hemen yanıma, koltuğun dibine yerleşti. O andan itibaren, evdeki o boşluk hissi tamamen dolmuştu. Demir'in dışarıdaki dünyadan getirdiği bu dost, sanki bizim o "gelecek hayali"mizin ilk bekçisi olmuştu.
Barut'un mutfaktan gelen tıkırtılarla beraber içeri girişi, Alya’nın elindeki çay bardağını havada asılı bırakmasına neden oldu. Barut’un o heybetli gölgesi mutfak kapısına vurduğunda, Alya refleks olarak bir adım geri çekildi ve farkında olmadan yanındaki Ateş’in koluna tutundu.
"Demir," dedi Alya, gözlerini kocaman açarak. "Bu... bu gerçekten bir köpek mi, yoksa küçük bir ayı mı? Ateş, gerçekten yanında bu kadar dev bir şeyle mi geziyorsun?"
Ateş, Alya’nın ani hamlesiyle şaşırdı ama onun korkusunu görünce hafifçe gülümsedi. "Sakin ol, Alya. O sadece Barut. Eğitimli bir profesyoneldir, yani göründüğü kadar sert değil," dedi ama Alya’nın hâlâ çekingen olduğunu görünce onu kendi arkasına doğru hafifçe çekti.
Barut, evin ortasında asil bir şekilde durmuş, o kehribar gözlerini yavaşça Alya’nın üzerinde gezdirdi. Alya, köpekten gelen o ağır, kararlı havaya karşı bir an ürpertiyle titredi. Ancak Barut, hiçbir ani hareket yapmadı; sadece başını yavaşça yana eğip, sanki Ateş’in arkasında saklanan bu kadını anlamaya çalışıyormuş gibi baktı.
Birkaç dakika geçtikten sonra Alya’nın o meraklı doğası galip geldi. Uzaktan köpeği incelemeye başladı. Barut'un Demir’in yanındaki o uysal ve sadık duruşunu gördükçe, kaşları çatık bir şekilde sordu: "Demir, bu kadar iri olmasına rağmen... neden bu kadar sessiz?"
Demir, Barut’un başını okşayarak cevap verdi: "O sadece gereksiz hareket yapmaz. Güven duyduğu yerde rahattır."
Alya, derin bir nefes alıp Ateş’in arkasından çıktı. Yavaş ve temkinli adımlarla Barut'a yaklaştı. Barut, ona doğru bakan kehribar gözlerini kırpmadan bekledi. Alya tam önünde durduğunda, yavaşça elini uzattı ve Barut’un o sert, kara tüylerine dokundu. Köpek, sahibinden bir komut bekler gibi Demir’e baktı, sonra başını nazikçe Alya’nın eline doğru itti.
Alya’nın yüzündeki korku, yerini şaşkın bir gülümsemeye bıraktı. "Vay canına... çok yumuşakmış," diye mırıldandı, eliyle Barut’un sırtını okşamaya devam ederek. "Sanırım seninle anlaşabiliriz, koca çocuk."
Ateş, Alya'nın korkusunu yenip Barut'a ısınmasını izlerken, "Gördün mü? Dediğimden daha hızlı alışacağını biliyordum," diyerek gülümsedi.
