2. bölüm · VANGUARD

1. Bölüm

Öykü Toplu

Asfaltın üzerinde çığlık atan tekerleklerin sesi, Vanguard'ın yeraltına uzanan o karanlık koridorlarında yankılanıyordu.Motorun devir göstergesi sona dayandığında, kaskın ardındaki nefesim çoktan kesilmişti. Nihayet gelmiştik. Ateş, motoru kenara çekerken, "Amcaoğlu, uzun zamandır uğramıyoduk, özlemişim amına koyayım" diyerek sessizliği dağıttı. Kaskımın vizörünü kaldırıp, ona çarpık bir gülümsemeyle karşılık verdim. Barın ağır kapısına yaklaştığımızda, etrafı kuşatan korumalara yandan keskin bir bakış fırlattım. Bakışlarımdaki o otoriteyi hissetmiş olacaklar ki, tek bir kelime bile etmeden kapıyı ardına kadar açtılar.
İçerinin havası, kapı açılır açılmaz bir duvar gibi yüzümüze çarptı. Sigara dumanı, ağır parfüm kokuları ve alkolün o geniz yakan keskinliği... Hele o ter kokusu yok mu, midemi bulandırmaya yetmişti. Yüzümü ekşitmekten kendimi alamadım. Tam o sırada arkadan yükselen Gassolina'nın ritmi, mekanın kasvetli havasına inat kulaklarıma doldu. Nedenini ben de bilmiyordum ama bu şarkıyı her duyduğumda dudaklarımda istemsiz bir sırıtış beliriyordu.
Ateş yanımda ritme uyum sağlayarak omuzlarını salladı ve omzuma hafifçe vurdu. 'İşte geldik amcaoğlu,' dedi sesi müziğin ritmiyle birleşerek. 'Karanlığın kalbine hoş geldin,' dedi Ateş, umursamaz bir tavırla yan masalardan birine yayılarak. Onun bu rahatlığı benim üzerimdeki gerilimi dağıtmama yardımcı olmuştu. Uzun zamandır gelmediğim için neler olup bittiği hakkında pek bir fikrim yoktu burayla çoğunlukla Ateş ilgileniyordu o sırada bakışlarım mekanın kalabalığından sıyrılıp köşedeki o özel bölmeye kaydı. Orada, herkesin uzağında oturan iki kişi vardı. Sanki etraflarında görünmez bir duvar örmüşlerdi; mekanın uğultusu onları hiç ilgilendirmiyordu bile. Özellikle esmer olan beni şaşırtıcı bir şekilde etkilemişti. Ateşe doğru eğilip onları işaret ederek kim olduklarını sorma isteğime zor hakim oldum, çünkü benim pezevenk dostum gidip hemen kızlara yürürdü. Aslında hiç gelesim yoktu Barut hastaydı son bir iki aydır onunla uğraşıyordum Barut benim için çok değerli, Ateşte bunu bildiğinden dolayı kafamı dağıtmamı istemişti ve beni buraya getirmişti.
🕸
Mekanın müziği yükseldikçe sessizliğimiz daha da derinleşiyordu Alya ile kendi dünyamıza gömülmüştük, oysa birkaç metre ötemizde, bizi henüz tanımayan ama varlığımızın ağırlığını hisseden bakışlar vardı.
Sürekli bize bakıp duran bir adam... Bugün benim doğum günüm olmasına rağmen buraya, Vanguard'a gelmek istememiştim. Aslında evde, kendi halimde olmayı tercih ederdim. Veterinerlik fakültesini bitirmiştim ama hayat beni şu an bir cafede çalışmaya mecbur bırakmıştı, diplomam bir kenarda dururken, günlerim servis yapmak ve sipariş yetiştirmekle geçiyordu. Alya'nın ısrarları ise beni bu gürültülü yeraltı dünyasına çekmişti, onu kırmak istememiştim.
Alya'nın kulağına doğru hafifçe eğilerek o adamı işaret ettim. "Şu adam... Neden sürekli bize bakıp duruyor ?" diye fısıldadım, sesimde rahatsızlığımı gizlemeyen bir sertlik vardı
Alya, başını hafifçe o yöne çevirip adamı kısa bir süre süzdü. "Belki de hayatında senin kadar dik başklı bir kadın görmemiştir" dedi gülerek "Doğum gününde bile şu gergin halinden vazgeçmeyeceksin, değil mi? Gel, bırak o adamı. İçkinin tadını çıkar."
Başımı iki yana salladım. Adamın bakışları sadece merak değil, sanki bir şeyi anlamaya çalışan keskin bir sorgulama içeriyordu. "Rahatsız edici" dedim bardağımdan bir yudum alırken. "Bana bakmaya devam ederse, gidip nedenini kendi ağzından dinlemek zorunda kalacağım." dedim ve eğlenceme geri döndüm.
Dans ederken, deli gibi hareket eden Alya'nın omzuna hafifçe dokundum. "Lavaboya gidip geliyorum, bir yere ayrılma sakın!" dedim. Alya onaylayan bir mırıltı çıkardı.
Hemen çaprazımda bulunan tuvaletlere doğru ilerlemeye başladım. Tam o sırada arkamdan gelen, "Pişt, baksana!" sesiyle irkildim. Duymazdan gelerek adımlarımı hızlandırdım ama hemen ardından tekrar seslendiklerinde istemsizce durup arkamı döndüm.
Arkamı döner dönmez üzerime gelen üç tane izbandut gibi adamla göz göze geldim. Önümde dikildiklerinde birkaç adım gerilemek zorunda kaldım. "Ne var? Ne istiyorsunuz?" diyerek daha da geriye kaçmaya çalıştığım ama yolun sonuna gelmiştik. Sırtım sertçe duvara çarptığında kaçacak yerim kalmamıştı.
En öndeki adam yüzünde yarım bir gülümsemeyle bana daha da yaklaştı. Elinin tersiyle yanağımı okşarken, "Seni" dedi. O an nefesim kesilmeye başladı. Çantam yanımda olmadığı için, o an ihtiyacım olan ilacım da yoktu, hava boşluğunda asılı kalmış gibiydim.
Adam biraz daha üzerime yürüdüğünde, son bir gayretle "Çekil!" diye bağırarak onu itmeye çalıştım. Ancak nafileydi o kadar çabama rağman adam yerinden kıpırdamamıştı.

Yanağıma doğru eğilerek tam beni öpeceği sırada arkadan gelen "Ne oluyor lan orada!?" sesiyle hepimiz aynı anda bakışlarımızı o tarafa çevirmiştik. Ben gördüğüm silüetler karşısında şaşkın kalırken, onlar adamlara doğru ilerleyerek ittirdiler ben hala nefes alamıyorken Alya beni görmüş olacakki -panikle- koşarak yanına geldi. O sırada adamlar arsında büyük bir kavga çıkmıştı tekmeler yumruklar havada uçuşuyodu. Tam o anda gelen güvenlikler olayı zor da olsa ayırdılar. Bana yanaşan adamları dışarı attılar ancak diğerlerini çıkarmadılar. Bu beni daha çok şaşırttı çünkü onlarda kavga etmişti onları niye atmamışlardı. Ama ben şu an bunları düşünecek durumda değildim hala zor nefes alıyordum ilacımı içtim ancak çok korkmuştum. Ben yerde oturmuş bir yandan ağlayıp bir yandan nefes almaya çalışırken Alya beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Adamların yanımıza geldiğini hissettim ama aklımdan geçen sorular ve cümleler dilimden dökülmedi, dökülemedi.
Bir tanesinin yanıma oturduğunu hissettim. Kim olduğu tanımıyordum ama çok yakışıklıydı. Yanıma eğilip aşırı nazik bir şekilde "İyi misin?" diye sordu. Bu nazikliği benim daha da çok şaşırmama neden olmuştu az önce adamlara tekme yumuk giren o değilmiş gibi çok nazikti ben ilacı içmeme rağman hala doğru düzgün nefen alamıyordum. Alya çok panik olmuştu beni böyle görünce bir ilaç daha verdi ama hiçbir işe yaramadı. Alya "Ambulans çağırın, hastaneye gitmemiz lazım!" diye bağırdığını duydum ve sonrası derin bir sessizlik...
Uyandığımda hastanedeydim başımda hala tanımadığım iki adam ve Alya vardı yavaş yavaş gözlerimi açmaya çalıştım ama başaramadım. Aşırı derecede başım ağrıyordu dudaklarımdan acılı bir inilti döküldü. Sonra Alya'nın sesini duydum. "Gece iyi misin?" Dedi hala çok panikti, ben yavaşça gözlerimi araladım. Alya'nın ağlamaktan gözleri şişmişti resmen ben zor da olsa konuşmaya çalıştım ve "İyiyim.... ama başım çok ağrıyor" demeyi başardım. Alyadan önce davranıp adamlardan biri doktoru çağırmıştı bir iki dakika içinde doktor geldi ve bana sorular sormaya başladı. Ben hala konuşurken zorlanıyordum bunu gören Alya bazı sorulara cevap verdi ve bir hemşire gelip seruma bişey enjekte etti. Bir süre sonra ağrı yavaş yavaş azaldı ben "Buraya nasıl geldik?" diye bir soru yönelttim aslında Alya'ya sormuştum ancak cevap başka birinden geldi "Ben getirdim" dedi. Ben tam cevap verecekken telefonu çaldı arayan kişiyi dinledi sonra "Tamam, hemen geliyorum" diye bir mırıltı çıkardı. Ve yanındaki arkadaşına dönerek, "Barut fenalaşmış sen burda dur ben gideyim" dedi sesi titremişti bunları söylerken. Diğer adam ise onaylayan bir mırıltı çıkararak kafasını salladı aynı saniyede odadan çıkmıştı. Benim nur yüzlü ama bir okadarda meraklı olan arkadaşımın ağzı durmadı ve adama dönerek "Barut kim?" diye bir soru yöneltti.
Bu soruya karşılık alaycı bir gülüşle karşılık verdi.
"Önce benim adımı sorarsın diye düşünmüştüm küçük hanım" dedi ve elini Alya ile kendi arasında havaya kaldırdı. Alya ekişimiş bir ifade ile "Hiç sormadım say" diyerek nazik bir şekilde reddetti. Adamın anında yüzü düştü fakat belli etmemeye çalışarak "Memnun oldum bende Ateş" dedi. Alya yine adama yani ismini az önce öğrendiğimiz Ateş beye iğrenerek bakmaya devam etti. Ben lafa girerek Alya'nın yapması gerekeni yaparak elimi uzatıp "Memnun oldum ben gece buda Alya" dedim Ateş beyde elini uzatıp "memnun oldum" dedi.
Alya'nın sorduğu soruyu bende merak ettiğim için kendimi tutamayıp sordum. "Yani özel değilse bende merak ettim Barut kim?" tekrar aynı alaycı gülüşle gülüp "Kızlar siz fazla meraklısınız galiba" dedi bu sefer benimde yüzüm düşmüştü. Bir anda Alya'dan yükselen sesle irkildik, "Aman be merak etmedik bişey, allah allah" diyerek kınayıcı bir bakış attı.
Ateş bey ağzına hayali bir fermuar çekerek "Tamam sakin ol bişey demedik bu arada Barut Demir'in köpeği" diyerek aklımdaki diğer sorununda cevabını vermiş oldu. "Hangi cins ,hastamı?" Diyerek diğer sorularımıda sordum. Ateş bey ise "Cane corso ve İdiyopatik epilepsi" dedi."Neden sordunuz?" Dedi ardından.
"Ben veterinerim aslında şuan bir klinikte çalışmıyorum ama diplomam var." Diyerek sorusunun cevabını verdim o sırada kapı çaldı ve içeri Demir dediği adam girdi.Demir girer girmez Ateş "Noldu iyi mi durumu bişeyi varmı" Demir ise " İyi yine kriz geçirmiş ama kontrol altına aldılar eğer serumu bittiyse evlerine bırakalım bizde eve geçelim" dedi. Ateş "Biz kızklarla tanıştık" dedi ve Alya'yı göstererek "Bu her an patlamaya hazır pimi çekilmiş bomba Alya buda veteriner Gece" dedi Alya hızla ayaklanıp Ateşe saldırmaya çalıştı. Demir, Ateş'le Alya'nın arasına girerek "Hop, sakin" diyerek ellerini aralarında kaldırdı. Ben bu durumu yatarak izlerken ağzımdan minik bir kıkırtı kaçtı. Demir bana dönüp "Hoşuna gitti galiba" dedi bende çenemi yukarı dikerek "Evet" dedim ve güldük. Sonra Demir bakışlarını Ateşe çevirip, " sen Gece için ne dedin?" Dedi Ateş ise bir an bocaladı ve sonra aydınlanmış bir ifade ile " Veteriner" cevabını verdi.
Demir bana dönüp onaylama bekleyen bir bakış attı ben ise "Tekrar söyleyeyim şu an çalışmıyorum ama diplomam var" dedim Demir şaşırmış bir ifade ile bakarken içeri bir hemşire girdi benimde serumun bitmişti zaten serumu çıkardı Alya ile beraber çıkış işlemlerini halletmek için odadan ayrıldıklarında Demir Alya'nın yerine oturdu ve derin bir nefes verdi. Bende yataktan kalkmaya çalışırken ani bir baş dönmesi geldi ve düşücek gibi oldum o sırada Demir kolumdan tutup düşmemi engelledi. "Sağol" dedim. Odaya Alya girdi ve çantalarımızı aldı. Hastaneden çıktık. Taksi çağırmak için telefona yelteniyordumki Demir'den gelen "Araba bu tarafta sesiyle durdum." Biz rahatsızlık vermeyelim taksi çağırırız" dedim Demir ise anında "Olmaz öyle biz bırakırız" dedi ben itiraz etmek için ağzımı açıyordumki, "İtiraz yok" dedi ve susmak zorunda kaldım. Araba ya bindik ama arabada ne araba BMW m3 yani bu arabadan sayılmaz bence ama neyse sürücü koltuğuna Demir yanına Ateş arkayada biz oturduk Demir arabayı çalıştırıp dikiz aynasından bana bakarak "Eviniz nerde?" Diye bir soru yöneltti. Ben yolu tarif ettim ve ilerlemeye başladık. O sırada benim telefonum çaldı açtığım an yüzüm düştü yine o nunaradan arıyolardı o olay yaşandıktan beri neredeyse hergün arıyolardı ve nerde olduğumu söylüyolardı telefondan gelen erkek sesi kulağıma "BMW.... vayyy bide sevgilileriyle beraber Gece hanımdan beklenmeyecek hareketler" dedi gözlerim dolmuş elim ayağım titremeye başlamıştı. Alya'ya ilacımı vermesini işaret ettim ve içtim. Sonra kulağımdaki telefondan bir anda korkutucu bir ses yükseldi "Arkandayım" diye fısıldadı artık göz yaşlarımı tutamayacağım bir hale gelmiştim. Alya telefonu elimden alıp "Bırakın artık peşimizi!" diye bağırıp telefonu kapattı ben ağlamaya başladım Alya bana teselli vermeye çalışırken önden bir ses yükseldi bu Demirin sesiydi. " Bir sorunmu var iyi misin?" dedi meraklı bir sesle. Alya "Sorun yok" dedi. O sırada araba ani bir frenle durdu. Demir arkasını döndü ve gözlerimin içine bakarak noldu dedi. Ben böyle şeyleri başkalarıya paylaşmayı hiç sevmem ama o an başka çarem yoktu. "Biri beni takip ediyor" dedim ve hıçkırarak ağlamaya devam ettim. Demir Alya'ya dönerek olayı anlatması için keskin bir bakış attı. Alya ne diyeceğini bilemeyip "Çok uzun bir olay" dedi Demir bana tekrar bakarak "Bir saatiniz varmı?" diye sorduğunda ikimizde şaşkın bir şekilde bakakalmıştık.