KRALİÇENİN FERMANLARI

Vaveyla Yazarı: Ecemce .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: KRALİÇENİN FERMANLARI

Halk susmuştu, fakat sessizlik bazen bağırmaktan daha tehlikelidir. İsyan bastırılmıştı, fakat huzur henüz kazanılmamıştı. İnsanlar hâlâ bir kadının kraliçe olamayacağını söylüyordu. Onların en büyük hatası beni küçümsemeleriydi. Kraliçe olmak sandıkları kadar zor değildi; zor olan herkesi diz çöktürmekti.

Alaric'in bakışları hâlâ zihnimdeydi; o bakışlarda sadakat değil, şüphe vardı. Tahta oturduğumdan beri en tehlikeli düşmanımın sarayın içinde olabileceğini öğrenmiştim. Onun hakkında ne yapabileceğim konusunda kararsızdım.

Çok güçlü bir askerdi, henüz otuz yaşında olmasına rağmen zekâsı ve strateji kurma yeteneğiyle baş muhafız olmayı başarmıştı. Hırslı ve gözü kara bir adamdı, aynı zamanda çok da zekiydi. Zekâmın karşısında durabilecek zekâ ona aitti ama yine de bu beni korkutmuyordu.

Tahta oturalı iki hafta olmuştu ama sarayın koridorları hâlâ bana ait değilmiş gibi hissediyordu. Sarayın düzeni, benim onaylamadığım bir düzendi. Bu akşam için bir toplantı düzenlemiştim. Kucağımda kağıtlarım vardı ve birkaç not alıyordum. Bazı önceliklerimi ilk sıraya yerleştirdim.

"Kraliçe Elissa." Sesin geldiği yöne ağır ağır çevirdim başımı. Alaric, arkasında iki muhafızla karşımda duruyordu.

Bu sıralar çok çevremde dolanıyordu. Birlikleri teftiş etmek yerine devamlı bir bahane ile yanımda bitiyordu. Babam Kral olduğu zamanlar bile onun yanına bu kadar çok uğramıyodu.

"İyi günler, kraliçem." diyerek önümde eğildi.

"İyi günler Alaric, söyle bakalım bugünkü şikâyetin nedir?" dedim, onun bu tavırlarından bıktığımı hissettirecek.

"Şehirde bazı söylentiler dolaşıyor, Kraliçe Elissa. Bazı insanlar hâlâ bir kadının tahta oturmasını kabul etmiyor, bu küçük bir kıvılcım ama büyüyebilir."

Uzunca gözlerini, beden dilini izledim ve mimik oynuyor mu ona baktım. Beni çelişkide bırakan tek kişiydi.

"Söylenti dışında başka kanıtın var mı?"

Ciddi mi söylüyordu, yoksa öylesine bir uydurmaca mı olduğunu anlamaya çalışıyordum. Fakat bunu rastgele bir insana yaptırması bile kolay olduğu için yine de inanamayacaktım.

"Elbette var." dediğinde şaşırmıştım. "İzninizle, size okumak isterim."

"Ben okurum." dediğimde, benimle beraber odada bekleyen muhafızların bile gözleri refleksle açıldı ve başları bana döndü. "Ne oldu, neden şaşırdınız? Beğenmediniz mi?"

Kimse benim okuma ve yazma bildiğimi bilmiyordu. Sanıyorlardı ki, hepsinden cahilim. Oysa ben arkadaşlarından çok şey öğrenmiş bir kadınım.

"Hayır kraliçem, ne haddimize beğenmemek." dedi Alaric. Kaşlarımı çattım, "Ülkemizin kadınlarının eğitimi yoktur, bu yüzden sizin de bilmediğinizi sanıyorduk."

"Benim hakkımda bilmediğiniz daha çok şey var Alaric ve bu daha başlangıç. Benim kim olduğumu ve neler yapabileceğimizi göreceksiniz." Hepsi mecburi bir kabullenişlikle başlarını aşağı yukarı salladılar.

Alaric'in kafasında birçok soru oluştuğuna eminim. Bir süre öylece durdu ve ardından, "İzninizle," dedi tekrar, eğilerek elindeki kağıdı bana uzattı.

Kısa bir bekleyişin ardından tereddütle elimi uzattım ve kağıdı tuttum. Bu esnada istemsizce parmağına dokundum, bu temas nedeniyle anlamsız bir şekilde irkildim. Ne olduğunu tam olarak kavrayamasam da, diğer muhafızlara karşı belli etmemeye çalıştım.

Alaric doğruluğunda, kağıttan önce onun gözlerine baktım ve gördüğüm şey, az önceki irkilmemi hissetmiş olduğunu anlatan bakışlarıydı. Bu kadar dikkatli olması beni zorlayacaktı, bu çok açıktı. Buz gibi bakışlarımı onun üzerinden çektim ve elimdeki notu okumaya başladım.

Özenle yazılmış gibi görünüyordu. Zarif bir el yazısı, sanki bilerek ve dikkatlice kaleme alınmış gibiydi. Yani, okunması için özel bir çaba gösterilmiş gibi. Soylular dahil hiçbir kadının okuma yazma bilmediğini varsayarsak, bu yazının öylesine olmasına rağmen düzgün yazılması olağandışıydı.

Kağıdı dışımdan ve yüksek sesle okumaya başladım.

- Valthorda'da bir kadının hüküm sürdüğü ilk gün, krallığın düzeni sona erdi.

Bugün diz çökenler, yarın baş kaldıracak.

Hiçbir krallık, bir kadının boş hayalleriyle sonsuza dek yönetilemez. Elissa, tahta hak ettiği için değil, herkesten daha acımasız olduğu için oturdu. Onu tekrar layık olduğu yere göndermek bizim elimizde...

Açıkçası, eğer fazlasıyla kırılgan bir kadın olsaydım, yazılanlar kanımı donduracak kadar ağırdı. Ne olursa olsun, bunları hak edecek bir şey yaptığımı sanmıyordum. Sonuçta kimse benim ne yaptığımı bilmiyordu.

"Bunu yazan kişi kim?" Sesim sakindi, ancak muhafızlarımı yerinde titretecek kadar karanlık bir tehdit barındırıyordu.

Alaric diğerlerinin aksine sakindi, yavaşça arkasını döndü ve arkasında hazır bekleyen iki muhafıza başıyla işaret verdi. Muhafızlar da başlarıyla onu onaylayıp salondan ayrıldılar.

Onun bu durumu, onu sorgulamama neden oluyordu; içimde, sanki bu kendi planıymış gibi bir his vardı.

Çıktıkları gibi geri dönen muhafızlar, bu sefer bir adamı kollarından tutarak içeri itiyorlardı. Anlaşılan, kapının önünde adamı çoktan hazırlamışlardı. Ancak adam pek de itilmeye ihtiyaç duyar gibi görünmüyordu. Başı eğikti ve yaklaştıkça yüzü de belirginleşiyordu. Bu, geçen sefer halkın karşısında durduğumda benimle konuşan yaşlı adamdı.

Tahttan kalktım, takılmamak için elbisemin önünü hafifçe kaldırdım ve yavaş adımlarla yaşlı adamın karşısına dikildim.

Adam gözlerini yere dikmişti, belli ki çekiniyordu, ancak suçlu da durmuyordu. Boynu eğik olsa da, yaşlı olmasına rağmen omuzları epey dikti. Titremiyordu, korkan insan titrerdi. Yanlış giden bir şeyler vardı.

Elimdeki kağıdı ona uzattım. "Bunu sen mi yazdın?" dedim üst mertebeden konuşarak.

"Hayır." dedi direkt olarak.

Alaric ifadesizdi ama doğrudan adama bakıyordu. Sanki tek yanlış hareketinde kellesini alacakmışçasına bakışları vardı.

"Baş muhafızım bana yalan mı söylüyor?" dedim adama bakarak ama aynı zamanda da Alaric'in tepkilerini de görüyordum.

"Evet," dedi, oldukça soğuk, kendinden emin ve söylediklerinin arkasında duruyor gibiydi.

Doğrudan Alaric'e baktım bu sefer. "Alaric?" dedim sorarcasına.

Sinirlenmeye başlamıştım ama bunu sesime yansıtmadım. Duruşumu ve ses tonumu korumak zorundaydım.

Bakışlarını adamdan ayırıp bana yöneltti. "Buyurun kraliçem."

"Bana yalan mı söylüyorsun?"

"Asla kraliçem, söz konusu bile olamaz. Size yalan söylüyor olmam, baş muhafızlığımı da tehlikeye atar." dedi, hızla ama tekdüze bir sesle.

Ne bedeninde aksi bir durum vardı, ne de bakışları bir saniye olsun değişmişti. Dürüst gibi görünüyordu, ona inanabilirdim. Tabii onun da en az benim kadar iyi rol yapabildiğini bilmeseydim.

"O hâlde bu adamı ne yapacağız Alaric? O başka konuşuyor, sen başka konuşuyorsun."

"Kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlar daha kolay yalan söyler kraliçem."

Doğrusunu söylemek gerekirse haklıydı. Tehdit edilse dahi, korkusundan yalan söylemezdi bir insan. Bir yerde kurtarılma umuduyla gerçeği haykırmaya çalışırdı.

"Peki sence ne karar vermeliyim?"

Bedenimi hafifçe sağa çevirdim ve yürümeye başladım. İkisinin etrafında daire çizerek Alaric'in yanında durdum. Adımlarımın yanında son bulduğunu fark ettiğinde başını bana çevirdi. Benden uzun olduğu için aşağıdan ama masum olmayacak derecede delici bakışlarla ona baktım.

"Ben kararsız kaldım, bana bir önerin var mıdır?" dedim sakince.

Nefes alışverişi, bir yandan sinirimi bozuyordu ama öte yandan da garip duygular uyandırıyordu içimde. Neydi bu, hoşlantı mı? Olamazdı, benim duygularla bir işim yoktu. Duygular zayıflatırdı ve ben zayıf biri olamazdım.

"Zindan en iyi seçimdir kraliçem." dedi otoriter sesiyle. Sarı gözleri fazla odaklıydı, beni özenle inceliyordu.

Bakışlarından rahatsız olduğumda biraz önce durduğum yere, karşılarına geçtim.

"O hâlde bu adamı zindana atın. Suçu ağır değil, yeme ve içmesinden kesmeyin. Hatalı olsa da yaşamayı hak ediyor." Bakışlarımı adama çevirdim. "Şu anlık."

Adam bir tepki vermedi. Muhafızlar beni başlarıyla onayladılar ve adamı kollarından tutarak götürdüler. Giderken bile değişen hiçbir şey olmamıştı.

"Teşekkürler, Alaric. Çok başarılı bir askersin, seninle gurur duyuyorum." dedim sahte bir memnuniyet içerisinde.

Ciddiyetini bozmadan önümde eğildi. "Her zaman emrinizdeyim kraliçem."

Hayır Alaric, hayır. Değilsin ve ben bunun oldukça farkındayım. En kısa zamanda ne yapmaya çalıştığını çözeceğim.

"İşinin başına dönebilirsin." Tekrar eğildi ve sert adımlarla taht odasından çıktı.

Bir süre olduğum yerde kaldıktan sonra, notlarımı tutmaya devam etmek üzere tekrardan tahtıma yerleştim.

İşe başlamadan önce bir dışarının aydınlığını kontrol ettim. Gün ışığı tepeden vuruyor, camlardan içeriye güzelliğini bırakamıyordu. Anlaşılan öğlen vakti gelmişti.

"Muhafızlar," dediğim anda yan yana dizilmiş muhafızlar bedenlerini bana çevirdi. "Gidin ve yemeklerinizi yiyin."

Emrime itaat ederek, eğildiler ve çıkmak üzere sırayla ilerlemeye başladılar.

"Çıkarken kapıları çekin."

Onu da yaptıklarında artık biraz rahatlayabilirdim. Bütün gün kasıntı durmak beni epey yoracaktı. Babamın saltanatına kalacak olursa bir ömür de sürebilirdi. Ancak ben bunu değiştirecektim. Evet, bana itaat etmeye ve emirlerime uymaya devam edeceklerdi ama bu kadar mesafeli ve kasıntı olmam gerekmeyecekti.

⚜️

Akşam olmuştu ve artık toplantımızı yapma vaktimiz gelmişti. Uzun masanın başına oturmuş, aldığım notları tekrar gözden geçiriyordum.

Masada benim dışımda beş kişi daha vardı: muhafızların başı olarak Alaric, ülkenin hazinesini koruyan hazine muhafızı Boris, casusların efendisi Adrian, soylu lord Hector ve elçi Harold vardı. Uzun masanın iki yanına sırayla oturmuşlardı. Hepsinin gözleri üzerimdeydi ve dikkatle izleyerek konuşmamı bekliyorlardı.

En sonunda kağıtları önümde istediğim sıraya getirdiğimde, sırayla gözlerimi onların üzerinde gezdirdim.

"Başlayacak mıyız, Kraliçe Elissa?" dedi Harold sabırsızca.

"Evet, başlıyoruz." dedim ve ilk istediklerimi yazdığım kağıdı elime aldım. "Öncelikle kadınlarımız hakkında değiştireceğim sistemden bahsedeceğim."

"Nasıl yani?"

"Sabırlı ol Harold, acelen nedir?" dedim kaşlarımı çatarak.

Sinirlenmiştim ve bunu sesime de yansıtmıştım, beni kimse bu şekilde sorgulayamazdı. Yalnızca verdiğim kararlar hakkında yorum yapabilirlerdi, ben de bana mantıklı gelirse kabul ederdim.

"Affedersiniz, majesteleri." Gözlerini kaçırarak masanın üzerinde birleştirdiği ellerine çevirdi.

Tekrar kağıda bakarak ilk satıra hitaben dudaklarımı araladım: "Kadınlara bazı haklar tanıyacağım ve önceliğim, onların okuma yazma öğrenmeleri olacak."

Ben arkadaşlarımdan zorla öğrenmişken, diğer kadınlar bir yazıyı bile okuyamayacak kadar acizdiler. Bunu düzeltmekse benim elimdeydi ve yapacaktım.

"Sizce bu doğru bir davranış olur mu, kraliçem?" dedi Hector.

Başımı dikleştirdim "Saygısızsın, Hector. Beni mi sorguluyorsun?"

"Hayır, benim ne haddime sizi sorgulamak? Ancak kadınların okuma yazma öğrenmesi, bizim işlerimizi bozabilir."

"Nasıl bozacakmış?" Hepsinin düşüncelerini öğrenmeliydim ki onlara davranış şeklim buna göre değişecekti.

"Evlilikler zorlaşır, kendilerine olmadık şeylerden hak çıkartarak her şeye muhalif olmaya başlarlar." dedi bıkkınlıkla.

"Elbette olacaklar ve ben zaten onlara gerekli hakları vereceğim. Ancak benim dışımda bir hak bulma yoluna girerlerse de ben devreye gireceğim."

Anlık bir duraksama yaşsa da durumu kabullenerek, "Peki, majesteleri." dedi memnuniyetsizce.

"Güzel," dedim ve bir diğerine geçtim. "İkinci olarak, soylu aile kızlarının strateji ve siyaset eğitimi almasını sağlayacağım." Bunu dememle Hector'un gözleri irileşti.

"Yapma Elissa," Bu samimiyet, kuzenim olduğu için geliyordu. "Biz erkeklerin ne işi kalır sonra?"

"Çizgiyi aşma Hector!" Elimi masaya vurmamla masadaki herkes irkildi; Alaric hariç.

"Elissa ben," Sözünü keserek onu baskıladım.

"Bu masada ülkem adına yaptığım değişiklikler hakkında konuşuyorum ve bu işlem resmidir. Eğer bir kez daha böyle resmi bir anda bana adım ile hitap edecek olursan, kraliçeye saygısızlıktan zindana atarım seni."

Tepkime şaşırsa da, bunu gizlemeye çalışarak itaatkâr bir şekilde başını eğdi. "Affedersiniz, majesteleri."

"Şimdi," dedim sakinleşmeye çalışarak. "Madde hakkında başka yorumu olan var mı?"

Kimseden ses çıkmayınca başımı salladım ve diğerini okumaya başladım. "Kadınların, söz hakkına sahip olmasını da sağlayacağım. Böylelikle benim başıma gelmiş olan, bir başkasının başına gelmeyecek."

Babamla olan konuşmamdan dolayı buna daha çok önem vermeye başlamıştım. Kimse söz hakkı olmadığı için böylesine bir ezilme yaşamamalıydı.

Masadakilere baktığımda kimseden çıt çıkmıyordu, başıma geleni bile sorgulamıyorlardı. Diğerlerinden sonra, bunun için yorum yapma hakkını kendilerinde bulamamışlardı sanırım.

Hadsiz sorgulamaları olmasaydı, bu kadar tepki göstermezdim oysa.

"Sunacak bir fikriniz yoksa, diğerine geçiyorum." Sessizlik devam ettiğinde, bunu bir evet olarak algıladım. "Kadınların yönetimde yer alması başlığı altında, kadınlar için iki tane daha değişimde bulunacağım."

Boris ve Adrian konuşmuyordu çünkü henüz ikisini çok da etkileyen bir şey olmamıştı ancak sıra onlara da gelecekti.

"Birincisi, sarayda kadınlar için dayanışma konseyi kurulacak. Böylelikle şiddet gören, ezilen ve yokmuşçasına davranılan kadınlar kendilerini güvende hissedecekler. Bunu yapanlar ise zindana atılacaklar." Yine sessizlerdi. Sanırım bu seçenek, onlar için bir önem teşkil etmiyordu.

"Bana göre çok güzel bir karar, Kraliçe Elissa." Bunu söyleyen Alaric'ti.

"Bu düşüncenin sebebini öğrenebilir miyim?" dedim dikkatimi ona vererek. Elimdeki kağıdı bıraktım ve parmaklarımı birbirine geçirdim. Bu konuyla yakından ilgilenmeliydim.

"Ailemdeki hanımlar babamdan zulüm görmekteler." dedi üzgünce, samimi bir duruşu vardı. "Engellemeye çalışsam da yapabileceğim şeyler sınırlıydı. Bu yasa geldiği zaman artık zarar görmeyecekler."

Merhamet, en çok da bir adama yakışırdı. Alaric'te gördüğüm merhamet beni mutlu etmişti.

"Bunu bizimle paylaştığın için teşekkürler, Alaric."

Minnetle gülümsediğinde gülüşünün ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Yakışıklı bir adamdı ve aynı zamanda da başarılı. Yersiz düşüncelerimden çıkarak işime devam ettim.

Kadınlar hakkında birkaç düzenlemeyi daha onlarla paylaştıktan sonra diğerlerine geçtim. Bazılarında aşırı itirazlar olsa da, emirlerime itaat etmek zorundalardı ve ben de onları baskılayarak tek tek susturdum.

"Siz ikinize dokunacak bazı değişiklikler de olacak." dedim; Boris ve Adrian'a bakarak.

Dakikalardır sükûnet içinde beni dinleyen Boris ve Adrian, bu sözlerimle gerilerek oturdukları yerde dikleştiler.

"Boris," dedim özellikle ona bakarak. "Vergilerin ve hak olarak ödenen ücretlerin yeniden düzenleneceğini bilmeni isterim. Halk memnun değil ve mutsuz bir halk, mutsuz bir krallık demektir."

"Ama majesteleri, eğer böyle bir düzenleme olursa herkes her şeye sahip olur." dedi Boris, bir anda yükselerek.

Sesi gereğinden fazla çıktığında sadece ona bakmakla yetindim. Akıllı bir adamdı ve nerede ne yapması gerektiğini bildirdi. Bazen böyle patavatsızlaşıyor olması, kendinden başka kimseye değer vermemesinden kaynaklanıyordu ve ben onun kendine fazladan ödeme aldığını biliyordum.

"Hırsızlık Boris, ne büyük suçtur değil mi?" dediğimde kısık gözleri hızla büyüdü. "Hak yemek sence güzel bir davranış mıdır?"

"Hayır, Kraliçe Elissa." dedi kısık sesle. Elleri refleks olarak yumruk hâlini almıştı.

Boris halktan olması gerektiğinden fazla vergi alıyordu. Babam zamanında vergi duyurusunu Boris'e bıraktığı için, yıllardır para kaçırarak hak yiyordu ve bunu bir tek ben biliyordum.

Oturduğum sandalyeye rahatça yaslandım. "O hâlde neden hak yiyorsun Boris?" Ellerim hâlâ birbirine kenetlenmiş durumdaydı ve Boris benden korktuğunu beden diliyle çok açık ediyordu.

Sözlerimle birlikte masada bulunan diğerleri şaşkın bakışlarını Boris'e çevirdi. Hiçbir şey sormuyorlardı ama zihinlerinde birçok soru olduğuna emindim. Belki de çoktan anlamışlardı.

Boris, oturduğu yerde küçülüp sessiz kaldığında üzerine varmadım. Öğrenmiş olmam ve bunu diğerlerinin önünde söyleyişim onun için yeteri kadar utanç verici bir durumdu. Tekrar edeceğini sanmıyordum, aksi takdirde onun icabına bakacaktım.

"Ve Adrian, krallıklardan daha fazla bildi edinmeliyiz. Elimizdekilerin yetersiz olduğunu düşünüyorum. Emrindeki adamları daha sıkı bir eğitime sok ve gerekirse gittikleri krallıkta önemli yerler edinsinler."

Elimdeki kağıda yeniden döndüm ve bununla ilgili maddeyi okumaya başladım: "Yeni casuslar edineceğiz, diğer eğitimlerle birlikte bunun da eğitimi gerçekleşecek. Ayrıca kadın veya erkek fark etmeksizin casuslarımız olacak."

Beni dikkatle dinledikten sonra başını olumluca salladı. "Emredersiniz, Kraliçe Elissa." Adrian akıllı bir adamdı ve emrinde olduğu insanı özenle dinlerdi.

Belli ki benim bir şeyler yapabileceğime dair inancı vardı, yoksa böyle körü körüne itaat edeceğini de sanmıyordum.

"Toplantı bitmiştir, hepinize iyi akşamlar."

Hepsi bana iyi akşamlar dileklerinde bulunarak salondan çıktılar. Oturduğu yeri koruyan tek kişi yine Alaric'ti. Toplantı boyunca haddi olmayan hiçbir şeye sesini çıkarmamış, işine geleni onaylamıştı. Onu dışında her hareketimi izlediğini fark etmiştim. Bir açık vermediğime de fazlasıyla emindim.

"Sen neden çıkmıyorsun?" dedim, ona bakarak. Hemen yanımda, masanın baş kenarında oturması da dikkatimden kaçmamıştı.

"Sizinle konuşmak istediğim bir şey var." dedi hafifçe gülümseyerek. Bu onun gülümsediği nadir anlardan biriydi ama gülüşünde sinsilik seziyordum.

Duruşumu dikleştirdim. "Dinliyorum." dedim ciddiyetle.

"Ne yapmaya çalıştığınızı biliyorum." dedi hafif gülüşü, görünür şekilde sinsiliğe bürünürken.

Hislerimde yanılmayı bazen çok istiyordum...

"Ne yapmaya çalışıyormuşum?" dedim ifademi bozmadan. Aksine ondan şüphelenmişim gibi gözlerimi üzerinde gezdirdim.

"Siz zeki bir kadınsınız, Kraliçe Elissa." derken bana biraz daha yakınlaşmıştı. İçimde doğan garip duygulardan sıyrılmaya çalıştım. "Abinize gerçekte ne oldu?"

Üstünlük kurmaya çalışarak ona yaklaştım. "Abimi neden bu kadar önemsiyorsun?" dedim sesimi kısarak.

Bana biraz daha yaklaştı, artık yüzlerimiz çok yakındı. "Onu işgalcilerin öldürdüğüne inanmıyorum, bu işte sizin parmağınız var." Tepkimi ölçmek için yüzümü izliyordu. Göz bebeklerimi ve mimiklerimi kontrol ediyordu.

Kalp atışlarım bile hızlanmazken kısa süre onu izledim. "Kanıtın var mı?" derken artık fısıldıyordum. Nefesim, yakınlığımız nedeniyle Alaric'in yüzüne çarpıp bana geri döndü. Daha doğrusu dudaklarına.

Yakınlığımız onda bir tepki oluşturmazken devam etti: "Kanıtım yok ama senin yaptığına eminim. Ne yaparsan yap bu düşüncem değişmeyecek." dedi ve bana olan sahte saygısını da kenara attı.

"Sen de diyorsun Alaric," dedim ondan uzaklaşırken. Sesimi normal tonuna getirdiğimde artık tekrar otoriter kraliçeye döndüm.

"Düşünce ve düşünceler her zaman değişir. Kanıtın olmayan bu deli saçması varsayımın üzerine beni suçlayamazsın, bu iftira atmak olur. Ayrıca ben Louis'i kurtarmak için çok çabaladım, ölüm döşeğinde sarayın kapılarına gelip üstüne burada savaştım."

"Siz o kadar güçlü ve o kadar oyuncu bir kadınsınız ki, sizden her şeyi beklerdim." dedi bilmiş şekilde ve tekrar saygıyla. Değişken tavırlar, tutarsız sözler.

Ufak bir kahkaha attım.

"Senin değil, benim beklentilerim önemli ve eğer, halk arasında bu konu üzerinden bir şey duyarsam senden bilirim Alaric."

Yerimden kalktım, ona yukarıdan bakarken yanında durdum. Elimi omzunun üzerine koydum iki kez vurdum.

"Unutma Alaric, senden üstün bir insan varsa o da benim." dedim net bir sesle. Gözlerime kilitli gözleri, hiçbir değişime uğramazken dudaklarında hafif bir tebessüm oluştu. Ya beni alaya alıyordu ya da bu yaptığım hareket onun hoşuna gidiyordu.

Onu orada bir başına bıraktım ve arkama bile bakmadan toplantı salonundan çıktım.

⚜️

"Bu konuda emin misiniz Kraliçe Elissa?"

Yine biri tarafından sorgulanıyordum. Koridorda ayak üstü, adını dahi bilmediğim ama babamın hep yanında olduğunu gördüğüm yaşlı adam, beni durdurmuş ve değiştirdiğim yasaları sorguluyordu.

"Haddin olmayan işlerde söz hakkında sahip olduğunu düşünme." dedim sert bir sesle.

Beş dakika önce; yani sabah kalkar kalkmaz ilk iş olarak halka değişiklikleri sunmuştum ve kadınların yüzünde gördüğüm o mutluluk, bana bir şeyler başardığımı hissettirmişti.

Erkekler elbette ki memnun değildi ancak alışacaklardı. Kimler nelere alışmak zorunda kalmamıştı ki?

Adam sessiz kaldığında, onu ardımda bırakıp odama çekildim. Yarım saatlik bir dinlenme uykusu beni rahatlatacaktı.

Ancak yatağıma uzandığım an tekrardan rahatsız edildim.

"Girin." dedim kapıya doğru bağırarak.

Kapı yavaşça açıldı. İçeri sızan ışık son derece belirgindi. Hâlâ yaralı olan bedenim yorgun olduğu için, güzel bir uyku çekebilme umuduyla perdelerimi tamamen kapatmıştım. Bu yüzden ışık beni biraz rahatsız etti.

Kapı arasından görünen sima yabancı değildi, Soylu Lord Hector gelmişti.

"Merhaba kraliçem, izniniz var mıdır?" dedi gülümserken. Dün akşamki toplantı dolayısıyla ona kızgındım ama mecbur gelecekti artık.

"Gel Hector," dedim yatakta doğrulurken, elbisemin eteklerini tutarak yataktan çıktım.

İznimle birlikte odama adımladı.

Hector gevşek bir adamdı, her an her şeyi yapabilecek kapasiteye sahipti. Ayrıca çok yılışıktı. Yakışıklı yüzüne ve sahte ilgisine aldanıp her istediğini yapacak çok kadın vardı. Onlar adına üzülüyordum.

"İyi günler Elissa, nasılsın?" dedi resmiyeti kaldırarak. Zaten sadece resmi işlerin konuşulduğu ortamlardan bahsetmiştim.

"İyiyim, sen nasılsın?" dedim aptal gülüşüne öylesine bir tebessümle karşılık verirken.

"Seni gördüm, daha iyi oldum." dedi muzip bir tavırla. Gözleriyle beni baştan aşağı süzdü. "Bu ne güzellik majesteleri?" dedi ve önümde birleştirdiğim ellerimi ayırdı. Bir elimi kendine doğru çekti ve üzerine ıslak bir öpücük bıraktı.

"Teşekkürler Hector, sen de çok şık görünüyorsun." desem de yalandı, her zamanki giydiği üniforması vardı üzerinde. Üstelik saçları da dağınıktı, yine de kırıcı olmamaya çalıştım.

Elimi bıraktı ve bir adım daha yakınlaşarak aramızdaki mesafeyi kapattı. İşaret ve orta parmağını birleştirerek başımı kaldırıp ona bakmamı sağladı.

"Ne yapmaya çalışıyorsun?" dedim dayanamayarak. Bu hâllerinden nefret ettiğimi biliyordu.

Bakışlarını kıstı, "Sana olan ilgimi görmezden gelemezsin Elissa. Bir kez 'evet' desen ya bana." dedi fısıldayarak, ardından yanağıma kısa ve sulu bir öpücük bıraktı.

Bir adım geri atarak ondan uzaklaştım ve ıslanan yanağımı elimin tersiyle sildim. Silme hareketim şımarık ifadesini bozarken, bundan hoşlanmadığını apaçık hissettirdi.

"Sen benim kuzenimsin Hector, bu konuyu daha önce konuştuk diye hatırlıyorum."

Daha öncesinde beni sevdiğini ve evlenmek istediğini söylemişti. Ben de yine akrabalık bağımız nedeniyle onunla olmak istemediğimi belirtmiştim.

Sözlerimle ifadesi daha da değişirken kaşları çatıldı. Sinirle yeniden bana yaklaştı ve sıkıca kolumu tuttu.

"Ne olursa olsun Elissa, benim olacaksın. Bir gün beni sevmeni sağlayacağım."

Alayla güldüm. "Bu gidişle bırak beni, bir köpeği bile kendine âşık edemezsin. Şu hâline bak," dedim tuttuğu kolumu göstererek. "Sence sen bana layık mısın?" diyerek onu aşağıladım.

Hector zeki bir adamdı aslında ama çok iğrenç bir adamdı. Kadınlara zarar verir, önüne gelenle birlikte olur; değer kıymet bilmezdi.

"Haddini bil!" dedi bağırarak.

Kolumu ondan kurtardım ve beynime kadar nüfuz eden sinirle kendimi tutamayıp ona tokat attım. Yüzü hafif yana döndüğünde şok olmuş gibi bakıyordu.

"Asıl sen haddini bil Hector! Amcamın oğlu olman, bana canının istediği her şeyi yapabileceğin anlamına gelmez!" Benim de sesimin yükselmesiyle, kapımın önündeki muhafızlar telaşla içeriye daldılar.

"Kraliçem, bir sorun mu var?" dedi William.

"Bu hadsizi buradan alın." dedim gözlerimi Hector'un üzerinden ayırmadan.

Hector dönük başını yavaşça bana çevirdi, hâlâ şaşkınlığı taşıyan gözleriyle baktı. Vurduğum yanağı kızarmaya ve elimin şeklini almaya başlamıştı.

Kafasını aşağı yukarı salladı, "Bunun bedelini ödeyeceksin." dedi kısık sesle.

"Bedel ödeyenin sen olmadığından emin ol, Hector." dedim dişlerim arasından konuşarak.

Muhafızlar, Hector'u kollarından tuttular ancak Hector, kollarını sertçe sarsarak onların ellerinden kurtardı. Sinirli bakışlarını bana gönderdikten sonra hışımla arkasını döndü ve yeri delen adımlarıyla odayı terk etti. Sanki kafasının üstünden buhar çıkıyor gibiydi, öyle bir sinir. Yine de bana bu şekilde yaklaşmaması gerektiğini öğrenmeliydi.

"İzninizle majesteleri, başka emriniz var mıdır?" dedi William, önümde eğilerek.

"Hayır William, iyi günler." İkisi de beni başarıyla onaylayarak odadan çıktı.

Bu oda muhabbetleri beni çıldırtma noktasına getirecek gibiydi. Kapıyı çalan herkese 'gel' dememeliydim, sonra başıma böyle iğrenç olaylar geliyordu.

Tam yatağıma yatmak için hareket etmiştim ki kapım yeniden çalındı. Derin bir nefes alarak sakin kalmaya çalıştım.

"Tamam, bu son." dedim kendimi ikna etmeye çalışarak. "Gir."

Kapının kolu, olması gerekenden daha yavaş açıldığında kim olduğunu sorguladım. Genelde kimse kapıyı böyle açmazdı.

Bir süre daha bekledim ve dikkatimi çeken bir şey oldu. Ufak bir ayak gördüm, bir çocuktu. Muhafızlar bu küçük insana neden yardım etmezdi ki?

Hızlı adımlarla kapıya ulaşıp araladığı kısımdan ona baktım, bir kız çocuğuydu bu. Dört yaşlarında falan olması gerekti; sapsarı saçları ve masmavi gözleri vardı, öyle güzeldi ki...

"Merhaba," dedim gülümseyerek. Kapıyı açmaya fazla odaklandığı için benim sesimi duyduğu an irkildi. Korkarak kapının kolunu bıraktı ve bir adım geriye çekildi.

Kahkahamı tutamadım, "Sakin ol, benden korkmana gerek yok." dedim gülmeye devam ederken.

"Merhaba, majesteleri." dedi güzel kız, önümde eğilerek.

"Aa, saçmalıyorsun." dedim ve onu direkt kucağıma aldım. Elinde de tahtadan bir bebek vardı. "Bir daha benim önümde değildiğini görmeyeceğim, anlaştık mı?" dedim burnuna ufak bir fiske vurarak.

İncecik sesiyle kıkırdadı, "Anlaştık, Kraliçe Elissa Lara." Uzun zamandır ikinci adımı çok kullanan yoktu, bu kız nasıl biliyordu?

"Vay vay, benim diğer adımı nereden biliyorsun bakayım sen?" derken, bir yandan da kapıyı kapatıyordum.

"Babam söyledi." Dudakları gülerken yamukça çıkan dişlerini gördüm. Dişlerinin şekli komik olduğu kadar onu çok da şirin gösteriyordu.

"Baban kim?"

Sorduğum soruya karşılık alacakmışım gibi hızla kapı açıldı. Karşımda Hector'u görünce kısa bir şok yaşadım. Az önceki tartışmadan sonra odama bu şekilde dalmazdı ve muhtemelen şu anda delirmiş ve kendi kendini yiyor olması gerekiyordu.

"Hector, bu ne cüret? Odama bu şekilde dalamazsın!"

Az önce küçük kızla konuşurken ince ve neşeli çıkan sesim, şimdi kalın ve sert çıkmıştı.

"Laura!" dedi beni duymazdan gelerek. "Senin burada ne işin var?" Kucağımdaki kıza doğru ellerini uzattığında birkaç adım geriye gittim.

Hiddetle bağırdım, "Hector!" Şiddetli çıkan sesimi fark ettiğinde bu sefer olduğu yere çakıldı.

"Bağışlayın efendim..." dedi hüzünle ama devam eden korkusuyla.

Ne olduğunu anlamıyordum, tek anladığım şey Hector'un bu kızla bir bağlantısı olduğuydu. Kızı olduğunu sanmıyordum, kardeşi hiç değildi. Peki bu kız, onun nesi oluyordu?

Bunu da çözecektim, ya şimdi ya da hiç.