VALMONT KOLEJİ kitap kapağı

5. bölüm / 5

VALMONT KOLEJİ

5. BÖLÜM/ Sakladığın Bir Şeyler Var

Vaveyla Yazarı: Gizem Türkmen

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 5Şu an: 5. BÖLÜM/ Sakladığın Bir Şeyler Var

Kayıp bir şeyler var aramızda
Bilmediğim halde ziyadesiyle mahvolmuş derin bir hal içindeyim

_______________________

Alarmım çalmadan kalkarak okul formamı giydim. Okulun ilk günleri olduğu için sivil olarak gidebiliyorduk ama artık resmi üniforma ile gitmeliydik. İçimden hiç giymek gelmese de zorla da olsa giydim. Saçlarımı ise topuz yapmak yerine düzleştirmeye karar verdim. Ne de olsa vaktim vardı.

Ağır bir makyaj yaptım. Kısacası her zamanki gibi.

Kitaplarımı çantama yerleştirdim. Masanın üzerine bıraktığım Mira'nın sigarasını ise çantama fırlattım. Onu ömür boyu saklayacak değildim neticede. Bileğimde sallanan bilekliğime daldım. Dün gece bunu bana Mira vermişti ama onda ne işi vardı? Eğer aldıysa bana neden tekrardan getirmişti? İnsanların içinde show yaparak verebilecekken neden avucuma sıkıştırmıştı?

Çok gizemli bir çocuktu.

Lokum ile ilgilenerek okula gitmek için evden çıktım. Buluşma noktasına ilerledim. Ne kadar erken kalkmış olsam da evden geç ayrılmıştım. İstemsizce stres oldum. Dün bana haber vermeden okuldan gitmişlerdi. Hem de Defne rahatsızlanmıştı. Bana neden böyle bir şeyi söyleme gereği duymamışlardı?

Sorular beynimi kemirirken buluşma noktasındaki boşluğa baktım. Kimse yoktu. Saate baktım. Her zamanki saatten sadece 3 dakika sonra gelmiştim. Yoklardı. Çantamdaki telefonumu çıkartarak bizim kızları aradım. Çalmadı bile.

Ee ne yapacaktım şimdi?

Süleyman amcayı aradım çalmasına rağmen açmadı. Serviste olan arabam için yetkilileri aradığımda ise arabamın tamamen iyi bir duruma gelebilmesi için 1 haftaya daha ihtiyacı varmış. Bir parçası mı neyi eksikmiş! Zırvaladılar işte bir şeyler!

Neden beni beklememişlerdi ki? Yoksa bugün gitmemişler miydi?

Taksi çağırmak için bayağı bir yürümem gerekiyordu. Tabi ya servisler vardı. Telefonumdaki uygulamadan saatine baktım. 08.55'da gelecekti.

Bu saate kadar bekleyemezdim ki. Beklesem ne olacaktı sanki geç kalacaktım. En nefret ettiğim şey! Serviste rezil olmama da değmeyecekti. Bu gelen araç herkesi topluyor hem de o kadar kişiyle bizi dünyanın öbür ucuna kadar götürüyordu. O zaman bugün evden çalışacaktım.

08.42 normalde şu anda okulda olmam gerekirdi. Elimde titreşen telefonum ile aramayı açtım. "Kanka neredesin?" bu ses Elisa'nın sesiydi. "Ben gelemeyeceğim galiba ya."

"Neden, ne oldu?" sesi endişeliydi. "Dün geceden dolayı değil öyle değil mi?"

"Alakası bile yok." ofladım. "Gelecek aracım yok."

"Ben gelirim seni almaya." gülümsedi. "Tabi önce bizimkilere makul bir yalan bulmalıyım. Sen o mahalleden uzaklaş, ben geliyorum. Yeni bir sorun çıkmasını kaldırabileceğimi düşünmüyorum." gözlerim hızlıca doldu. Kendimi değerli hissetmiştim. "Hey, duyuyor musun beni?"

"Evet, evet. Dalmuşum sadece." birkaç konuşmanın ardından mahallenin dışına doğru yürümeye başladım. Sanırım bizim mahalleden korkmuşlardı. Mahalle bir yana kalsın da galiba arkadaşlığın senelerle alakası yoktu. Hayatına dün giren bir insan bile yıllarca hayatında olan kişilerden daha yakın hissettirebiliyordu. Belki de kızların hakkını yiyordum ancak kendimi fazlalık ve değersiz görmem için bunlar fazlasıyla bana yetmişti.

Düşüncelerim ile boğuşurken farkında dahi olmadan mahallenin dışına kadar gelmiştim. Telefonumdan saate baktım. 08.49 sadece 7 dakika geçmişti. Tanıdık gri araba önümde durdu. Kafasını camdan uzatarak beni süzdü. "Atlasana bebek."

Hızlıca arabaya bindim. "Çok teşekkür ederim, Elisa."

"Ne olacak sanki? Elime yapışmaz sonuçta." mahcupluk duygusu ile gülümsedim. "Ben dün gece için ikisi adına da çok özür dilemek istiyorum. Peşime düşmüşler. Normalde cadı olduğum için fark ederdim ama arabayı kullanan kişi Miran'mış. O yüzden fark edemedim arkamda olduklarını."

Miran...

"Sorun değil." bileğine baktım. Bileklik bileğinde duruyordu öyleyse benimki nasıl Miran'da olabiliyordu? Arkama yaslanarak camdan dışarı izlemeye başladım. Arkasından onu takip eden biri Miran olduğunu dahi fark edememiş. Miran kimdi ki, bu kadar güçlüydü? Tamam Valmont'tu lakin başka bir şeyler vardı. Cesur olduğunu biliyordum dün gece önümde durarak göstermişti zaten ama bu kadar zeki birisi olduğunu fark edememiştim. Ben bilekliğimin yokluğunu dahi fark edemezken o bana bulup nasıl getirebilmişti?

Okulun önünde durduğumuzda bizi güvenlik karşıladı. Elisa gülümseyerek güvenliğe yürüdü. "Geç kalmadık değil mi Yusuf abi?"

"Yok kızım geçin hadi." eliyle alelacele bizi bahçeye soktu. "Çabuk olun Selim bey görmesin. Biliyorsun zaten sizi bek sevmiyor."

"Biliyorum." dedi. Ona teşekkür ederek okula girdik. "Derse mi gireceğiz gerçekten?" oflayarak bana baktı. Kafamı salladım. "Ya girmesek ne olur ki?"

"Elisa, çok göze batıyoruz." derin bir nefes verdim. "Dün yaptığımız şey zaten nefesimi kesiyor." sessizce ona baktım. "Geri mi alsak?"

"Saçmalama istersen."

"Tamam her şey tamam da biz onu oraya koyduk ama bu ne işe yarayacak? Kim nereden bilecek orada olduğunu?" bana attığı bakışlar ile ellerimi hızlıca havaya kaldırdım. "Ben demem haberin olsun."

"Sen demeyeceksin zaten." kim diye sorarcasına ona baktım. "Ada."

"Sen Miran'da olduğunu söyleyeceksin Ada ise Miran'a olan sinirinden onu ele vermek isteyecek ama tüh eski sevgilisini ele vermiş olacak." ne?

"Ada ve Ateş eski sevgili mi?"

Gülerek cevap verdi. "Hem de ne sevgililerdi." önümde durdu. "Biliyor musun dün Miran seni sordu."

"Ne dedi?" dedim heyecanımı saklamaya çalışarak.

"Dün okuldan hızlıca çıktılar hatırlıyorsan eğer." kafamı salladım, devam etti. "Ondan sonra hiç görmemiştim onu. Sonra birden gelip hiçbir şey demeden seni sordu. Okul dağıldıktan sonrasındaydı. Biz Demir ile hastaneye gitmiştik."

"Ne hastanesi?"

Yüzünde tatlı bir gülümseme oldu. "Salak Demir ölüyordu az kalsın. Bu bana çicek almıştı ya biz de baş başa cafeye gittik ben onu öpünce gidiyordu az kaldı. Heyecan yaptı galiba." kahkaha attım. "Sus kız duyacaklar şimdi."

"Salak çocuk ya!" gülüşümü tutamayarak az daha merdivenlerden düşüyordum. "Ay korktum kanka."

"Sen de ölüyordun az kalsın."

Onu ikna ederek derse girdik. Bizim kızlar derstelerdi. Sanırım artık bir şeyleri açık açık konuşmanın vakti gelmişti. Beni beklemeyecek ne gibi bir nedenleri olabilirdi ki?

İlk gün dersimize giren Meltem hoca dersteydi bizi soru yağmuruna tuttuktan sonra bırakmıştı. Yanım boştu. Miran neredeydi acaba gene? İşin garip yani Ada da yoktu. Ne¿!

Elisa'ya seslenmeye çalıştım. Her seferinde hoca duymuş gibi dönüyordu. En son Atlas bana döndü. "Ne var niye benim kızı çağırıyorsun?"

"Bağırma salak." yanımı göstererek yana kaydım. "Yanıma gel." kınayan gözler ile bana baktı. "Hadi ya çabuk!"

Hoca görmeden yanıma oturdu. "Ne var turuncu?"

"Benim canım sıra arkadaşım nerede?" gözlerimin içine baktı. "Siz arkadaşsınız ya biliyorsundur diye sordum."

"Sen her gün, her gün Miran'ı mı soracaksın böyle?" göz kırptı. "Çıkar belki bir yerden beklemeye devam et sen."

"Beklemiyorum ki."

İnanmayan bir bakış attı. "O yüzden mi bozuk plak gibi iki de bir bizim ultra yakışıklı, karizmatik, çekici ve minnoş arkadaşımızı soruyorsun?"

Kendimi gülmemek için zor tuttum. "Minnoş mu?"

"Evet, minnoş. Sen bilmiyorsun tabi onun pamuk gibi bir kalbi var." ciddiyet ile söylemişti. "Sen ne anlarsın be? Onun kalbi çok temizdir." bir anda güldü. "Şaka yapıyorum tabiki."

"Demir ya!" istemsizce omuzuna sert bir şekilde vurdum. "Ayol ne vuruyorsun be!" kolumdan çekiştirdi. "Yolarım seni."

Kendimi tutamayarak sınıfı inletecek kadar büyük bir kahkaha attığımda hızlıca toplanarak arkamı döndüm. Yüzümü ellerimin arasına aldığımda Demir'in benden dolayı 'tanımıyorum.' deyişlerini duydum.

"Çocuklar anlatacak şeyleriniz var galiba, sizi dinliyoruz." hiç bu kadar sinirli görmemiştim hocayı. "Pamuk gibi hocayı ne hâle getirdin!" Demir yüzüme tükürürmüş gibi yaparak önüne döndü. "Kusuruna bakmayın hocam, cahil işte ne yaptığını bilmiyor."

Hoca bize kızmaya kararlı gibiydi. Gülümsedim ama çok sinirlendi. Eyvah dercesine Demir'e baktım. "Hiç bana bakma." dedi.

Kapı tıklatıldı. İçeriye önce Ada girdi hemen arkasından ise Miran. Miran mı¿!

Demir, Miran'ın çenesiyle yaptığı 'kalk.' işareti ile yanımdan kalktı. Tam yana kayacakken eliyle durdurdu beni. Benim her zaman oturduğum yere oturdu. İlk defa duvar dibine ben oturmuştum.

"Neyse lütfen bir daha böyle şeyler olmasın. En nefret ettiğim şeydir, dersimde gülünmesi." hoca tekrardan tahtaya döndüğünde herkesin gözü bizdeydi. Bir o kadar da Ada ve Miran'da.

Tekrardan barışmışlar mıdır? Barışmış olsalar beni yanında istemezdi herhalde değil mi? Hem Elisa bana onların sevgili olmadığını söylemişti.

"Lalin?" kulağıma fısıldaması ile irkilerek ona baktım. Bir kolunu bana doğru uzatmış, aramızdaki boşluğa bırakmıştı. "Benden sakladığın bir şey var mı?"

"Yok." anlamsızca ona baktım. "Hem sen neden sürekli bana aynı soruyu soruyorsun? Senden bir şey saklamış olsam sana neden söyleyeyim ki?"

"Ölmemek için." kanım dondu. Şaşkın gözler ile ona baktım. "Korktun mu baş belası?"

"Sensin be bela!" sesimi ne kadar kontrol etmeye çalışsam da olmuyordu. "Dün bana bilekliğimi verip bugün ki tavırların ne böyle?"

"Sakin ol."

Bir anda elimi masaya vurarak ayağa kalktım. "Söylesene, hangisi gerçek Miran?" ben neden bu kadar büyük tepki vermiştim ki? Herkesin gözleri tekrardan bize dönmüştü.

"Yeter, Lalin çık dışarı!" hocanın bana bağırışı ile gözlerimi ona diktim. "Benim dersim de bunları yapamazsın."

"Bir şey yapmadı-"

"ÇIK DIŞARI!" telefonumu masanın üzerinden alarak ona bakmadan sınıftan dışarı çıktım. Hiç istifini bile bozmamıştı. Sinirle kantine indim.

"Ben ne yaptım ya şimdi!" kantinde birkaç kişi vardı şuan hiç insan çekecek hâlde değildim. Tuvalete geçtim. Burada kimse yoktu. Elimi yüzümü yıkamak istiyordum ama makyajım akacaktı.

Ellerimi yıkadım. Teras katına çıkarak masalardan birine oturdum. Yanıma öğrenci çalışan geldi. "Bir şey ister misin?"

"Kahve istiyorum sadece."

Gülümsedi. Bu çalışan geçen gün Elisa ile geldiğimizdeki çalışana hiç benzemiyordu. "Peki, nasıl olsun?"

"Orta."

Burası gerçekten insana çok iyi geliyordu, ruhu rahatlatıyordu. Keşke evimde böyle bir balkonum olsaydı. Hiç derdim tasam kalmazdı. Tabi yanımda Lokum'un da olması gerekiyor. Eminin o da balkonu çok sevecektir.

Masaya yaslanarak etrafı izledim. Birkaç çift vardı sadece. Onlar da kendi halinde vakit geçiriyorlardı. Görünen 2-3 tane ise çalışan öğrenci vardı. Peki bu öğrencilerin burada ne işi vardı? Neden derste değil de burada çalışıyorlardı?

Çalışan öğrencileri izlemeye başladım. Hepsi gülen yüzlü kişilerdi. Hallerinden memnun görünüyorlardı.

"Naber fındık?" arkamdaki varlık ile öne doğru irkildim. Kollarını arkamdan bana doğru uzatmıştı. Miran Aras Valmont!

"Sanane Miran?"

Garsona eliyle işaret yaptığında garson başıyla onayladı. "Bugün üzerindeki bu gerginlik neden?"

"Sanane." bir şey demeden yanıma oturdu. Umursamazca arkasına yaslandı. Gözlerimi sertçe ona diktim. "Neden geldin?"

"Canım gelmek istedi." garson yanımıza geldi. Elindeki tepsi de benim kahvem ve yanında birkaç lokum vardı. "Afiyet olsun." dedi ardından Miran'a baktı. "Başka bir şey ister misiniz?"

Miran hiç oralı olması. Kız boşta kalmasın diye gülümsedim. "Yok, hayır." kız bozularak arkasını döndü. Lokum ne alakaydı? Ben lokum istememiştim? Miran mı istemişti?

Ama lokumu sevdiğimi nereden biliyordu?

"Lokum kimin için?" göz kırptım. "Ada'ya mı aldın?"

Pişkince gülümsedi. Gelde ağzının üstüne yapıştırma! "Belli oldu."

"Ne belli oldu ya!" lokumları ona uzattım. "Git sevgiline verirsin."

"Lokum seven sen değil misin?" gözlerimin içine baktı. "Ona almak isteseydim alırdım ama kime aldım?" cevap beklercesine baktı. "Bana mı?" dedim şaşkınca. Çok korktum kekelemekten. "Sana."

"Bu da mı bana özel olacak?"

"Sana özel olsun."

Kahvemden içmeye başladım. Arada lokumlardan atıyordum. Yavaş yavaş kahvemi içtim etrafı izliyordum. Acaba bana neden sürekli ondan bir şey saklayıp saklamadığımı soruyordu? Ondan bir şey de saklamıyordum ki.

Masalarda oturan çiftlerin hepsi kalkmış gitmişti. O çiftlerinden başka kimse de yoktu zaten. Herkes derste olmalıydı. Biz dışında. Kocaman yerde tek biz kalmıştık.

Çok sürmeden zil çaldı. Kahvem de bitmişti zaten. Gözlerim ona döndü. "Kalkalım mı?" dedim ayağa kalkarken. "Bekle biraz daha." ayakta olan bana baktı. "Otursana kızım yanıma."

Tekrardan oturdum. "Neyi bekliyoruz yani onu anlamadım ben?"

"Öğrenirsin." sinirle önüme döndüm. 10 dakika yan yanaysak 9 dakikasında kavga ediyorduk. Geri kalan 1 dakikasında ise ayaklarımı yerden kesiyordu. Gerçekten bunu nasıl yapabiliyordu!

İçeriye öğrenciler doluştuğunda tanıdık bir sima gördüm. Mert. Garson kızların birinin yanında durarak saçlarını arkaya attı. Flörtleşir gibi onunla onunla konuştu. Açık kumral bir kızdı. Galiba Mert kumrallardan hoşlanıyordu.

Kızın yanında bir yerde durdu. Kız cebinden bir şey çıkartarak ona uzattı. Mert onu alır almaz kıza göz devirerek yanımıza geldi. Hayır, kesinlikle kumrallardan hoşlanmıyordu.

"Hallettim." dedi kendisi ile gurur duyuyor gibiydi. Elindeki anahtarı Miran'a uzattı. "Eyvallah." anahtarı cebine attı.

"Ne zaman gidiyoruz?" diye sordu Mert kalan iki lokumumu da ağzına atarak. Sertçe ona baktım. "Ne bakıyorsun, yedik sanki!"

"Akşam üzeri." bunlar gene ne karıştırıyorlardı acaba? Mert, kafa sallayarak yanımızdan uzaklaştı.

"Akşam üzeri ne?" dedim ona doğru tamamen dönerken. "Nereye gidiyorsunuz?"

"Soru sorma, fındık." aynı şekilde bana döndü. "Ben sana soruyor muyum hiç?"

"Soruyorsun."

Seslice güldü. İlk defa böyle güzel gülmüştü. "Haklısın ama sen bana sorma."

"Neden? Senin özelliğin ne?"

Kaşları çatılır gibi oldu. "Ben soru sorulmasını hiç sevmem."

Yüzümü buruşturdum. "Biz bayılıyoruz sanki!"

Bir şey demeden masadan kalktı. Arkasına bakmadan terastan uzaklaştı. Tam bir salaktı! Ben de masadan kalkarak sınıfa doğru ilerledim. Bizim kızlar ile konuşacaklarım vardı sonuçta. Sınıfa doğru yürüdükçe içim sıkışıyordu.

Sınıfın kapısını açtım. İçeride birkaç kişi ve bizim kızlar vardı. Defne başını Aylin'e yaslamış Aylin de sırtını sıvazlıyordu. İçeriye girdiğimde gözleri bana döndü ama bir şey demeden geri önlerine döndüler.

İçeridekileri görmezden gelerek önlerindeki boş sıraya oturdum. "Bir şey mi oldu?"

"Bir şey olmadı, Lalin." dedi Aylin gülümserken. Defne'ye baktığımda ise gözleri bir garipti. Anlam veremediğim bir şey vardı o gözlerde. Neydi bu böyle? Çok kötü bir enerjiydi. Bu... kazanmanın hırsıydı ama neden?

"Defne, bir şey mi oldu?"

Gözlerindeki hırsı bana dikti. "Sana sormak lazım Lalin bir şey mi oldu?"

"Asıl size ne oluyor böyle? Bilmeden bir şey mi yaptım?" onlara baksam da beni pek önemsemediler. Ne olmuştu bir anda? Yıllardır arkadaşlığımızı görmezden gelecek kadar bize ne olmuştu?

"Sen bir şey yapmadın. Biz sadece bazı şeyleri anladık." sertçe Aylin'e baktım ama gülümsedi sadece.

"Neyi anladınız ya?"

İkisi sadece gülümsediler. Neyi anlamış olabilirlerdi ki? Ben gene ne yapmıştım ki? "Susmasanıza!" dedim hafif yükselirken. "Konuşsanıza! Ne yaptım ben?"

Sınıftaki herkes arasında konuşmaya ve gülüşmeye başladılar. Onlara döndüğümde "Çok mu komik?" dedim sinirle. Aylin bir anda ayağa kalktı.

"Sen daha neyin peşindesin?" sertçe karşıma dikildi. "Ne olmasını bekliyorsun sen ya? Şu kız ölüyordu ya! Sen daha da altında bir şey aradın sana hak vermek istedim ama yaptığın bencillikten başka bir şey değildi. Daha geçen gün aynısı oldu hastaneye kaldırdık hiç merak bile etmedin!" bir elini bana uzatarak sertçe omuzundan ittirdi. Bir şey yapamadan sadece onu dinledim. "Sen olsan ne yapardın? Madem iki günlük insanlar sana cazip geliyor, onların yanında ol Lalin."

"Biz..."

"Biz diye bir şey yok, Lalin." acıyla gülümsedi. "Yani vardı ama artık senin yüzünden kalmadı."

"Ne yaptım ki ben?" gözlerim dolmamalıydı hayır, şimdi değildi.

"Hiçbir şey yapmadın işte. Dün mahalleye getirmişsin onları, biz hastane köşelerinde sürünürken onlar mahalledeymiş." haklılar mıydı? Hayır, ben haklıyım. Haklıyım değil mi? Değil miyim yoksa? "Onların yanına git, Lalin."

Son kez onlara baktım. Gözlerim Defne'ye kaydığında yüzündeki zafer gülüşüne şahit oldum. "Çok pişman olacaksın, Aylin." ne zaman bu kadar kötü birisi olmuştu? Gözlerindeki o hırs çok büyük bir zehirdi.

Çantamı almadan sınıftan koşarak çıktım. Ben çıktığım sırada içeri zili çaldı ama umursamadan bahçeye çıktım. Buradan gitmek istiyordum. Güvenlik karşımda durduğunda anlam veremedim. "Üzgünüm, Lalin. Bir yere gidemezsin."

"Nasıl gidemem ya!" diğerlerinin çıkmasına izin veriyordu ama. Şimdi neden ben çıkamıyordum ki? "Emir böyle." dediğinde kalbimi söküp atmak istedim. "Çıkmak için müdürden izin alman gerekiyor. İzin belgesi bir de."

"Yazıklar olsun." dedim tiksinircesine yüzüne bakarken. "Gerçekten her şey para mı?"

"Benim elimde olan bir şey değil kızım." arkama bile bakmadan içeriye girdim. Tek istediğim yalnız kalmaktı. Yalnız kalıp biraz ağlamak istiyordum.

Belki saçma bir şeydi ama onlar benim çocukluğumdu. Özellikle Aylin. Aylin benim ortaokulumdu. Defne ile lisenin başında tanışmıştık. Aylin ve babası onlardan önce mahalleye taşınmışlardı. Babası ile birlikte yaşıyordu anne ve babası ayrılmışlardı.

Defne ise annesi ile yaşıyordu. Babası yıllar önce ölmüştü. Bir kazaydı galiba. Lise de taşınmışlardı. Bizim mahalleye yakın bir devlet okulu vardı orada yakınlaşmıştık. Defne hep tek takılıyordu ve ben ona çok üzülüyordum. Aylin onu pek sevmezdi ama ben hiç kıyamazdım.

Kendi kendime kafam da kuruyor da olabilirdim ama beni hiç yanıltmamıştı. Hissetmiştim işte bir şeyler olduğunu. Keşke yanılsaydım.

Annem ve babam yoktu. Beni evlatlık alan bir ailem vardı onlar ise beni birkaç yıl önce bırakmışlardı. Nedenini hiçbir zaman anlamamıştım. Onlara ne yapmış olabilirdim ki beni bir başıma bırakmışlardı?

Beni evlatlık alan ailede 5 yaşımdan 7 yaşıma kadar onlarda kalmıştım. Sonrasında ise beni bırakmışlardı. Ben onları çok seviyordum. Tek hatırladığım buydu. Çok tatlı insanlardı aslında. Hissediyordum onlar da beni çok seviyorlardı ama bir şeyler olmuştu işte! Bırakmışlardı beni.

Ondan sonra bana hep Süleyman amca bakmıştı. Kendi çocuklarından asla ayırmamıştı. Taksiden kazandığı para ile üçümüzü de okutmuştu. İki çocuğu ve beni yani. Çocuklarının ikisi de erkekti ve hep bir kız çocuğunum olmasını isterdi. Beni de kızı olarak gördü.

Bir zamandan sonra ben büyüdüm ve ona daha fazla yük olmak istemedim. Evimin kirasının yarısını onlar karşılıyor diğer yarısını ise bazen benim haberim olmadan Süleyman amca karşılıyordu. Düzenli olarak para vermeye çalışıyor, harçlık yaparsın filan diyor ama onun parasını da almak istemiyorum. Zorla elime sıkıştırıyor bazen.

Diğer ailem ise aylık olarak hesabıma para atıyorlar. Sanırım vicdanlarını rahatlatmaya çalışıyorlardı. Başka çarem olmadığı için o parayı almak zorunda kalıyordum.

Şimdi bu anlattıklarımın ne gereği olduğunu düşünüyorum ama bazen sadece anlatmak istersin. Acı çekersin ama neden olduğunu anlamazsın. İşte tam olarak öyle bir an.

Ben yalnızlığa alışkın bir çocuktum ama kimse bilmese de en büyük korkum yalnız kalmaktı.

Ben hep yalnız kalırdım ki zaten.

Çalan telefonum ile lavabodan çıkarak elimi yıkayıp boynumu ve ensemi ıslattım. Elisa arıyordu. Ben şimdi bu kızı nasıl diğerleri ile bir tutabilirdim ki...

"Efendim?" dedim telefonumu açarken.

"Nerdesin?" elimi kağıt havlu ile duruladım. "Bir şey mi oldu?"

"Bir şey olmadı."

"Sesin çok kötü geliyor ama." arkadaşlığın yıllar ile bir alakası var mıydı? "Nerdesin?" telefonun arkasından bir sesler geliyordu. Meltem hocanın sesiydi bu. "Gidemezsin bir yere." diyordu. Hemen sonrasında kapı sesi geldi. Geliyordu. "Ben geliyorum tamam mı?"

Bir şey demeden telefonu kapatarak yere çöktüm. Kendimi tutmaya çalışsam da tutamıyordum. Kimse için üzülmüyordum onlar ile geçirdiğimiz anılara ve geçiremediğimiz güzel zamanlara üzülüyordum. Ben de buydum işte!

Yüzümü ellerimin arasına alarak bacaklarımı kendime çektim. Açılan bacaklarım umurumda bile değildi. Sesli ağlamaktan korkuyordum. Birisi gelipte görür diye ödüm patlıyordu.

Kapı açıldığında birisi hızlıca yanıma çöküp beni salladı. "Lalin, iyi misin?" o gelmişti gene. "Ne oldu?" beni kendine çekerek sıkıca sarıldı.

"Elisa!" dedim ağlarken. Hıçkırarak ağlamaya devam ettim. "Ben bencil miyim?" diye sordum hıçkırıklarımın izin verdiği kadarıyla.

"Hayır." benden ayrılarak gözlerimin içine baktı. "Hiçte bencil filan değilsin."

"Elisa, lütfen..." hıçkırdım. "Ateş'in dolabındaki uyuşturucuyu geri alalım." bunu beklemiyormuş gibi bana baktı. "Lütfen, ben kimsenin hakkına girmek istemiyorum."

"Tamam alalım." gülümsedi. "Ama yakalanmamız gerekiyor. Bu gün maçları yaklaşık 15 dakikaya kadar. Bizimkiler de oraya gittiler zaten. Şimdi soyunma odasındalardır ama maç başlayınca orası boş olur. Birlikte alırız tamam mı?"

"Tamam ama kesin alalım tamam mı?" gözlerini kırpıştırdı. "Hem bugün futbol maçları var." dedi ardından.

"Basketbol değil miydi?"

"Evet o da var. Ama bugün futbol günleri." göz kırptı. "Aşkım çok yetenekli de." burnuma yavaşça vurdu. "Ama sanırım futbolu daha çok seviyorlar."

15 dakikalık vakit geçsin diye biraz kantinde oturduk daha sonrasında ise herkes sahaya geçtiğinde soyunma odasının yanında durduk. "Elisa, sen gelme ben onu tek başıma koydum, tek başıma alırım."

"Emin misin?"

"Evet, eminim." kolunu okşadım. "Sen merak etme etrafı gözetle sen."

"Tamam."

"Elisa, anahtar yok!" aklıma gelen ile yıkıldım. "Anahtarımız yok ne yapacağız?"

"Ben Ateş'ten hemen alıp gelirim tamam mı, bekle sen beni." arkasını dönerek sahaya doğru koşmaya başladı. Soyunma odasının içinde beklemek belki iyi bir fikir değildi ama etrafta dolaşmak yakalanmamı sağlayabilirdi.

Gözlerimi silerek Elisa'yı beklemeye başladım duvarlar üstüme geliyordu sanki dolaplar başıma yıkılacak gibi hissettiriyordu.

Ateş'in dolabına doğru yürüdüm belki de açık kalmıştır diye ümit ettim. Adım sesi duyduğumu düşündüm bir an ama sonra yanıldığımı anlayarak kendime geldim. Dolaba yaklaştığımda durdum.

Dışarıdaki kapalı kapının önünde oluşmuş olan ayak gölgelerine düştü gözlerim. Birileri etrafta dolanıyordu. İyiki de burada beklemişim.

Sert bir el tarafından bileğim tutuldu, ben daha ne olduğunu anlamadan sırtım bir yere çarptı. Yere su damlaları düşüyordu. Bedenin alt kısmını kaplayan gri bir havlu vardı. Beni duvara sıkıştıran bedene bakmak için kafamı kaldırdım.

Miran!

Ne? Miran! Valmont!

"Ne işin var burada?" ıslak saçları alnına düşmüştü. Yeşil gözlerinin can almak ister gibi baktığını görebiliyordum.

"Be-ben..." dilim işlev görmüyordu sanki. "Bilmiyorum."

"Ne demek bilmiyorsun?"

Dolu gözlerimi ondan saklamak istercesine gözlerimi kaçırdım. Şuan onunla kavga edecek durumda değildim. Tek istediğim o laneti dolaptan geri almaktı.

Derin bir nefes vardı. "Sana son kez soracağım, Lalin. Benden sakladığın bir şey var mı?"

Bu soru daha nereye kadar böyle gidecekti. Bir dakika yoksa... o dolaba koyduğum şeyi biliyor muydu? Hayır, lütfen bilmiyor olsun.

"Miran..." gözlerinin içine bakmak beni ilk defa korkutuyordu. "Ben gerçekten..."

"Yeterli." gitmek için hareketlendiğinde kendimde olmayarak onu bu kez ben kendime çektim. Anlam veremeyerek bana baktı. "Beni dinle."

"Anlat." gözlerini kısarak bana daha çok yaklaştı. "Başkalarından duymadan sen anlattı ki seni savunacak bilgim olsun."

"Başkalarından ne duydun ki?"

Gülümsedi. "Anlatacaklarını." çenesiyle dolabı gösterdi. "Yaptıklarını." bakışları aşağı elimdeki telefona düştü. "Kurduğun planları."

Ağzım açık kaldı. Bunca zaman her şeyi biliyor muydu yani? Ama nasıl? "Ben çok özür dilerim." bir şey demeden sadece bana baktı. "Kim dedi?"

"Bir önemi var mı?"

"Var." kolunu daha sıkı tuttum. "Kim dedi?"

"Ben kendim farkındaydım zaten." göz kırptı. "Farkında olup adını koyamadığım şeylerde biraz yardımcı oldular." tuttuğum kolunu geri çekti. "İnsanlıktan anladığın bu mu, Lalin? Başkalarına iftira atmak mı?"

"Üstüme gelme."

"Bu konu üstüme gelme diyerek atabileceğin bir konu değil. Umarım yaptığın farkındasındır. Başına neler açabileceğinin de."

"Neden babana söylemedin?" sesim istemsizce çatallaşmıştı.

"Neden söyleyeyim?" çektiği kolunu yüzüme kaldırdı. "Ölmek mi istiyorsun, Lalin?"

"Fındığa ne oldu?" kollarımı göğsüme doladım.

Kaldırdığı elini önüme düşen saçlarıma değdirdi. Yavaşça saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Duruyor."

Kapının sertçe açılması ile şokla geri çekilmeye çalıştım ama kaçabileceğim bir alanım yoktu. Korkarak koluna sarıldım. Sanki ona sığınınca yok olabilecekmişim gibi....

_________________________

Ellerini kaçır tamam ama
Gözlerinde ayrılıklar
O kadar ucuz değil bu

O gün de susmuştun ve yüzünde
bilmediğim bir sen
Birikmiş, sanki dert olmuş gibi sana vazgeçmişsin
Vazgeçmişsin

____________________________

Buraya kadar geldiğinize göre bir votenizi ve kalbinizi alırım, değil mi?

Evet, bölümümüz nasıldı?

Şuan çiftlerimiz hakkında ne düşünüyorsunuz?? Sizlere son kez hangi çiftleri istediğinize dair anket yapacağım ki gönlünüzce olsun her şey.

Miran ve Lalin🧡

Elisa ve Atlas💙

Aylin ve Atlas❤️

Defne ve Mert🤎

Miran ve Ada💛

Mert ve yeni kişi💚

Herkes kendi fikrini belirtirse çok mutlu olurum. Diğer bölümlerde görüşmek üzere🫶🏻🫶🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

91okunma 4beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18