3. bölüm / 5
VALMONT KOLEJİ3.BÖLÜM/ Kantin Okulun En Sıcak Köşesidir
Bölümler 5Şu an: 3.BÖLÜM/ Kantin Okulun En Sıcak Köşesidir
- 1 1.BÖLÜM/Giriş2.056 kelime
- 2 2.BÖLÜM/Birlikte Mahsur Kalmak3.233 kelime
- 3 3.BÖLÜM/ Kantin Okulun En Sıcak Köşesidir3.189 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. BÖLÜM/ Çiçekler Konuşmasalar Da Çok Şey Anlatırlar3.834 kelime
- 5 5. BÖLÜM/ Sakladığın Bir Şeyler Var3.450 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kimsenin inanarak kapılacağı bir aşk yokken, sen nerden çıktın?Duyduğum iki sözün biri yalanken, seni kim böyle sakladı?
___________________
"Birkaç gün önceki cinayeti hatırlıyor musun?" kafamı salladım. "O gün..." kapı sertçe açıldı.
Ben daha ne olduğunu anlamadan Süleyman amca içeriye daldı. Far görmüş gibi açılan gözleri vardı. Siyah ve beyaz saçları ise dağılmıştı. Gözleri direk beni buldu.
"Hadi kızım gidiyoruz." sorgularcasına bakış attım. "Defne rahatsızlanmış hastaneye kaldırmışlar." ne demek Defne rahatsızlanmıştı! Neyi vardı.
"Ne olmuş?"
"Bilmiyorum yeni kaldırmışlar, bayılmış galiba ben de pek anlamadım." elim ayağım birbirine dolaştı saniyeler için de ne yapacağımı bilemez bir halde ayaklandığımda dışarıya fırladım. Karşımda Süleyman amcanın taksisi duruyordu. "Hadi."
Böyle olmuştu işte her şey. Hastaneye gittiğimizde de Defne'nin Allah'tan tehlikeli bir rahatsızlığı yoktu. Sadece kendini kötü hissetmiş ve bayıldığını söylemişti. Doktorlar ile bayılma olmadığını belki de sadece baş dönmesi olduğunu söylese de bayıldığına çok emindi.
Aynı saat içinde doktorlar eve gidebileceğimizi söyleyip bizi taburcu etmişlerdi.
Belki de gerçekten bayılmıştı ama hissettiğim duygular beni hiçbir zaman yanıltmamıştı. Ben bu enerjiyi sevmemiştim negatif bir enerjiydi.
En ufak negatif enerji hikayeyi savaş alanına çevirebilirdi. Her şeyin dark olmasına engel olmak adına her şeyi yapardım çünkü benim hayatımdı bu yaşadığım hayat. Hiçkimsenin değil, benim.
Kimse hayatımı mahvedemeyecekti belli ki bir plan vardı ortada o planı ben bozup yeniden yapacaktım. Ben de kimseye yedirecek hayat yok.
Okul için buluşacağımız noktaya adımlarken bunları düşünüyordum işte çok düşünmek zarardı gerçekten. Kafamda onlarca senaryo kurmuştu. En kötülerini kurmuştum çünkü eğer en kötüsü yaşanırsa buna hazır olacaktım.
Ahmet amca bana neler anlatacaktı acaba?
"Günaydın." dedi Defne yanlarına vardığımda.
"Size de günaydın." çantamın düşen kolundan tutarak sırtıma attım. "Sen nasıl oldun? Daha iyi görünüyorsun."
"Aa evet." anlamsız gözlerle bana bakan Aylin'e göz kırptım. "Bugün kendimi daha iyi hissediyorum."
"Sevindim senin için."
Üçümüz birlikte her zamanki gibi taksiye bindik. Süleyman amca da Defne'ye durumunu sorduktan sonra bir daha hiç konuşmadık.
İçimdeki sıkıntı geçmiyordu bir türlü ve ben bugün yine Miran'ın yanına oturacaktım hiçbir şey olmamış gibi yapmamı isteyecekti büyük ihtimalle. Öyle yapacaktım o zaman.
Taksiden indiğimizde her zamanki gibi güvenlikten geçtik. Her günden farklı olarak bugün bizi kimse karşılamadı hayırdır ünlülüğümüz mü gitti?
Sınıfa girdiğimizde yanım boştu. Belki daha sonra gelecekti. İkisi birlikte kantine gitmek istediklerini söylediler. Onları rahatsız etmek istemediğim için başımın ağrıdığını ve sınıfta durmak istediğimi söyledim.
Başımı sıraya bıraktığım da düşünmemeye çalışıyordum ama olmuyordu.
"Pışt baksana güzellik?" tabiki de başımı kaldırdığımda o sarışın kız ile karşılaşmayı beklemiyordum. "Yalnız mı bıraktılar seni? Yoksa yeterince sevmiyorlar mı seni?"
"Off hiç uğraşamam seninle." yanında her zamanki gibi sürüsü vardı. Başımı tekrardan bıraktım.
"Yok öyle bir şey. Bana bakacaksın?" gene ne zırvalıyordu bu ya!
"Heh, söyle."
Başımda dikiliyordu. "Sevgilimden de benden de uzak duracaksın. Bir de benim sevgilimle aramda olan sana kalmadı, anladın mı beni?"
"Yeterince uzak durmuyor muyum sence de?" boş yanımı gösterdim. "Sana yakın olmak istediğim yok zaten ama sen sanırım benden uzak duramıyorsun."
Seslice güldüğünde kapı açıldı. Atlas ve Mert içeriye girdi. İkisinin de elinde soğuk çay vardı. Bizi gördüklerinde hep yaptıkları o gülüşlerinden takındılar.
"Oo ezik turuncu ile mi uğraşıyoruz bana uyar." ne kadar gıcık insanlardı! "Ee anlar bakalım ezik, diğerlerini seni çok mu dışlıyor? Bize anlatabilirsin hiç çekinme biz seni kınamayız."
"Kimse beni dışlamıyor."
"Sevmiyorlar seni."
Şunu varya! İçimden konuşmalarımı dışıma vurmamak için zor duruyordum. Kapıdan erkek bir hoca girdiğinde sınıfta koca bir sessizlik oluştu. Çatık kaşları ile bizim kalabalığa bakıyordu. "Ne oluyor? dedi kızgın bir sesle.
"Hoşgeldiniz hocam." Atlas yüksek bir sesle alkışlamaya başladığında tüm sınıf onunla birlikte alkış tufanına tuttu hocayı. "En sevdiğimiz hoca ya!"
"Eminim eminim." o sinirli hocadan bir hayli uzaklaşmıştı. Gülümsüyordu. Eline sınıf listesine aldı. "Herkes geldi mi?"
"Yok hocam bazı ezik arkadaşlarımız daha gelmedi."
"Atlas, seni şu camdan fırlatırım şimdi!" saniyesinde sinirlendi. "Her neyse herkes geldi yoklamayı öyle alacağım. Kitaplarınızı çıkarın."
Biz derse başladık ama bizim kızlar daha gelmemişti. Nerede kalmıştı bunlar böyle? Önümde Pınar'ın sesiyle irkildim. "Kanka sizinkiler nerede kaldı?"
"Bilmiyorum ki bana sadece kantine gideceklerini söylediler."
"Konuşmayın!"
Dersin otoritesi benim umursamazlığıma karşı üstün gelmişti. Ders boyu konuşmadım sadece dersi dinledim. Gözlerim kapıdaydı acaba bir şey mi olmuştu?
Zil çaldı. Yoklardı. Kollarımı kendime yastık gibi bırakıp başımı üzerine koydum. Bu kadar geç geleceklerini daha doğrusu gelmeyeceklerini söyleselerdi keşke. Yanımdaki varlık ile başımı kaldırdım.
Miran.
Kalktığımda yerine çantasını bıraktı. "Lalin?" ona baktım. "Dün için özür dilerim böyle olsun istemezdim."
"Sorun değil." karşı karşıya konuşuyorduk ama boyu çok uzundu. Konuşurken boynum ağrıyordu. "Hem unuttum bile."
Garipti. Dün gece sesini duyduğumda içimi ürperten çocukla şimdi okulun ortasında konuşuyordum. İnsan bazen korktuğu kişilere alışabiliyor muydu? Yoksa ben fazla mı çabuk alışıyordum? Kendime kızarak bakışlarımı kaçırdım.
"Babam seninle konuşmak istiyormuş yanıma gelsin dedi." al buyur bir bu eksikti! Mal rolü oynacaktım tabiki! Konuşmamızın bittiğini düşünüp arkasını döndü.
"Miran?"
"Efendim?"
"Dün ceketin ben de kaldı." yüzünde anlam veremediğim bir gülüş peyda oldu. "Ne komik mi?"
"Sen de kalabilir."
"Herkese ceketini mi veriyorsun yani?"
Sesli güldü. Dişleri çok güzeldi. "Bunu nereden çıkardın?"
"Bilmem bir yerden çıkarmam mı gerekiyor?" bana doğru yürümeye başladı ee ben şimdi düşer bayılırım ki kollarına ay pardon sıraya.
"Sana özel olsun."
Bir anlığına ne diyeceğimi bilemedim. Şaka mı yapıyordu, ciddi miydi anlamıyordum. Ama ilk kez yüzündeki o kibirli ifadeden çok farklı bir şey görmüştüm. Çok kısa sürdü. Sonra yine aynı Miran oldu.
"Bana özel mi?" kafasını salladı. "Sevgilin duymasın."
"Sevgilim değil o benim."
"O öyle söylemiyor ama." anlamsızca kafasını salladı. İki dakika insan gibi konuşmaya gelmiyordu gerçekten bir yerde kabalığını devreye sokuyordu! "Off aman bana ne!"
"Sahiden sana ne?"
Cevap vermedim. Ne diyeceğimi gerçekten bilmiyordum. Dün gece aynı merdivende ölüm korkusuyla oturduğum çocukla bugün okulda laf dalaşı yapıyordum. Hayat bazen insanın aklıyla dalga geçiyordu.
Sınıfa büyük bir fırtına ile Atlas girdi. Yanında Elisa vardı. "Hoşgeldin kardeşim." Miran ile tokalaştılar. "Bugün gözlerim yakışıklı görmeyecek diye çok korkmuştum Allah'tan geldin."
PUĞAĞAĞAĞA KÜKRERİM ŞİMDİ BURADA!
"Hoşgeldin Miran." dedi Elisa kibarca sadece elini uzatarak. Miran ise hiç oralı olmadı. Kızın eli havada kaldığında Atlas elini tuttu.
"Seninle bir şey konuşmamız gerekiyor." Atlas bir anda sertçe koluna sarılıp onunla birlikte uzaklaştı. Elisa ile karşı karşıya kaldığımızda bana gülümsedi. "Miran ile ne konuştunuz?"
"Hiç öyle. Miran ile en fazla ne konuşulabilirse onu."
"İyi bakalım öyle olsun." bir anda bileğimi kavradı. "Bu çok güzel." bileğimdeki bilekliğe bakıyordu. Yıldızlı ve zümrüdü ankalı bir bileklikti. "Bunun ay ve güneşli olanında bende de var."
Çantasına doğru yürüyerek küçük gözünden bir bileklik çıkardı. Ay ve Güneş vardı üzerinde çok güzeldi. "Ama bana bunu babam almıştı."
"Ne güzel." dedim buruk buruk.
"Sana da mı baban aldı?"
"Yok ben kendim aldım." anladım dercesine bana baktıktan sonra yanımıza gelen Ada ve Pınar'a baktık. İkisi bir şey yokmuş gibi yanımızdan uzaklaştı ama Elisa'yı yanlarına almamışlardı.
Arkalarından gülümsedi. "Salak!"
"Neden öyle dedin ki?" siyah gözlerinden kısa bir süre hırs geçti. "Hiç kimse dışarıdan göründüğü gibi değil." dedi ardından derin bir iç verirken. "Onlar genelde birlikte takılırlar. Ben de Demir ile."
"Sürekli yan yanasınız."
"Evet, yanından ayırmıyor genelde beni. Bazen arkadaşları ile vakit geçirmek istiyor onda bile aklı ben de kalıyor arıyor sürekli." gülümsedi. "Çok tatlı."
"Sana tatlı olmasın?"
"Bana tatlı zaten." yüzünde çok tatlı bir gülümseme oluştu. "Sadece bana tatlı."
"Sadece sana tatlı."
Bilekliği çantasına koymak yerine bileğine taktı. "Bak artık ikimizinde bilekliği aynı oldu." elllerini çırpıştırdı. "Aa Atlas arıyor." titreşim de olan telefonunu açtı. "Sınıftayım neden?" karşıdan konuşma. "Tamam tamam sorun değil, çabuk gel ama." birkaç konuşma sonra telefonu kapattı.
"Kantine gidelim mi?" dedim çok susamıştım ya.
"Gidelim."
Yol boyunca bana evde beslediği kuşlarından bahsetti ben de ona Lokum'u anlattığımda telefondan fotoğraflarını gösterdim. "Oha çok tatlı!" gibi gibi tepkiler vermişti. "Bugün sana gelmemi ister misin hem Lokum'u severim."
"Gelebilirsin tabiki ama lütfen yanında çalı süpürgelerini getirme." kocaman bir kahkaha attı. Çoktan kantine gelmiştik ve herkes ona bakmıştı. "Çalı süpürgeliler çok güzel oldu ama."
"Çok güzel isimler bulurum bu arada." kafası ile beni onayladı.
"Fosforlu kumraldan belliydi zaten." gözleri bir anda bir yere odaklandığında gülümseyerek öpücük attı. Atlas ve Miran ne güzel! "Suyunu alda yanlarına gidelim."
"Miran var ama?"
"Olsun." suyumu aldım. Atlas'a bakarak 'gelebilir miyiz?' gibi bir şey sordu. Atlas eliyle gel yaptı. Yanlarına koşar adımlarla gitti. Atlas'ın yanındaki boş sandalyeye oturdu. "Hoşgeldin karam."
"Hoşbulduk hayatım." yanağından sulu sulu öptü. Miran'ın yanındaki sandalye boştu sadece. "Otursana. Sanki sınıfta aynı sırada oturmuyormuşsunuz gibi şimdi mi çekiniyorsun?"
Oflayarak yanına oturdum.
"Hoşgeldin turuncu." ona gülümsediğimde ona o parmak işaretini yaptım. "Teşekkür." dedim aynısını ona yaparken.
"Neyse siz ne yapıyorsunuz?" ikisi birlikte kendi aralarında konuşmaya başladıklarında Miran'a baktım. Kantinde karşıda bir masaya odaklanmıştı. "Ne oldu?" diye fısıldadım kulağına doğru.
Bana cevap vermese de gözlerini takip ettim. Aynı masaya üçüncü kez bakıyordu. Dün geceki huzursuzluğu yine yüzündeydi. İstemsizce ben de merak etmiştim.
"Hiçbir şey." ben bu enerjiyi beğenmedim ama. "Atlas, siz şu işi hallettiniz mi?"
"Evet, evet. Her şey tamam."
"Sizin kırmızı nerede?" Elisa sertçe karnına vurdu. "Sana ne ya! Sürekli kırmızı kırmızı ya! Ne olsun istiyorsun?"
"Şaka yaptım." Elisa'yı kendine çekti. "Ne oldu kıskandın mı?"
"Normal değil mi, Atlas?" yavaşça burnundan öptü. Elisa nazlanarak boynuna sokuldu.
"Özür dilerim canımın içi." onu sıkıca sararken saçından öptü. "Ee siz ne zaman bu kadar yakınlaştınız? Benim karam herkesle kantine gelmez."
"Lalin farklı bir kere." bana bakarak göz kırptı. "Bak." bileğini uzattığında bilekliği göz alıyordu. "Onda da var."
Ben de bileğimi gösterdim.
"Ne kadar saçma şeyler ile ilgileniyorsunuz siz böyle." ağzında birkaç küfür daha yuvarladı. "Ne yani bilekliğiniz var diye arkadaş mı oldunuz?"
"Siz anlamazsınız." gülümseyerek önüme döndüm. Atlas ve Elisa kendi aralarında bir şeyler konuşuyorlardı. Onları tanımasam sevgili olduklarını anlamam zor olabilirdi. Uzaktan alakasız gibi duruyorlardı şimdi daha iyi anlıyordum en güzel ilişki onlarınkiydi.
"Neyse biz kalkalım artık. Birazdan zil çalacak zaten." gülümseyerek son kez Atlas'a baktıktan sonra aynı anda ayağa kalktık. "Görüşürüz Miran."
Göz devirerek gözlerini kantinde gezdikten sonra yine aynı noktaya kitlendi. "Sana da görüşürüz."
Gözlerim Miran'dan Atlas'a döndüğünde artık bizi göndermek istiyor gibiydiler. "Hadi güzelim siz gidin artık."
Dün olsa arkamı bile dönmeden giderdim. Şimdi ise istemsizce dönüp bir kez daha baktım. Kendime yakalandığımı fark edince hızla gözlerimi kaçırdım. Ne yapıyordum ben?
"Görüşürüz o zaman." dedi çekinerek. Ortam neden gergindi? Diğer masadakiler ayaklandığında istemsizce gözlerim Miran'a kayıyordu.
"Beyler?" dedi öğrencilerden bir tanesi gözleri bizzat Atlas'daydı.
"Geri bas Ateş." Atlas uyarı şekilde önünde durdu. Elisa'ya baktığımda Atlas'a bakıyordu. "Elisa, Lalin hadi siz de gidin buradan."
"Rahat bıraksana kızları." yüzünde kendinden emin bir gülüşle Elisa'ya göz kırptı. Aralarında neler vardı?
"Ne oluyor?" arkamızdan bir hışımla Mert geldiğinde epey sinirli görünüyordu. Atlas sinirle Ateş'e kafalık attığında Miran hızla sürekli kitlendiği kişiye atıldı. Mert ise onlardan eksiz kalmayarak içlerinden en hoşuna gidene saldırdı.
Kantindeki sesler arttığında öğrencilerden birkaçı onları ayırmaya çalışıyorlardı birkaçı ise sadece ses yapıyordu. İstemsizce Elisa'nın bileğinden tuttum.
Hepsi birbirlerine girmişti. Takım elbisesi ile kantine Selim Valmont ve arkasından güvenlik girdi. Güvenlik hızla öğrencileri ayırırken Selim Valmont'un geldiğini gören öğrencilerin hepsi durdu.
Miran babasının geldiğini görünce yüzünü buruşturarak önüne döndü. Babasının karşısında dimdik durarak gülümsedi. "Oo müdürüm hoş geldiniz."
"Hepiniz odama." arkasını yarım bir şekilde döndü. "Siz de kızlar."
Hay amk! Ben gene ne yaptım ya!
Kulağıma okul zilinin sesi ulaştığında en nefret ettiğim bir diğer sesin bu iğrenç ses olduğunu anladım. Kavgayı izleyenleri güvenlik kovdu. Zil sesiyle birlikte hepsi sınıflarına girdi.
"Yürüyün lan!" dedi Mert onları önden yürümeye zorlarken. Güvenlik abi araya girdi. Ateş'i ve diğerleri alarak önden gitmeye başladı. "Siz de gelin sinirlenir şimdi bana."
"Geleceğiz." dedi Miran güven dolusu başını sallayarak.
"Aferin size!" Atlas'ın kolunun altına girerek patlak kaşına baktı. "Ya Atlas salak mısın sen ya!" sertçe omuzuna vurdu. "Malsın Atlas."
"Haklısın karam." Elisa'nın yanına geçtiğimde serçe parmağını bana uzattı ben de aynı şekilde serçe parmağımı ona uzatarak parmağını tuttum. Demir'in gözleri parmağımıza geldiğinde bana kınayan bir bakış attı. "Uzak dur."
Hiçbir şey yapmıyorum dercesine ellerimi kaldırdım. Bir şey demeden önüne döndüğünde gülerek Elisa bana baktı gözlerinin içi gülüyordu.
Müdürün odasının kapısı açıktı içeriden ise Selim Valmont'un sesi geliyordu. Sesindeki kızgınlık resmen bağırıyordu. İstemsizce tırstım. Aklıma Miran ile yaptığı konuşma geldiğinde midemi bulandırdı.
Odasına girdiğimizde herkesin gözü bize döndü. Odadaki iki tane çiftli, kahverengi gibi anlam veremediğim bir tonda olan koltukları ve onlarla uyumlu kendi sallanan koltuğu vardı.
Güvenlik görevlileri Ateş ve yanındaki çocukları kapının önünde bekletirken Selim Valmont masasının önünde durmuş, iki elini masaya dayamıştı. Çenesindeki kaslar öyle bir belirgindi ki dişlerini sıktığı buradan bile anlaşılıyordu.
"Beyler, siz dışarıda bekleyin." dedi güvenliklere. Kapı kapanır kapanmaz odanın içini ağır bir sessizlik kapladı. Güvenlikle birlikte Ateş ve ekibide çıktı.
"Gidin oturun."
Atlas hiç istifini bozmadan omuz silkti."Emredersiniz müdürüm."
Karşılıklı duran koltuklara doğru ilerledik. Miran müdürün masasına en yakın olan tekli koltuğa oturdu. Ben de tam karşısındaki koltuğa geçtim. Yanıma Elisa otururken Atlas da Miran'ın yanındaki yere bıraktı kendini.
Selim Valmont ağır adımlarla masasına geçti. Ellerini birbirine kenetledi. Tek tek hepimize baktı. En son bakışları oğlunda durdu. "Bana biri şu kavganın nedenini açıklasın."
Sessizlik... Atlas boğazını temizledi. "Biz de tam onu konuşuyorduk."
Selim Valmont gözlerini kısmıştı. "Atlas."
"Efendim?"
"Şu an espri kaldırabilecek ruh halinde miyim sence?" Atlas birkaç saniye sustu.
"Hayır."
"Devam."
Atlas derin bir nefes verdi. "Ateş, Elisa hakkında konuşmaya başladı." Elisa başını önüne eğdi. "Ben de uyardım."
Selim Valmont gözlerini Elisa'ya çevirdi. "Ne söyledi?"
Elisa birkaç saniye sustu. "Söylemek istemiyorum."
"Soruma cevap ver."
Elisa istemsizce Atlas'ın koluna baktı. Atlas hafifçe başını salladı. "Geçmişle ilgili konuştu."
Selim Valmont'un bakışları sertleşti "Sadece bu kadar mı?"
Atlas bu kez öne eğildi. "Hayır."
"O zaman?"
"Bana dokunmaya çalıştı."
Odanın içindeki hava bir anda değişti. Selim Valmont derin bir nefes aldı."Miran."
"Evet?"
"Sen neden karıştın?"
"Gerekliydi."
"Gerekliydi?"
"Gerekliydi."
İkisi birkaç saniye birbirlerine baktılar. Kimse konuşmuyordu. Sonunda Selim Valmont sandalyesine yaslandı.
"Okulun ortasında kavga etmek mi gerekiyordu?"
Atlas dudak büktü. "Bir daha olursa yine ederim."
"Atlas."
"Çünkü—"
"Yeter."
Atlas sustu. Selim Valmont ellerini yüzünden geçirdi. "Siz buraya kavga etmeye değil okumaya geldiniz." Kimse ses çıkarmadı. "Bir daha bu okulun içinde yumruk atan herhangi bir öğrenciyi doğrudan uzaklaştırırım."
Atlas dudaklarını birbirine bastırdı. "Peki."
"Anlaşıldı mı?"
"Hepiniz?"
"Evet."
"Gidebilirsiniz." Hepimiz aynı anda ayağa kalktığımız sırada sesi yeniden duyuldu. "Lalin." Adımlarım durdu. "Miran." Yanıma baktığımda Miran da durmuştu. "Diğerleri çıkabilir."
Atlas kaşlarını kaldırdı. "Hayırdır müdürüm?"
"Çıkın."
Elisa bana kısa bir bakış attı. "Koridorda beklerim."
Gülümseyerek başımı salladım. Kapı kapandığında odada yalnızca üçümüz kalmıştık. Selim Valmont ayağa kalktı. Masasının önünden dolaşıp bize biraz daha yaklaştı. Yüzündeki sert ifade birkaç saniye içinde yerini daha yumuşak bir ifadeye bıraktı. "Öncelikle..." Bakışlarını bana çevirdi. "Dün yaşanan olay için üzgün olduğumu bilmeni isterim." Sessiz kaldım. "O panik sırasında ikinizin içeride kalması tamamen talihsiz bir olaydı."
Talihsiz...
İçimden acı acı güldüm.
"Dün korkmuş olmalısın."
"Bayağı korktum." Sesim dümdüz çıkmıştı.
"Anlıyorum."
Gerçekten anlıyor muydu?
"Böyle bir ihmalin tekrar yaşanmaması için gerekli önlemleri aldık."
Başımı hafifçe salladım. "Sevindim."
"Babanla da konuşmayı düşünüyordum fakat seni daha fazla strese sokmak istemedim." Yine sessiz kaldım arayacak bir babam olmadığını tabiki de bilmiyordu ve babamdan bahsettiği kişi beni evlatlık alan kişi olmalıydı. "Burası senin de okulun." Bakışlarını yumuşattı. "Burada kendini güvende hissetmeni istiyorum."
İşte... Tam da beklediğim yere gelmişti."Ben de isterim." Gülümsedi. "Kim okulunda güvende olmak istemez ki, öyle değil mi?"
"Öyleyse..."
"Sadece istemek yetmiyor." Gülümsemesi çok kısa bir anlığına dondu. "O güveni sizin oluşturmanız gerekiyor." Odadaki sessizlik yeniden ağırlaştı.
"Bunu yapacağız."
"Umarım."
"Şüphelerin olduğunu görüyorum."
"Olması normal değil mi?" Bakışları birkaç saniye üzerimde kaldı.
"Dün yaşadıklarından sonra..." diye ağızında geveledi.
"Sadece dün değil." Sözümü kesmedim. "İnsanların söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmadığında güvenmek biraz zor oluyor."
Bu kez cevap vermedi. Sadece beni izledi. Sonra başını hafifçe salladı. "Zamanla değişecektir."
"Bunu zaman gösterir." Bir anlığına göz ucuyla Miran'a baktım. Konuşmanın başından beri tek kelime etmemişti. Sadece bizi izliyordu. Bakışlarımız beklemediğim şekilde çarpıştı. Bu kez kaçıran ben olmadım. Yeşil gözleri dümdüz bana bakıyordu.
O sırada dudağının kenarındaki ince patlak dikkatimi çekti. Az önceki kavgada olmuş olmalıydı. İstemsizce birkaç saniye oraya takıldım. Miran bunu fark etmiş olacak ki eliyle dudağının kenarına dokundu. Bakışlarımı hemen kaçırdım.
"Çıkabilirsiniz." Selim Valmont'un sesiyle irkildim. "İkiniz de dersinize geçin." Kapıya doğru yürüdük. Tam çıkacakken arkamdan son kez konuştu. "Lalin." Arkamı döndüm."Bu okulda başına bir şey gelmesine izin vermeyeceğim."
Gözlerinin içine baktım. "Kelimeler çok güzel." Kapıyı açtım. "Ama ben davranışlara daha çok inanıyorum." Bir saniye daha beklemeden odadan çıktım.
Koridorda bizi bekleyen Atlas, Elisa ve diğerleri aynı anda bize döndü. Miran yanıma geldiğinde istemsizce bir kez daha dudağındaki küçük yaraya baktım. O ise hiçbir şey söylemeden kapıyı arkasından kapattı. Koridorda yeniden okulun uğultusu vardı ama içeride kalan sessizlik, hâlâ omuzlarıma çökmüş gibiydi.
Ateş ve diğerleri tam karşımızda bir noktada güvenlik ile konuşuyorlardı. İçlerinden bir tanesi diğerinin koluyla oynuyordu. Ateş ise güvenliğin omuzuna kolunu atmış pişkin pişkin sırıtıyordu. Güvenlik abi kolunu ittirdi. Yanıma gelen Elisa ile gözlerimi onlardan alabildim. İstemsizce bir anda bakakalıyordum.
"Biz gidiyoruz." dedi Elisa, Miran ve bana bakarken. "Biraz kafamın dağılması gerekiyor siz takılın tamam mı?" kafamı salladım. Bana el sallayarak Atlas'ın elinden tuttu ve başını omuzuna yasladı. İkisi birlikte bahçeden dışarıya çıktılar.
"Nereye gidiyorlar?" yanımıza gelen güvenlik abiye baktım. "Elisa rahatsızlanmış tabi her şey üst üste gelince kaldıramadı galiba. Atlas da yanında hastaneye gitmek istedi."
"Ah Atlas!" dedi hafif sırıtarak. "Kız nereye gitse peşinden kuyruk gibi hemen gidiyor, kukla olmuş resmen."
"Ama çok yakışıyorlar." dedim gülerken. Beni gülerek onayladı.
"Ee Miran?" gözleri ona döndü. "Senin derdin ne oğlum?"
"Benim bir derdim yok." karşımızdaki aynı yerde varlığını sürdüren Ateş ve diğerlerine baktı. İstemsizce arkamı dönüp baktığı yere baktım. Bizzat bize bakıyorlardı. "Kimin derdi olduğu çok açık değil mi?"
"Siz onlara ne bakıyorsunuz oğlum. Ben dedim zaten babana, Miran öyle büyük bir şey olmasa da kavga etmezdi diye. Ama gene de bu sizin de haklı olduğunuzu göstermez."
"Haklısın." dedi sadece. Selim Valmont'un koridoru inleten sesi ile güvenlik kapıya koştu. Ateşlere gel işareti yaptığında bize doğru yürümeye başladılar. "Yanıma gel."
"Ne?"
"Yanıma gel dedim, neyini anlamadın?"
Yanına gittiğimde Ateş tam karşısında durdu ve her zamanki gibi sırıttı. "Seninle de işim daha bitmedi."
"Bitmesin Ateş."
Bana döndüğünde göz kırptı. "Seninle de bitmedi."
"Önüne dön lan." omuzundan tuttuğu gibi onu savurdu. Ellerim refleks ile kolunu tuttuğunda yeşillere bana döndü. "Yapma."
"Duydun işte, Miran." geri gelerek hiçbir şey olmamış gibi gülümsedi. "Kız yapma diyor, yapmasana."
"Kes sesini."
"Hadi çocuklar." güvenlik onları zorla odaya doğru götürdü. "Hadi siz de gidin artık."
Hepsi odaya girerek gözden kayboldular. Tuttuğum kolunu bıraktım. "Miran, dudağın patlamış."
"Bir şey olmaz."
"Saçmalama buz koyalım." bana her zamanki dik bakışlarını attıktan sonra önüme geçerek kantine doğru ilerledi. Sanırım buz teklifimi kabul etmişti.
Kantinci abladan buz isteyerek oturduğu masaya ilerledim. Yanındaki sandalyelerden birini çektim ve oturdum. Elimdeki buzu yüzüne kaldırdığımda buzu elimden aldı. "Ne yapıyorsun?"
"Kendim yaparım."
"Çok kabasın." buzu sertçe elinden çekerek dudağına götürdüm. "Ben yapacağım." yavaşça acıtmamaya özen göstererek dudağına değdirdim.
"Sen daha kabasın bu arada."
"Siktir." sertçe dudağına bastırdım. İnleyerek kafasını çekti. "Düzgün konuş benimle."
"Özür." başını aynı yere getirdiğinde bu kez yavaşça dokundurdum. Bana bakan gözlerine baktığımda garip bir şey geçti. Anlamak ister gibi ona baktım. "Hiç."
"Ne hiç?"
"Hiç beklediğim gibi birisi çıkmadın."
İstemsizce güldüm. "Umarım sevgilin gibi olmamı beklememişsindir."
"Sevgilim diyip diyip durma."
Buzu masaya bırakarak ellerime havaya kaldırıp gülümsedim. "Peki." buzu gösterdim. "Sen devam edersin."
"Sen et."
"İyi." buzu tekrar alarak dudaklarına bilmem kaçıncı kez götürdüm. Ellerim üşümüştü artık yok yok donmuştu. Bileklerime dokunan uzun parmakları ile afalladım. "Lalin?" dedi ardından bir şey itiraf edecekmiş gibi.
"Efendim?"
Elimdeki buzu kendi eline alarak masanın üzerine bıraktı. Allah kahretsin kitlenme saatim gelmişti! Gözlerimi çekemiyordum.
"Bana diyeceğin bir şey var mı?" yeşilleri cevap almak istiyormuş gibi gözlerime bakıyordu çekmek istesem de çekemiyordum. Bana ne yapmıştı böyle?
______________________
Biz bu aşkla göklere
Duyulmamış düşlere
Kirlenmemiş hayallere uçacaktık
Ben bilmem unutmayı, ben bilmem
Yüreğimde ağırlığınla
Sana esir canımla
Bu yollardan geçemem
Evettttt, bölüm nasıldı?
Atlas ve Elisa çifti nasıldı?
Peki son sahne>>>🤤👄
Mirannn'ınnn yeşilllerriii çokk güzelll💚🌿🫶🏻
Bölüm etkileşimi
