17. bölüm · USLU ÇOCUK
Sessizce Azalan
Mert on üç yaşının ortalarına geldiğinde çevresindeki kalabalık biraz daha küçülmüştü. Eskiden teneffüslerde yanına gelen çocukların çoğu artık kendi gruplarını kurmuştu. Mert bunu dışlanmak olarak görmüyordu. En azından kendisine böyle söylüyordu. Herkesin büyüdüğünü, insanların farklı arkadaşlıklar kurmasının normal olduğunu düşünüyordu. Zaten kimse ona kötü davranmıyordu. Sadece eskisi kadar aranmıyordu. Bir zamanlar teneffüs başladığında birkaç kişi aynı anda “Mert, gelsene!” diye seslenirken şimdi çoğu çocuk kendi arasında konuşuyor, Mert ise bazen sınıfta kalıp kitabını açıyordu.
Bir gün Burak yanına gelip, “Akşam bizimkilerle çıkıyoruz, gelir misin?” diye sordu. Mert'in yüzü hemen aydınlandı. “Gelirim.” Burak gülümsedi. “Tamam, saat yedide aşağıdayız.” Mert başını salladı. Eve gidince babasına sordu. Babası önce saate baktı, sonra “Olmaz.” dedi. Mert birkaç saniye sustu. “Ama ödevlerimi yaptım.” “Yarın okul var.” “Bir saat.” Babası başını iki yana salladı. “Hayır.” Mert'in yüzündeki ifade değişti. Birkaç saniye sonra eski gülümsemesini takındı. “Tamam. Zaten dışarı çıkmak da çok yorucu.” Babası başka bir şey söylemeden odadan çıktı. Mert odasına geçti ve Burak'a mesaj attı. “Gelemeyeceğim.” Burak hemen “Tamam.” diye cevap verdi. Ardından başka bir mesaj gelmedi. Mert telefonu kapattı. Birkaç ay önce olsa Burak neden gelmediğini sorar, başka bir gün için plan yapardı. Bu kez kimse sormadı. Mert de sormadı.
Ertesi gün okulda Burak ve diğerleri akşam ne yaptıklarını konuşuyordu. Mert yanlarından geçti. Bir an durdu. “Güzel miydi?” diye sordu. Burak başını kaldırıp, “İyiydi.” dedi. Mert gülümsedi. “Bir dahakine beni de çağırın.” Burak, “Tamam.” dedi ama bunu söylerken bile konuşmaya devam ediyordu. Mert birkaç saniye daha orada durduktan sonra sınıfa döndü. Kimse arkasından bakmadı.
Emir bunu uzaktan görmüştü. Öğle arasında Mert'in yanına geldi. “Neden gitmedin?” Mert hemen anladı neyi sorduğunu. “Babam izin vermedi.” “Söyleseydin.” “Ne diyecektim?” Emir sustu. Mert gülümsedi. “Boş ver.” Emir başını iki yana salladı. “Senin her cümlenin sonunda boş ver var.” Mert güldü. “Çünkü çok kullanışlı.” Emir gülmedi. “Mert, ben ciddiyim.” Mert bu kez onun yüzüne baktı. “Ben de ciddiyim.” Birkaç saniye sessiz kaldılar. Sonra Mert konuyu değiştirdi ve derste olan komik bir olayı anlatmaya başladı. Emir dinledi ama ikisinin de konuştuğu şeyin asıl konu olmadığını biliyordu.
Günler böyle devam etti. Mert'in arkadaşları tamamen kaybolmamıştı. Hatta bazıları hâlâ onunla konuşuyordu. Fakat ilişkiler yüzeyde kalıyordu. Bir çocuk sınavdan kötü alınca Mert'e anlatıyor, başka biri arkadaşıyla kavga edince Mert'e dert yanıyor, bir başkası evde yaşadığı bir şeyi anlatıyordu. Mert hepsini dinliyordu. Tavsiye veriyor, bazen şaka yapıyor, bazen karşısındakini rahatlatıyordu. Fakat sıra kendisine geldiğinde konuşacak hiçbir şey bulamıyordu. İnsanlar Mert'i dert anlatılabilecek biri olarak görüyordu. Mert ise kendi derdini anlatabileceği birini bulamıyordu.
Bir gün Kerem onunla okul çıkışında yürürken, “Sen herkesi dinliyorsun.” dedi. Mert güldü. “İyi dinleyiciyimdir.” Kerem başını salladı. “Ama kimse seni dinlemiyor.” Mert birkaç saniye sustu. “Sen dinliyorsun.” Kerem ona baktı. “Sen anlatmıyorsun ki.” Mert gülümsedi. “Anlatacak bir şey yok.” Kerem'in yüzü ciddileşti. “Bence var.” Mert cevap vermedi. Birkaç adım daha yürüdüler. Sonra Mert, “Senin ödev ne oldu?” diye sordu. Kerem bunun konuyu değiştirmek olduğunu anladı ama üzerine gitmedi.
O gece Mert odasında ders çalışırken telefonuna mesaj geldi. Emir'di. “Uyudun mu?” Mert cevap yazdı: “Hayır.” Emir birkaç saniye sonra, “Bugün iyi değildin.” dedi. Mert ekrana baktı. Parmakları klavyenin üzerinde bekledi. “İyiyim.” yazdı. Sildi. “Biraz yoruldum.” yazdı. Onu da sildi. Sonunda “Ben iyiyim ya.” yazdı ve gönderdi. Emir'in cevabı kısa oldu: “Tamam.” Mert telefonu masaya bıraktı. Birkaç dakika sonra tekrar eline aldı. Emir'in çevrimiçi olduğunu gördü. Yazmak istedi. Yazmadı.
Ertesi hafta babası Mert'in çalışma masasının başında yeni bir program hazırladı. “Bundan sonra her gün şu saatlerde çalışacaksın.” Mert kâğıda baktı. Programın içinde okuldan sonra neredeyse bütün akşam vardı. “Biraz fazla değil mi?” diye sordu. Babası ona baktı. “Başarılı olmak istiyorsan çalışacaksın.” Mert sessiz kaldı. “Ben seni zor durumda bırakmak istemiyorum.” Babasının sesinde kızgınlıktan çok endişe vardı. Mert bunu duydu. Babasının gerçekten onun geleceğinden korktuğunu anlamaya başladı. Fakat bu korkunun ağırlığını yine kendisi taşıyordu. “Tamam baba.” dedi. Babası başını salladı. “Aferin.” Mert gülümsedi. “Doktor olunca seni bedava muayene ederim.” Babası ilk kez o akşam güldü. “Sen önce doktor ol.” Mert de güldü. O birkaç saniyede ev yine eski hâline dönmüş gibiydi.
Babası odadan çıktıktan sonra Mert'in gülümsemesi yavaşça kayboldu. Masadaki programa baktı. Sonra kalemi eline aldı. Kâğıdın altına küçük harflerle kendi planını yazdı. “Okul. Ders. Ev. Uyku.” Bir süre düşündü ve listenin yanına “Emir” yazdı. Sonra onun da üstünü çizdi. Çünkü arkadaşlarına ayırdığı zamanın artık kendisine ait olmadığını düşünmeye başlamıştı.
Bir pazar günü Emir, Mert'in evine geldi. Annesi kapıyı açtı. “Mert odasında.” Emir teşekkür edip içeri geçti. Mert masasında ders çalışıyordu. Emir kapının yanında durdu. “Biraz dışarı çıkalım mı?” Mert başını kaldırdı. “Olmaz.” “Neden?” “Ders.” Emir masaya baktı. “Daha ne kadar çalışacaksın?” Mert omuzlarını kaldırdı. “Bilmiyorum.” Emir birkaç saniye sessiz kaldı. “Sen artık hiç gelmiyorsun.” Mert kalemini bıraktı. “Benim suçum değil.” Emir hemen cevap vermedi. Mert devam etti: “Yani... elimden geleni yapıyorum.” Emir'in sesi yumuşadı. “Ben seni suçlamıyorum.” Mert başını eğdi. “Biliyorum.” Emir bir süre onu izledi. Sonra “Tamam.” dedi ve kapıya yöneldi. Mert arkasından baktı. “Emir.” Emir döndü. Mert bir şey söylemek istedi. “Yarın görüşürüz.” dedi. Emir başını salladı. “Görüşürüz.”
Kapı kapandı.
Mert birkaç saniye hareketsiz kaldı. Sonra yeniden kitabını açtı. Fakat artık sorulara bakmasına rağmen hiçbirini okumuyordu.
O gün Emir ilk kez Mert'in yanında durmanın yetmediğini düşündü. Çünkü Mert artık yardım istemiyordu. Daha doğrusu yardım istemeyi nasıl yapacağını unutmuş gibiydi.
Mert ise odasında sessizce otururken dışarıdan gelen çocuk seslerini duydu. Pencereden baktı. Sokakta birkaç kişi top oynuyordu. Bir zamanlar o da onların arasındaydı. Birkaç saniye izledi. Sonra perdeyi kapattı.
Aynaya baktı.
Yüzünü inceledi.
Gülümsemeyi denedi.
Gülümsedi.
Bir süre öyle kaldı.
Sonra yüzünü tekrar eski hâline bıraktı.
İlk kez kendi kendine şunu düşündü:
“Beni kimse görmüyor.”
Sonra bu düşüncenin yanlış olduğunu hatırladı.
Emir görüyordu.
Annesi bir şeylerin değiştiğini hissediyordu.
Kerem fark etmişti.
Ama Mert, bütün bunlara rağmen kendisini anlatmaya hâlâ yanaşamıyordu.
Çünkü bazen insanın etrafında insanların olması, kendisini yalnız hissetmesine engel olmuyordu.
