6. bölüm · USLU ÇOCUK

Kırık Kalem

Burak .

Mert'in dokuz yaşındaki hayatında günler birbirine benziyordu. Sabah okul, öğleden sonra eve dönüş, akşam ödevler ve arada mahallede arkadaşlarıyla geçirilen birkaç saat. Büyüklerin dünyasında önemli sayılabilecek hiçbir şey onun dünyasında henüz gerçekten önemli değildi. Bir sınavdan düşük almak canını sıkıyor, ertesi gün arkadaşlarıyla oynadığı oyunda kazanınca unutuyordu. Bir öğretmenin kızması birkaç saat sürüyor, eve geldiğinde annesinin yaptığı yemekle birlikte bütün günün ağırlığı dağılıyordu.

O gün de okul diğer günlerden farklı başlamamıştı. Mert sınıfa girdiğinde öğretmeni henüz gelmemişti. Çocukların bir kısmı sıralarında oturuyor, bazıları tahtanın önünde konuşuyor, arka tarafta birkaç kişi birbirlerinin çantalarını karıştırıyordu. Mert yerine geçip çantasını bıraktıktan sonra sınıfı bir süre izledi. Sonra arka sıradaki çocuklardan birinin elindeki kaleme baktı.

“Onu nereden buldun?”

Çocuk kalemi havaya kaldırdı. “Benim.”

Mert gözlerini kıstı. “O Emir'in.”

Emir hemen arkasını döndü. “Harbiden benim.”

Çocuk birkaç saniye kaleme baktıktan sonra “Benim sanmıştım.” deyip geri verdi.

Mert güldü. “Sen insanların eşyalarını da yüzlerinden tanıyorsun artık.”

Emir kalemi çantasına koydu. “Sen de her şeyi fark ediyorsun.”

Mert omuzlarını kaldırdı. “Kolay.”

Ders başladığında öğretmen matematik sınavlarını dağıttı. Sınıfta bir anda sessizlik oluştu. Kâğıtlar sıraların üzerinde dolaşırken Mert'in içindeki rahatlık biraz azaldı. Matematiği kötü değildi ama bazı sorularda acele ettiği için hata yapıyordu. Öğretmen sınavları dağıtırken Mert'in kâğıdını önüne bıraktı.

Yetmiş iki.

Mert sayıya birkaç saniye baktı. Sonra kâğıdı ters çevirdi.

Emir yana doğru eğilip fısıldadı: “Kaç?”

Mert cevap vermeden önce kâğıdı tekrar çevirdi. “Yetmiş iki.”

Emir rahat bir sesle, “Ben altmış aldım.” dedi.

Mert ona baktı. “O zaman benden kötü olduğun için mutluyum.”

Emir güldü. Mert de güldü. Sınav birkaç dakika içinde unutuldu.

Fakat eve geldiğinde kâğıdı çantasından çıkardığında aynı rahatlık kalmamıştı.

Annesi mutfakta yemek hazırlıyordu. Mert kâğıdı masanın üzerine koydu. Annesi ilk bakışta fark etmedi. Mert birkaç saniye bekledi. Sonra kâğıda işaret etti.

“Anne.”

Annesi dönüp baktı. “Ne oldu?”

Mert kâğıdı gösterdi. “Matematik.”

Annesi notu gördü. “Yetmiş iki.”

“Evet.”

“Fena değil.”

Mert rahatladı. “Bence de.”

Annesi kâğıdı tekrar masaya bıraktı. “Ama biraz daha çalışırsan daha yüksek alırsın.”

Mert başını salladı. “Tamam.”

Tam o sırada kapı açıldı. Babası eve gelmişti. Mert refleks olarak kâğıdı eline aldı. Babası salona girip montunu çıkardıktan sonra Mert'in elindeki kâğıdı gördü.

“Ne o?”

Mert cevap vermeden kâğıdı uzattı.

Babası aldı.

Notu gördüğünde yüzündeki ifade değişmedi. Sadece kâğıda birkaç saniye daha uzun baktı.

“Yetmiş iki.”

“Evet.”

“Bu ne?”

Mert anlamadı. “Sınav.”

“Onu biliyorum. Notunu soruyorum.”

“Yetmiş iki.”

Babası kâğıdı masaya bıraktı. “Daha iyisini yapabilirdin.”

Mert başını eğdi. “Bir dahaki sefere yaparım.”

“Bir dahaki sefere değil. Bundan sonra.”

Mert “Tamam.” dedi.

Babası sandalyeye oturdu. “Senin yaşında bir çocuğun matematiği çok daha iyi olmalı.”

Mert cevap vermedi.

“Doktor olmak istiyorsan böyle olmaz.”

Mert başını kaldırdı. “Ben doktor olmak istiyor muyum?”

Salonda kısa bir sessizlik oluştu.

Babası ona baktı. Mert de babasının yüzüne bakıyordu. Soruyu sorarken meydan okumak istememişti. Gerçekten merak etmişti.

Babası birkaç saniye sonra, “Büyüyünce anlayacaksın.” dedi.

Mert'in yüzündeki ifade değişmedi.

“Tamam.”

Babası kâğıdı tekrar eline aldı. “Bu soruyu neden yanlış yaptın?”

Mert sandalyeye oturdu. “Bilmiyorum.”

“Bilmiyorum diye bir şey yok. Soruyu anlamadın mı?”

“Anladım.”

“O zaman neden yanlış?”

Mert kâğıda baktı. Sorunun altındaki işlemleri hatırlamaya çalıştı. “Acele etmişim.”

Babası başını salladı. “İşte mesele bu. Dikkatli olacaksın.”

Mert yine “Tamam.” dedi.

Babası kâğıdı önüne bıraktı. “Otur, çöz.”

Mert sandalyesine geçti.

Soruyu tekrar çözdü.

Bu kez doğru çıktı.

Babası kâğıda baktı ve “Gördün mü?” dedi. “Yapabiliyorsun.”

Mert gülümsedi.

Babası ayağa kalkıp salona geçti.

Mert birkaç saniye arkasından baktı. Sonra kalemini eline aldı ve defterine yeni bir soru yazdı.

Akşamın geri kalanında matematik çalıştı.

İlk başta canı sıkıldı. Sonra soruların bazılarını çözmeye başladıkça hoşuna gitmeye başladı. Bir soruyu çözemeyince sinirlendi, sonra tekrar denedi. Bir süre sonra annesi odanın kapısından baktı.

“Yeter artık, biraz dinlen.”

Mert başını kaldırmadan, “Şu soruyu bitireyim.”

Annesi gülümsedi. “Tamam.”

Mert soruyu çözdü. Kalemini masaya bıraktı ve sandalyesinde geriye yaslandı.

O an doktor olmak istemiyordu.

Tamirci olmak da istemiyordu.

Sadece o soruyu çözmüş olmaktan memnundu.

Ertesi gün okulda Mert'in neşesi yerindeydi. Bir önceki akşam yaşanan konuşmadan kimseye bahsetmedi. Emir yanına gelip sınavdan söz ettiğinde Mert hemen konuyu değiştirdi.

“Senin altmış kaçtı?”

“Altmış.”

“Ben seni geçtim.”

“Evet.”

“Bu tarihi unutma.”

Emir güldü. “Bir kere geçtin diye havalara girme.”

Mert gülerek omzuna vurdu.

Teneffüste arkadaşlarıyla top oynadı. Son derste öğretmen onu tahtaya kaldırdı. Soruyu doğru çözdü. Öğretmen başını sallayıp yerine geçmesini söyledi. Mert yerine oturduğunda kendisiyle gurur duyuyordu.

O gün eve dönerken yolun kenarında küçük bir tamirci dükkânının önünde durdu. İçeride bir adam eski bir motorun üzerinde çalışıyordu. Mert birkaç saniye onu izledi. Adamın elleri yağ içindeydi. Bir parçayı söküp tekrar taktı, motoru çalıştırdı. Mert'in hoşuna gitti.

Bir gün böyle bir şey yapmayı düşündü.

Sonra aklına babasının sesi geldi.

“Doktor olacaksın.”

Mert dükkânın önünden ayrıldı.

Eve kadar yürüdü.

O gece odasında derslerini yaptıktan sonra masasının üzerinde duran kaleme baktı. Bir süre hiçbir şey yapmadan oturdu. Sonra defterinin son sayfasını açtı ve büyük harflerle iki kelime yazdı:

DOKTOR
TAMİRCİ

İkisine de baktı.

Sonra altlarına üçüncü bir kelime ekledi:

BİLMİYORUM

Mert birkaç saniye düşündü. Sonra kalemi bıraktı.

Defteri kapattı.

O yaşta bir çocuğun geleceğini bilmemesi normaldi.

Mert bunun normal olduğunu biliyordu.

Ama babasının bunu aynı şekilde göreceğinden henüz emin değildi.