5. bölüm · Umutsuz aşk
Umutsuz aşk 5.bölüm
Rüzgar, Işıl’dan uzaklaştığı her dakikada içinden bir şeyler kopuyordu. Onu görmek, sesini duymak, saçlarına dokunmak istiyordu. Ama yapamıyordu. Çünkü artık eskisi gibi değildi hiçbir şey. Yalnızca kendisi için değil… Işıl için de. Onu korumak istiyordu. Belki de en çok ondan. Kendinden. Geçmişinden, yakasına yapışan karanlık bir sırdan.
Işıl ise her gün aynı bankta oturuyordu, Rüzgar’la en çok konuştukları o kıyı köşesinde. Denizin sesi bile yalnız kalmış gibiydi, sessiz ve kırık. Ellerini dizlerinde birleştiriyor, gözlerini ufka dikiyordu. “Neredesin Rüzgar?” diye fısıldıyordu her seferinde. Cevap gelmiyordu. Ama hissettiği bir şey vardı: Rüzgar uzakta değil, çok yakındaydı. Saklanıyordu.
O gece, Işıl yatağında dönerken telefon titredi. Gelen mesaj Rüzgar'dandı:
"Yarın. Aynı yer. Konuşmamız gerek. Lütfen gel."
Işıl mesajı defalarca okudu. Kalbi hızlandı, elleri titredi. “Neden şimdi?” dedi içinden. “Neden bunca zaman sustun?” Ama sonunda sadece başını yastığa koydu ve gözlerini kapattı. Uyuyamadı. Sabaha kadar kalbinde bir çarpıntıyla bekledi o anı.
Ertesi gün, buluştukları yere gitti. Rüzgar onu çoktan bekliyordu. Gözlerinin altı morarmıştı, sakalı uzamıştı, yüzü yorgundu. Ama o gözler… Işıl o gözlere bakınca hâlâ aynı sevgiyi, aynı delicesine tutkuyu gördü.
— “Neden kaçtın benden?” dedi Işıl. “Beni niye yalnız bıraktın?”
Rüzgar sessizce başını eğdi. Sonra konuştu:
— “Çünkü geçmişim temiz değil. Çünkü bir gün, her şey ortaya çıkarsa... seni de yakar diye korktum.”
— “Ne demek bu? Neyi saklıyorsun benden?”
Rüzgar gözlerini ona dikti. Titreyen sesiyle devam etti:
— “Birilerine borçlandım Işıl. Yanlış adamlara. Seninle tanışmadan önce yaptığım aptalca bir şey yüzünden şimdi bana ulaştılar. Ve eğer seni yanımda görürlerse... zarar verirler. Ben bunu göze alamam.”
Işıl, gözyaşlarını tutamadı. Kalbine bir sızı saplandı. Bu sevgi için savaşmıştı. Onu unutmak için değil, yanında kalmak için. Ama şimdi Rüzgar, onu korumak adına yok sayıyordu.
— “Sen beni korumuyorsun Rüzgar,” dedi boğuk bir sesle. “Beni sensiz bırakıyorsun.”
Rüzgar yaklaştı, elini onun yüzüne koydu. Parmakları buz gibiydi ama gözleri sıcaktı.
— “Ne olursa olsun... hep seni seveceğim.”
O an iki yürek birbirine yaslandı. Ama fırtına çoktan ufukta kendini göstermişti. Sessizce yaklaşan karanlık, sadece sevgilerini değil, kaderlerini de sarsmak üzereydi.
Ve o gün, son olmamakla birlikte, sonun ilk gölgesi düşmüştü üzerlerine.
