7. bölüm · Umut Sızan Karanlık
7.Bölüm
Odam da oturmuş düşünüyordum.İki gün önce Ayaz'ın bize ayarladığı eve gelmiştik. Meral ve Rabia neler olduğunu sormuştu. Onlara şuan zamanı olmadığını ancak herşeyi anlatacağıma söz vermiştim. Gerçekten de anlatacağım çünkü Bora geceleri yazıp tehdit ediyor.Bu durum tehlikeli olduğu için Meral şuanlık okula gitmiyor. İkisinin de herşeyi bilmesine sonuna kadar hakları var.
Hayatım her zaman çabalayıp, çalışmak ile geçti.Peki şuan nasıl geçecek?
Ben Eylül Akyürek, altı yaşında anne ve babasının kanlar içerisinde ki cesedini görüp elinden hiçbir şey gelmeyen Eylül Akyürek.
Ben Eylül Akyürek, hiç kimse bizi istemediği için bir yaşındaki kardeşim ile yetimhanede büyüyen Eylül Akyürek.
Ben Eylül Akyürek, yetimhanede iki kardeş iken üç kardeş olup oradan çıkan Eylül Akyürek.
Ben Eylül Akyürek, kardeşine hem anne, hem baba, hemde abla olmaya çalışan Eylül Akyürek.
Ben Eylül Akyürek, bir evi geçindiremeyip kardeşi zatürre olana kadar soğukta kalmasına sebep olan,sorumsuz abla Eylül Akyürek.
Ben Eylül Akyürek, kardeşlerini korumak için mafya ile anlaşma yapan Eylül Akyürek.
Ben Eylül Akyürek, kardeşlerini tehlikeli duruma sokan Eylül Akyürek.
Kısacası ben Eylül Akyürek herşeyi berbat eden, elini yüzüne bulaştıran, uğursuz Akyürek.
Kardeşlerime sahip çıkıp, en iyi şeyleri vermek yerine, onları getirdiğim durumdan haberleri bile yok. Daha fazla böyle devam edemezdim Meral ve Rabia ile konuşmam gerekiyor. Salona geçtiğimde ikisinin de öylece oturduğunu gördüm.
-"Meral, Rabia benim size anlatmam gereken şeyler var."
Rabia cevap verdi.
-"Bencede artık anlatman gerekiyor. Noluyor önce o eve geçtik,şimdi ise bu eve?"
-"O evi Bora ayarlamıştı, bu evi ise Ayaz."
-"Hadi Ayaz sevgilin onu biliyoruz. Peki Bora kim?" dedi Rabia.
Meral sadece susup bizi dinliyordu.
-"Bora benim anlaşma yaptığım bir mafya."
Artık Meral'de konuşmaya başladı.
-"Abla sen kafayı mı yedin?Ne mafyası ya biz ailemizi bir mafya yüzünden kaybettik. Şuan ki durumumuz bu halde olmamızın sebebi bir mafya."
-"Biliyorum ama..."
Rabia artık daha fazla kendini tutamamış olmalı ki sinirden ayağa kalktı.
-"Ne aması,ne? Bir çaresini bulurduk. Kafayı mı yedin sen!"
-"Melike söyledi git ona dedi, ödersin sonra dedi. Bende Meral hasta olunca başka birşey aklıma gelmedi gittim işte!" bende artık ayağa kalkmıştım.
-"Ee tamam öderiz o zaman çalışıp. Mesleğine geri döneceksin." dedi.
-"Yapamam." dedim.
-"Abla nasıl yapamazsın geri dönersin işte bende çalışırım okul saatleri dışında." dedi Meral.
-"Bora bana bir anlaşma imzalattı." dedim.
Rabia devam etti.
-"Ne anlaşması? Anlaşma mı yaptın bide sen?"
-"Mesleğimi bırakıp, kendisi ile iletişim halinde bulunacağıma dair bir anlaşma."
-"Tamam iptal ederiz o zaman anlaşmayı."
Kendimi tutamayıp ağlamaya başladım.
-"Bana imza attırdı.İmzam onda şirkettekilere belge hazırlatmış ve imzamı kullanmış. Eğer kendim ona gitmezsem beni hapise attıracak."dedim. Artık yere çöküp hıçkırarak ağlıyordum.
Meral ve Rabia'da dayanamayıp benimle beraber ağlamaya başladılar. İkiside çöküp bana sarıldı.Ben onları hak etmiyorum. Onlar hala benim arkamda dururken ben herşeyi mahveden birisiyim.
Rabia geri çekilip yüzümü avuçları içine aldı.
-"Bak yarın konuşuruz borcumuzu öderiz.Hallederiz." dedi.
-"Ben yarın gideceğim siz gelmeyin."dedim.
-"Eylül zaten tek başına iş yapa yapa böyle oldun."
-"Bak,benim ona katlanma nedenim sadece size bulaşmasın diye. Siz şimdi onun önüne çıkmayın."dedim.
-"Peki tamam öyle olsun.Kalk şimdi ağlama git biraz yat dinlen."
Ayağa kalkıp lavaboya gittim.Elimi yüzümü yıkadım.Sonra hemen odama geçip kapımı kapattım. Yatağımın yanına çöktüm ve dizlerimi karnıma çekip ağlamaya devam ettim.
Ben nasıl çıkarım bu işin içinden?
Öylece durup sessizce ağladım.Daha sonrasında artık ağlayacak halim kalmadığı için yerde uzanıp gözlerimi kapadım.
🔒
Sabah uyandığımda Rabia kahvaltıyı hazırlamıştı. Birşeyler atıştırıp odama çıktım. Üzerime krem gömlek, altıma siyah kumaş pantolon ile krem topuklu botlarımı giydim. Arabayı alıp Baysal şirketine doğru yola çıktım.Büyük ünvanı olan,ülkenin gözdesi bir şirket. Baysallar çok şanlı bir aile olarak tanınıyor. Bildiğim kadarıyla bir kız kardeşi var Başak Baysal kendisi yirmi sekiz yaşında. Bir de abisi var Serhat Baysal otuz dört yaşında, Bora'dan iki yaş büyük. Bora'nın babası yetmiş sekiz yaşında ama dinç birisi kendisini ekranlarda görürdük eskiden. Sinan Baysal ve eşi Melda Baysal. Melda denen kadın Sinan'ın ikinci evliliğinden olan bir kadın. Kendisi otuz sekiz yaşında. Tabiki de böyle yaşlı biri ile parası için evlendi. Zaten Sinan'ın en büyük oğlu ile kadının arasında dört yaş var.
Kim bilirki böyle şerefli bir ailenin aslında şerefsiz olduklarını. Herkesin sosyal medya ve haberler üzerinden çok özendiği bir ailedir. Acaba gerçekte nasıl olduklarını da bilseler böyle düşünürler miydi? Hiç sanmıyorum.
Şirketin önüne geldiğimde içeriye geçtim hemen. Danışmanda ki kadına sordum.
-"Bora Baysal odasında mı?"
-"Evet odasında.Kendisi ile bir randevunuz var mı?"
-"Hayır yok. Nerede odası?"
-"Hanımefendi randevunuz yoksa maalesef alamam."
Ne diyor bu Baysal yalakası?
Elimi masaya vurup,öne doğru eğildim.
-"Sana odası nerede dedim!" bağırarak artık konuşuyorum. Çünkü bu Baysallara ve onlara çalışanlara tahammülüm yok.
-"Zorluk çıkarmayın lütfen sizi dışarı almak zorundayım." dedi.
-"Söyleyin ona hemen buraya gelsin!"
Kadın daha fazla inatlaşmayıp telefonu aldı.
-"Bora Bey, burada bir hanımefendi sizinle görüşmekte ısrarcı kendisi zorluk çıkarıyor. Dışarı çıkaralım mı?"
Karşı tarafın ne dediğini duymasam da ben cevabımı almıştım.
-"Altıncı kat, birinci oda hanımefendi."
Kadına birşey demeden asansöre doğru yöneldim. Altıncı kata vardığımda hemen kapıda iki koruma vardı. Birde Erdem pisliği duruyordu. Önümde ki odaya ilerledim.
-"Açın şu kapıyı!" dedim.
Erdem kapıyı açtı, içeriye geçtiğimde ardımdan geri kapattı. Bora tam karşımda, koltuğunda geriye yaslanmış bana bakıyordu.
-"Eylülcüm bune sürpriz."dedi.
-"Aşağılık pislik! O belgeleri vereceksin."
-"Ağzına hiç yakışıyor mu bunlar?"
-"Bak Bora o belgeleri ver.Sana olan borcumu ödeyeceğim."
-"Ben senden para istemiyorum ki."
-"Ne istiyorsun o zaman? Allah'ın belası!"
-"Seni istiyorum Eylül."
-"O ne demek gebertirim seni pislik."
Masasının üstünde ki içki şişesini aldım ve masaya vurup kırdım. Elimde kalan bir parçasını Bora'nın boğazına dayadım. Kapı hemen açıldı ve içeriye Erdem. Bora o tarafa döndü ve elini kaldırarak durmasını işaret etti.
-"Seni gebertirim orospu çocuğu!" dedim bağırarak. Artık sinirden gözüm dönmüştü.
-"Sen beni gebertirsen yine hapise girersin Eylül" dedi.
-"En azından senin gibi bir pislikten kurtulmuş olurum!"
-"Sen benden kurtulsanda benim ailem senin aileni sağ bırakmaz bunu unutma." dedi. Beni yine kardeşlerim ile tehdit ediyordu. Gülmeye başladı ve devam etti.
-"Eğer ben ölürsem,sen gerçeği hiçbir zaman bilmeyeceksin." dedi.
-"Ne gerçeğinden bahsediyorsun?"
-"Ailenin kim tarafından öldürüldüğü ve Rabia hakkında ki gerçekleri."
Ne diyor bu? Annem ve babamın ölümünden bahsediyor. Rabia hakkında ki gerçekler diyor. Kafayı yemek üzereyim.
-"Ne? ailem ve Rabia ne alaka?" dedim.
-"Aileni kimin öldürdüğünü biliyorum Eylülcüm. Ayrıca Rabia'nın geçmişi ve ailesini de."
-"Yalan söylüyorsun!"
-"İnanıp inanmamak sana kalmış Eylül."
-"O belgeleri hemen ver Baysal."dedim.
Beni manipüle etmesine izin vermeyeceğim.
-"Sen benim olacaksın.O belgeleri öyle yok ederim."
-"Asla senin olmayacağım!" dedim.
Elimdeki parçayı yere fırlattım. Koltuğa attığım çantamı alıp hemen çıktım oradan.
Arabama bindiğim de gözyaşlarımı tutamadım. Ben ne yapacağım, nasıl kurtulacağım?
🔒
Eve geldiğim gibi odama çıktım. Üzerimi değiştirip aşağıya indim.Meral odasındaydı. Hazır Rabia tekken onunla konuşsam iyi olurdu. Meral'in bu kadar fazla şeyi bilmesini istemiyorum.
-"Rabia gittim konuştum ama para istemediğini söylüyor." dedim hayal kırıklığıyla.
-"Ne istiyor peki bu pislik?" dedi sinirle.
Yüzümü avuçlarımın içine aldım ve başımı eğdim. Çok utanıyordum bu durumdan. Ağzımdan tek bir kelime çıktı.
-"Beni" dedim.
-"Ne? Ne demek seni ya?" dedi şaşkınlıkla.
Daha fazla dayanamadım ve ağlamaya başladım.
-"Beni istiyor işte bilmiyorum!"
-"Böyle saçmalık mı olur ya? Şerefsiz!" dedi. Artık Rabia'da kendini tutmuyor, sinirini yansıtıyor.
-"Bağırma Meral duymasın." dedim.
Yere çöktü ve başımı kaldırıp,ellerimden tuttu.
-"Polise gidelim Eylül hallederler."
-"Tehdit mesajları ile gittim iki defa ama her seferinde dosya kapandı bir şekilde."
-"Ya illa vardır kurtulmanın yolu." dedi.
-"Bugün öldürecektim onu." dedim.
-"Ne? Elinde bu yüzden mi kesik var?" dedi.
-"Evet. Masasında duran şişeyi kırıp boğazına dayadım."
-"Sonra ne oldu?"
-"Bana eğer kendisini öldürürsem ailesinin de sizi öldüreceğini söyledi birde..."
-"Ne birde?"
-"Bana ailemi öldürenlerin ve senin geçmişini asla öğrenemeyeceğimi söyledi."
-"Benim geçmişim mi? İyi de ben cami avlusuna bırakılan bir bebektim. Benim nasıl bir geçmişim olabilir ki?" dedi tereddüt ederek. Geçmişinden korkuyordu.
-"Bilmiyorum, belki de beni kandırıyordu emin değilim." dedim. Bende tereddüt ediyorum. Rabia'nın nasıl bir geçmişi olabilir ki? Ayrıca ailemi kim öldürdü biliyor muydu?
Kafam çok karışıktı.
Bir süre öylece oturduk. Rabia sadece düşünüyordu. Bunu ona söylemek ile iyi mi, kötü mü ettim bilmiyorum. Ama söylediğimden beri morali iyice yerle bir olmuş düşünüyordu.
-"Eğer bunlar bitecekse ona istediğini vereceğim." dedim düz bir sesle .
-"Ne saçmalıyorsun sen?" dedi Rabia.
-"Bunlar benim yüzümden oldu sonuçta.Benim ile son bulacaksa da yaparım." dedim.
-"Eylül'üm bak, şuan kafan yerinde değil ondan böyle konuşuyorsun." dedi ikna etmek ister gibi.
-"Rabia bunların hepsi benim yüzümden oldu." dedim kırık bir sesle.
-"Senin yüzünden falan olmadı vardır bir açıklaması. İkimiz de çalışıyoruz nasıl bu duruma geldik bilmiyorum. Ama bu işin içinde başka bir şey var eminim." dedi.
Aslında Rabia doğru söylüyordu. Bizim bu duruma düşmemiz, Melike'nin bana önermesi hiç de mantıklı değil. Bu işte başka bir şey var ve ben bunu öğreneceğim. Pes etmicem.
-"Haklısın, eğer dediğin gibi birisinin oyunu ise öğreneceğim." dedim.
-"Öğreneceğiz." dedi arkamda durduğunu belli etmek ister gibi.
Odama çıkıp üzerimi giyindim. Bora'yı aradım. onun evine gidip konuşacağım.Telefon üçüncü arayışında açıldı.
-"Noldu çok mu özledin? Halbuki bir kaç saat önce gelip beni öldürmeye çalışmıştın." dedi pislik herif.
-"Kes sesini boş yapma.Konum at evine geleceğim." dedim kesin bir sesle.
Bora'nın sesinde bir ciddiyet oldu.
-"Ben, seni şoför gönderip aldırırım." dedi.
-"Sana konum at, geleceğim dedim."
-"Bu hallerine bayılıyorum." dedi iğrenç sesiyle.
-"Kapa çeneni dediğimi yap." dedim ve telefonu yüzüne kapattım. Anında konum geldi. Şuan ki bulunduğumuz evden yarım saat gösteriyor. Aşağıya indim ve arabanın anahtarını alıp dışarıya çıktım.Telefonumdan taksi çağıracaktım ki kapımızın önünde siyah bir araba duruyor. Ayaz'ın arabası bu.Beni görmüş olmalı ki hemen arabadan inip yanıma geldi ve bana sarıldı.
-"Ömrüm nereye böyle?" dedi o güzel kalın sesi.
-"Ben Bora'nın yanına gideceğim." dedim çekinerek.
Ayaz geriye çekilip, kaşları çatık bir şekilde yüzüme baktı ve tek kaşını kaldırdı. Sebebini soruyordu.
-"Bazı gerçekleri öğrenmek için gidiyorum." dedim.
-"Hangi gerçekler?"
-"Bugün şirketine gittim ve boğazına camı dayadım. Bana eğer onu öldürsem, Rabia'nın geçmişi ve ailemi öldürenler hakkında hiçbir zaman gerçeği öğrenmeyeceğimi söyledi.Ayrıca bizim onunla bu duruma düşmemizin tesadüf olduğunu da düşünmüyorum." dedim.
-"Bana neden bunları söylemiyorsun?" dedi sanki diğerlerine şaşırmamış gibi.
-"Ayaz sana anlattıklarıma rağmen buna mı takılıyorsun cidden?" dedim bende sinirlenmiştim. O kadar şey anlatmama rağmen sadece bunu demesi çok saçma!
-"O adam tehlikeli onun yanında dolaşmayacaksın!"
-"Kes sesini beni sinir etme.Gidiyorum ben." dedim ve arkamı dönüp hemen yürüdüm.
Ne saçmalıyordu bu? Beni sinir etmeye çalışıyorsa gayet başarılı oldu. Yürürken havaya kaldırılmamla çığlık attım.
Beni omzuna attı! Manyak herif.
-"Napıyorsun sen be indir beni!" dedim,bir yandan da sırtını yumruklamaya başladım.
-"Öyle saçlarını savurup bir yere gidemezsin." dedi.
-"İstediğimi yaparım sanane!"
-"Yok efendim yapamazsın." dedi.
Benle mi inatlaşıyordu?
Ellerim ile omuzlarından destek aldım ve kendimi dikleştirdim.
-"Sana son kez diyorum indir beni!" dedim tehdit ederek.
-"Arabaya bindireceğim de ineceksin." dedi.
Ayaz'ın saçlarından tutup kafasını ısırdım. Benle inatlaşmayacak sanki ben yürümeyi bilmiyorum.
-"Manyak acıyor dur!" dedi.
-"İndir beni yürümeyi biliyorum!"
-"Saçını savurup gidiyorsun.İnat etmesen bunlara gerek kalmazdı."
-"Asıl sen inat etmesen ısırmazdım!" dedim ve saçlarımı savurup arabaya bindim.
Arabaya bindiğim de Ayaz la havle çekip yanıma geldi.
"Beni ya Bora'nın evine götürürsün ya da ben kendim giderim." dedim.
"Bora'nın evini nereden biliyorsun?" dedi, beni yine sorguya alıyordu.
"Aradım ve konumunu istedim. Sakın başka soru sorma inerim,kendim giderim." dedim çünkü daha fazla soru sorarsa kafayı yerim.
"Bunları sana soracağım ama şimdi değil." dedi önüne dönüp.
"Hı tabi tabi." dedim geçiştirerek.
"Rabia biliyor mu?"
"Evet anlattım her şeyi ama..."
"Noldu çok mu kızdı?"
"Kızdı yani haklı olarak ama sorun o değil. Bora'nın onun geçmişi hakkında dediğini de söyledim.Acaba kötü mü ettim söylerek diyorum çünkü dediğimden beri dalgın ve düşünüyor." dedim başımı öne eğip. Herkesi bu duruma düşürmek beni utandırıyor.
"Sen ondan saklamayarak emin ol doğru olanı yaptın." dedi.
Ayaz ile daha fazla konuşmadım ve yolu izledim.
Bora'nın evine giden yol gerçekten de çok değişik ve ıssızdı. Neden böyle bir yerde oturuyor ki bu psikopat? Ayaz'dan beni biraz geride bırakmasını istedim. Bora'nın görmesini istemiyorum. Evine doğru yürüdüm. Kapıda ki korumalar beni görünce kapıyı hemen açtı sanki bekliyorlardı zaten gelmemi. Bahçede Bora'yı gördüm bana doğru geliyordu.
"Evimiz pek müsiat değil Eylülcüm gel bizim çiftliğe gidelim." dedi.
"Konuşalım gideceğim. Senin yanında kalmak istemiyorum." dedim tersleyerek.
"Eylül yürü herşeyi anlatacağım söz veriyorum." dedi ama sözüne güvenmiyorum bu pisliğin.
"Nereden bileceğim doğru söylediğini?" dedim.
"Denemeden öğrenemezsin Eylül." dedi net bir sesle. Ne kadar ona güvenmesem de belki bir ihtimal anlatırdı her şeyi. Derin bir nefes alıp "Tamam" dedim. Bir arabaya bindik ve yola çıktık. Nereye gittiğimi bilmediğim bir yola.
Yarım saatin ardından ıssız bir çiftlik evine geldik.Burası çok rahatsız edici bir sessizliğe sahip. Bora ile eve doğru yürümeye başladım. İki katlı müstakil, eski bir ev. Evin etrafında korumalar çevriliydi. Bora beni aşağı kata indirdi.
"Ne anlatacaksan anlat." dedim.
"Evet ne merak ediyorsun Eylülcüm?" dedi alay ederek.
"Ailemin katilini, Rabia'nın geçmişi ve-" konuşurken lafımı böldü ve araya girdi.
"Başka ne olacak ben sana zaten bu ikisini söyledim?" dedi.
"Lafımı bölme konuşuyorum zaten. Bu duruma gelmemizin sebebi sen misin?" dedim etrafa bakınarak. Bodruma inmiş konuşuyorduk.
"Bravo akıllı bir kızsın Eylül." dedi alkışlayarak.
"Nasıl yani?" dedim,herşeyi o mu yapmıştı gerçekten?
"Eylül sen benimle ilk kez karşılaşıyor olabilirsin, ama benim için aynı değil. Seni çocukluğundan beri takipteyiz. Seni o yurda babamlar yerleştirdi. Sizin maddi durumlarınız ve evden kovulmanız, para sıkıntısı çekmeniz bunları da ben ayarladım." dedi rahatça.
Şok içerisinde sadece bakıyordum.
"Melike?" dedim sesim titreyerek.
"Melike'yi de ben ayarladım. Senin olduğun üniversitede arkadaşlık kurmanızı söyledim. Onu arayacağını biliyordum çünkü senin arkadaşın bile yok. Oda sana beni önerdi benim istediğim gibi."dedi sanki her şey çok normalmiş gibi.
"Rabia ve ailem bu işin neresinde?" dedim güçlükle. Artık konuşacak halim bile kalmamıştı.
"Bugünlük bir sorunun cevabını aldın. Merak etme ileride herşeyin cevabını alacaksın." dedi. Sinirle ayağa kalktım ve üzerine gidip yakasından tuttum.
"Şerefsiz anlat herşeyi! Anne ve babamı siz mi öldürdünüz?" dedim sesimin titremesini artık durduramıyordum.
"Her şeyin bir vakti var Eylül. Öğreneceksin sende vakti gelince. Ayrıca sen benden gizli sevgili yapacağınız mı düşündün cidden? Eğer o adamdan ayrılmazsan emin ol öldürmekten zevk alırım." dediği anda ellerim düştü. Gücümü yitiriyordum.
"Hayır bir şey yapma" dedim ağlayarak. Artık gardım inmişti.
"Sana bir şans veriyorum Eylül, ayrıl." dedi kesin bir sesle.
Bora bir kafa işareti yaptı ve arkamda iki koruma kollarımdan tuttu.
"Noluyor? Bırakın beni!" dedim bağırarak ama bırakmadılar.
"Sana düşünmem için zaman veriyorum Eylül. O adamı bırakman için." dedi.
İki kişi beni sürükleyerek bir odaya kapattılar. Işık olmayan, penceresi olmayan bir odaya.
"Çıkarın beni buradan!" dedim, kapıyı yumrukladım ama nafileydi. Kimse açmadı. Sesler geldi yukarıya çıkıyorlardı. Beni burada mı bırakacaklardı?
Ben bu karanlıkta duramam hiç ışık yok burada.
"Bora çok havasız, çok karanlık burası çıkar beni!" dedim ama hala ses yoktu.
Beni havasız, karanlık boş bir odada bıraktı.
Burada bırakıyorum, devamını en yakın zamanda atacağımm oy ve yorumlarınızı bekliyorum canlarım❤️
