3. bölüm · Umut Sızan Karanlık
3. Bölüm Beni İzleyen Kişi
Yatağımda oturmuş karşımdaki duvarı öylece izliyordum. Yaklaşık 2 saat önce doktorluğu bırakacağımı açıklamıştım ve haliyle hem Meral hem Rabia tepki göstermişlerdi. Beni ikna etmek için baya bir konuştular ancak artık öyle bir şansım yoktu. Otururken yine kendimi ailemi düşünürken buldum.
Annem İnci ve babam Yusuf.
Bizim durumumuz iyi değildi küçük bir gece kondu tarzı evde yaşardık ama ne olursa olsun mutluyduk bir zamana kadar...
İçimde küçük olmama rağmen çok şey kalırdı ama annemde babamda beni çok severdi ne kadar bana bir şey alamasalarda bir prenses gibi hissettirirlerdi. Bir keresinde altı yaşındaydım ve annemin temizliğe gittiği eve beni de yanında götürmüştü. Babam çalıştığı için tek kalamıyordum bundan dolayı annem beni gittiği yerlere götürürdü. Büyük iki katlı geniş bir evdi. Ev sahibinin bir kızı vardı benimle yaşıttı ve oda evdeydi. Kızın oyun odası vardı annem temizlik yaparken bende merak edip o oyun odasına girmiştim. Oda çok güzel büyüktü barbie evi,oyun alanları çeşit çeşit oyuncaklar. Çok özenmiştim çünkü benim odam bile yoktu ben annemlerin yanında uyurdum bunu seviyordum sorun da etmezdim ama bende isterdim ki böyle güzel oyuncaklarım olsun saatlerce oynasam, eğlensem.
Aynı yaşta iki çocuk ve farklı hayatlar.
Gözlerim parlayarak o odadaki oyuncaklara bakarken bir bebek gözüme çarpmıştı. Sarı saçları, mavi gözleri ve üzerinde pembe bir elbisesi olan bir bebek. Çok hoşuma gitmişti içimden keşke benim bebeğim olsaydı diye geçirsem de zaten zor geçinirken oyuncak bebek alamayacağımızı biliyordum. Bebeğe doğru ilerleyip elime almıştım. Saçlarını okşayıp bakarken birden arkamdan bir ses gelmişti. Elimde duran bebeğin sahibi.
"Ne yapıyorsun sen bırak benim bebeğimi!"
"Ben sadece bakmak istemiştim"
"Bakamazsın benim bebeğim o. Anne bu kız benim oyuncaklarımı alıyor!"
"Hayır ben sadece bakmak iste-"
"Noluyor burda?"
"Anne bu kız benim oyuncaklarımı almış"
"Ne yapıyorsun sen kızımın odasında çabuk bırak o elindeki oyuncağı ve çık buradan"
Daha konuşmama bile izin vermeden elimdeki bebeği çekmiş ve beni odadan atmıştı.
İnsanlar neden bu kadar kötü olabiliyor anlamıyorum. Bende küçük bir kızdım ve sadece oyuncaklara bakmıştım.
Kadın annemi o gün kızıp azarladı ve parasından kesmişti. Eve gittiğimizde kendimi çok pişman hissediyordum ve oturup ağlamıştım. Annem ise saçlarımı okşayarak
"Sorun değil anneciğim ağlama" demişti.
"Ben sadece bebeğe bakmak istedim anne oyuncağını almayacaktım"
"Biliyorum ben ama ağlama sende"
Ne kadar konuşsa da ağlamış uyuya kalmıştım. Ağlayarak uyuduğum gecenin sabahında böyle bir şey olmasını hiç beklemezdim ama baş ucumda bir bebek duruyordu. O bebek gibi sarı saçları ve mavi gözleri vardı üzerinde ise mor bir elbise çok güzeldi. Annem aldığı para ile bana bebek almıştı. O kadar çok mutlu olmuştum ki hiçbir zaman o gün olduğu kadar mutlu olamam.
Her şey ne kadar zor olsa da güzeldi ancak her şeyin bittiği güne gelene kadar.
Bir sabah kalktığımda küçük kardeşim Meral yanımda uyuyordu. Kahvaltı için annemin yanına gittiğimde annem ile babamın tartıştığını görmüştüm. Annem
"Nasıl yaparsın böyle bir şeyi, nasıl bu kadar düşüncesiz olabilirsin sen!" diye bağırıyordu.
"Mecbur kaldım başka çarem yoktu İnci"
"Hallederdik bununda üstesinden gelebilirdik nasıl böyle bir tehlikenin içine girebilirsin"
"Başka çarem yoktu diyorum neden anlamıyorsun!" ve babamda artık bağırıyordu. Sonra birden biri kapıyı yumruklamaya başladı ve annem beni odaya doğru götürdü.
"Anne ne oluyor?" korkuyordum.
"Bir şey yok bak şimdi seni ve kardeşini şu dolaba koyacağım sakın sesini çıkarma bekle burada."
Annem ben ve Meral'i giysi dolabının içine koyup bir telefon vermişti.
"Eğer ben gelmezsem bir süre bekle burada ne olursa olsun ses de duysanız çıkmayın. Biraz bekledikten sonra bak buraya yazdığım numarayı ara ve sizi almasını söyle."
Annem bana ve Meral'e sıkıca sarılıp öptü ve ağlayarak gitmişti. İçeriden sesler gelmeye başlamıştı.
"Sen bizden kaçacağını mı sanıyorsun lan!"
ve yüksek bir patlama sesi.
Annemin çığlık atması ile bir ses daha. Sessizlik olmuştu.
Sessizlik bir süre sürmüştü ve annemin bana söylediği gibi yapmıştım.Bizi alıp dışarı çıkardıklarında annem ve babamın kanlar içerisinde yerde yattığını görmüştüm ağlayarak onlara doğru koşsamda polis beni tutup çıkarmıştı. Beni ve Meral'i yetimhaneye yerleştirmişlerdi çünkü kimse bizi istememişti.
O zamanlar babamın birisine borçlandığını ve tefecilerden para aldığını daha sonrasında ödeyemediğini öğrenmiştim. Babam ve annem onlar yüzünden ölmüştü.
Bende şuan aynı hatayı yapmış ve bir mafya ile iş yapmıştım. Ne pahasına olursa olsun Meral'i koruyacağım.
Duvarı izlemeyi bırakıp ayağa kalktım ve masamın baş köşesinde duran o bebeği aldım. Evet annemin bana aldığı ilk ve tek oyuncağım olan bebeğim. Sarı saçları hala aynı o gün ki gibi parlıyor. Annem bu bebeğin bana benzediğini söylerdi sadece onun saçları tam sarı benim ise bal köpüğüydü. Gerçekten de benzerdik benimde gözlerim maviydi onunda. Bebeğimin saçlarını okşayıp yatağıma doğru ilerledim ve uzandım. Bebeğimi de yanıma yatırıp onun ile beraber uyumuştum. Ne kadar büyüsem de o bebek benim için çok değerliydi. Annem almıştı.
Sabah uyandığımda Rabia kahvaltıyı hazırlamıştı. Elimi yüzümü yıkadıktan sonra masaya geçtim ve Meral'in karşısına oturdum. Tekrardan aynı konuyu açtı.
"Abla gerçekten gidecek misin bugün?"
"Evet kahvaltıdan sonra çıkacağım."
Rabia konuşmaya başladı
"Bize hâlâ tam olarak bir açıklama yapmadın Eylül."
"Herhangi bir açıklaması yok sadece çok yoruldum artık."
"Evden neden atıldığımızı ve neden burada olduğumuzun farkındasındır umarım."
"Evet farkındayım ve karışmayın bana."
"Ne demek, karışmayın bana ya?"
"Karışmayın işte Rabia daraltmayın beni doktorluk yapmak zorunda değilim zaten bir gün bırakacaktım ve o gün,bugün"
"Peki bıraktıktan sonra ne yapmayı düşünüyorsun?"
"Bilmiyorum düşünürüm bir şeyler sadece şuan biraz dinlenmek istiyorum."
"Benim bu aralar hiç davam yok. Bir şekilde para bulmamız lazım bu evi ayarlayan kişiye borçluyuz."
"Sorun değil kafanıza takmayın böyle şeyleri bu evi veren kişiye borçlu falan değiliz."
"Nasıl yani, borçlu değiliz derken?"
"Öyle işte borç falan yok. Ben eskiden bu arkadaşıma bir yardım da bulunmuştum sıkışık olduğu bir dönemde oda bana böylece ödemek istediğini söyledi."
"Bu arkadaşı biraz daha merak ettim açıkçası"
"Boşverin hadi kahvaltınızı edin ben çıkıp şu işleri halledeceğim."
"Tamam"
Hazırlanmak için odama çıktım. Dolabımı açtığımda gözüme çarpan kahverengi diz üstü bir elbisemi aldım gerdanı açık olduğu için gold bir kolye ile gold küpeler taktım. Saçlarımı olduğu gibi belime doğru saldım ve krem bir palto ile krem topuklu botlarımı aldım. Hafif bir makyaj yapıp parfüm sıktım ve çantamı alıp çıktım.
Dışarıya çıktığımda gördüğüm kişi ile sinirlerim bozuldu. Evet Bora kapımın önünde arabasında duruyordu. Onu görmezden gelerek yürüyecektim ki arabasından indi ve yine iki kolunu da yana açarak bana doğru geldi.
"Oo Eylülcüm bune güzellik,hayırdır nereye böyle?"
"Söz verdiğim gibi mesleğimi bırakmaya gidiyorum ve sende bana dün söz verdiğin gibi şimdi buradan git."
"Ben söz verdiğimi hatırlamıyorum sen bana git dedin ve sadece o anlık gittim."
"Tamam o zaman şimdi de diyorum git"
"Maalesef bu sefer geçerli değil bu dediğin benimle geliyorsun beraber gideceğiz"
"Pardon? ben seninle gideceğim diye bir şey demedim"
"Evet ama ben,benimle geleceğini söylüyorum. Unuttun mu ben ne dersem o olacak."
"Bu ne zamana kadar böyle devam edecek?"
"Ben istediğim zamana kadar Eylül bunu sende gayet iyi biliyorsun"
"Neden böyle peşimde takıntılı sapık gibisin sen, mafya değil misin yani paranı aldım borcumu ödeyeceğim işte."
"Çok soru sorma hadi bin şu arabaya gidiyoruz."
"Ben taksi ile giderim gerek yok"
"Teklif etmiyorum Eylül arabaya bin."
Oflayarak da olsa mecbur arabasına bindim.
Genelde şoförü ile dolaştığını gördüğüm için merak edip sordum.
"Şoförün nerede sen neden kullanıyorsun arabayı?"
"Seninle yanlız olalım diye."
"Sebep?"
"Çünkü seninle başbaşa konuşmak istiyorum başkası olsun istemiyorum."
"Sebep ne yani?"
"Ne sebebi Eylül cevap veriyorum ya işte."
"Tamamda benimle niye başbaşa kalmak istiyorsun ki?"
"Canım öyle istiyor"
Ah keşke şu aptal canını alabilseydim.
Daha fazla konuşmayıp yolu izledim ancak Bora susmadı.
"Çok güzel olmuşsun yine"
"Hıhı evet"
"Mesleğini bırakacak biri olarak hiç de mutsuz görünmüyor gayet iyi görünüyorsun."
"Her olan şey için yıkılacak değilim."
"Seninde güzelliğine yakışan bu olur zaten"
"Bana iltifat edip durma"
"Neden iltifatları sevmiyor musun?"
"Hayır sevmiyorum."
Yol boyunca saçma sapan iltifatlarına evet,aynen falan diyerek geçiştirdim.Neden durmadan böyle şeyler yapıyor anlamıyorum ama yaptığı şeylerden rahatsız oluyorum. Bu adamı ilk gördüğüm zaman da rahatsız olmuştum içimde ona karşı olumsuz hisler var.
Hastaneye geldiğimizde ona arabada durmasını söyledim ve neyseki bu sefer beni dinleyip arabada kalmıştı. Gerekli işlemleri halledip kalıcı istifamı verdim ve tanıdığım kişiler ile vedalaştım. Ne kadar zor olsa da güçlü durmaya devam ettim çünkü dışarıda beni kendisine mecbur kaldığım Bora Baysal bekliyor.
Evet tahmin ettiğim gibi dışarıda hâlâ beni bekliyor.
"Hallettin mi Eylülcüm?"
"Evet dediğin gibi bıraktım."
"Güzel"
"Sen neden hâlâ buradasın ben kendim gidebilirim birkaç işim var git sen"
"Hayır beraber akşam yemeğine gideceğiz"
"Yemek derken? Kendine gel Bora Baysal ben senin ile flört etmek için almadım paraları geri ödeme şartı ile aldım."
"Sen, ben ne dersem yapmak zorundasın Eylül Akyürek."
"Öyle bir zorunluluğum falan yok bak işine."
Arkamı dönüp hızlı adımlar ile yürümeye başladım. Bir an önce buradan uzaklaşmak istiyorum. Adam yemek diyor ya akşam yemeğine çıkacakmışız şaka gibi!
Amacı ne bunun benimle kendince eğleniyor gerçekten çok sinir bozucu.
Yürümemi durduran şey birinin beni kolumdan sertçe tutup kendisine çevirmesi oldu.
Aman tanrım kim olabilir ki acaba böyle öküzce hareketler yapacak birisi,dur tahmin edeyim tabiki de Bora Baysal.
"Ne yapıyorsun sen be bırak kolumu!"
çatık kaşlar ile ona bakıyordum.
"Sinirlenince bile bir ayrı güzelsin ama benimde bir sabrım var Eylül. Akşam dokuzda kapında olacağım olabildiğince şık giyin ve dediğim saatte kapıda ol."
"Yemeğe falan gelmeyeceğim dedim sana anlamıyor musun sen!"
"Asıl sen anlamıyorsun eğer gelmezsen sevgili küçük kardeşin Meral ile Rabia'ya neler olabileceğini."
"Pislik herif! Allah senin belanı versin"
kolunu savurup önüme tekrar döndüm ve yürümeye devam ettim. Arkamdan
"Anlaştığımız gibi Eylülcüm saat dokuzda."
Lanet olsun nefret ediyorum bu adamdan!
Saat şuan da sekiz buçuk Meral ve Rabia'ya arkadaşlarım ile yemeğe gideceğimi söyledim. Ne kadar gitmek istemesem de mecburdum birde bana olabildiğince şık giyinmemi söylemişti.Ne yani ben şık giyinmiyorum sanki normalde. Ya istediği gibi şık giyinmeden gidersem diye düşünsemde kardeşlerime yapabileceği şeyleri tahmin bile etmek istemiyorum. Tek çarem dediği gibi olabildiğince şık olmak. Üzerime siyah dar, sırt dekoltesi olan bir elbise seçtim. Saçlarımı topuz yaptım ve perçemlerime şekil verdim. Bordo topuklu ayakkabılarımı da giydikten sonra makyaj yapmaya başladım. Koyu keskin bir göz makyajı yaptım gözlerimin mavisi oldukça hoş duruyordu ama keşke bu şekilde Bora'nın yanına gidiyor olmasaydım. Biraz aydınlatıcı da sürdükten sonra bordo bir ruj sürdüm. Saat dokuza beş dakika vardı siyah paltomu ve çantamı da alıp merdivenlerden aşağı indim.
Oturma odasında Rabia vardı
"Ne kadar güzel olmuşsun Eylül."
hafif tebessüm ederek
"Teşekkür ederim" dedim
"Kim ile çıkıyorsun bu kadar şıksın"
"Niye ben normalde şık değil miyim Rabia pes yani."
"Ya hayır öyle değil." derken birde kahkaha atmaya başladı.
Göz devirerek
"Neyse gül sen gül,benim acelem var gelince konuşuruz dikkat edin görüşürüz."
"Tamam görüşürüz."
Dışarıya çıktığımda arabanın önünde duran Bora'yı gördüm. Koyu lacivert bir takım ile beyaz gömlek giymişti.
"Eylülcüm yine çok güzel olmuşsun."
"Nereye gideceğiz."
"Eminim ki beğeneceğin bir yere gideceğiz"
"İyi fazla uzun sürmesin bu gece."
"Daha yeni başlıyoruz tatlım böyle konuşarak keyfimizi kaçırma."
Göz devirdim ve cevap vermeden arabaya bindim. Bir an önce gidelim de geri geleyim istiyorum.
Yarım saat geçti ve biz hâlâ yoldayız. Daha fazla dayanamayarak
"Ne kadar kaldı yarım saattir arabadayız."
diye sordum
"Beş dakikalık bir yolumuz kaldı sabret güzel deniz manzarası olan sakin,şık bir yere gideceğiz."
Aman ne güzel birde kimse olmayacak mıydı cidden! şaka gibi bir gün.
Beş dakikalık yolun ardından deniz tarafında bir yerde durduk. Otopark görevlisi gelip arabayı aldı ve bizde içeriye doğru yürümeye başladık. Gerçekten de oldukça sakin bir yere benziyordu çok fazla insan yoktu etrafta. İçeriye geçtiğimiz de garsonlardan birisi bize ayırtılan masaya doğru yönlendirdi ve oturduk.
"Nasıl beğendin mi tatlım? Senin için özel seçtim."
"Evet güzel"
"Neden bu kadar mutsuzsun?"
Gerizekalı olmalı bu adam soruyor birde.
"Yorgunum biraz yemeğimizi yiyelim de evde yatıp dinlenmek istiyorum."
"Merak etme yorgunluğun gider."
Pislik.
Bora garsondan menüleri istedi ve denizi izlerken gözüm karşı masada ki beni izleyen adama takıldı. Karşısında bir adam oturuyordu ama sırtı bana dönük şekildeydi. Ancak o kişi tam olarak karşısında ki kişiye değil bana bakıyordu.
Siyah gömleği ve siyah saçları,koyu kahve gözleri, açık teni ve temiz tıraşlı yüzü ile oldukça yakışıklı birisiydi. Ama bu pek de beni ilgilendirmiyordu.
En azından deniz olan bir yerde oturmamız güzeldi. Deniz bana huzur veriyordu ancak Bora'nın gıcık sesine kadar.
"Ne yemek istediğine karar verdin mi tatlım?"
"Hayır sen ne istiyorsan söyle önemli değil."
"Peki tamam ikimiz içinde güzel bir şey seçeceğim."
Gözlerim karşı masaya kayınca hâlâ bana baktığını gördüm. Normalde birisi bana bu şekilde baksa rahatsızlık duyardım ama şuan da Bora'nın üstüne kimseden rahatsız olamam.
Yemeklerimiz geldiğinde hızlı bir şekilde gitmek istediğimden yedim ve kalkmak istediğimi söyledim ancak Bora tabiki de reddetti. İki kadeh ve bir votka istedi ancak ben içki sevmeyen birisiyim. Bana da bir kadeh doldurdu ancak
"Ben içki sevmiyorum"
"Bu gece sev o zaman"
"Sana sevmiyorum diyorum içmeyeceğim."
Birden elindeki şişeyi masaya vurdu ve
"İçiceksin dedim sana!"
diye yükseldi. Ancak bu hareketi ile tepkisiz bir şekilde ona bakmaya devam ettim.
"Eğer bir daha bana sesini yükseltirsen seni öldürürüm."
"Bunu yapamayacağını ikimizde gayet iyi biliyoruz Eylül yoksa kardeşlerine ne olur biliyorsun."
"Pislik herif"
Kadehi aldım ve tek nefeste bitirdim ardından bir kadeh daha doldurdum ve bir tane daha.
Kafam allak bullak ve başım dönüyor. Keşke içmeseydim hele bir de bunun yanında. Kafamı dik tutmaya çalışırken hala o adamın beni izlediğini gördüm.Birden bir müzik sesi geldi ve Bora beni kaldırdı.
"Ne yapıyorsun sen bırak beni"
"Dans edeceğiz"
O kadar halsizdim ki neredeyse Bora beni hareket ettiriyordu. Gözlerim tekrar o adamı buldu beni izliyordu.
Neden beni izliyordu ki?
Bir süre dans ettikten sonra yoruldum ve sandalyeme geri döndüm. Bora tam oturacaktı ancak telefonu çaldı ve ne konuştuğunu anlamadım. Bu kadar mı sarhoş olmuştum cidden. Telefonunu kapattığında
"Benim çok acil bir işim çıktı sen eve taksi ile dön sonra konuşuruz" dedi ve hızlı bir şekilde gitti.
Neyse ki kurtuldum şu boş heriften.
Bende bir an önce eve gidip yatmak istediğim için paltomu ve çantamı elime aldığım gibi dışarıya çıktım. Saat gece bir olmuştu.
Yaklaşık on dakika bekledim ama buradan hiç taksi geçmiyordu. Birden yanımda bir beden belirdi. Kafamı yukarıya doğru kaldırmak zorunda kaldım çünkü benden epey bir uzundu. Bu adam tipi tanıdık geliyordu ama kim. Doğru ya beni izleyen kişi bu.
"Bu hava da paltonu giymek yerine neden elinde tutuyorsun?"
kalın sesi kulağa hoş geliyordu.
"Bir an önce eve gitmek istiyorum."
"Paltonu elinde tutunca bir an önce evdemi oluyorsun?"
"Hayır"
"O zaman giyin paltonu"
Birden elimdeki çanta ve paltomu aldı ve bana paltomu giydirdi.
"Hey! dokunma bana."
"Dokunmuyorum"
"Az önce dokundun"
"Hayır sadece paltonu giymene yardımcı oldum."
"Ama dokundun"
"Tamam özür dilerim dokunduğum için"
"Bak kabul ediyorsun işte dokunmuşsun"
"Neden o kadar içtin?"
"Çünkü o Bora denen pislik sinirlerimi bozdu ve dayanamadım içtim."
"Bora pislik ise onunla ne işin var?"
"Mecburum, dediklerini yapmak zorundayım."
"Ne mecburiyetin var senin ona?"
"Of çok soru soruyorsun sıkıldım senden"
"Cevap verir misin ne mecburiyetin var ona?"
"Çünkü ben ondan borç aldım ve bana bir teklif sundu bende kabul ettim, anlaşmayı imzaladım, mesleğimi bıraktım bugün, akşam yemeğe getirmek istedi reddettim ve beni tehdit etti bende mecbur yemeğine geldim işte bu kadar."
"Bak çok sarhoşsun bu saatte burada taksi de geçmez tehlikeli sessiz yerler buralar gel benimle sabah istediğin yere bırakırım seni"
"Hayır olmaz tanımıyorum seni"
"Sana zarar vermicem söz veriyorum"
"Yemin et"
"Peki, yemin ederim."
"Ettin mi?"
"Ettim"
"Ettin mi?"
"Ettim"
"Ettin mi?"
"Ettim dedim ya"
"Peki tamam"
O kadar çok sarhoş olmuşum ki başım dönüyor gözlerimi açamıyorum. Bu yanımdaki adam arabaya bindirip beni bir yere getirdi.
"Bak burada kalabilirsin benim odam rahatsız etmem seni oturma odasında koltukta olurum bende. Birde sana giyebileceğin bir şeyler vermemi ister misin?"
"Olur"
"Evimde bir kız için kıyafet yok bendekilerden vereceğim mecbur olurmu bunlar sana?"
"Bilmiyorum ama büyükler"
"Bir şey olmaz değiştir sen üzerini ben kapıda bekliyorum"
"Tamam sağol"
Üzerime giydiğim eşofmanın paçaları ayağıma dolanıyor ve belimden düşüyor, tişörtün ise içinde resmen kayboldum. Oldukça komik görünüyordum.
Kapıyı açtığımda kapı kenarına omzunu yaslamış kollarını göğsünde birleştirerek bekleyen kişiyi gördüm. Sahi adı neydi?
"İçinde kaybolmuşsun" diyerek dudağının kenarı ile gülümsedi
"Ha ha çok komik. Nerede yatacağım ben?"
"Gel benim yatağımda yat."
"Ben koltukta yatabilirdim aslında sen kendi yatağında yat"
"Hayır gel yat."
"Peki tamam."
Yatağa uzandığım gibi uykuya dalıyordum ki üzerimi birisinin örttüğünü hissettim.
"Senin adın ne?"
"Ayaz"
Ayaz...
