6. bölüm · Uluyaz
6. BÖLÜM: Saklı Anılar
"Ne olduğu değil, senin ona nasıl tepki verdiğin önemlidir.”
~Epiktetos
⋇⋆✦⋆⋇
Figen Yücel'in Notlarından...
18 Eylül 2025,
Asrin bugün geldiğinde hiçbir şey anlatmadı, her seferinde başa sarıyorduk ve bu sefer içinde bulunduğu herşeyden o kadar yorulmuştu ki sadece bana nasihatlar verdi, oturduğu koltuk hangimiz destek için geliyordu bana devamlı sorgulatıyor. Yazdığım her cümle onun bana anlattıklarından bir alıntı,
Güzel konuşuyor, isterse ne de güzel konuşuyor...
Ama susuyor.
Söylesene Asrin, kaç yıldır kaçıyorsun? Yere göğe sığamıyorsun, Güçlü duran bedeninin ardında yatan gerçek seni görmeden göçemem fani dünyadan.
Senin adına esen umut rüzgarları benim yegâne tesellim. Senin yüzünde oluşan gülüşler benim geleceğim.
Ne zaman giderim bilmem, lakin gittiğim gün senin adına umut bayrakları açılmadıysa bil ki cüret etmemişsindir, başkalarına bakmaktan naçiz vücudundaki umarsız yaralarına bakmaya başla Asrin'im...
Başla çünkü dinliyor olacağım.
⋇⋆✦⋆⋇
Asrin Yıldıray...
Hayattan beklentiye giren insanları çok severim, saf umutlar,neşeler, gülümsemeler hepsinin ardında kırık kalpler varken ne güzeldir gizlemek.
Koskoca Dünya'nın cebrini omuzlarına aldığına inandıramayacak kadar usta oyuncular gördüm şu fani dünyada, hangisi gerçekten gülmüştü ruhunun en derinlerinde ilmek ilmek işlenmiş yaralarla?
Zorlama gülümsemeler, zoraki samimiyetler, eskimiş sözcükler. Zorlamak çözüm değildir, zorla olan şeyler güzel de değildir.
Peki siz hiç doğduğunuz gün öldünüz mü? Yaşamakla mücadale ettiniz mi? Adaletsizliklerle dolu bir dünyanın sana biçtiği makus kadere gözlerini açmak kolay değildir.
Bu hayatta ne kolaydır ki? Kimisi dayanacak kadar güçlüyken kimisi aklıyla sınanır. Kimisi için kriz yönetimi sistemi hiç yönetmemekten ibarettir -o mahlukatlara çok imreniyorum bu arada- mesela,
Yüzüme vuran soğuk rüzgar sayesinde kendime gelirken acıdan kalbim sızlıyordu, yine kendime ceza verdiğim bir gündeydim.
Kabul ediyorum ki hastalıklı zihnim kendini acıya alıştırarak terbiye edileceğini sanıyor, Ne yazık ki yönettiği beden de ben oluyorum!
İki dakika ciddi kalamamak da yoruyor insanı, ben bana katlanamıyorum başkası nasıl dayansın yani? Balkonda oturmuş apartmanın bahçesinden gelen bağırışma sesleri yine kavga olduğunun habericisiydi, Aynur abla ve Saim abi gece gece başladılar yine...
Ben yavaştan yavaştan kaçayım.
⋇⋆✦⋆⋇
Alpan Bozkaya...
Savaşlar kazanılmak için vardır diye okumuştum kitapların birinde, hayatımda benim lehime işleyen hiçbirşey olmamıştı, mahvetmiştim.
Sevdiğime bile aşkımı belli edememiştim.
Ortan yok kendim, dur diyememiştim.
Yedi yaşındayken bile “gitme” dememiştim.
Ne biçim bir kulum ben?
Şöyle de bir gerçek vardı ki öte yandan, nefret ettiğim doğruydu.
Aşkımı sır gibi senelerce saklayacağım, çok haklısın Ferdi Özbeğen ağabey.
Önümdeki rakıdan bir yudum daha aldım, genzim yanarken neden bu haldeyim diye sorgulayamıyordum bile.
Bir yandan Müslüm baba yarama tuz basıyordu.
“Hangimiz düşmedik kara sevdaya?”
“Hangimiz düşmedi oğlum, lan vefasız!”
Kadehimi duvara kaldırdım.
Ani bir yükselme yaşamıştım.
Normal bir asker tıraşından uzun biçimli saçlarıma parmaklarımı geçirdim, delirmeye çeyrek kala.
"Hangimiz sevmedi çılgınlar gibi?
Hangimiz bir kuytu köşe başında
Bir vefasız için yol gözlemedi" Akışına göre devam eden şarkıya tüm duygularımı sundum, değer miydi?
“Herkesten bir anı saklar bu yollar
Herkesin acısı sevgisi kadar
Güzelmiş, çirkinmiş ne farkeder ki?
Deli gibi sevmek ruhumuzda var
Deli gibi sevmek ruhumuzda var”
“Benim vefasızım haddinden fazla güzel,” dedim iç çekerken.
Ulan ben yirmi sekiz yaşındayım, ne hale düştüm şuursuz kadın!
Hayır zaten ayının bile uğramayacağı bir ilçede görev yapıyordum.
Kim bu apartmanda yaşardı ki?
Askeriyeye yakındı, insanlar böyle yerlerde kalıyordu.
Hiçbir asker, hele komutan, dolu bir yerde bu müzikleri açmazdı.
Dalgasına yapıyor olmalıydı.
Umursamazdı.
Haddinden fazla rahattı.
Yukarı kat komşum asker olsaydı benim askeri olması için nelerimi vermezdim.
“Gece gece kederlendirdiniz be!” diye bağırdım yukarı kata.
Ama ses kesilmedi.
Aksine, üst kattaki hödük sesi biraz daha açtı.
“Âşığın gözü kör kulağı sağır
Doğruyu yanlışı ondan görmedi
Yakıldı, yıkıldı, yinede sevdi”
Tekrar odayı kayarken, kalbini hızlandıran o simayı gördüm Asrin’i...
5 yaşındayken yeşil yeşil gözleri vardı, artık elâ'ya çalmıştı farketmedim sanmasın... Gözlerinin içine koyu bir kahve bulaşmıştı, dikkatle bakmayan bilemezdi.
Eskiden de karanfil kokardı, şimdi hala buram buram karanfil kokuyordu.
Bakışları hâlâ aynıyken nasıl erimeyeyim?
Ölüyorum ben bu kadına!
“Âşığın gözü kör, kulağı sağır
Doğruyu, yanlışı ondan görmedi
Yakıldı, yıkıldı, yinede sevdi
Ah o vefasızlar kıymet bilmedi”
“Sensiz hayat mis gibi geçiyordu! Erittin beni, zalimsin” rakımdan birkaç yudum daha aldım, alkole dirençliydim ama aşka değil.
Zehir gibi birşeydi aşk,hemen yayılıp gidiyordu..
Yani benim aşkım böyleydi.
En başında nefret ediyordun, sonra öyle bir bedenine yayılıyordu ki o zehre muhtaç oluyordun. Seviyordun, aniden nüks ediyordu, öyle bir kök salıyordu ki 9 yaşından bu yana geçmiyordu, geçiremiyordun.
Hiçbir ilaç kapatmıyordu,üstünü de örtemiyordun.. Gerçi ne bu hissi ne de onu yitirmek istiyordum
Babamın yokluğunda bana ilaç olmuştu Asrin, babası hala kayıptı ama babasının yokluğuna Asrin şifa olmuştu, Asrin’in yokluğuna onunla hayaller kurmaktan başka fayda yoktu. Canım yanıyordu, bu kadar yakınımda olana bir o kadar uzak olmaya.
Belki de beni unutmuştu, masayı yere yıktım.
“Beni unuttun mu Asrin?
Ben seni on altı yıldır kalbime kazımışken…
Sen beni unuttun mu?”
Sinirim yeniden üst kata döndü.
Kan beynime sıçramıştı.
“Kıs şunu artık!” diye bağırdım.
Yarın asker eğlencesi vardı.
İyice uyumalı, sonra arkadaşımı uğurlamalıydım.
Bir abi olarak benim yapmam gereken şey buydu, ben bizzat kendi abimden böyle görmüştüm.
Kapıya operasyon yapar gibi vurmaya başladım.
“Askersen…”
Dedim dişlerimi sıkarak,
“o zaman kaçacak yer ara.”
“Avaz? Arman?
Ne oluyor lan burada?” Karşımda mala dönmüş bön bön bakan alıklara ters ters bakarak cevap verdim,
Askerlerdi hem de benim askerim.
“Sizin IQ'ları toplasak bir Japon balığı etmez” dedim umutsuzlukla.
Zaten öfkeliyim şimdi bir döveceğim şunları!
“Ne işiniz var oğlum burada?
Bu daire yıllardır boştu.” karşıdan cevap gecikmedi,neyseki kafayı toplamışlardı,
“İşte tam o yüzden buradayız komutanım, yeni taşındık da”
İşe bak sen! Fırsat ayağıma geldi
“Bakın,” dedim tane tane,
“Şuan hiç keyfim yok.”
Boş boş bakmaya devam etmelerine dişlerimi sıkarak karşılık verdim, “Anlayacağınız birini bez gibi sıkasım var.”
“Aa neden? Hayırdır İnşallah komutanım” dedi
Sırıttım, “Şanslı kişi olmak istemiyorsanız o müziği kısarsınız" Sinirlerim geriliyordu, hatta şimdiden başıma ağrı girmişti.
Arman aydınlanmış gibi Avaz’a işaret verdi
“Galiba bizi kastediyor” Daha ne kadar açık söyleyebilirdim ki?
“Zeki çocuk.” dediğimde Avaz ona döndü;
“Otur 10”
“Hadi şimdi dağılın!” Dedim eski sinirimi geri toplarken,
“Özür dileriz komutanım!” dedi Arman
“Yarın özürünüzü kabul edip etmeyeceğime bakacağım” dedim,
Oysa onlardan çok başka şeylere öfkem olduğunu biliyordum , "Tekrardan özür dileriz komutanım! Allah için affedin." Avaz'a döndüm ama cevap vermeden homurdanmalarım eşliğinde aşağı kata indim aynı sinirle evime geçtim.
Daha ilk günden zıvanadan çıkarttılar diğer günleri tahmin bile edemiyorum...
⋇⋆✦⋆⋇
Asrin Yıldıray...
Hayatımın her zerresinde aldığım her soluk üstüne yemin edebilirdim ki yıpranmıştım.
Ama ben kalkmayı da bilmiştim, hayatın bir akışı vardı. Kediler karın tokluğuna koşturur, güvercinler cami avlularında yem bekler...
Hayatta milyarlarca pencere var millet! Uyanın çünkü hayat senin kendine koştuğun şartlardan oluşan bir engeller dizisi, kafanın içinde ne kuruyorsan ondan büyük düşman yok yemin ediyorum.
Hayır yemin ettim kendi kendime!
Acaba psikolog değil psikiyatri mi?
Düşünmüyorum değil.
Neyse ki hâlâ aklı selim biri olduğumdan olsa gerek Ecmel'in Türkiye'ye dönüş haberine beynim varmış gibi tepkiler vermiştim, en azından kendime var ama kullanmıyor izlenimi bırakıyorum.
Başarı değil mi? Başarı.
Hayır yani ben Samsun’a gitmeyecektim bile, zaten Ecmel’e hasret değildim.
Hatta o kadar hasret değildim ki hiç gelmese de olur.
Ama o sığınmacı olmayı,aşağılık kompleksine girmeyi sever! İlla ki birinin buyruğu altında olacak çünkü Rabb'im bizimkine beyini koklatmamış bile. Ekmeğe sürecek kadar bile vermemiş o kadar yani.
Ablam hayatımın hiçbir zorluğunda yanımda olmadığı gibi harp okulundan mezun olduğumda yada ilk görev yerime giderken de yoktu. Ablam hangi anımda gerçekten var olmuştu ki?
Bana her zaman soğuk bakan biriydi o, acımasızdı. Ben ağlarken ayağa kalkıp giden biriydi o, 30 yaşına daha yeni girmiş bir ergendi Ecmel, bana tahammül edemeyen biriydi Ecmel.
Benim bir ablam vardı, geçmişteki her bir anımda ablam vardı, rol modelim olan bir insandı.
Ne zaman kendi başlattığı yıkımı izleyecek kadar iğrenç bir insan oldu o gün bendeki çocuğu bitirdiği gibi kendini de bitirdi.
Tüm Dünya Ecmel'e acıyabilir, çünkü ben ona acımayacağım.
Yalnızca acıtacağım.
Yavaş yavaş söndürmüştü bendeki abla sevgisini. Hastalandığında kapısında ağladığımı nasıl unuturdum? Ona güveniyordum.
Ona. Güveniyordum.
Bende kapanmış bir yaraydı Ecmel, ama ablam kanayan bir yaraydı.
Benim Ecmel’e değil bir ablaya ihtiyacım vardı, benden nefret eden birine değil.
Oturduğum banka bana doğru sürüklenen topa uzandım, başımı kaldırıp geldiği yöne baktım.
Her yerde çocuklar ve babaları babalar olmasa bile anneleri, bazılarını sarıp sarmalayan ablaları... Yalnız değillerdi.
Hiç biri herkesin mutlu olduğu parklarda insanları izlemek zorunda kalacak kadar sessizliğin makûsluğuna teslim olmamıştı,
Oysa kendimi böyle bir tabloda hayal etsem silik bir şekilde en ücra köşede bekleyen bir kız çocuğu görürdüm.
Neşeli kahkahalar ve yüzümüze vuran hafif güneş hüzmesi tenimi okşadı, bir süre sonra aklımda canlanan tabloya tek başına oturan kızın hemen önüne başka biri gözüktü, Alpan.
Bu yaşımda bile bir kez olsun yalnızlığa bırakmıyordu, ıslak toprak kokusu çevremi bir orman gibi sarıyordu.
Birine unutulacak kadar uzak kalmak kanatıyordu, oysa Alpan sebebi olmadığı acıları bile görüyordu.
O bana uzak olduğu kadar yakındı sanki.
"Bacı top!" Başımı kaldırdığımda bana anlamsız hareketler yapan esmer oğlana bakıp elime topu aldım, şivesine kurban! Bacı mı dedi o?
"Bir daha bana gelmesin bak! Keserim yoksa topunuzu" Nedensizce bu ortam beni 15 yıl öncesine kadar götürmüştü, çocuklar sözlerime gülerek topu benden aldılar arkalarından bakarken bağırdım, "Ben ciddiyim! Menopoza girdim her an her şeyi yapabilirim" 25 yaşındayım... Cidden yapardım.
Onlar giderken montuma sarıldım, sen bir gerizekâlı oldun çıktın Asrin.
Ayağa kalkarken kendi kendime homurdandım, "Sensin gerizekalı!" Ben gerizekâlıysam iç sesim süper zeka olacak değildi.
Dışarıdan nasıl bir şizofren olarak göründüğüme aldırmadan askeriyeye doğru yol aldım, burada durarak parka yeteri kadar şeref verdim.
⋇⋆✦⋆⋇
Öyle bir koşmuştum ki bacaklarım bünyemden şartlı tahliye ile ayrılacak gibiydi, zaten son bir haftada yeteri kadar hırs çıkarmıştım.
İçeriye adımımı attığımda her zamanki resmî ortam beni sardı, komutanlara bakmamaya çalışarak yürürken bahçeye doğru tabiri caizse süründüm, "Asrin Komutanım!" Avaz.
Bıkkınlıkla arkamı döndüm, "Adının hakkını bu kadar vermene gerek yok be adam!" Böyle yapıyorum ama seviyorum bu çocuğu.
Bana doğru koşarken kahverengi saçlarını hafifçe geriye attı, "Birol Komutanım'ı gördünüz mü?" Nefes nefese bana yetiştiğinde elini kalbine koydu, şimdi dikkatlice bakıyordum da çilleri de vardı.
Üstüne giydiği beyaz geniş kesim gömlek ve siyah pantolon yakışmıştı, gömleğinin yakalarını açmış kollarını sıvamıştı, ne kadar yakışıklı da olsa bana tatlı geliyordu.
Masum biriydi Avaz, asker bir insan ne kadar masum olabilirse o kadar masumdu.
Aslında sakalsız yüzü yaşına uygundu, uzun kirpiklerini bana kaldırdığında cevap bekliyordu ama bende hatlar çoktan kopmuştu bile...
Bu çocuk erkek güzeli mi ne? Boş boş gözlerimi kırpıştırdıktan sonra başımı olumsuz anlamda salladım;
"Bilmiyorum."
"Ne?"
"Ne ne?"
"Ben de size soruyorum"
"Neyi?"
Derin bir soluk aldı ve doğruldu, "Komutanım sizden iş çıkmaz ama onu bulamazsam Alpan Komutanım benden bir şeyleri çıkartacak gibi" Dayanamadım ve bu haline güldüm.
Benden aldığı tepkiye gözlerini büyüttü cidden komik çocuktu ama o benim aksime homurdandı "Size hava hoş tabii komutanım azar yiyecek olan siz değilsiniz ne de olsa" Yumuşamış bakışlarım onda dolaştı, "Ayıp ediyorsun.. Azar yerken arkada bir yerlerde sizi dinlerim" Bana inanamıyor gibi bir daha baktı, "Beş kelimeden fazla konuştunuz.." Sonra kendini toparladı ve kendi kendine başını salladı, "Komutanım, normalde hiç böyle bir anı kaçırmam ama çok daha önemli işlerim var" Dedi ve uzaklaştı geride salak salak sırıtan ben kalmıştım.
⋇⋆✦⋆⋇
Bengi Karadağ...
Revirde Asker eğlencesine gitmeden önce son kez evrakları doldururken başımı kaldırdım ve saate baktım, üstümdeki beyaz önlüğe yanlışlıkla sürttüğüm mürekkep lekeleri şükür ki beyaz çizgili açık mavi gömleğime değmemişti, altımdaki boş kesim beyaz keten pantolunu da tüm beceriksizliğimi göz ardı ederek almış ve cesaret edip aylarca giyememiştim.
Son birkaç evrak kalmışken yanımdaki diğer doktor olan Elvin'e döndüm, "Çok sıkıcı bir gün değil mi kız?" Evraklarla uğraşırken can sıkıcı bir şekilde beni onayladı, "Bugün izinli değil misin? Git yat evde" Doğru, izinliydim ama ne izin! Alpan Komutanım bize tamamen görev dışı bir şey istemiş ve bunu tamamen rica ederek yapmıştı.
Erkenden gelip Elvin'e yardım etmek göz çıkarmazdı.
Elvin masadan kalktığında bana bir göz gezdirdi, "Ben molaya çıkayım saatlerdir çok yoruldum, çok geç kalmam olur mu?" Onu onayladım ve tekrar başımı eğdim,
Son birkaç evrak dayan Bengisu!
Gerçekten yorulmuştum ama timin göreve çıkması için bunlar lazımdı.
Kapı tekrar çaldığında başımı kaldırmadım, "Ne ara geldin?"
"Ne ara gittim?" Bu beklediğim ses değildi, hatta beklediğimden çok daha erkeksi bir sesti.
Neye uğradığımı şaşırdım, "Birol?" Bana bakan bir çift kahverengi göz görmek şoka uğrattı, eskiden kalma bir yarası olmalıydı!
Kolunu tutarak bana yaklaştı, "Çok kötüyüm Bengi" Hemen ayağa kalktım, "Neyin var?" Sesimdeki endişe geniş yüzünde bir gülümseye sebep oldu, "Sızlıyor" Dedi bedenini tutarken, daha da şoka uğradım, "Gel otur!" Dediğimi yaptı ve oturdu, bana çizik olan kolunu gösterdi, üstünde siyah bir gömlek vardı ve geniş omuzlarını saran gömleğin kollarını katlamıştı, "Bu mu?" Dedim asılmış yüzümle, iri cüssesine bakmadan kolunu gösterdi, "Ama acıttı"
Elimi başıma koydum, "Birol.. Yara bandı tak. Doktor tavsiyesi"
"Takarım tabii" Beni izlemeye başladığında arkasına yaslandı, aslında şekilli yüzü ve iri bedeninin bu kıyafetleri çok iyi taşıdığını söyleyebilirdim.
Düşündüklerimden dolayı kendime kızdım be kaşlarımı çattım, "Sen beni tedavi etsen?" Diyen sesi beni kendime getirdi. Neden çocuk gibiydi bu adam?
"Yaraları tedavi etmek benim işim Birol." Çekmeceden aldığım yara bandını özenle koluna yapıştırırken yarayı temizlemeyi ihmal etmedi, "Ama insanların yaralarının olmaması tek gayemiz" Büyüleyici bir şeye bakar gibi beni izlerken yutkundu, "Hepsini tedavi eder misin Bengi?"
Kocaman bir çocuk olan bu adama gülümsedim, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu.
Zirâ ben de en az onun kadar çocuktum, "En ufak çiziği bile" Burukça gülümsedi, "Söz mü?"
"Söz," Dedim ve ekledim, "Kanamana asla izin vermem Birol sen de kanatma."
Avaz ve Arman'dan gelen beklenmedik ses beni Birol'dan uzaklaştırdı,
"Sormaya korkuyorum ama... Ne oluyor burada?"
⋇⋆✦⋆⋇
Asrin Yıldıray...
Bankta oturmuş timin toplanmasını bekliyordum, yanıma önce Deren gelmişti hemen ardından Akay ve Avaz ile Arman o ikisinden birini nerede görürsen diğeri pek de uzağında olmazdı,
Her zaman dip dibe iç içe olmaları geçmişe dayanıyor olmalıydı.
Avaz ve Arman askeriyenin bir ucuna bakıp gülüşürlerken o yönden çıkan Bengi'yi hemen ardından Birol'u görmem geç olmadı,
Avaz'a dönüp kolunu dürtükledim, “Ne oluyor? Ne kaçırdım” sırıtarak bana yanaştı, "Birol Komutanımız bilin bakalım nerede çıktı?"
"Ne bileyim çocuk!" Diye cellandiğimde Arman başını bize çevirdi, "Bunlar aşık demedi demeyin"
Avaz ona döndü, "Bravo sana! Nasıl da çözdün çılgın şey" Dedi alkış tutarken, bu hallerine bir kez daha güldüm,
Avaz yüzüme boş boş baktı ve beni işaret ederek Arman'a döndü, "Gördün değil mi? Bugün hep böyle gülüyor"
"Avaz sana bir çarparım bir de yer çarpar çocuğum" Terapilerin etkisini artık kabul ediyordum, gözle görülür bir etki vardı.
Akay bıçak gibi araya girdi, "Biraz sessiz olun Birol ve Bengi geliyor" Bakışlarımı Bengi'ye kaldırdığımda Avaz ve Arman'a attığı kinayeli bakışları gördüm,
Arman siyah saçlarını geriye attı hafif kavruk teninde parmaklarını anlam veremez gibi gezdirdi, "Oysa çok da bir şey yapmadık."
Avaz onlara bakarken fısıldadı, "Değil mi? Sadece revire baskın yaptık"
Ben de aynı onlar gibi Bengi ve Birol'a bakarken araya girdim, "İyi halt yediniz"
“Şansını fazla zorluyorsunuz” dedi Bengi
Avaz ve Arman bir süre bakıştı;
“Alpan Komutanım nerede kaldı, kurban olduğum nasıl da özledim" Arman'ın yakarışına bir kez daha güldüm, "Bugün ya suyunuz ya da cenazeniz çıkacak, dua edelim de ilki olsun"
Kollarını kavuşturan Bengi yanımıza oturdu, Birol tip tip bakışlar attı ve kızma hakkını benden yana kullandı, "Sen de bu iki salağa hemen uy!" Abisinden azar yiyen kız çocuğu gibi burnumun dikine gittim, "Ne yaptım ben şimdi?" Birol bana cevap vereceği sırada Deren'den yükselen minik bir kıkırtıya döndük, daha yeni aramıza katılan Ulaş, kısa kollu gri gömleğiyle ve açık kahverengi saçlarıyla yargı dağıtıyordu vesselam. "Sen konuşmayı biliyorsun?"
Küçük bir kıza yaklaşır gibi davrandığı için Deren elini sertçe ittirdi, "Biraz agresif galiba hanım kızımız" Alaycı sesine karşılık Deren kaşlarını çattı, "Şu hayatta tahammül edebileceğim son yaratık bile değilsin Ulaş"
Hepimiz gülüşürken Akay arkadaşını kendisine çekti, "Aldın mı cevabını sığır?" Sığır kısmını o kadar iyi vurgulamıştı ki çok nadir argo ve küfür kullanacak kadar düzgün biriydi Akay, ama bu çok yerinde olmuştu.
Derken bakış açıma Alpan girdi;
Siyah gömleği üzerinde büyüleyici bir duruş gösteriyordu, kumaş omuzlarında düzgünce oturuyor, yapılı bedenini abartıya kaçmadan belli ediyordu. Yine siyah pantolonu, uzun boyuyla birlikte ona daha da ulaşılmaz bir hava veriyordu. Kumral, dağınık saçları sanki aceleyle toparlanmış gibiydi ama bu düzensizlik yüzüne ayrı bir çekicilik veriyordu. Buğday teni, gün ışığında hafifçe kızarmıştı, kısık gözleri bize ilişti.
"Haydi, gidiyoruz."
⋇⋆✦⋆⋇
Arkada sıkışmış otururken ön koltuk boştu
“Komutanım! Sevgiliniz için mi ayırdınız ön koltuğu?” Araba tam o an durdu, Alpan cevap bile vermedi Ulaş’a, "Aha kesin seni şutlayacak arabadan” derken Birol bi hayli keyifliydi, tüm bu sözlerin üstüne arabaya uzun boylu iri bir adam bindi.
Arman sertçe yutkundu “Komutanım?”
Avaz etrafa baktı “Arkadaşınız mı?” İnşallah öyledir!
Adam hepimize bir baktı, “Selamün Aleyküm”
Avaz kısık sesle isyan etti “Bir gay’e göre fazla imanlı” kolumla onu sertçe dürttüm,
“Sus”
Alpan yanındaki adama döndü birşeyler fısıldadı ama ne dediği pek anlaşılmadı, sadece “Hatırlamıyor, unutmuş bizi” Dediğini duydum.
Adam bozuntuya vermeden önüne döndü,ortama bir sessizlik çöktü.
“Ön yargı yapma Alpan.”
Neden üstüme alınıyordum? Yandaki adamı tanımıyordum bile. Adam bir anda arkasını döndü;
“Bu arada ben Altay, Alpan’ın abisiyim”
Beni test etmek istemişti. başarıyordu da.
...
"Abisi! Hadi ağlama ağlarsan ben de ağlarım"
"Abisi Bak sana ne aldım, Salep!"
"Salpe mi aldı bana?"
"Salpe değil salep, daha sevdiğin şeyin adını söyleyemiyorsun"
...
Abi figürümdü Altay ağabey...
Anılardan uzaklaştığım her an için kendimden biraz daha nefret ediyorum.
Aşinası olduğum sesler zihnime hücum etti;
Nankörsün...
Nankörüm...
