5. bölüm · Uluyaz
5. BÖLÜM: Sancak Timi
"İnsan özgürlüğe mahkûmdur.”
~Sartre
⋇⋆✦⋆⋇
Asrin Yıldıray...
Sizi anlıyorum muhterem kediler, saygıdeğer köpekler, sokaklara yalnızlığa mahkum edilmiş biçare gönüller, hepinizi anlıyorum.
Hiçbir yere ait olamamayı da anlıyorum.
Neden anlamayayım? Aptal mıyım ben?
Çevrende onlarca insan varken yalnız olmayı da anlıyorum, en göz önünde olduğun anda görünmez olmayı da anlıyorum.
Gide gele yolunu aşındırdığım bu oda beni nasıl hissettiriyor bilemezdi kimseler, artık gerici değildi.
"Oğuz Atay'ın da dediği gibi Figen Hanımcığım...
Geçer elbet Efenim,
Bazısı teğet geçer,
Bazısı deler geçer,
Bazısı deşer geçer,
Ama mutlaka geçer."
"Bugün ayrı bir edebi takılıyorsun" Yarım bir gülümseme ile defterinden başını kaldırdı, bana bakarken yakın gözlüğünü düzellti "Nasıl gidiyor bakalım?"
"Nasıl gitmeli?" Benimle konuşmaktan zevk alıyor gibi güldü, "Ben de sana soruyorum"
"Sorduğunuza göre bir cevap almak istiyorsunuz? Hadi söyleyin. Nasıl gitmeli?" İlgisini cezbetmişim gibi kollarını masasına bıraktı üstündeki gömleğe kahve lekeleri bulaştığına göre bugünü yine dalgınlıkla geçiriyordu,
"Güzel gitmeli Asrin. Artık görülür olabileceğinin farkına vararak geçmeli, bana yaralarını açacağın, iyileşmek için çabalayacağın kadar geçmeli" İfadesizliğime artık alışmıştı, yine de aynı istikrar ile bakışlarımı görmeye çalışıyordu.
Bugüne kadar herkes bakmıştı, hangisi beni görebilmişti ki?
"Bazen görülmemek de gurbettir diye okumuştum... Şu lanet yazıyı kim yazdıysa onun kalemini bükeyim!"
Hayır yani görebilen varsa gelsin! Ödül falan yok gelsin artık!
O mübarek gün gelsin artık menopoza girdim hala gelmedi zalimin evlâdı!
Figen Hanım en ön sıradan rezerve ettiği yerinden tiyatro izliyor gibi güldü, "İçinde kendi kendine neyin kritiğini yapıyorsan" Dedi kaşlarımı gösterirken, biraz sinirlenmiştim evet.
Bu kadından da bıktım! Pişmiş kelle gibi sırıtıyor.. Hayır yani komik mi? Normal bir insan yavrusuyum ben de. "Komik olan kısım tam olarak neresi? Ben orayı kaçırdım sanırım" İç sesim ile böyle sıkı fıkıyken dış Dünya'ya böyle gaddar olmam koskoca 7 milyar insanın kaybıydı. "Cidden komik değil! Zaten iki beyin hücrem var hapşursam eriyecek beni zorlamayın" Nasıl tehtid ama! Yaktım geçtim ortalığı... "Tamam tamam sustum" Ağzına gizli bir fermuar çekti ama biliyordum ki 17 yaşındaki oğluyla yapacağı dedikodu listesine adımı altın harflerle yazdırmıştım, hayır yani boş boş konuştuğum halde kadın zevkle beni izlemeye devam ediyordu.
"Millettin psikoloğu bilimsel bilimsel konuşur bana düşene bak" Homurdanmama karşın ciddiyetini takındı,
"Anlat bana" Boş boş gözlerimi kırptım, "Neyi?" Sabırla devam etti, "İçinden geleni"
Gözlerimi kapattım, yürekten gelen sesime kendimi kapatmıştım, "Figen Hanımcığım.. Şuan içimden ne geliyor biliyor musunuz?" Karşımdaki kasada oturan kadının kahverengi deri sandalyesine yaslandığını işittiğimde cevap bekliyordum, "Bilmiyorum.. Ama hiç olmadığı kadar öğrenmek istiyorum"
Ben kendimi, benliğimi göz ardı etmiştim.
"17 Ekim günü... O lanet gün bir kere olsun şu puslu anıların içinde çıkmıyor" Parmaklarımla acımı susturmak için kafama vurdum, "Susmuyor! İçimdeki çocuk susmuyor.. Hâlâ kanıyor Figen Hanımcığım, hâlâ kanıyor."
Gözlerim kapalı vaziyetteyken ikna edici bir şekilde yaklaştığını hissettim.
Sonunda o koltuktan kalkmış tam karşıma oturmuştu, "Anlat bana, susma artık"
"Bir ömre bedel tek pişmanlığım! Geride kalanlar beni kanatmaya devam ederken onun nasıl içi sızlamaz?"
"Korku saniyeler sürer, acı günler ister ama pişmanlık ömür alır. Benim onu kaybetme korkumun ardında gelen acı bir ömre değer tek pişmanlığımdı Figen Hanımcığım" Demiştim o gün hakkında, aynı fikirdeydim.
"Masumluğumu aldılar benden! Yalvardım!" Gözlerimi hafifçe araladığımda ıslak kirpiklerim şaşırtmadı, o lanet gün benim zaafımdı.
"Biliyor musunuz? Ben ilk defa o gün yalvardım, şeker ya da bir oyuncak için değil. Beni alıkoyma demek için" Ellerim dizlerime düştüğünde kendi cenazesine katılmış bir merhum gibi bedenimi hırpaladım,
"Geceydi... Çok geç ve soğuktu"
⋇⋆✦⋆⋇
Asrin Yıldıray...
"O gün neler oldu görmek istemiyor musunuz?" Figen Hanımcığım hazır değil gibi bakıyordu, oysa ben hazırdım.
Onu dinlemedim, ya şimdi ya hiçti benim için. "Babamlar kaybolalı çok olmuştu..." Konuya girdiğimde karşımdaki koltukta oturan Figen Hanım "Dur" Der gibi bakıyordu, "Öyle bakmayın. Sizi yaralamayacak.. Güvenin bana"
"İnanır mısınız? Ben eskiden çok konuşurdum," İnanılması zormuş gibi tebessüm ettim, "Babam gittiğinde çok sessizdim, hepimiz yıpranmıştık. Tek ben değil herkes" Bencil değildim, o zamanlar bile sadece kendimi görmüyordum.
"Ama ablam.. Çok değişmişti. Babamdan sonra tanıyamamıştım onu, ne kadar da soğuktu öyle? Acımasızdı." Baktığım her herde o günleri görünce gözlerimi kaçırdım, gelip giden anılar beynimi sulandırıyordu sanki.
"Alpan, farklı bir çocuktu. İnsanlardan uzak dururdu, bana geleceğe dair her tecrübeyi kazandırmıştı aslında, birinin beni sevmesi için artık ne annem ne babam kalmıştı, ortada ben diye birşey kalmamıştı ki." Kollarımı savunmasızca kendime savurdum, çıplak hissedecek kadar tektim.
Birkaç gündür Neşe teyzelerinin evinde kalıyorlardı, başlarında Gülden teyzeleri olsa bile ne yarardı? Yaşlı bir kadındı ve onlara söz geçiremiyordu özellikle Ecmel her gün isyan ederken işleri zordu.
"Önündeki oyuna bakarken sinirleri bozulmuştu Asrin'in, yine önüne o plastik askerler gelmişti, babası yoksa plastik askerleri de sevmiyordu." O oyun babamdan sonra katlanılabilir gibi değildi.
Ayrıca saat çok geç olmuştu yağmur hala hafif hafif çiselerken eski evde bir huzur ortamı maalesef yoktu, onun yerine tüm bu çocuklarda hayatlarına etki edecek anılar vardı, öyle yerleri sevmezdim.
Oyundan sıkılmış olduğumu çok iyi hatırlıyordum bir hamle daha yapıp bekledim, Alpan ne yaptığını bayağı bir düşündü ama anlam veremedi,
"İlerde beni unutur musun Asrin?"
"Yoo"
"Unutursan?" Dedi muamma bir ses tonu ile,
"Seni bırakmam Alapa" Demiştim
Gülden teyzeleri Asrin hakkında "Kınalı kuşum kimseyi kıramaz, bakmayın böyle durduğuna" demişti, sonra bolca onları sevip uyumaları için yataklarını ayarlamıştı, zorunda değildi. Ama ne Neşe ne de Esin evlerinin yoluna bakar olmuştu,
"Annem yoktu Figen Hanımcığım, bunu söylemek istiyordum işte. Annem beni çok şeyden alıkoydu" Başını eğip defterine baktı sonra tekrar kafasını kaldırdı,
Bu kadın not defterini günlük olarak kullanıyordu.
Kalıbımı basarım o defterde bilimsel tek bir kelime bile yoktu. Sanırım asla bilemeyecektim.
"Herşey güzel gibiydi, ta ki karabasan gibi bir ağırlık çökene kadar, bu sırada lojmanın içi sesler ile inledi ve Alpan'ların evinin kapısı çaldı... Çaldı.. Sesler git gide artarken korkmak yerine babamı gözledim, o gelmişti,gelmişti değil mi?" Umutlu gözlerime bir acı çökünce yüzüm düştü, "Gelmedi... Onun yerine annem geldi" Üzülmeme anlam veremeyen kadın kaşlarını kaldırdı.
"Herkes ayaklanmıştı, evin içi de en az dışarısı kadar soğuktu ve o karanlık odanın önünde açılan ışıklar bir çocuk için ne kadar korkunç bilemezdiniz" Ellerimi dizlerime geçirdim, canım yanıyordu ama hiçbiri kalbimdeki sızı kadar değildi.
Anlatması bile zordu, pişmanlık faydasızdı.
"Salaklık etme" Demişti kısık bir sesle ve kızı kendine çekti sonra ekledi;
"Bizi koruyacak birileri yok Ursula kızı"
"Alapa.. Biz şimdi yetim miyiz?"
"Babalarımız yaşıyor! Aptal gibi konuşuyorsun"
"Sensin aptal! Beynin burnundan akmış gitmiş senin!" Dedi Asrin kızarak ama Alpan'dan cevap gecikmedi,
"Kızım sus! Uyanacaklar" Kapı çalmaya devam ediyordu içeriden bazı sesler geldi, Gülden teyzeleri uyanmıştı yada Altay ile Ecmel de olabilirdi.. Gerçi hiçbiri tam anlamıyla uyumuyordu
İyi yada kötü...
O diyaloglar iki çocuk gözümün önünde belirince istemsizce gözlerim doldu, pes etmeyeceklerine o kadar inanmışlardı ki...
Bir şekilde sadece haber bekliyorlardı. Çaresizliğin kaçıncı boyutuydu?
Altay kapıya yürüdüğünde Alpan hızlıca Salonun ışıklarını kapattı ve oyuncakları gizledi Altay kapının eşiğinden çocuklara baktı ve uyanmasınlar diye kapıyı kapattı
Uyumadıklarını çok iyi biliyordu, sadece iki çocuk bu olanlara maruz kalmasın istemişti
Ecmel de uyanmış olacak ki koridorda bir karışıklık oldu "Gülden uyanmasın" Demişti,
"Gülden teyze konumuz değil, kapıda kim var ona bakacağım.. Az çekil"
Sonra birkaç takırtı ve açılan kapı, Gülden teyzeleri uyanıp salonun ışıklarını açtı alelacele başörtüsünü örttü "Tövbe bismillah, n'oluyor?"
Herşey aynı tazeliği ile gerçekleşirken kapı arasından olanları izleyen çocuk değildim artık, o kapıyı beş yaşındaki Asrin'in aksine korkmadan açtım.
Gülden Teyze'nin ağarmış yüzü, Ecmel'in kaygılı bakışları, Altay Ağabeyin güven veren hareketleri -her şeyi ile bu an beni derinden sarsmıştı- Ecmel gerçekten kaygılıydı, içimden bir ses benim için diyordu, inanmak istemeyecek kadar gözüm boyanmıştı.
Derken kapı çoktan açılmış ve Annem içeri girmişti "Ecmel! Asrin! Uyanın. Gidiyoruz!" Nereye anne? Gidecek yerimiz mi vardı? Sen de yetimdin.
"Annem geldi, bastı evi. Taşınacağız dedi, dediyse iş bitmişti. Direndim,"
Odanın ışıkları yandı belki ama küçüklerin umutları karardı, Asrin oyuncaklardan kafasını kaldırdığında annesi Esin onu yakaladı, Asrin tepindi Ecmel kardeşini yakaladı "Nereye gideceğiz?" Demişti Ecmel,
"Zıkkımın köküne gideceğiz Ecmel! Sus" Annemi taklit etmiştim, ablama o kadar sert davrandı ki dolu dolu annesine bakan Ecmel'e bile üzülmüştüm, farketmesem bile bir eli ile daima beni ablukaya alacak kadar düşünmüştü beni,
Ama bu sırada o evdeki Asrin feryat figan kollarında ağlıyordu, "Gitmem! Korkarım ben onsuz!" Annesi Esin kızarak susturdu, Asrin Alpan'a baktı, sebepsizce Alpan fazla donuktu,
"Alapa! Buraları bana sakla! Geleceğim, babamla buralara geleceğim" Dedim yıllar sonra aynı şekilde, her hıçkırışında Ecmel onu biraz daha sıkıyor kıvırcık saçlarını yolma raddesine geliyordu, "Ablam! N'olursun sus" Diyen sesi kulaklarımda yankılandı görüntü eş zamanlı olarak gidiyordu, bense Altay ağabeyin yanında onları izledim herkes ölüm varmış gibi boş bakıyordu, ölüm gelmeden gelmişti o eve.
Gülden teyzesi başörtüsünü yüzüne götürürken içli içli ağlıyordu "Esin, yazıktır kızım. Etme şuncacık yavrulara!"
Ona teselli edecek birşey yapamadım, sadece boş gözlerle yaşlı kadını izledim.
O kadın bile benim için ağlamıştı, bir annem ağlamamıştı.
"Haykırışlar bu saatten sonra yetersizdi, annemin benden hayatımı çalacak kadar gözü dönmüştü"
"Gülden abla, hakkını helal et. Bana "hain" diyen birinin evinde ne çocuklarım kalır ne de ben buralarda dururum! Olacağı varsa olur!" Diyen annemin sesi ile bende şalter attı.
Kendi için benden vazgeçecekti, ablamdan hayatlarımızdan, psikolojimizden aklına gelecek herşeyden!
Ani bir karar olduğu belli bile olsa Asrin'in çırpınışları yetmedi kapının pervazına tutundu, garip bir sessizlik vardı üstünde yaşlı gözlerle Alpan'a baktı
"Beni unutma Alapa! Oyuncak askerleri bana da sakla, ben unutulmak istemiyorum. Beni unutma" Ben onu unuttum, unutmuş gibi davrandım.
"Asrin! Gitme n'olursun! Tek kalmak istemiyorum! Ben yalnızlığı sevmiyorum"
O beni yalnız bıraktı, sözünü tutmadı.
Abisi sıkı sıkı tuttu onu Gülden teyzesi durduramadı, yapma diyemedi,
"Alapa.. Affet"
"Anne! İstemiyorum acıyın!" Küçücük boyumla tekrar anneme direndim, annesi Esin bir çanta eşyayı sırtına aldığı gibi sürüklemeye başladı
"Anne? Babam üzülür! Onu burada mı bırakacağız?"
Annesi bir süre durdu, sonra hışımla kızına döndü "Baba yok! Hiçbir yerde yok! Artık delirmeden defolup gidelim." Kızının itiraz etmesine izin vermedi.
"Anne Alapa tek kalmasın, o arkadaş edinemez. Yapmayalım" Dediğinde ablası Ecmel kardeşini tuttu ve susturmak ister gibi sarıldı,
"Geçer"
"Geçmez!" Eski kendime bir mesajım var! Geçecek. Ya teğet geçer, ya deler geçer, ya deler geçer. Ama geçer!
"Babamsız hayat geçmez! Abla ben istemiyorum acıyın bana! Bari bir sefer acıyın" Halbuki sormamışlardı ne Asrin'e ne Alpan'a nede Ecmel ile Altay'a... İstemişler miydi? Hayır.
Hak etmişler miydi? Yine hayır.
Koskoca bir hayır! Haketmemiştim. Sormamışlardı ama ben de haketmemiştim!
Belki de doğruydu, kızlar annelerinin kaderini yaşarlardı.
⋇⋆✦⋆⋇
Figen Yücel'in notlarından...
Bugün Asrin geldiğinde kendini iyi hissetmesi için çok çabaladım, her geldiğinde iki yabancı olarak başlıyorduk.
Her geldiğinde yakındı ama bir o kadar uzaktı.
Sıcaktı ama bir o kadar soğuktu, soğuğuna sıcağını karıştırmayacak kadar mesafeliydi.
İçten içe kendini gösterdi, mâsum bir çocuk gibi kanmıştı. Normalde inanmazdı, yaklaşmazdı. Zehrini bırakırdı ona nufüs eden sözlere.
Bugün onun güvenini almıştım, ona ulaşabilmek için temiz duyguları aracılığıyla onu bulmuştum. Özür dilerim Asrin, sen için seni aracı yapacak kadar iğrenç olduğum için.
Anlattıklarına gelirsek her seferinde bir adım daha derinine işliyordum, ne kadar etkiliydi bilmiyorum ama umutlu gibi gözüken umutsuz bir bedene yaşamı aşılamak zordu...
Babasını eskiden çok az gördüğü için ona yabancı olduğunu söyledi, her geldiğinde tekrar tanışıyorlarmış gibi yabancısı olmuştu babasının.
Bilmiyordu ilerde her gördüğü şehitlikte babasını arayacağını.
Babasından bir ölüm haberi bile gelmemiş olmasından dolayı olsa gerek iyice solmuş, ablasından korkar olmuştu hatta annesinden nefret etmeye başlamıştı
Artık sağlıklı bir çocuk değildi.
O dönemler Alpan ve abisi bazı günler onların evinde kalıyordu, ablası günlerdir okula gitmiyordu.
Alpan ise okul değiştirmişti.
Haftaya yeni okuluna başlayacaktı, Alpan'a kaçamak bakışlar attığından yoğun bir özlem ile bahsetmişti
O dönemler Ablasının nefret ettiği okuldan da nefret ediyordu, hatta Alpan'ın en sevdiği çizgi film marsupilami'den de hatta plastik askerlerden de, aslında korkuyordu.
Bağlanmaktan. Bağlandıklarını kaybetmekten.
Eski günleri istiyordu. Hakkıydı o yaştaki bir kız için refah.
Çok şeyi gözden çıkarmıştı ve haklıydı da, kendisini yokmuş gibi hissettiği ilk an bugünün tohumlarını filizlendirmişti.
Babası giden bir çocuğun el gözündeki değeri de giderdi, annesi giden bir çocuğun yaraları deşerdi bedenini... Saran olmazdı küçük bedenini, merhem çalanı olmazdı.
Ve her zaman bu kayıplar gerçekten olmaz, elini eteğini çektiğinde onların yaşıyor olması daha da kanatır.
Bizi tazeleyen yegâne şey soluğumuzu havaya bıraktığımız zamandır, yalnız o her saniye yenilenir ama bu kuvvet bile geçmişten kopamayacak bizi bugüne ait kılmaz.
İnsanoğlu Asrin'im... Kendi yarasını görene kadar başkasının yarasına kördür.
⋇⋆✦⋆⋇
Servisten çıkar çıkmaz askeriyeye gelmiştim, hayatım bu iki yer arasında geçiyordu, şikayetçi değildim ama yitiktim.
Bünyede bir ruhsuzluk vardı, yabancısı olduğum bir grup içerisindeydim, gerçi ben ki öz anneme bile ısınamadığımı söyleyen bir insanım!
"Ulaşcığım" Diyerek sessizliği bozdu saygıdeğer komutanımız,
"Senin için özel planlarım var oğlum, sen sona geç" Ulaş uyku sersemliği bir süre boş boş baktı.
"Komutanım?"
"Evet evet, benim... Komutanın." Dedi Alpan hafifçe gülümseyerek, aşırı bir kin seziyordum.
"Emredersiniz komutanım!" Dedi asker selamı verdi ve sona doğru yürüdü, yürürken ettiği küfürler aramızda mekik dokudu, ne diyeyim...
***
Sıra bana gelmişti ve dakikalardır şu 'özel' eğitim yerini geçmeye çalışıyordum, helak olmuştum! Of ki of! "Daha kaç kez mola vereceksin?" Dedi Alpan pis pis gülerek,
"4 oldu bu"
"Çok mu komutanım?" Dedim soluk soluğa
Kaşlarını kaldırdı "Az mı?"
"Ben en iyisi devam edeyim" koşmaya devam etmeye çalıştım ama düştüm bir daha kalkıp deneyecektim ki arkamdan bir ses geldi, "Komutanım, yardım edeyim mi? Dizi mundar oldu" Hoş bir kadın sesi duyduğumda bir kez daha kalkmayı denedim ama nâfile. Bu beden bana isyân ediyor! Kimin bedeni be! Kızmak yerine takdir ediyorum.
Sadece bir iki saat daha götürseniz yeter.
Beklediğim bandaj desteği gelmediğinde umutsuzluk beni sarmıştı, "Ben devam edeyim en iyisi"
"Zahmet olacak" Keyifle kollarını kavuşturdu, acı çekiyordum çünkü bileğimde sakatlık vardı mecbur bir kez daha durdum.
"Asker! Koş koş, daha tabakheneye tabak yetişecek" Sinirle devam ettim,
"Ben buna cevap verirdim ama susmayı tercih ediyorum komutanım"
...
Parkur bitmiş onunla birlikte ben de bitmiştim,bacaklarım kendini yere bıraktığında uzun zamandır yapmadığım sıkı idman karnımdami sızlamayı dindirmedi, "Ben böyle işe öyle bir sallarım ki!.." Yerde oturan bedenimin görüş açısına Alpan girdi, kısık gözlerle beni süzdü.
Burnuma dolan yağmur sonrası orman kokusu çiğerlerime dolarken kokusunun kalbime ilişmesini ilmek ilmek hissettim,
Ama bana bakışı bir süre sonra kesildi kafasını kaldırıp bşr noktaya odaklandı.
Tabii bu sırada gururlu bir kadın olarak başımı çevirdim,
"Ulaş, sorumluluğunu bilmeyip bulamadığın askerin dinlendiği sayı kadar tur atacaksın bu parkurda" 5 kez dinlenmiştim hay maşallah! 5 tur mu koşacaktı? Şimdiden özür dilerim
"Komutanı-"
"Hadi az laf çok iş, akşama anca biter bu çene ile"
"Komutanım daha konuşamamıştı ama" Az önce adını öğrendiğim kadın Bengi idi. Haliyle bana bandaj yapmak isteyen kadın da oydu,
Diğer askerler ile kısa bir tanışmamız olduğundan isimlerini az çok hatırlıyordum
Ulaş çaresizce koşmaya başlarken bir de izlemeye başladık, Avaz bakarken hafifçe değil bayağı bayağı sesli güldü;
"İddiayı koyuyorum en fazla 15 dakikası var"
"Ne için?" Deren masum kızdı, zekiydi ama bazen espriler geç düşüyordu.
"Selası için.. İmam anca gelir" Dedi Birol
"Yok lan, şurada bir cami var oradan gelir" Avaz anladığım kadarıyla her lafa böyle dalacaktı, tahammül edemediğim bir özellikti.
"Cami hocası ne yapacak bizim boşboğazı a-" Diyen Birol'u "Susman gereken noktadasın" Diyerek Bengi susturdu.
"Kendinizi seviyorsanız artık susun." Küçük bir ikaz hayat kurtarırdı.
Alpan bize ters bir bakış atınca hepimiz sustuk "Kuşlar diyorum. Ne güzel.. Cıvıl cıvıl" Derin bir nefes aldım, tokyo drift bana bakın U dönüşü nasıl alınır öğrenin mübarek.
...
"Komutanım! Allah kitap aşkına yeter" Diyen Ulaş'a bakmaya devam ediyorduk, o ise bana düşmanca bakışlar atıyordu, ben de yoruluyorum Ulaş'cığım, n'apalım yani?
"Burnundan fitil fitil geldi adamın" Diyen Arman'dı
"Parkura başlamadan 1.90 ve kumraldı.. Şimdi? Eridi adamcağız!" Diyen ise Birol.
"Kısalmış sanki?" Ortaya bombayı salmanın zevki ile bıyık altından güldüm,
"Yok kısaldığından değil yerde iki büklüm yattığındandır o" Arman dediğini farkettiğinde "Lan-" Sandalyesinden kalktı.
Bengi telaşla hareketlendi... "Allah'ım sen esirge! Öldü adamcağız", Alpan uzakta taburesinde otururken Bengi'ye "dur" işareti yaptı, "O kadar da sıcak değil asker!" Dedi Alpan.
"O kadar sıcak değil mi? Bu adam sabah uyandığında beyazdı!" Demek vardı
Eridi adamcağız
⋇⋆✦⋆⋇
Ulaş'a su götürürken çarpılmış gibi duruyor olmasına gülmek istedim, askeriyede öyle birşey yaparsam beni çiğ çiğ yerler gibime geldiği için dişlerini dudaklarıma geçirdim
"Ulaş, lan oğlum görevlere yanımızda Bengi'yi de mi alsak ne" Dedi Alpan ciddiyetle,
"Komutanım, yanımıza azraili de alalım bence, hiç zahmet etmiş olmaz" Az önceki acı deneyiminden sonra Ural da tedbirle konuşuyordu.
"Azrail'e ne gerek var oğlum, dağ gibi komutanımız var o iş için" Dedi Avaz,
Alpan hepimize bir baktı, diğer askerler de bu kadar çabuk kaynaşmamızı beklemiyor olacak ki ağır bir konuşma havası vardı.
"Yarın asker eğlencesi var saat 10'da askeriyede olun" Dedi Alpan, herkes bir anda doğruldu.
Olduğum yerde doğruldum, "Ad buyurun?"
Aynı tepkiyi Arman da verdi, "Benim kulaklarda sorun var" Az uydur.
Avaz eliyle kulaklarını kapattı, "Komutanım hiç almayalım biz"
"Ne oldu ki?" Garibim Bengi bize boş boş bakıyordu.
"Sen bir oraya git anlarsın" Ulaş'ın yeni yeni sakinleşmeye başlamıştı ard arda bu darbeler kalbine indirmişti.
"Düzgün konuş lan kızla sığır!" Dedi Birol Ulaş'ın kafasına bir sille geçirirken,
"Ne vurdun be abi?" Ulaş kafasını tutuyor bir yandan Birol'a bakıyordu.
Deren ile Akay ise sessizliği seçmişti.
Diğerlerini bilmem ama ben istemem
Evet normal misafirlere göre iyi olan bir aktivite ama eğer askerseniz size bir cehennemdi, hem tanımadığımız birinin asker eğlencesine katılmak da acı verici olurdu.
Tüm askerlerin korkulu rüyası idi asker eğlenceleri, belki de verilen yemeğe kadar askerler yaptığı için olabilirdi.
Hayır...
O laf söyledikten sonra kaçar gibi gidilir mi? Yıkıldık burada
