2. bölüm · Uluyaz
2. BÖLÜM: Vurgun
"Ne kadar yavaş gittiğin önemli değil, yeter ki durma"
~Konfüçyüs
Asrin Yıldıray...
⋇⋆✦⋆⋇
Ben Asrin, Asrin Yıldıray.
Loş florasan lambaların altında tüm bu ışıkların içinde gölgede kalmış gibi hissederken gergin ortam beni hazır olmamaya itmeye devam ediyordu.
Kollarım bedenimi başıboş gibi sarmaladı, neden şaşırıyordum ki?
Ben hep gölgede kalmayı tercih etmiştim.
Bu yüzden burada değil miydim?
Sessizliği kurtuluş bulduğum için altından kalkamadıklarım yüzünden kaçış aramıştım.
Herşey üzerime geliyor gibi hissediyordum.
Tüm hayatımı nasıl birkaç saate sığdırabilirdim ki?
Neden burada olduğumu bile bilmiyorken cidden herşey zorlu geliyordu.
Üzerime gelen saatin ibresine baktım, sesi kulağımı tırmalıyordu çaresizce saçlarımı geriye doğru attım, karşımdaki kadın öylesine sabırsızlıkla bakıyordu ki aramızdaki buz gibi sessizliğe derin soluğumu bıraktım.
Ben konuşmayı sevmezdim, insanlar bakışlarımdan beni görsün isterdim. Küçüklüğümden beri bazı şeyler böyle işlerdi.
Kadın elindeki kalemi önündeki defterin üzerine bıraktı hafifçe öne yaklaştı;
"Asrin Hanım? Ben sizi beklerim sorun yok"
Odanın bordo duvarlarında bakışlarım dolandı cevap vermemem onu daha da tahammülsüzlüğe itmişti, "Bana kendinden bahsetmen mümkün mü?"
"Asrin Yıldıray." Hayatımdan gelip geçen herkese benzer sözler sarfederdim, bu kısım benim için zor değildi. "26 yaşındayım, yani yeni 26 yaşıma girdim."
"Bunlar değil Asrin.. Ben seni görmek, bilmek istiyorum, adını değil." Güven veren bir biçimde gülümsedi, kırışmış hareleri beni rahatlatmıştı. "Daha açık konuşursak seni tanımak istiyorum."
Önümdeki su bardağına uzandım, yüzümde hiçbir tepki olmadığını biliyordum.
Ama iç dünya çok farklıydı, "Nereden başlanması lazım?" Çocuk gibi saf bir merak beni sarıp sarmalamıştı, annem haklı olabilirdi.
Burası bana iyi gelebilirdi.
"Neden buradasın Asrin?"
"Açıkcası bilmiyorum"
Kadın umutsuz vakaya bakar gibiydi, yanlış hatırlamıyorsam adı Figen'di.
Figen Hanım yüzümü tüm detayları ile incelerken devam etti;
"Bana hatırladığın ilk anından bahseder misin?"
Bahseder miydim?...
"Hatırladığım ilk anı," Zihnimi zorladığımda birkaç an ortaya serildi,
"Her zamanki gibi kapının dibinde uyumuştum," Garip bir şekilde pencerenin ardına bakarken Figen Hanım not defterini çıkardı,
Bir sebebi yoktu, gereksiz de değildi.
"Babasını böyle beklemeyi seviyordu küçük Asrin, hem bugün gelecekti, dün onları aramıştı saat 22 civarları göreve gideceklerini ama kısa bir sürede döneceğini söylemişti babam."
"Babanız?" İstemeyerek de olsa beni böldü,
"Babası askerdi."
"Kendinden üçüncü kişi olarak bahsediyorsun Asrin"
"Anlattığım kişi ben değilim." Omuz silktim, "Bu değişmek oluyorsa tam anlamıyla değiştim" Önemli birşey demediğim halde not almaya başladı,
Kısa süre bitmişti, o saatler çok uzun geldiği için dayanamamıştım,
Ablası, son zamanlarda hep üzgün olduğundan fazla yalnız kalmıştı.
Kimseye söz edemiyordu, okuma yazması olsa babasını kendi arar hatta yanına gelirdi. Kapıya sırtını dayamış bahtsız bedeviler gibi iki büklüm uzanırken annemin de uyandığını düşünmüştüm,
Mutfaktan gelen sucuklu yumurta kokuları bunu işaret ediyordu,
Hatırladığım kadarıyla ayağa kalkmış hevesle evde dolaşmıştım hemen sonra ablasını uyandırmak için ayağa kalktığımı hatırlıyordum.
Annesi yanında olmasa hiç düzgün giyinemeyecek bir çocuktum, ablası ile kendisinin odasının kapısına gelince hızlıca kapıyı çaldı "Ecmeş!" Ecmel.. Aslında adı Ecmel idi ama Ecmeş diyordum işte,
"Düşünüyorum da, herşey o kadar güzelmiş ki" Uzaklara bakarken bu sözlerime şaşırmadan baktı Figen Hanım,
"Ablamı uyandırmıştım, -ki hiçbir anımda var olmadı- o yüzden ilk anılarımda bile şaşırtıcı değil" Figen Hanım sessizce beni dinlemeye devam etti, istediğim şey bu gibiydi.
"Aramızda kalsın ama ablam benden nefret eder. Bayağı bayağı yani"
Aç kapıyı babam gelecek! Diye bağırmıştım. Ama ondan yine ses gelmedi Asrin yine kapısını zorlarken en sonunda oradan ayrıldı.
Sanki ilk defa yaşanıyormuş gibi bir süre bekledim.
Şuan farkediyordum, ben hiç geçmişe inmemiştim.
Evin içinde yine de babasının geleceğine inanmasından olsa gerek koşuştururdum,
Mutfağa yaklaştığımda annesi Esin'i göreceğini düşünerek oraya birkaç adım attı, ama yanık kokusu almaya başlayınca en sevdiği şeylerden biri olan sucuklu yumurtanın hoş kokusu yerini bir anda ağır metalik yanık kokusuna bıraktığında küçük Asrin'in yüzü düştü,
"Annemi yana yakıla aradığımı çok iyi hatırlıyorum," Ellerimi sert bir biçimde kaşımaya ve eklemlerim ile oynamaya başladım, gerisi benim için can sıkıcıydı.
Figen Hanım ara ara notlarını alırken nadiren konuşan yapımı değerlendirmeye çalışıyordu,
"Bozuntuya vermeden mutfağa girdiğimde annem yoktu."
Hemen mutfaktan çıkmıştım, orada değilse salondaydı, titrek adımlarla salona yürürken garip bir iç titremesi yaşıyordu.
"İlk defa o an öyle korktum, bir elin parmağını geçmez o kadar küçüğüm."
Onun için oldukça yeni bir histi bu korku hissi, nihayet salona ulaştığında annesi Esin'i yerde buldu,
Babası gelecekti, var mı daha güzel gün? Yerde yatan annesine birkez daha dokundu,
Hareket yok.
"Annem hareket etmemişti Figen Hanım," Kendime yaptığım baskı kademe kademe artarken anlayışla bana baktı,
Biraz olsun endişelendiği için tekrar hareketlendi, televizyonda açık olan kayıp haberlerini okuyamayacak kadar küçük olduğu için bilememişti.
Suçu yoktu,
Hatta en suçsuzlardan biriydi,
Askerler için birkaç dakika haber yapsalar belki o gün oracıkta saatlerce çaresizce babasını beklemezdin küçüğüm...
"Ecmel odasında babasının şehit olduğuna inanıp ağlarken kardeşine destek olsaydı belki sucuklu yumurtalardan nefret etmezdim" O güne dair herşeye nefret kusmama neden olmuştu,
Ecmel, azıcık cesaret toplasaydı kardeşinin nelerle boğuştuğunu görürdü, Asrin de o gün bazı umutsuzlukların farkındalığına varınca aynı sözleri sarfetti.
"Baba yoksa kızı var, asker hep gelecek.. Gelmezse yavru kurt ona gelecek diye ağlamıştım"
Ecmel odasından çıktığında ben çoktan evden çıkıp gitmiştim...
Babamı bulma ümitleri ile çıkıp gitmiştim.
"Sesli bir haber duymasa bile babasını kaybettiğini anlamıştım"
Sırrı Yıldıray yoksa Asrin Yıldıray vardı...
"Siz sormadan söyleyeyim, ben askerim. Babam yıllardır bir operasyon hattında kayıp," Burukça gülümsedim,
"Ben de böyle biriyim işte."
"Asrin..." Notlarını almayı bıraktı,
"Evet biliyorum aşırı çocukça, babasız büyüsem bile benim yanımda annem vardı." Kadını konuşturmadan devam ettim,
"Annem beni buraya getirtti zaten, yoksa ben de biliyorum bunlar dert değil." Figen Hanım oynamaktan yara içinde kalan ellerime baktı,
"Sen güçlü bir kadınsın Asrin, 43 yaşındayım ama sana hayran kaldım" Sesindeki samimiyet beni gülümsetti...
Bana hayran kalmıştı...
⋇⋆✦⋆⋇
Önümdeki gazete küpürü ile bakışmaya devam ettim.
Yeni tayin olduğum askeriyedeydim asosyalliğimi konuşturuyordum,
Gerçi yalan yok halimden memnundum.
Haberler o kadar boştu ki.
İstanbul Nişantaşı'nda yeni açılan Roma temalı kafe...
Şehit haberlerine iki satır bile yazmazsınız, düşen pengueni dakikalarca anlatır şehitlerin adınu bile anmaz alttan küçük yazılar ile geçirirsiniz, nefret edilesi bir sistem.
Sevmek elde değil.
Sıkıntılı bir nefes verdim,
Yeni bir time atanacaktım, diğer timimden nefret ettiğim için işime gelmişti.
Herkes ile husumetim olduğu için vesselam daha fazla durmak istememiştim.
Muğla'dan Erzurum'a daha da açmak gerekirse belamı bulmaya Erzurum'a doğu görevine gelmiştim.
Çok iyi bok yemiştim, annem nefret temalı tatlı sözlerini sarf etse bile ben çoktan tayini onaylamıştım.
Karargahtaki bu sefaleti dibine kadar hakediyordum.
Ama beni buraya tayin edilmemi istemişlerdi, çıkan tayin reddedilmezdi.
Adını dakikalar önce askeriye dedikodularından öğrendiğim Gürol Albay şuan burada değildi, o yüzden birkaç saattir onu bekliyordum.
Dayanamayıp oturduğum tabureden kalktığımda, koridoru inleten bir ses ile yerime mıhlandım;
Birini canlı canlı kesseler bu kadar desibel çıkmazdı.
Tüylerim diken diken olmuştu. Sese biraz kulak verdim, nerede etik olmayan şey orada ben. Hiç tevâzuya gerek yok
"Lan Ulaş! Oğlum sen beni delirtmeye mi oynuyorsun lan!" Be oluyordu?
O bölgede üç kişi kadar vardı, bağıran adam komutanları olmalıydı,
Uzaktan gördüğüm rütbesi öyle söylüyordu sonra devam etti,
"Sana şu bir haftada tek bir şey söyledim"
Sabırsız bir sesle bizim gürleyen komutan, şükür sesini biraz kısmıştı, gerçi kısmasa ses telleri ile ip atlaması daha az hasar verici olurdu muhtemelen.
Başka bir ses yanıt verdi:
"Komutanım yeminime bakacaktı.. Ama şöyl-" Sözü yarım kaldı ve komutan devam etti,
"Oğlum bana sik sik açıklamalar yapmayın! Deliriceğim ulan!" Diyen komutan üzerine diğer iki askeri durdu ama komutan hızını alamamış olacak ki devam etti;
"Oğlum şu yeni timde sizinle denk düşersem hiçbir güç beni durduramaz dişlerinizle çimenleri kopartmanızı isterim ona göre!"
Sert adım sesleri ile koridorun diğer ucundan kafeteryaya kadar geldi hemen yanımdan geçti ve gitti,
Ardımdan sadede postallarından çıkan tok ses kalmıştı.
Tam yoluma devam edecek ve Albay ile konuşmaya gidecektim ama bir ses yine beni durdurdu.
Birşey beni bu olaya çekiyordu.
"Tek yapmanız gereken özel görev timine gelen kıdemli Üst teğmenimizi bulmaktı"
İnce bir kadın sesiydi bu, sonra adı Ulaş ollan asker yanıt verdi;
"Konuşmak kolay tabii, bir tek adını biliyoruz Asrin Yıldıray! Gelişini görmedik! Albay zaten burada değil! Vahiy ile mi inecek bu kızın nerede olduğu" Bahsi geçen kişi bendim,
Babamın kayıp olduğu görev yerinde neler yapacaktım neler, o hala yaşıyordu,
Bizi korumak için gelmiyordu, onun için asker olmuştum, kimseye muhtaç olmayalım diye herşeyi öğreten babam için askerdim ben, derin bir nefes aldım.
Belki bir zamanlar babam da bu yollardan geçmişti, albayın odasına hızlı adımlarla yol aldım, umarım herşey boka sarmaz.
Neyse sakin ol Asrin.. Kapıyı tıklattım ve cevap almadan içeri daldım, sayın bezmenler açar mısınız kapıyı?
Dakika 1 gol 1.
Hadi hayırlısı, Albay dosyadan başını kaldırdığında odada bir asker daha vardı;
Bu az önce azar atan komutandı, bir de rütbesiyle başkalarını azarlamayı kendine hak görenler yok mu? Nefret edilesi tiplerdi.
Siması hareketleri ve hatta yutkunurken kavislenen boyun yapısı, tanıdık bir siması vardı
Gazamız mübarek olsun.
Albay istifini bozmadı ama kızgın gibiydi;
"Şafak operasyonu mu yapıyorsun asker!"
"Kusura bakmayın komutanım" İçeri geçerken, bir işe başladın bari devam ettir kızım! Albay dosyasına döndü;
"Asrin Yıldıray... Gel bakalım"
Kararlı duran bir ifade ile masasına yaklaştım,
Bunları yaparken kimseye bakmamaya dikkat ediyordum, yanardağ gibiydi ne zaman patlayacağı belli değildi,
O ise memnuniyetsiz sesler çıkarıyordu,
"Timimin yeni üyesi fazla asosyal gibi" Ben mi? Yoklayın siz oraları
Sonunda yanıma döndüğümde az önce karanlıktan görmediğim yüzünü detaylıca görebiliyordum, çekik gözler, belirgin elmacık kemikleri, mükkemmel bır sınırı olan yeşil ve koyu kahverengi olan o gözler.
Gözleri... Bana gereksiz bir tanıdıklık veriyordu.
Boş bakışlarım yüzünde dolandı, tek kelime etmeden tekrar önüme döndüm, sırtımda kavuşturduğum ellerim çocukluğumdaki gibi yörüngeler çizdi.
Ama odaklanmamız gereken farklı bir konu vardı.. Aynı tim. Gürol Albay öksürerek devam etti;
"Alpan'ın yıllardır uğruna çalıştığı şey sonunda gerçekleşecek, babalarınızı iyi bilirim çocuklar, bu uğurda size yardım olacağımı bilin," Olduğu yerde hareketlendi Gürol Albay,
"Yine de benim ilkelerime dikkat etmenizi temenni ediyorum, babalarınızın hala akıbeti belli olmasa bile onların görevini tamamlayacak ve babalarınıza ulaşacaksınız, size güveniyorum.
Allah yâr ve yardımcınız olsun çocuklar!"
Alpan'a yeni timin dosyasını uzattı.
“O halde bu dosya artık senin asker. Babalarınızdan kalan miras bu kâğıtlardaki bilgiler değil, cesaretiniz”
Alpan... Tanıdıklığı hatta o melankolik kokusu. Benim Alapa'm olduğunu bağırıyordu.
Ne olursa olsun zıtlıklarımıza rağmen Alpan ile birdik,
Yıllardır aradığım sima artık bir nefes uzağımdaydı.
Onu tekrar bulmuştum, ama şimdi bulduğumda ne yapacağımı bilmiyordum.
Hislerimi en derine attım,
Yıllar sonra tekrar dışarıya bırakmak üzere
Yolumuz uzundu, mazimiz ise yaralarımızdan da derin.
BÖLÜM SONU...
