2. bölüm / 4
The Last DevilBölüm 1 - Tanıdık Gözler
Bölümler 4Şu an: Bölüm 1 - Tanıdık Gözler
- 1 Giriş327 kelime
- 2 Bölüm 1 - Tanıdık Gözler1.818 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2.Bölüm – Yükselen Gölge1.055 kelime
- 4 3. Bölüm – Kaosun İçinden968 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen, birinin adı yıllarca kulaktan kulağa geçer ve o kişi, adının yanında sahip olduğu gücün büyüklüğüyle daha çok anılmaya başlar.
Darian... Amcam, benim için hep hep öyleydi; adı, ağızlarda bir efsane gibi dolaşırdı. Babam Alaric her ne kadar kral olsa da, Darian başka bir seviyedeydi. Onun adı, tüm krallıkta saygı ve korku uyandırıyordu. Gerçekten böyle miydi? Bunu görmek, duymaktan çok daha farklıydı. Ancak, şimdi sarayına doğru yaptığımız yolculukta bunu anlamaya başlayacaktım..
Sarayda işler, dışarıdan gördüğümüz gibi muazzam değildi, ama yine de her şey o kadar büyüleyiciydi ki, sabırsızlıkla içeri girmeyi bekliyordum. Anlatıldığı gibi, her şeyin bir yerden sonra insanı sarıp boğacağı kadar büyük olmasına gerek yoktu. Ama bu saray, herkesin hakkında o kadar çok şey konuştuğu bir yerdi ki, ben de kendimi sürekli bir soru içinde buluyordum. Gerçekten burada ne olacağını kimse tahmin edemezdi.
Sarayın etrafındaki duvarlar, sarı taşlardan yapılmış ve bir zamanlar Dedem Eryndoor'un iktidarını pekiştiren bu topraklar, şimdi Darian’ın egemenliğine aitti. Ancak, babam Alaric, en iyi dostu ve kardeşiyle bu tahtı paylaşırken, ben kendimi yalnız hissetmiyordum. Kraliyet bile olsa, bir varis olarak bir gün yönetimin kendisi bana da geçecekti. Ama bu, şu anki görevim değildi. Şu anki görevim, sadece Darian’ı daha yakından tanımaktı.
Amcam Darian’a gelince, hakkında duyduğum her şeyin ne kadar doğru olduğunu görmek için sabırsızlanıyordum. Yine de, gözlerimi ilk kez amcamın sarayına açarken hissettiğim huzursuzluk, içinde bulunduğum ortamın ne kadar güçlü ve karmaşık olduğuna dair beni düşünmeye itti.
Saraya vardığımda, geleneksel altın kapılar bir anda önümde açıldı. Havanın o kadar ağır bir yükü vardı ki kendim de aslında annemin, kendilerine ne olduğu bilinmeyen, ailesinden kalan bir sarayda yaşamama rağmen, her adımımı attığımda derin bir nefes almak zorunda kaldım. Sarayın içinde büyük, zengin odalar birbiri ardına sıralanıyordu; pencereler, her odada güneş ışığını yansıtarak ortamı aydınlatıyordu. Ancak, bir şeyler eksikti. Sarayın her bir köşesi muazzam büyük ama bir şekilde soğuk hissediliyordu. Gerçekten şaşırtıcı derecede etkileyici bir yapıydı ama yine de benden uzak bir havası vardı. Burada her şeyin yapay olduğu hissine kapıldım. Buradaki insanlar bile, amcam Darian’ın sarayında olduklarını unutmadan yaşamak zorunda kalıyordu.
Beni en çok etkileyen şey, sarayın uzun koridorlarında gezindikçe duvarların ve döşemelerin ışıltısının kaybolmasıydı. Burası, Alaric’in yönettiği topraklara göre farklı bir dünya gibiydi. Burası, saygı ve gölgeler, arka planında ise sırlar ile şekillenen bir yerdi. Sıradan ama bir o kadar da sıra dışı bir saraydaydım ama kendimi hala başka bir yerde, dışarıda hissediyordum. Kendimi burada beklemediğim kadar garip bir şekilde yalnız hissediyordum.
Amcam Darian, bizi karşılamak üzere sarayın merkezine doğru yürüyordu. İlk bakışta, babam kadar dost canlısı değildi. Kendisinin kral olma hali, sanki bir tehdit gibi yayılıyordu. Ama babamın yanında, sürekli güvenli hissediyordum. Darian’ın varisi olması, onun sadece hükümdar olmasından daha derin bir anlam taşıyordu. O, bu toprakları fethetmiş ve onları birleştirmişti. Bu, Alaric ile olan ilişkisinde bir tehdit değil, bir tamamlayıcılık gibiydi. İki büyük hükümdar kardeşin ilişkisi, dışarıdan bakıldığında çok sağlam duruyordu.
Darian bana gülümsediğinde, içinde bir soğukluk vardı. “Hoş geldin, Riven,” dedi, ama sesi bana sadece bir emir gibi geldi. Her kelime, beni biraz daha fazla izlediği hissini uyandırıyordu. Amcamın bakışları, ondan bir şeyler gizlediğimi hissediyormuş gibi bir etki bırakıyordu. Bir varis olmanın, bir hükümdarın oğlu olmanın sorumluluklarını hissetmek... Belki de bu, herkesin hakkıydı ama buradaki en ilginç şey, Darian’ın tahtını benimsediği duruşuydu. Bu kadar güçlü bir adam, sanki hayatı boyunca hiç yorgunluk hissetmemiş gibiydi.
Bunu görmek, bana Alaric’in de ne kadar farklı biri olduğunu düşündürttü. Babam Alaric, her zaman daha insani bir tarafı olmuştur. Darian ise tamamen bu işin içinde bir kral olarak var olmaya devam ediyordu. Aralarındaki farklılıklar, hiç fark edemediğim kadar belirgindi.
Sarayı gezdikçe, içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Darian’ın tüm bu ihtişamı ve gücü, sanki üzerime bir yük gibi binmişti. Alaric’in yanında her şey basit ve doğaldı. Ama burada, her adımımda daha fazla boğuluyordum. Darian’ın soğuk, keskin bakışları her an üzerimdeydi. Ne zaman gözlerim onunla buluşsa, sanki bir şeyler saklıyormuş gibi hissettim. İçimdeki garip hisleri anlamaya çalışırken, bir anda sesler yükselmeye başladı.
“Hoş geldin, Riven” dedi Darian tekrardan, soğuk bir gülümsemeyle. “Sizi burada tekrardan görmek... gerçekten hoş.” Her kelimesi, bir emir gibi çıkıyordu ağzından.
Bir an için nefesimi tuttum. Alaric’e döndüm, ama babamın bakışları çok farklıydı. Onun yanında hep güvende hissetmiştim. Ama burada, Darian’ın etkisi altında, her şey sanki değişmişti. Gözlerim, Darian’ın kararlı duruşunda bir anlam arayarak kayboldu. Onunla daha fazla vakit geçirmem gerekecekti; ama bu düşünce bile içimi ürpertiyordu.
Bir anda, sesini duydum. Edward... büyük oğlu… Darian’ın. Onun bakışları bana, sanki bir oyuncak gibi muamele ediliyormuşum hissi veriyordu. Beni küçümseyen bir gülümseme ile süzdü. “İyi misin, Riven?” dedi, gülerek. “Burası biraz büyük, değil mi? Her şey senin için çok karmaşık olabilir.”
O an, içimdeki öfke patlamak üzereydi. Ne kadar küçük, ne kadar bencil bir adamdı. Herkesin gözlerinin içine bakarak, hala alaycı şekilde gülümsüyordu. Onun bu tavırları, beni delirtiyordu.
Edward’ın bu şekilde dalga geçmesi, aslında bir zamanlar bizim evimizde yaşadığı küçük anıların yansımasıydı. Küçükken, o da tıpkı şimdi olduğu gibi, benimle dalga geçerdi. O zamanlar çocuk olmamıza rağmen, onun tavırları o kadar sertti ki, her defasında içimden bir şeylerin kırıldığını hissederdim. Evet, küçük kızların da kalbi kırılırdı..
Bir an, o eski zamanlara gittim. Edward, daha küçükken, bizimle kısa bir süre kalmıştı. O zamanlar, Felix ve o, Alaric’in sarayında bizle bir süre yaşamışlardı.
Edward, her fırsatta benimle alay ederdi; beni küçük görür, etrafındaki herkese benimle dalga geçmesini söylerdi. Gözlerindeki kibir, o zamanlardan bugüne hiç değişmemişti. Hala o eski şımarık halinden hiçbir şey kaybetmemişti.
Ama işin garip tarafı, küçük kardeşi Felix’in tam tersi olmasıydı. Felix, o zamanlar da sessiz ve nazik bir çocuktu. Biraz olsun konuştuğunda, sana kendini tamamen açacakmış gibi bir hissiyat bırakırdı. Ama küçücük bir çocuk olmasına rağmen genelde konuşmazdı. O günleri hatırlamak, içimde hafif sızılı bir boşluk bıraktı. O zamanlar çok küçük olsam da, o benimle konuşmadığında bile benim tek arkadaşım Felix’di. Onu benimle konuşmadığı için ısırdığımda bile..
Ama işte, o zamanları düşündükçe, şimdiki zamanla arasındaki farkı görmemek elde değildi. Felix, her şeyin çok sessizce aktığı bir yerden çok uzaklaşmıştı. Ne zaman bir araya gelmiştik, o zaman da her şey çok farklıydı. Şimdi, aradan yıllar geçmişti ve bu kadar uzun süre sonra, yine aynı ortamda olmak garipti. Ama her şeyin değişmediğini anlamıştım; tıpkı şimdi olduğu gibi, Edward, o zamanlar neyse, şimdi de oydu. Benden daha güçlü, daha soğuk, daha her şeyin farkında olan biri.
Saraya yerleştikten sonra, odamda bir süre yalnız kaldım. Her şey çok büyüktü, her şey çok yabancıydı. Her adımda, üzerimde bir baskı hissediyordum. Aniden, kapı hafifçe çaldı ve annem, Cathelina içeri girdi.
Yüzünde o sakin, nazik gülümsemesiyle yanıma yaklaştı. Gözlerinde, yılların birikimiyle gelen bir anlayış vardı. Beni dikkatle inceledi.
‘’Riv, bebeğim, kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu, sesindeki yumuşak ton, bana her zaman huzur veren bir şeydi. Ama bu gece, huzurdan çok kaygı vardı içimde.
Bir an sessiz kaldım, ne diyeceğimi bilemedim. İçimdeki karmaşa, kelimelere dökülmeyecek kadar büyüktü. En kötüsü ise sebebini bilmememdi. Sonunda, derin bir nefes alarak, "Hiç bilmiyorum, anne. Her şey çok farklı. Hiçbir şey hazır değil gibi hissediyorum, sadece..." dedim, cümlem eksik kaldı, içimdeki belirsizlikleri söze dökmek o kadar zordu ki.
Annem, bir adım daha yaklaşarak, bana nazikçe gülümsedi. "Bu tür yenilikler bazen zor olabilir," dedi, sesinde bir güven vericilik vardı. "Ama unutma, sen güçlü bir kızsın, Riven. Bu sadece bir başlangıç. Başarı, insanın içinde bulduğu gücü bilmekle başlar. Bazen, insan ne yapacağını bilmeden ilerler, ama güven bana, zamanla o gücü bulacaksın."
Gözlerimdeki kaygıyı hissediyor gibiydi. Ellerini nazikçe omuzlarıma koyarak, "Bunlar seni korkutmasın. Senin içindeki güç, dünyanın bütün zorluklarına karşı koyabilecek kadar büyük. Bir gün geriye dönüp baktığında, her şeyin seni nasıl şekillendirdiğini göreceksin. Şimdi biraz dinlen, kendini hazır hissettiğinde akşam yemeğine katılalım, olur mu?"
Bunlar, annemin bana verdiği gücü ve desteği anında hissettiren sözlerdi. O an, kendimi biraz daha sakin hissettim. Ona gülümseyerek başımı salladım. "Teşekkür ederim, anne. Söz veriyorum, güçlü olacağım."
Annemin yüzünde rahatlamış bir ifade belirdi. Sonra, bana gözleriyle her şey yolunda dercesine baktı ve yavaşça odadan çıktı.
******
Bir süre yalnız kaldım, annemin söyledikleri kafamda dönüp duruyordu. Bedenimi hazırlamaya çalışırken, zihnim hala karmaşık bir bulmacaydı. Elbiselerimi giyerken, her hareketimde bir sorumluluk hissi vardı, bu sarayda bulunarak ne kadar ağır bir yük taşıyacağını her geçen dakika daha fazla hissediyordum. Gözlerimdeki yorgunluğu gizlemeye çalışarak, her adımda içimdeki kararsızlıkla yüzleşiyordum.
Odanın kapısını hafifçe çaldıktan sonra, annem yeniden içeri girdi. "Hazır mısın?" diye sordu, yüzünde yumuşak bir gülümseme vardı.
Bir an, gözlerini benimle birleştirip, derin bir nefes aldım. "Evet, anne. Hazırım."
İkimiz birlikte akşam yemeği salonuna doğru ilerledik. Sarayda her şey çok resmi, çok ağır bir havaya bürünmüştü. Beni hissettiğim kadar endişeli bir şekilde izleyen annemin yanında, bir süre için huzuru bulmaya çalıştım.
******
Akşam yemeği için büyük salona girdiğimizde, her şeyin belirli bir düzene oturmuş olduğunu fark ettim. Masada herkes yerini almıştı. Darian, Alaric, Cathelina, Edward’ın annesi Liliana Edward, Felix ve ben… Sessizce yerimi aldım, içimdeki gerilim bir kez daha arttı.
Bir süre herkes sessizdi, sadece yemeklerin servis edilmesini izledim. Ardından, Darian birdenbire konuşmaya başladı, sakin ama keskin, istediğini alacak bir sesle:
"Riven" dedi, sert gözleri beni izlerken karşısında omuzlarımı dik tutmak zordu.
"Edward ile nişanlanmanızı resmi olarak ilan etmek için artık zamanı geldi. Bu, hem krallık hem de sizin geleceğiniz için önemli bir adım olacak."
Bütün vücut kaslarım birden gerildi. Ve kafamda kocaman bir fırtına koptu. Anlık gelen şok, soğuk bir dalga gibiydi.
Edward, masada biraz daha dikleşmiş ve kendinden emin bir şekilde gülümsüyordu. Bir an bile şüphe etmeden, her şeyin onu kazanmak üzerine kurulu olduğunu düşünüyordu.
Beni izleyen Darian’ın gözleri ise, hiçbir şeyin geçici olmadığını, her şeyin hesaplanmış olduğunu gösteriyordu. Bu nişan, bir aşk birliği değil, bir gücün pekiştirilmesiydi.
Kafası eğik duran Alaric’in ise düşüncelerini okumak imkansızdı, fakat babam bana acilen bir açıklama borçluydu!
Edward'ın yüzündeki gülümseme, hemen hemen zafer kazanmış bir generalin ifadesi gibiydi. Onun bu tavırları bende, kafasını kopartma isteğimi arttırıyordu.
Daha önce de küçüklüğümüzde benimle dalga geçmeleri beni incitirdi ama şimdi her şey farklıydı. O zamanlar sadece birer çocuktuk, ama şimdi, tam karşımdaki adam, kendini beğenmişliğiyle, tüm sabrımı sınayan biri olmuştu.
İçimden bir şeyler kırılmaya başladı. Birkaç yıl önceki çocuk, şımarık tavırlarıyla hala aynı şekilde karşıma çıkıyordu. Ama şimdi, bir hükümdarın kızı olarak, bu kadar basit bir dalgayı geçmek zorundaydım.
"Yani, bunu gerçekten mi istiyorsunuz?" dedim, sesim titremese de içimdeki öfkeyi bastırmak oldukça zordu.
Edward’a ve sonra Darian’a baktım. Alaric’in tarafına bakamadım bile. İçimde hem bir boşluk vardı hem de her şeyin ne kadar hızlı gittiği konusunda bir kaygı. Fakat bir şey kesin olarak keskin bir biçimde zihnimde yankılandı: Bu evlilik, sadece bir sözleşme olmakla kalmayacak, aynı zamanda bir yük olacaktı.
Darian, kararlı bir şekilde gülümsedi.
"Evet, kesinlikle. Bu, krallığın çıkarları ve ailelerimizin birlikteliği için çok önemli bir adım. Ne olursa olsun, bu evlilikte herkes kazançlı olacak.."
Bütün salon bir an için sessizliğe büründü. Annemin gözlerine baktığımda onun da haberi olmadığını fark ettim. Ya da en azından öyle umut ettim.
Gözlerimi tekrardan Darian’a çevirdiğimde gülümsedi. Rahatlatıcı değil, mecbur bırakan bir gülümsemeydi. Salonda yalnızca Edward'ın kısa, sessiz ve kibirli gülüşü duyuluyordu..
Hevesle geldiğim bu sarayda, duvarlar üzerime gelirken en son göz göze geldiğim ise bir çift yeşil gözdü..
_______________
Selam tekrardann 💫
İlk bölümü de atayım dedim. Kontrol etmeden atıyorum umarım bir sorun olmaz.
İyi okumalaar 💌
-Rav
Bölüm etkileşimi
