3. bölüm / 4
The Last Devil2.Bölüm – Yükselen Gölge
Bölümler 4Şu an: 2.Bölüm – Yükselen Gölge
- 1 Giriş327 kelime
- 2 Bölüm 1 - Tanıdık Gözler1.818 kelime
- 3 2.Bölüm – Yükselen Gölge1.055 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 3. Bölüm – Kaosun İçinden968 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sarayın büyüklüğü, beni her adımda içine çeken bir girdap gibiydi. Her bir odası, her bir koridoru, içindeki soğuk taş duvarlar ve ihtişamlı yapılar, bana bu dünyadaki her şeyin gücünü ve baskısını hatırlatıyordu.
Ne kadar büyüleyici olursa olsun, sarayın içindeki atmosferin soğukluğu ve uzaklığı bir şekilde beni rahatsız ediyordu.
Ailemin tahttaki yerini sağlamlaştırmaya çalışan bir krallık, asla sıradan olamazdı.
İlerleyen zamanlarda öğreneceğim, her şeyin gizli bir dengeye dayandığıydı. Bir denge ki, onun içine girdiğinizde çıkmak neredeyse imkansız olurdu.
Ertesi sabah, sarayın sessizliğinde gözlerimi araladım. Yatak odasının ihtişamlı tavanı, her zaman olduğu gibi başımı kaldırmamı engelliyordu.
Bu an, iki gün önce yaşadığım şoku ve karmaşayı hala zihnimde taşıdığım bir andı. Ne de olsa, buraya gelirken belli bir yükün altına zaten gireceğimi biliyordum, değil mi?
Sarayın içinde yürürken, adımlarım anneme doğru yöneldi. Sarayın ihtişamı attığım her adımın ağırlığını hissettiriyordu. Duvardaki goblenler, pencerelerin önünde duran büyük vazolar, her biri beni sanki sürekli gözetliyormuş gibi hissettiriyordu.
Her şeyin bana bir yük gibi geldiği bu anda, tek arzum biraz özgürlük ve nefes alabileceğim bir köşe bulmaktı.
İçimde bir boşluk vardı. Her ne kadar sarayın büyüklüğü, gösterişli salonları ve pencerelerden görünen bahçeleri ile göz kamaştırıcı olsa da, her şeyin yalnızca birer illüzyon olduğunu hissediyordum.
Beni takip eden adımlar, nişan yüzüğümle birlikte daha ağırlaştı. Edward’ı tanımıyorum, onunla hayatımı birleştirmenin ne anlama geldiğini de…
Ama bir şey vardı, o gece bana fısıldayan, bütün bu düzene karşı hissettiğim bir isyan duygusuydu..
**********
Annemle sabah kahvaltısında buluştuk. Gözlerinde, bir anne gibi, bana ait her korkuyu ve kaygıyı görüyordum. Ama belki de tüm bu karmaşık duyguların içinden, bana doğruyu gösterecek olan da o olacaktı.
"Sarayda herkes kendi savaşını veriyor," dedi annem, derin bir nefes alarak.
"İnsanlar birbirine dostmuş gibi görünebilir ama her birinin gözlerinde bir hesaplaşma var.
Edward ile nişanlanmanın, bazılarının seni sadece bir taş olarak kullanmaya çalışacağını, ama bu fırsatı iyi kullanırsan seni tahta bir adım daha yaklaştıracağını unutmamalısın."
Sözlerinde bir doğruluk vardı. Sarayın her köşesinde, görünmeyen ittifaklar, güç oyunları, ve çıkar çatışmaları oluşmuştu. Ve Edward’ın da bu denklemin bir parçası olduğunu biliyordum. Ama bu, hayatımı tamamen onunla geçirmek zorunda olduğum anlamına gelmezdi. Kaçırdıkları en önemli nokta benim taht için hayatımdan vazgeçecek kadar gözümün dönmediğiydi.
“…Evet, bu beklenmedik bir durum.” dedi yumuşak bir sesle.
“Ama unutma ki, taç giymek demek, güçlü olmak demektir. Sadece kendin için değil, halkın ve geride bıraktıkların için...”
Hiçbir şey söylemeden çıktığımda, hızlıca kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yasladım. Bir süre sessizce düşündüm, ve kimsenin duymayacağına emin olduğum bir şekilde fısıldadım;
"Sarayda her şeyin bir amacı olduğuna inanıyorsunuz, değil mi? Öyleyse ben de kendi amacımı kendi ellerimle yaratacağım."
Eğer bu sarayın içinde bir yer edinmek istiyorsam, kendimi kaybetmeden bir yol bulmalıydım. Ve o yol, tamamen bana ait olmalıydı…
**********
Gün geçtikçe sarayda daha çok vakit geçirmeye başladım. İlk başta her şey bana yabancı ve korkutucu geliyordu.
Tahtın etrafındaki her hareket, her ses, her bakış bir tehdit gibi görünüyordu. Ama yavaşça, bu tehditlerin arasında bir çeşit gizli düzen olduğunu fark etmeye başladım.
Sarayın her köşesinde bir denge vardı; görünmeyen bir güç, her şeyin yerli yerinde kalmasını sağlıyordu. Her şeyin bir nedeni vardı, her şeyin bir amacı vardı… Bunu anlayabilmek için sabırlı olmak gerekiyordu.
Bir gün, avluda yürürken, bir grup saray mensubu hızlıca yanımdan geçti. Kıyafetleri, yüksek sesle konuşmaları ve alaycı bakışları taraflarını belli ediyordu.
Saray mensupları kendi aralarında ayrılmışlardı. Bazıları Edward ile nişanlanmamızı stratejik açıdan destekliyor iktidarların birleşmesini mantıklı buluyor hatta bizi yakıştırıyorlardı. Bir kısım ise, bunun tamamen aptallık olduğunu, çevre halkların bazıları tarafından kin güldülen, krallığımızla iş birliğini saçma buluyordu.
İçlerinden biri, bana göz ucuyla bakıp alaycı bir gülüşle:
“Bakalım, bu sefer nereye gidecek? Sarayda bir gün daha geçirir mi, yoksa kaybolup gitmeye mi karar verir?” dedi.
O an bir şeyler irkildi içimde. Bu, sadece basit bir laf değildi. Beni, bulunduğum yerden aşağıda görmeye alışmışlardı. Tıpkı sarayın duvarlarının bana hissettirdiği gibi, bana da bir yerden bakıyorlardı.
Birden, o alaycı gülüşlerin arkasındaki gerçeği daha iyi kavradım. Onlar sadece izlemekle kalmıyor, her adımımı izliyor, her hatamı bekliyorlardı.
Bu bana, sarayda hiçbir zaman tamamen güvende olamayacağımı, her hareketimin bir tehlike oluşturduğunu hatırlattı.
Ama, aynı zamanda bana gücümü farkettirdi.
Saraydakilerin gözlerinden kaçan bir şey vardı: Onlar, bana ne kadar küçümseyici bakarlarsa baksınlar, benim içimde bir şeyler büyüyordu. Kendi gücümü bulma zamanı gelmişti.
**********
Sarayın karanlık koridorlarından odama geçerken, birden bir kapı açıldı ve içeri girdiğimde karşıma çıkan manzara beni bir anlığına dondurdu.
Bir grup soylu, sarayda olanları ve gelecek planlarını tartışıyordu.
Sözleri, kulağımda yankı yapıyordu. O anı kaçırmak istemedim.
Fakat, aralarındaki sessiz anlaşmayı fark ettiğimde, ne kadar gözden kaçmış olursa olsun, bu sıradan bir sohbet değildi.
Onlar, bana görünmeyen bir geleceği tarif ediyorlardı. Bu sohbetin parçası olmak, bir şekilde kendi oyunumu oynamak anlamına geliyordu.
Ama ben , içimde bir değişimin daha başladığını hissediyordum.
Artık sadece bu dünyada var olmayı istemiyordum, onu değiştirmek istiyordum.
Sarayda her şey bir sırrın peşinden gidiyordu; ama ben de o sırrı öğrenmek için daha derinlere inmeye karar vermiştim.
Bir anda sarayın bahçesinden sesler gelmeye başladı. Ne oluyor diye hızla arkamı döndüğümde, Edward'ın bir köşede sessizce beni izlediğini fark ettim. Gözlerinde yine aynı alaycılık vardı ama bir şey söylemedi. Yakalnmanın verdiği suçlulukla hızla uzaklaşdım.
Bir adam yüksek sesle bağırdı: "Bugün, sarayın geleceği belirleyecek. Bugün, aradığımız cevap burada!"
Yarın babam ve Darian çıktıkları yolculuktan dönüyorlardı ve iki gün sonra Lavisenkia’nın iki büyük varisinin tekrardan bir araya gelişine kutlayan bir balo düzenlenecekti.
Balonun büyük sürprizi ise Edward’la nişanlanmamız ilan edilecekti. Bir anda aklıma gelen düşünce, her şeyin ne kadar karmaşık ve kontrol edilemez olduğu hissini güçlendirdi.
Sarayda her adımımın, her duruşumun, her bakışımın bir anlamı vardı. Ama bu anlamın ne olduğuna dair hiçbir fikrim yoktu.
Bazen, bu büyük sarayın içinde kaybolmuş hissediyordum, ama farkettiğim şey, kaybolmak aslında kaçınmak demekti.
Gerçekten var olmak istiyorsam, kendimi bu karmaşanın içinde bulmalıydım.
O gece, odama dönerken, sarayın duvarları bana bir tehdit gibi görünmedi. Aksine, bu soğuk taşlar, bana bir meydan okuma gibi gelmeye başlamıştı.
Her adımım, kendi kararlılığımı yaratıyordu. Sarayın gizli köşelerinden, koridorlardan, odalardan duyduğum fısıldayan sesler artık bana korku vermiyordu. Onların ne dediği değil, ne yapacağım önemliydi.
Sabah olduğunda, sarayın soğuk havası beni bir kez daha karşılamıştı. Yavaşça yürüdüm, her adımım bana daha fazla cesaret veriyordu. Kafamda artık bir neden vardı ve boyun eğmeyecektim. Bu sarayda, başkalarının kurallarına göre değil, kendi kurallarımla var olacaktım.
Artık her şey bana bağlıydı. Bu karanlık dünyada, ne olursa olsun, dimdik ayakta duracaktım...
_______________
2.Bölüm sonuu
SELAMMM, NABER?
Umarım bölümü beğenmişsindir.
Bir sonraki bölüm şuanlık aralarından favorim.
O zamana kadar kendinize iyi bakınnn.
-Rav
Bölüm etkileşimi
