3. bölüm · The Ashes Of Eryndor

2-KÜL KÖYÜ

betnes 🌚🌝

Sabah sisi köyün üstüne çökmüştü.

Toprak yollar çamur içindeydi. Tavuk sesleri, uzaktan gelen baltaların yankısı ve rüzgârın eski evlerin arasından geçerken çıkardığı uğultu birbirine karışıyordu.

Maria gözlerini açtığında birkaç saniye nerede olduğunu hatırlayamadı.

Sonra gerçek geri geldi.

Deniz.

Kan.

Annesi.

Leon.

Göğsünün içinde ağır bir ağrı oluştu.

Küçük odanın tavanına baktı uzun süre. İnsan bazen yataktan kalkmak istemezdi. Çünkü ayağa kalktığı anda gerçek yeniden başlardı.

Kapı hafifçe açıldı.

Aldren içeri girdi.

Elinde tahta bir kase vardı.

"Çorba yaptım," dedi sakin şekilde.

Maria doğruldu.

Hâlâ konuşurken zorlanıyordu.

"Teşekkür ederim..."

Aldren başını salladı.

Yaşlı adamın yüzü sert görünüyordu ama gözlerinde tuhaf bir yumuşaklık vardı.

"Bugün biraz daha iyi görünüyorsun."

Maria cevap vermedi.

Aldren kaseyi yatağın yanına bıraktı.

"Dışarı çıkmayı denemelisin."

Maria hemen başını kaldırdı.

"İnsanlar bana bakıyor."

"Çünkü burası küçük bir köy." Adam omuz silkti. "Herkes herkesi izler."

Maria ellerini sıktı.

"Ya sorarlarsa?"

Aldren birkaç saniye sustu.

"Bazen insanlar gerçeği değil, yaşayabildikleri yalanı duymak ister."

Maria bu sözü düşündü.

Çünkü kendi hayatı da artık bir yalandı.

Leon ölmüştü.

Buna inanmak zorundaydı.

Yoksa yaşamaya devam edemezdi.

---

Dışarısı soğuktu.

Maria kapının önüne çıktığında köylüler kısa kısa ona baktılar.

Bazıları fısıldaştı.

"Denizden gelen kız..."

"Garip biri..."

"Hiç gülmüyor..."

Maria başını eğdi.

Tam geri dönmek üzereyken bir şey ayağına çarptı.

Bir elma.

Maria şaşkınca yere baktı.

Sonra karşısındaki çocuğu gördü.

Kahverengi saçlı, çamur içinde, sırıtkan biri.

"Reflekslerin kötü değilmiş."

Maria kaşlarını çattı. "Niye bana elma attın?"

Çocuk omuz silkti.

"Canın sıkılmış gibi görünüyordun."

Maria sinirli şekilde elmayı geri uzattı. "Al."

Çocuk almadı.

"Ben Elias."

Maria cevap vermedi.

Elias sırıtmayı sürdürdü.

"Senin de adın vardır herhalde."

"...Maria."

"Güzel isimmiş."

Maria gözlerini devirdi. "Sen herkese böyle mi davranıyorsun?"

"Hayır." Elias ciddi görünmeye çalıştı. "Sadece denizden çıkan gizemli kızlara."

Maria istemsizce kısa bir nefes verdi.

Neredeyse gülüyordu.

Ama kendini durdurdu.

Çünkü gülmek suç gibi hissettiriyordu.

Leon hâlâ yokken nasıl gülebilirdi?

Elias bunu fark etmiş gibi sustu.

Sonra daha yumuşak sesle sordu:

"Birini mi kaybettin?"

Maria'nın yüzündeki ifade anında değişti.

Elias hemen pişman oldu. "Özür dilerim ben-"

"Evet."

Tek kelime.

Ama içinde tonlarca ağırlık vardı.

Rüzgâr köyün içinden geçti.

Uzaktaki çan sesi duyuldu.

Maria gökyüzüne baktı.

Koyu gri bulutlar yaklaşan kışı haber veriyordu.

Elias sessizce yanına geldi.

"Babam der ki..." durdu, "bazı acılar hiçbir zaman tamamen gitmezmiş."

Maria yavaşça ona baktı.

"Senin baban çok konuşuyor mu?"

Elias güldü. "Evet."

Maria birkaç saniye sustu.

Sonra ilk kez çok hafif gülümsedi.

Ve Elias o an bir şey fark etti:

Bu kızın gülümsemesi bile üzgün görünüyordu.

---

O gece köy meydanında ateş yakılmıştı.

İnsanlar yaklaşan savaş hakkında konuşuyordu.

"Mutantlar kuzey sınırında tekrar görünmüş."

"Kral yeni asker topluyormuş."

"Kilise bunun Tanrı'nın cezası olduğunu söylüyor."

Maria sessizce dinliyordu.

"Mutant" kelimesi her geçtiğinde insanların sesi değişiyordu.

Sanki bir hayvandan bahsediyorlardı.

Bir adam tükürdü.

"Hepsi öldürülmeli."

Başka biri başını salladı. "Doğdukları an lanetliler zaten."

Maria'nın elleri yumruk oldu.

Çünkü annesini düşündü.

Annesi kötü biri değildi.

Sıcak biriydi. Nazikti. Şarkı söylerdi.

Ama şimdi insanlar onun gibi biri için "canavar" diyordu.

Maria ilk kez şunu düşündü:

> İnsanlar gerçekten iyi miydi?

Yoksa sadece korkularını haklı çıkarmaya mı çalışıyorlardı?

---

Ateşin karşısında Elias oturuyordu.

Maria'nın sessizliğini fark etti.

"Sen de mutantlardan korkuyor musun?"

Maria hemen cevap vermedi.

Sonra sessizce: "Bilmiyorum."

Elias şaşırdı. "Bu nasıl cevap?"

Maria ateşe baktı.

"Aynı şeyi sürekli duyarsan..." durdu, "bir süre sonra düşünmeyi bırakıyorsun."

Elias bu sözü anlamaya çalıştı.

Maria devam etti:

"Belki insanlar korktukları şeyi anlamaya çalışmak yerine nefret etmek daha kolay olduğu için böyle davranıyordur."

Elias birkaç saniye sustu.

Sonra gülümsedi.

"Garip konuşuyorsun."

Maria kaş kaldırdı. "İyi anlamda mı kötü anlamda mı?"

"Henüz karar vermedim."

Maria istemsizce tekrar hafifçe güldü.

Ve o anda, aylar sonra ilk kez, göğsündeki ağırlık biraz hafifledi.

Ama aynı anda...

Çok uzaklarda...

Yeraltındaki taş duvarların arasında küçük bir çocuk gözlerini açıyordu.

Ve karanlık, ona yeni bir isim veriyordu...