3. bölüm / 4
Teoden3. BÖLÜM
Bölümler 4Şu an: 3. BÖLÜM
- 1 1. BÖLÜM1.116 kelime
- 2 2. BÖLÜM797 kelime
- 3 3. BÖLÜM1.025 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. BÖLÜM853 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ertesi sabah Deniz sınıfa girdiğinde ilk yaptığı şey sırasına çantasını bırakmak oldu. Henüz yerine oturmamıştı ki arkasından tanıdık bir ses geldi. “Günaydın Deniz kızııı.” Deniz gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. Daha sabahın ilk dakikalarında Teoman'ın sesini duymak istemiyordu. Yavaşça arkasını döndü. Teoman iki elini sıranın üzerine koymuş, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ona bakıyordu. “Ne istiyorsun?” diye sordu Deniz. Teoman başını yana eğdi. “Hiç. Sadece gününü güzelleştirmek istedim.” Deniz kaşlarını kaldırdı. “Sen benim günümü güzelleştiremezsin.” Teoman hiç bozulmadan, “Ama deniyorum Deniz kızı,” dedi. Deniz çantasından kitabını çıkarıp masasına koydu. “Denemeyi bırak.” Teoman gülerek kendi sırasına geçti. “Peki. Ama sonra beni özlersen sorumlusu ben değilim.” Deniz gözlerini devirdi fakat Teoman'ın arkasından bakarken istemsizce gülümsediğini fark etti. Hemen yüzünü toparladı. Teoman'ın söylediği şeylere gülmek bile istemiyordu. Tam o sırada Aras sınıfa girdi. Deniz'in yüzündeki ifade bir anda yumuşadı. “Günaydın,” dedi Aras'a. Aras da gülümseyerek, “Günaydın,” diye karşılık verdi. Teoman bu kısa konuşmayı kaçırmamıştı. Sandalyesinde geriye yaslanıp ikisini izledi. Sonra hiçbir şey olmamış gibi kalemini eline aldı. “Bugün hava ne kadar güzel değil mi?” dedi. Deniz dönüp baktı. “Ne alaka?” Teoman omuz silkti. “Canım konuşmak istedi.” Deniz başını iki yana salladı. “Sen gerçekten çok garipsin.” Teoman gülümsedi. “Teşekkür ederim.” İlk dersin ortasında öğretmen bir grup çalışması yapılacağını söyledi. Sınıftan birkaç kişi aynı anda itiraz etmeye başlayınca öğretmen grupları kendisinin belirleyeceğini söyledi. Deniz, Sıla ile aynı gruba düşmeyi beklerken öğretmenin ağzından Teoman'ın ismini duydu. Deniz'in yüzü anında düştü. Teoman ise tam tersine ellerini masaya vurup, “Yesss!” diye sevindi. Sınıftan birkaç kişi ona dönüp güldü. Deniz, “Buna neden seviniyorsun?” diye sordu. Teoman gayet ciddi bir ifadeyle, “Çünkü kader bizi ayırmaya çalışsa da biz yine buluşuyoruz,” dedi. Deniz kahkaha atmak yerine ona boş boş baktı. “Senin kader anlayışını hiç anlamıyorum.” Teoman eğilip alçak sesle, “Ben de seni anlamıyorum Deniz kızı,” dedi ve gülerek yerine geçti. Çalışma boyunca Teoman bir dakika bile susmadı. Deniz bir şey yazarken kalemine dokunuyor, Deniz kitabını açarken kitabın diğer sayfasını gösteriyor, Deniz “Yeter artık,” dediğinde de hiçbir şey olmamış gibi gülümsüyordu. En sonunda Deniz dayanamayarak, “Bir dakika sessiz durabilir misin?” diye çıkıştı. Teoman elini göğsüne götürüp şaşkın bir ifadeyle, “Ben mi? Ben sınıfın en sessiz öğrencisiyim,” dedi. Deniz kahkaha atmamaya çalışarak, “Şaka yapıyorsun herhalde,” dedi. Teoman gözlerini kısarak ona baktı. “Güldün.” Deniz hemen ciddileşti. “Gülmedim.” “Güldün.” “Hayır.” “Güldün Deniz kızı.” Deniz kitabını kapatıp ona baktı. “Bir daha söylersen gerçekten kitabı kafanda kırarım.” Teoman kahkaha atarak ellerini kaldırdı. “Tamam tamam, korktum.” Teneffüste Sıla, Teoman'ın yanına geldi. “Teo, kantine geliyor musun?” Teoman başını kaldırdı. “Geliyorum.” Deniz de Sıla'nın yanında duruyordu. Teoman Deniz'e bakıp, “Sen de geliyor musun Deniz kızı?” diye sordu. Deniz şaşırdı. “Ben niye seninle geleyim?” Teoman hemen cevap verdi. “Benimle gel demedim, kantine geliyor musun dedim.” Deniz gözlerini devirdi. “Geleceğim.” Teoman gülerek ayağa kalktı. Sıla ikisinin arasındaki konuşmayı izlerken hafifçe gülümsedi. Fakat Deniz'in Teoman'a karşı herhangi bir romantik ilgisi olmadığını biliyordu. Deniz için Teoman hâlâ sadece baş belasıydı. Koridorda yürürlerken Aras da onlara katıldı. Deniz, Aras'ın yanına geçti. Teoman birkaç adım geride kaldı. Deniz ile Aras bir şey konuşup gülerken Teoman onları izledi. Bu kez yüzündeki gülümseme biraz daha zayıftı. Sıla onun yanına gelip, “Neden geride kaldın?” diye sordu. Teoman hemen eski neşeli haline dönerek, “Ben yaşlıyım Sıla, siz gençler hızlı yürüyorsunuz,” dedi. Sıla güldü. “Abartma.” Teoman omuz silkti. “Benim dizlerim ağrıyor.” Sıla onun şaka yaptığını anlamıştı ama yine de gülümsedi. Tam kantine girecekleri sırada başka bir sınıftan iki çocuk Deniz'in önünü kesti. Çocuklardan biri Deniz'e bakıp gülümseyerek, “Sen yeni misin? Seni daha önce hiç görmedim,” dedi. Deniz kaşlarını çatıp, “Hayır, değilim,” diye cevap verdi ve yanlarından geçmeye çalıştı. Diğer çocuk önüne geçerek, “Nereye böyle? Biraz konuşalım,” dedi. Deniz rahatsız olmuş bir şekilde geri çekildi. “Konuşacak bir şeyimiz yok.” Çocuklardan biri gülerek, “Bu kadar sert olma ya, sadece tanışmak istiyoruz,” dedi ve Deniz'in yolunu tekrar kesti. Deniz'in yüzündeki ifade değişti. “Çekilir misiniz artık?” diye sordu. Tam o sırada Teoman'ın yüzündeki gülümseme kayboldu. Birkaç saniye önce şaka yapan, sürekli gülen çocuk gitmişti. Teoman çocukların yanına doğru yürüdü ve Deniz'in önünde durdu. “Duymadınız mı? Çekilin.” Sesi sakindi ama sertti. Çocuklardan biri Teoman'a dönüp, “Sana ne?” dedi. Teoman başını hafifçe yana eğdi. “Bana ne mi?” Bir adım yaklaştı. “Kız istemediğini söylüyor. Hâlâ anlamadınız mı?” Çocuklardan biri küçümseyerek güldü. “Ne oldu, sevgilisi misin?” Teoman'ın çenesi hafifçe gerildi. Birkaç saniye çocuğun gözlerinin içine baktıktan sonra soğuk bir sesle, “Değilim. Ama bu, istediğiniz gibi davranabileceğiniz anlamına gelmiyor,” dedi. Çocuklar Teoman'ın tavrını görünce daha fazla uzatmadan geri çekildiler. Teoman onların uzaklaşmasını bekledikten sonra Deniz'e döndü ve sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi yüzüne yine o cıvık gülümsemesini yerleştirdi. “İyi misin Deniz kızı?” Deniz birkaç saniye ona baktı. “İyiyim.” Teoman başını salladı. “Güzel. O zaman hadi, açlıktan ölüyorum.” Deniz onun arkasından yürürken kafası hâlâ az önceki olaydaydı. Teoman'ın bir anda değişebilmesi onu şaşırtmıştı. Bir dakika önce sınıfın en cıvık çocuğuydu, şimdi ise tek bir bakışıyla karşısındaki çocukları susturmuştu. Kantinde oturduklarında Deniz'in gözleri istemsizce Aras'a kaydı. Aras karşı tarafta Leyla ile konuşuyordu. Deniz birkaç saniye onları izledi. Aras'ın Leyla'ya bakışında farklı bir şey olduğunu anlamıştı ama ne olduğunu çözemiyordu. Tam o sırada Teoman Deniz'in baktığı yöne baktı. Önce Aras'ı, sonra Leyla'yı gördü. Kaşları hafifçe çatıldı. Aras'ın Leyla'ya karşı hislerini biliyordu. Bunu uzun zamandır fark etmişti. Ama Deniz'in de Aras'a bakmaya başladığını anlamak onu rahatsız ediyordu. Teoman elindeki meyve suyunun pipetini karıştırarak, “Aras'ı mı izliyorsun Deniz kızı?” diye sordu. Deniz bir anda ona döndü. “Ne? Hayır!” Teoman sırıttı. “Ben bir şey demedim ki.” Deniz kaşlarını çattı. “Sen gerçekten çok sinsisin.” Teoman kahkaha attı. “Ben mi? Ben masumum.” Deniz başını iki yana salladı. “Hiç değilsin.” Teoman ona bakarak gülümsedi. “Belki de seni tanıdığım içindir.” Deniz ne diyeceğini bilemedi. Teoman ise hemen konuyu değiştirdi. “Bu arada patateslerden bana da bırak.” Deniz ona şaşkınlıkla baktı. “Senin derdin gerçekten yemekmiş.” Teoman gülerek, “Hayat kısa Deniz kızı. Patates önemli,” dedi. Deniz istemeden güldü. Teoman da güldü. Ama Deniz onun gözlerinde bir anlığına beliren o farklı ifadeyi görmedi. Teoman'ın kıskançlığı artık kendisinin bile saklamakta zorlandığı bir şeye dönüşüyordu. Fakat bunu Deniz'e söylemek gibi bir düşüncesi yoktu. Henüz. Çünkü Deniz hâlâ onun için sadece kavga ettiği, sinirini bozduğu ve her fırsatta “Deniz kızı” diye seslendiği kızdı. Ve Teoman, kendisine bile itiraf edemediği o küçük rahatsızlığın nedenini öğrenmek için daha çok zamanı olduğunu düşünüyordu.
Bölüm etkileşimi
