13. bölüm · Tek Başına

Bölüm 13 : Kırılan Kehanet

Betül Vural

Dünya ateş ile gölge arasında ikiye bölünmüş gibiydi.
Luna, yanan duvarların arasından geçerken titreyen nefesini duyabiliyordu.
Sanki her adımda, yıllardır bastırdığı bir gerçek su yüzüne çıkıyordu.
Elindeki kolye hâlâ sıcak… hâlâ nabız gibi atıyordu.

“Aras…” diye fısıldadı.
Ama Aras o an yanında değildi.

Onun yerine karanlık bir ses yankılandı:
“Sonunda gerçek seni çağırdı.”

Duvarların arasından adam belirdi.
Laneti yapan adam.
Aras’ın yıllardır görüştüğü, Lunanın rüyalarına sızan gölgenin ta kendisi.
Gözlerinde dehşet verici bir sakinlik vardı.

“Bunca yıl kaçtığını sandın,” dedi adam.
“Senin gücün doğuştan geliyordu, Luna. Sadece zamanı bekliyordun.”

Luna geri adım atmadı.
“Gücüm yoktu,” dedi.
“Laneti sen yaptın—”

Adam alaycı bir kahkaha attı.
“Laneti yaptım çünkü gücün asıl doğasını saklaman gerekiyordu. Ama şimdi… artık uyanmak zorundasın.”

Adamın eli havaya kalktı.
Dünya karardı.

Luna’nın dizleri çözülecek gibi oldu ama o anda… bir çift sert el onu yakaladı.

Aras.

“Nefes al,” dedi, sesi yorgun ama kararlıydı.
“Ben buradayım.”

Luna şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen… neden uzak durmadın?”

Aras gözlerini kaçırmadı.
“Çünkü seni burada yalnız bırakmak benim lanetimden bile daha kötü olurdu.”

Adam ikisinin arasına giren bu anı küçümseyerek izledi.
“Ne kadar duygusal. Oysa sen…”
parmağını Luna’ya doğru kaldırdı,
“…zaten her şeyi hatırladın. Hatırlayacaksın.”

Dünya ikinci kez kırıldı.

Luna’nın gözleri bulanıklaştı.
Etraf bir anda gri bir sisle kaplandı.
Nefesini tuttu.

Derin, uğultulu bir sessizlik.

Sonra…

Bir çocuk adımları.

Sekiz yaşlarında, siyah saçlı, gri gözlü bir çocuk.
Aras.

Luna’nın nefesi kesildi.

Çocuk Aras ellerini arkasına saklamış ona yaklaştı.

“Luna…” dedi yumuşak bir sesle.
“Beni bir daha unutma, olur mu?”

Luna’nın kalbi göğsünde çırpınırken konuşamadı bile.

Küçük Aras yere eğildi, küçük bir taş alıp toprağa iki daire çizdi.
Daireleri tek bir çizgiyle bağladı.

“Sen nereye gidersen git…”
başını kaldırıp gözlerine baktı,
“…ben seni bulurum.”

Luna’nın gözleri yaşla doldu.

Küçük Aras ayağa kalktı.
“Ben seni koruyacağıma söz vermiştim. Ama sen unuttun. Ben ise asla…”

Dünya sarsıldı.
Küçük Aras’ın yüzü titreyip büyüdü, karardı, genişledi.
Bir anda yetişkin Aras’ın yüzüyle birleşti.

“Benden korkma,” dedi çocuk + yetişkin sesi aynı anda.
“Ben hep senin tarafındayım.”
Duraksadı.

“Luna’m…”

Görü bir çığlık gibi kırıldı.

Luna kendini nefes nefese buldu.
Gözleri Aras’ta kilitliydi.
Aras’ın yüzü bembeyazdı; o da görüyormuş gibi ürkekti.

“Ben…” Luna’nın sesi titredi.
“Biz çocukken… sen…”

Aras gözlerini kapadı.
“Sana söylememem gerekiyordu. Adam beni izliyordu. Bizi ayrı tutmak için her şeyi yaptı.”

Luna geri çekilmedi.
Artık kaçacak bir yer yoktu.

“Sen laneti… benim yüzümden aldın.”

Aras başını eğdi.
“Sen ağlıyordun. O adam sana dokunmak üzereydi.”
Sesi çatladı.
“Ben seni ondan aldım. Laneti de kendime çektim. Ama seni kurtaramadım sanmıştım.”

Luna’nın gözleri genişledi.
“Aras… sen beni hayatım boyunca korudun.”

“Hayır,” dedi Aras.
“Seni sakladım. Çünkü seni sevdiğimi biliyordum ve bu lanet… bizi bitirirdi.”

Luna bir an nefes alamadı.

Aras “sevdiğimi” demişti.

Adam ise artık sabrını kaybetmişti.

“Yeter!” diye bağırdı.
“Kehanet tamamlanacak. Luna ya benim olacak ya da bu dünya bitecek!”

Aras Luna’nın önüne geçti.
“Onun seçme hakkı var.”

Adam kahkaha attı.
“Hak mı istiyorsun? O hâlde karar versin.”

Elini salladı.
Dünya ikiye yarıldı.

Luna ve Aras kendilerini dev, boş, dijital bir kubbenin içinde buldular.
Yıldızlar piksel gibi yanıp sönüyor…

Aras irkildi.
“Burası…”
“Benim lanetimin çekirdeği.”

Adam gölgelerden belirdi.
“Biriniz burada kalmak zorunda. Bu yer her zaman bir ruh ister. Yoksa dış dünya çöker.”

Luna dondu.
“Hayır… hayır başka bir yolu olmalı—”

Adam kesti.
“Ya Luna kalır… ya Aras. Kim kalmak istiyorsa söylesin.”

Aras ileri adım attı.
Gözlerinde hem karanlık hem ışık aynı anda yanıyordu.

“Eğer seni gerçek dünyada bırakamazsam”

"Ben zaten lanetliyim. Sen degilsin.
Yaşamaya
devam et."

Luna gözyaşları içinde:

"Ben... sensiz yaşamayı istemiyorum.

Aras’ın nefesi kesildi.
Sanki bu cümle tüm evreni durdurdu.

Luna ilk kez geri çekilmedi.
Onun yüzüne yaklaştı.
Parmakları Aras’ın yüzüne değmeden durdu.

“Ben seni seviyorum… bunu yıllar önce biliyormuşum. Şimdi de biliyorum.”

Aras’ın gözleri doldu.
Bir adım attı.
Luna onun göğsüne yaslandı.
Aras kollarını yavaşça sardı, sanki incitecekmiş gibi.

İlk kez…
yakınlık bir felaket değil, bir iyileşmeydi.

Nefesleri birbirine karıştı.
Aras alnını Luna’nın alnına dayadı.

“Ben de seni seviyorum,” dedi, sesi kırık.
“Seni gördüğüm ilk günden… o küçük halimle bile.”

Luna titreyerek gülümsedi.

“Aras… gitmene izin vermem.”

Aras başını iki yana salladı.
“Luna, ben kalacağım. Bu laneti kırmanın tek yolu bu.”

Adam bağırdı:
“Zaman doluyor!”

Aras Luna’nın yüzünü iki eliyle tuttu.
Son kez ona baktı.

“Sen özgür olacaksın. Benim sözüm bu.”

Luna çığlık attı:
“Hayır Aras, hayır! Gitme, lütfen!”

Ama Aras geri çekildi.

Bir adım…
iki adım…
üç adım…

Her adımda dünya sallandı.

Luna koştu ama yetişemedi.

Aras son kez döndü.
Gülümsemesi üzgündü ama karar vermişti.

“Ben seni her yerde bulurum.”
Çocukluk sözünü tekrarladı:
“Sen nereye gidersen git… ben seni bulurum.”

Ve Aras karanlığa adım attı.

Dünya bembeyaz patladı.

Luna gözlerini açtığında gerçek dünyadaydı.
Gökyüzü normale dönmüş, lanet parçalanmıştı.

Ama Aras… yoktu.

Elinde sadece bir şey vardı:

Kolyenin içindeki çocukluk fotoğrafı.
Aras’ın omzunda uyuyan küçük Luna’nın fotoğrafı.

Luna gözlerinden süzülen yaşları silmedi.

Gökyüzüne baktı ve fısıldadı:

“Ben de seni bulacağım, Aras.”

Luna, dünyanın normale döndüğünü sandığı o uzun gecenin sabahında, uyanır uyanmaz Aras’ın kolyesini sıkıca avuçlamıştı.
Onun sıcaklığı çoktan kaybolmuştu… ama Luna hâlâ bir nabız hissediyormuş gibi tutuyordu.

Yatağından kalktı, odadaki sessizlik ona korkutucu geliyordu.
Aras’ın yokluğu, hava kadar belirgindi.
Ona dair her şey kayıp gibiydi.

Ama kapıya yöneldiği anda…

Durdu.

Çünkü yerde küçük bir gölge vardı.
Sanki biri kapının altından bir şey uzatmış gibi.

Luna eğildi.
Titreyen parmaklarıyla zarfı aldı.

Zarfın üzerinde tanıdığı o düzgün el yazısı vardı:

“Luna’ya.
— A.”

Luna’nın nefesi kesildi.
Bir an zarfı açmaya kıyamadı, çünkü bu gerçek olamayacak kadar mucize gibiydi.

Sonunda zarfı dikkatle açtı.

İçinden bir kâğıt değil…
ince, metal bir parça düştü.

Bir anahtar.

Gümüş renkli, küçük, eski bir anahtar.

Anahtarın sap kısmında zar zor seçilebilen bir işaret vardı:

İki daire. Aras’ın çocukken çizdiği o iki daire.
Ve onları bağlayan ince bir çizgi.

Luna bunu görür görmez boğazı düğümlendi.
O hatırayı, o sesi, o sözleri…

“Ben seni bulurum.”

Anahtarın ucunda ise küçük bir çentik vardı.
Kâğıt yoktu ama metalin üzerinde kazınmış minicik bir harf vardı:

“K.”

K…
Kehanet.
Kapı.
Koridor.
Kopmayan bağ.

Ama Luna anahtarın arka tarafına bakınca gerçek anlamı çözüldü.

Oraya şöyle kazınmıştı:

“Kalbim.”

Luna’nın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Bu bir işaretti.
Aras’ın hayatta olduğunun, kaybolmadığının, o sanal dünyanın içinde tamamen silinmediğinin işareti.

Anahtarı avucunun içinde tuttu.
O anda kolye parladı — daha önce hiç yapmadığı bir şekilde.

Sanki anahtar + kolye birbirini tanımış gibiydi.

Luna nefesini tuttu.
Bir anlığına odanın köşesinde bir gölge belirdi.
Sadece bir an.

Bir siluet.
Yarı dijital, yarı insan gibi.
Ve tanıdık.

Aras’ın silueti gülümsüyordu.
Sesi bir uğultu, bir rüzgâr gibi geldi Luna’ya:

“Bu son değil.”

“İzimi takip et.”

Gölgeler söndü.
Siluet dağıldı.
Oda eski hâline döndü.

Luna dizlerinin üzerine çöktü.
Ama bu kez acıdan değil… umutla.

Anahtarı kolyenin zincirine taktı.

“Tamam Aras,” diye fısıldadı.
“Seni buluyorum.”

Gözlerinin içindeki ışık artık bambaşkaydı.
Kırılmamış, korkmamış…
Kararlı.

Aras bir işaret bırakmıştı.
Ve bu işaret, sadece bir umut değil, bir yoldu.

Bir sonraki adımın başlangıcıydı.