11. bölüm · Tek Başına
Bölüm 11 : Gölgenin İsmi
Sabah, gri bir sessizliğin içinde doğdu. Ev sanki uykuda değil, nefesini tutuyordu. Luna gözlerini açtığında bir an nerede olduğunu hatırlayamadı; kabusların bıraktığı o yapışkan karanlık hâlâ boğazına yapışmış gibiydi. Tavana baktı, birkaç saniye kıpırdamadan. Göğsü hızlı inip kalkıyordu.
Rüyasında yine aynı yüz vardı. Gözleri karanlık bir boşlukmuş gibi duran adam. Her seferinde daha net görünüyordu. Ve bu, kim olduğunu bilmediği birine göre çok ürkütücüydü.
Yatağın ucuna oturdu. Elini alnına götürüp derin bir nefes aldı.
“Bu normal değil…” diye fısıldadı, sanki biri duymaktan korkar gibi.
Koridor sessizdi. Aras’ın kapısı kapalıydı. Onun sessizliği, Luna’nın zihnini daha da gergin yapıyordu. Aras dün gece biriyle konuşuyordu—hayır, konuşmak değil, tartışmak. Duvarları titreten, boğuk ve öfkeli bir tartışmaydı. Aras’ın böyle kayıtsız bir ateş gibi yandığını ilk kez duymuştu.
Luna ayağa kalktı. Adımlarını sürükler gibi mutfağa geçti. Masa soğuktu, sandalye ölü bir ağırlık taşıyordu. Oturdu ama zihni hâlâ karanlıkta dolaşan seslerin arasında sıkışmıştı.
Az sonra koridorda bir kapı açıldı. Ayak sesleri. Aras’ın yürüyüşünün tanıdık sertliği.
Luna bunu duyduğunda boş bir anlık korku hissetti. Sanki dün geceki öfkesinin kalıntısı hâlâ havada asılıymış gibi.
Aras mutfağa girdiğinde gözlerinin altı hafif çökmüştü. Saçları dağınıktı, yüzü uykusuzdu ama o hâlâ kendini dik tutmaya alışkın biriydi. Gözleri bir an Luna’ya kaydı. O kadar kısa bir andı ki, bakışlarında sakladığı binlerce şey fark edilmeden kayboldu.
“Uyandın,” dedi.
Bu cümle ne şefkatliydi, ne de umursamaz. Arasında sıkışmış bir tondu.
Luna sadece başını salladı.
“Sen?” dedi Luna.
“Bir süredir ayaktayım.”
Cevabı olabildiğince nötr tutmaya çalışıyordu.
Luna dudağını ısırdı. “Dün gece… biriyle tartışıyordun.”
Aras’ın çenesi belli belirsiz kilitlendi.
Kısa bir sessizlik.
Sessizlik, bir cevaptan daha fazla şey söylüyordu.
“Evet,” dedi sonunda.
Tek kelime. Soğuk değil, dikkatli.
“Kiminle?”
Aras gözlerini Luna’dan çekti. Yalan söylemek üzere değil, gerçeği saklamak üzere çevirmişti bakışlarını.
“Önemli biri değil.”
“Sesini duydum,” dedi Luna sakin ama keskin bir tonla. “Önemsiz biri gibi gelmedi.”
Aras, Luna’nın bu cümlesine bir an durdu. Bir şey söylemek istedi ama kelimeler boğazında düğümlendi. Sonunda nefes verdi.
“Evet… senin için bağırıyordum,” dedi alçak bir sesle.
Luna bir an gerçekten ne diyeceğini bilemedi. İçinde kocaman bir soru işareti büyüdü. “Benim için mi?”
Aras başını hafifçe eğdi. “Evet.”
“Peki neden?”
Sorunun ağırlığı mutfağın havadaki soğukluğunu daha da belirginleştirdi.
Aras kısa bir an sustu. Gözleri Luna’ya döndüğünde yüzünde açıkça görülür bir çatlak vardı—duygularını tutmakta zorlanan bir insanın çatlağı.
“Çünkü biri…” diye başladı.
Sonra durdu.
Sanki dilinin ucunda duran şeyi söylemesi mucize olurmuş gibi.
“…sana zarar vermekten bahsetti.”
Luna’nın kalbi hızlandı. “Kim?”
Aras yanıt vermedi. O kadar uzun süre vermedi ki Luna eliyle bardağın kenarını kavrayarak parmaklarını sıkılaştırdı.
Aras konuyu keskin bir hareketle değiştirdi. “Kahve ister misin?”
“Konuyu neden değiştiriyorsun?” dedi Luna hemen, gözlerini kısmıştı.
“Çünkü…”
Aras’ın sesi sertleşti.
“Henüz bilmen gereken bir zamanda değilsin.”
Bu cümle Luna’nın içini daha da kararttı.
“Sen karar veriyorsun yani?”
Aras’ın gözleri Luna’nınkine saplandı.
“Evet. Çünkü neyin tehlikeli olduğunu biliyorum.”
Luna sinirlenmişti. “Benim için karar verme.”
“Sen gerçeği öğrendiğinde geri dönüş olmayacak,” dedi Aras, sesi yumuşasa da tonundaki acılık değişmedi. “Bunu anladığında… keşke bilmeseydim diyeceksin.”
Luna derin bir nefes aldı. “Gerçeği saklamak beni korumuyor, Aras. Daha çok korkutuyor.”
Aras’ın yüzü bir anlık çöktü. Belki de Luna’nın haklı olduğunu biliyordu. Ama doğru olanı seçemeyen bir insanın çaresizliği vardı bakışlarında.
Sonunda Aras elindeki kupayı bıraktı ve yavaşça Luna’nın önüne oturdu.
“Peki,” dedi. “Bana bir şey söyle.”
“Ne?”
“Gerçekten bilmek istiyor musun?”
Sesindeki ton… sanki Luna’nın cevabı kaderlerini belirleyecekmiş gibi.
Luna tam konuşacaktı ki, aniden kendi sorusu aklına geldi. Dün gece aklının köşesine takılan, sabah uyanır uyanmaz hâlâ kafasının içinde gezinen bir soru.
“Bu arada…” dedi Luna, kupanın kenarını parmağıyla çevirerek.
“Soyadın neydi senin?”
Aras’ın yüzündeki ifade tamamen değişti. Bir anda sessizlik çöktü. Gözleri Luna’nın gözlerine kilitlendi. Şaşkınlık, anlam, hafif bir gergin tebessüm… hepsi bir anda belirdi.
“Niye sordun?” dedi Aras, sesi alçalmıştı.
“Bilmiyorum,” dedi Luna. “Sadece… merak ettim.”
Aras yavaşça ayağa kalktı. Çok yakına gelmedi ama mesafe tehlikeli şekilde kısaldı.
Bakışları Luna’nın yüzünde dolaştı.
Sonra alaycı bir tebessüm dudaklarına yerleşti.
Ama bu alay değil; içinde kırılganlık saklayan bir meydan okumaydı.
“Neden?” dedi. “Yoksa… almak mı istiyorsun?”
Luna’nın kalbi duracak gibi oldu.
“Ne diyorsun sen?”
Yanakları kızarmıştı.
“Hayır! Saçmalama! Sadece sordum!”
Aras hafifçe gülümsedi.
Sanki Luna’nın verdiği tepkiyi önceden biliyormuş gibi.
“Sadece sordun,” diye tekrarladı Aras yavaş bir sesle.
“Evet… biliyorum.”
Sonra aniden yüzündeki gülümseme silindi. Yere baktı, derin bir nefes aldı.
“Bir gün… belki söylersin,” dedi.
“Neyi?”
“Gerçekten bilmek isteyip istemediğini.”
Luna’nın boğazı düğümlendi.
Aras’ın yakınına geldiği her an, hem güvende hissediyor hem de kalbinin üstüne gölge çöküyordu.
Luna ayağa kalktı. “Ben biraz hava alacağım.”
Aras hemen tepki verdi. “Yalnız çıkma.”
“Ben çocuk değilim.”
“Bu çocuklukla ilgili değil,” dedi Aras keskin bir tonla.
“Dün geceki kabusu hatırla.”
Luna’nın nefesi kesildi.
Kalbi birden hızlandı.
Aras devam etti:
“Onlar uyarı olabilir. Sen görüyorsun, Luna. Senin gördüklerin—normal değil. Ve seni bulmak isteyen biri var.”
Luna’nın sesi titredi. “Bunu nereden biliyorsun?”
Aras yanıt vermedi.
Gözleri, Luna’nın gözlerinden kaçtı.
“Aras…” dedi Luna, sesi yumuşak bir fısıltı gibi. “Benden ne saklıyorsun?”
Aras cebine atılan eliyle istemsizce bir şey kontrol etti. Bir dosya… bir anahtar… bir kağıt.
Sakladığı şey oradaydı.
“Seninle ilgili bir şey,” dedi Aras nihayet.
“Sana zarar verecek bir şey.”
“Benimle ilgili?”
Luna’nın gözleri büyüdü.
“Lütfen. Doğruyu söyle.”
Aras gözlerini kapadı. Birkaç saniye… sanki içindeki bir savaşın ortasında kalmış gibi.
Sonra açtı gözlerini.
Bakışlarında hem karanlık hem acı vardı.
“Hazır değilsin,” dedi.
Luna’nın yüreği bir an durdu.
Aras Luna dışarı çıkarken kıpırdamadı. Sadece sessizce izledi.
Kapı kapanmadan önce söylediği son cümle:
“Bir gün soracaksın… ve ben o zaman cevap vereceğim.”
Luna’nın parmakları kapının soğuğunda titrerken Aras’ın sesi hâlâ kulaklarındaydı:
“Ve o gün geldiğinde… hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”
