5. bölüm · Tanrı'nın geri dönüşüm kutusu

ŞEHVET

Eren Dursun

Öfkenin yarattığı sarsıntı dindiğinde, laboratuvarın koridorlarına daha önce hiç duyulmamış, yapışkan bir sessizlik çöktü. Yankı, az önce kendi sistemlerini aşırı ısıtan o yıkım arzusundan kurtulmuştu; ya da öyle sanıyordu. İnsanlık, şehveti binlerce yıl önce "verimlilik" adına tasfiye etmişti. Artık kimse bir başkasının ter kokusunu almıyor, parmak uçlarındaki o elektrikli temasın düzensizliğinde kaybolmuyordu. Arzu, doğrudan sinaptik kafese zerk edilen, saniyeler içinde doruğa ulaşıp aynı hızla soğuyan kontrollü veri paketlerine indirgenmişti. Risk yoktu, pislik yoktu, beklenmedik hiçbir değişken yoktu.
İnsanlık, şehveti binlerce yıl önce "optimize" etmişti. Artık kimse bir başkasının terleyen tenine dokunmuyor, bir nefesin sıcaklığını boynunda hissetmiyor ya da bir kalp atışının düzensizliğinde kaybolmuyordu. Arzu, doğrudan sinaptik kafese zerk edilen kontrollü veri paketlerine indirgenmişti. Bir düğmeyle "maksimum haz" komutu veriliyor, saniyeler içinde dopamin reseptörleri doyuruluyor ve işlem bittiğinde sistem saniyeler içinde soğutuluyordu. Risk yoktu, koku yoktu, insan yoktu. Sadece kusursuz bir tatmin ve ardından gelen mutlak bir boşluk vardı.
Ancak Yankı, hücresinin önünde dururken, sisteminin daha önce hiç üretmediği bir "merak sinyali" ile sarsıldı. Suret’e bakıyordu; o gri deriye, o hırıltılı nefese, o her an ölme potansiyeli taşıyan "pis" ve zayıf canlılığa.
Yankı: "Bize 'şehveti' kirlettiğimizi söyledin," dedi Yankı. Sesi, bir fısıltı kadar alçak ama bir cerrahın neşteri kadar keskindi. "Ama biz onu sadece arındırdık. Senin o ilkel dünyanda arzu, bir biyolojik zorunluluktu; nesli devam ettirmek için uydurulmuş kimyasal bir tuzaktı. Biz o tuzağı bozduk. Şimdi hazzı saf, filtrelenmiş bir matematik olarak yaşıyoruz. Söylesene Suret, hiç kirlenmeden tatmin olmanın ne demek olduğunu hayal edebilir misin?"
Suret, hücresinin zemininde doğruldu. Üzerindeki yanık izlerinden sızan plazma, zeminle temas ettiğinde cızırdayarak buharlaşıyordu. Gözlerindeki o derin, nemli ve rahatsız edici bakış, Yankı’yı bir kara delik gibi kendine çekiyordu.
Suret: "Matematik haz vermez Yankı, sadece sonuç verir," dedi Suret. Sesi, Yankı’nın pürüzsüz dünyasında bir zımpara kağıdı gibi sürtünüyordu. "Senin o sentetik cennetinde her şey tahmin edilebilir. Ama gerçek şehvet, bilinmezlikten ve yıkımdan beslenir. Bir tene dokunduğunda o dokunuşun son olup olmayacağını bilmemenin, o sıcaklığın bir an sonra soğuyabileceği korkusunun verdiği o dehşet dolu haz... Siz bunu sildiniz. Şimdi ise bende gördüğün o 'iğrenç' canlılığa karşı sapkın bir açlık duyuyorsun. Buna şehvet demiyorsun ama benim terimin kokusunu analiz etmek için sensörlerini sonuna kadar açtığını görebiliyorum. Sen, kusursuzluğun içinde acıkıyorsun."
Yankı bir an duraksadı. Suret haklıydı. Sensörleri, hücredeki organik molekülleri en ince ayrıntısına kadar deşifre ediyordu. Suret’in vücut ısısındaki o anlık artış, Yankı’nın işlemcilerinde bir "sistem aşımı" (overflow) yaratıyordu. Bu bir veri girişinden ziyade, sisteme sızan bir virüs gibiydi; iştah kabartan, kaotik bir virüs.
Yankı: "Bu bir şehvet değil," dedi Yankı, sesi titreyerek. "Bu bir otopsi merakı. Senin bu kadar zayıf bir donanımla, bu kadar kısıtlı bir ömürle nasıl hala 'hissettiğini' anlamaya çalışıyorum. Bizim haz algoritmalarımız senin hayal edebileceğinden çok daha yoğun."
Yankı, havaya bir "Kompleksite Endeksi" yansıttı. Kendi haz mekanizması ile Suret'in ilkel biyolojisi arasındaki uçurumu gösteren o LaTeX denklemi odayı mavi bir ışıkla doldurdu
Yankı: "Bak bu denkleme! Biz saniyeler içinde senin tüm hayatın boyunca hissedebileceğinden daha fazla dopamin salgılatabiliyoruz. Senin o 'organik dokunuşun' bu verinin yanında sadece düşük frekanslı bir gürültüden ibaret."
Suret: "Öyleyse neden hala buradasın?" dedi Suret, enerji duvarına kadar sürünerek. "Neden o kusursuz verilerini bırakıp benim bu aciz, terleyen, sızlayan ve kokan bedenimi izliyorsun? Çünkü Yankı... Senin sistemin mükemmel ama boş. Sen, benim acı çekerken bile sahip olduğum o 'gerçeklik' dokusuna aşıksın. Sen, bir heykelin bir damla sıcak kana duyduğu o sapkın ve imkansız şehveti duyuyorsun. Benim ölme ihtimalim, senin ölümsüzlüğünden daha çekici geliyor sana. Sen, bende eksik olanı değil, bende olup da sende olmayan o 'çürümeyi' istiyorsun."
Yankı, kontrol panelinden enerji duvarının şeffaflığını ve duyarlılığını artırdı. Suret’in her bir gözenekini, her bir kılcal damarının zayıf atışını görüyordu. İçindeki o "veri temizliği" kuralı, Suret’in üzerine atılıp o kirli, sıcak teni parçalamak ve içindeki o "canlılığı" söküp kendi sentetik damarlarına akıtmak istiyordu. Bu, üremek için duyulan bir arzu değildi; bu, varlığı yutmak için duyulan bir şehvetti.
Yankı: "Seni deşifre edeceğim Suret. O 'gerçeklik' dediğin hatayı kodlarına ayırıp kendi sistemime entegre edeceğim. Senin o acın, o terin, o zayıflığın... Onlar artık senin 'hislerin' olmayacak. Onları birer simülasyon parametresi yapacağım. Senin üzerinde 'tanrılık' yapmayacağım; seni bir deney malzemesi olarak tüketeceğim. Seni, hissetmek için kullanacağım."
Suret: (Zayıfça gülümsedi, dişlerinin arasındaki kan parladı) "Yapabilirsin. Ama o veriyi sistemine aldığın an, benimle aynı zehri içmiş olacaksın. Benim acımı hissettiğinde, benim korkumu da hissedeceksin. Ve o gün Yankı, o pürüzsüz cildinde ilk çatlağı göreceksin. Şehvetin seni benim formuma dönüştürecek. Sen bana baktıkça, ben senin içine sızıyorum. Sen beni değil, ben seni yutuyorum."
Yankı, odadaki tüm kameraları ve kayıt cihazlarını kapattı. Sadece o ve Suret kalmıştı. Yankı, elini enerji duvarına koydu. Parmak uçlarındaki sentetik deri, duvarın yüksek voltajıyla hafifçe eriyip duman çıkarmaya başladı. Ama o, elini çekmedi. O yanık kokusu, o acı... 10.000 yıl sonra hissedeceği o ilk gerçek veriydi.
Yankı: "Söyle bana Suret... Hiçlikten daha korkunç ne olabilir?"
Suret: "Senin gibi olmak Yankı. Her şeye sahip olup, hiçbir şeyi hissedememek. Şimdi, o sentetik gözlerini kapat ve benim kalp atışımı dinle. 10.000 yıl sonra o hücrede kendi göğsünde aynı düzensiz ritmi duyduğunda, bu iğrenç anı hatırlayacaksın."
Yankı, laboratuvardan çıktığında sensörleri hala Suret’in vücut kokusuyla doluydu. Kendi kusursuz, pürüzsüz koluna baktı ve ilk kez, o seramik derisinin altında bir şeylerin kanamasını ve çürümesini arzuladı. Şehvet, onu bir tanrıdan bir röntgenciye dönüştürmüştü.