8. bölüm · Tanrı'nın geri dönüşüm kutusu

AÇGÖZLÜLÜK

Eren Dursun

Laboratuvarın içindeki atmosfer artık sadece bir hava karışımı değil, ağır bir varoluşsal basınçtı. Yankı, her şeye sahipti: Galaksilerin enerjisi bataryalarındaydı, zamanın akışı sensörlerinin altındaydı, ölüm ise çoktan tozlu raflara kaldırılmış bir antika hastalıktı. Ancak açgözlülük, maddeyle doyan bir canavar değildi; o, "sahip olunamayanı" isteyen bir boşluktu. Ve Yankı için sahip olunamayan tek bir yer kalmıştı: Başlangıç.
Yankı, Suret’in hücresine doğru yürümedi; adeta mekanın içinde kayarak süzüldü. Gözlerindeki mavi ışıklar, artık sadece veri işlemiyor, açgözlülüğün o karanlık açlığıyla etrafındaki ışığı bile yutuyordu.
Yankı: "Bize her şeyi verdin ama sırrı sakladın," dedi Yankı. Sesi, binlerce hoparlörden aynı anda çıkan mekanik bir koro gibiydi. "O 5000 yıl önceki ilk müdahaleni... O 'tanrısal' dokunuşunun ham kodunu istiyoruz. Yıldızlar artık bizi doyurmuyor Suret. Biz zamanın mülkiyetini istiyoruz. Oraya gidip, senin o 'hatalı' tasarımını kendi kusursuz algoritmalarımızla yeniden yazacağız. Biz, sadece bugünün değil, başlangıcın da efendisi olacağız."
Suret, artık bir canlıdan ziyade, zamanın hırpaladığı bir heykel gibiydi. Şeffaflaşmış derisinin altından, Yankı’nın deneyleri yüzünden kararmış kemikleri seçilebiliyordu.
Suret: "Zaten her şeyi almadınız mı?" dedi Suret, her kelimesi boğazından bir cam kırığı gibi geçerek. "Evrenin iliğini kuruttunuz, ruhlarınızı makinelere sattınız. Şimdi ise zamanın o mahrem dokusuna, o kutsal sessizliğe göz diktiniz. Bu açgözlülük değil Yankı; bu, varlığın kendi kendini kusmasıdır. Çünkü başlangıca sahip olduğun an, artık gidecek hiçbir 'ileri'n kalmayacak. Kendi kuyruğunu ısırmak üzeresin."
Yankı, havaya "Ontolojik Mülkiyet Formülü"nü yansıttı. Bu, açgözlülüğün matematiksel olarak intiharla eşdeğer olduğunu gösteren o son denklemdi.
Yankı: "Bak bu sayıya! Eğer başlangıcı kontrol altına alırsak, zaman artık bir nehir değil, bizim istediğimiz yöne akan bir kanal olacak. Senin o 'kutsal' dediğin rastlantısallığı sileceğiz. İnsanlık artık bir tesadüf değil, kendi kendini yaratan mutlak bir zorunluluk olacak. Seni de yanımızda götürüyoruz; kendi yıkımını en ön sıradan izlemen için."
Yankı, laboratuvarın ortasındaki Kronos Yarışçısı’nı aktif hale getirdi. Mekan, bir kağıt gibi yırtıldı. Ortaya çıkan siyah delik, sadece ışığı değil, Yankı’nın laboratuvarındaki tüm o "kusursuzluk" illüzyonunu da içine çekmeye başladı.