TAKINTI kitap kapağı

9. bölüm / 8

TAKINTI

İğrenç hatıralar

Yazar: İyibir Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 8Şu an: İğrenç hatıralar

Edward, simsiyah saçlı kadının boğuk sesiyle irkildi. Ama yerinden kıpırdamadı. Kadın ayağa kalkarken kucağındaki votka şişesi yere düştü, camlar tuzla buz olup odaya yayıldı. Yavaş adımlarla, duvar kenarında küçülmüş Edward’a doğru yürüdü. Çocuğun ince bedeni titriyordu. En sonunda göz göze geldiler.

Kadının mavi gözlerinde yaşamdan eser yoktu; kızarmış, kupkuru bakışları sadece ölü birine ait olabilirdi. Eğildi, Edward’ın hizasına indi. Elleri yavaşça uzandı.
— “Sen beni bırakmayacaksın… değil mi? Nikolas gibi gitmeyeceksin?” dedi, sesi endişe ve umutsuzlukla titreyerek.

Edward, kadının sarılışında yoğun alkol kokusunu hissetti, midesi bulanıyordu. Kadın, ellerini Edward’ın kollarında gezdirdi ve birden tırnaklarını etine geçirdi. Sıcak kan, çocuğun zayıf kollarından süzülmeye başladı. Edward’ın gözleri yanıyordu, ama yine de ağlamadı. Kadın daha da bastırdı, acıyı bir ibadet gibi büyütüyordu:
— “Nikolas… Nikolas! Neden bıraktın beni?”

Edward bu ismi duymaya tahammül edemezdi. O adam onun babasıydı, ama nefretten başka bir şey hissetmiyordu.

Oda, kan ve likör kokusuyla boğulmuştu. Kadın birden tırnaklarını çektiğinde Edward’ın canı öyle yandı ki gözlerinden bir damla yaş süzüldü. Kadın, kanlı elleriyle oğlunun yüzünü kavradı:
— “Oğlum… Aynı babana benziyorsun. Tanrı beni kutsamış olmalı… Bana küçük bir Nikolas verdi.”

Kadın boynuna sarıldı, nefesini kesercesine sıktı:
— “Sakın sevdiğini bırakma… Baban gibi olma! Gitmek isterse zincirle, kaçamasın. Gerçek aşk budur; asla bırakmamaktır! Beni anladın mı?”

Edward, annesinin kollarında nefessiz kalıyor, gözlerinden yaşlar damlıyordu. Kadının boğuk sesi kulağına saplandı:
— “Sakın bırakma… Baban gibi olma…”

Edward ter içinde sıçrayarak uyandı. Hepsi bir kabustu. Ama kolayca unutulacak bir rüya değil; geçmişin karanlık bir lekesiydi. Annesi.

Uzun süredir bu kâbusu görmemişti. Annesini hatırlamak istemiyordu. Bir zamanlar ünlü, güzelliğiyle zirveye çıkan bir oyuncuydu. Ama sonra Nikolas’la tanışmıştı. Aşk denilen çamur, onu zirveden çekip bataklığın dibine sürüklemişti. Hamile kaldığında Nikolas çoktan arkasına bakmadan gitmişti. Kadın ise yalnız, sahnelerden düşmüş, kucağında sadece Edward’la kalmıştı. Edward’ın dedesi zengin bir iş adamıydı. Kızının düştüğü hâli gördüğünde, onun bu çukurdan kendi başına çıkamayacağını anlamıştı. Çözüm olarak onu başbakanla evlendirdi. Böylece kızının itibarı geri kazanılmış, aile yeniden güç ve zenginliğini geri kazanmıştı .

Edward, bolluğun içinde büyüdü. Lüks evler, pahalı kıyafetler, önüne serilen imkânlar… Ama tüm bunların içinde tek bir eksik vardı: ona sevgi verecek bir yürek. Hayatı, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünüyordu ama içindeki boşluk her geçen gün büyüyordu.

Sabah güneşi odasına sızarken Edward, aynanın karşısında üniformasının düğmelerini ilikledi. Saçlarını özenle taradı, yüzünde belli belirsiz bir yorgunluk vardı. Kravatını bağlarken düşünceleri annesine, dedesine, ardında bıraktığı o kanlı kâbuslara kayıyordu. Sevgiye aç kalmış bir çocuk, en pahalı evlerin duvarları arasında bile yalnız olabilirdi.

Çantasını alıp kapıya yöneldiğinde yüzüne soğuk bir ifade oturdu. Okul onun için yalnızca bir sahneydi; herkes rolünü oynuyor, Edward da payına düşeni yapıyordu.

Hızla merdivenlerden indi bugün kendinde değil gibiydi. Onu okula götürücek olan araba Malikanenin önünde onu bekliyordu. Şöföre birşey söylemeden bindi. Siyah aracın camları koyuydu, içeride Edward başını cama yaslamış, gözlerini kapatmaya çalışıyordu. Bedeni halsizdi; boğazındaki yanma her nefes alışında daha da artıyordu. Şoför arabayı okulun önünde durdurduğunda Edward tek kelime etmeden kapıyı açtı, ağır adımlarla indi.

okulun arkasındaki çınar ağacına yöneldi.
Edward yolda yürürken başı ağırlaşıyor, boğazındaki yanma daha da şiddetleniyordu. Adımlarını sürüklercesine atıyor, kalabalığın içinde yalnızlığını daha derinden hissediyordu. Bedeni güçsüzleşiyor, nefesi düzensizleşiyordu. Birkaç kez durmak zorunda kaldı; alnından süzülen soğuk ter gözlerine karışıyordu. O hâlde bile kimse yanına yaklaşmıyor, sanki görünmez bir duvar onun çevresini örüyordu.
Gölgenin altına sığındığında dizlerinin bağı çözülüyor gibiydi. Nefesi kesik kesik çıkıyor, teni solgun bir beyazlığa bürünüyordu. Omuzları titriyor, soğuk ter alnından süzülüyordu.
Edward başını eğmiş, titreyen nefesleriyle sessizce ayakta kalmaya çalışırken birden ince bir dokunuş yüzüne değdi. Başını kaldırdığında Emili’nin gözleriyle karşılaştı. Emili, şefkatle Edward’ın yüzünü avuçlarının arasına almıştı. O an Edward, karşısında annesini gördü — kanlı eller, sarhoş nefes, umutsuzca ona sarılışı. Gözlerinden istemsiz bir damla yaş süzüldü.

Emili, hiçbir şey söylemeden Edward’a sarıldı. Bu ani sarılış, Edward’ın içindeki zincirleri kırdı. O da kollarını kaldırıp Emili’yi sımsıkı sardı, sanki düşerse onu da beraberinde sürükleyecekmiş gibi.

O an kararını verdi: Emili artık sadece ona ait olmalıydı. Onu kimseye bırakmayacak, asla kaybetmeyecekti. Tıpkı annesinin söylediği gibi, “Gerçek aşk asla bırakmamaktır.”

Emili'nin sıcacık sesi Edward'ın kulağına pürüssüz bir ninni gibi geldi. " Edward noldu iyimisin? " Edward bırakmak istemesede Emili'yi rahatsız etmemek için bıraktı. " İyiyim sadece kahvaltı yapmadım " Emili içi rahatlamış gibi nefes verdi " Açlığa bu kadar fazla dayanamıyorsan yemek yemelisim aptal! " Emili Edward'ın gömleyinden tuttu ve onu çekiştirmeye başladı tabiki bu Edward'ı yerinden bile kıpırdatmadı. Fakat bu davranışı Edward' a bi pamukşeker kadar tatlı geldi.
" Çekiştirme tatlı tilki. " Emili sinirli bir sesle " Yürü o zaman hasta maymun! " Küçük laf sokmalarla kantine kadar geldiler. Kantinde herkes onlara bakıyordu fakat ikisininde bu umrunda değildi beraber kahvaltı yapıcakları sırada pis bir parazit aralarına girdi ; Tomas " Emiliii günaydınn" Tomas Emili'nin omzuna elini koydu. Edward bu yakınlığa kızdı fakat belli etmedi ve önündeki tostu yemeye devam etti Emili arkasını döndü " Günaydın " ve Tomas'a ellerini çekmesi için bi işaret verdi. Tomas hızla ellerini arkasına aldı. Emili, Tomas’la birkaç kelime konuşmak için Edward’dan uzaklaşınca Edward’ın göğsünde bir kıskançlık yangını yükseldi. İçinde tek bir düşünce vardı: onu uzaklaştırmak tabikede bu kendi yöntemiyle olucaktı.

Laboratuvar sessizdi. Raflardaki şişeler, beyaz floresan ışığın altında sanki Edward’a bakıyordu. Yavaşça içeri girdi, eldivenleri taktı. Kalbi hızla atıyordu; gözleri etiketlerde gezindi.

Cam şişelerde yazılar netti: Sodyum siyanür, hidroklorik asit, etanol, sülfürik asit…

Her biri tek başına bile tehlikeliydi. Ama Edward’ın aklı başka bir ihtimaldeydi: “Bunları birleştirirsem… tek bir yudumda nefesi kesilir. Sessiz, hızlı bir ölüm.”

Titreyen elleriyle şişeleri tek tek açtı. Cam beherde saydam sıvılar birbirine karışırken ince bir duman yükseldi. O duman boğazını yakıyor, gözlerini sulandırıyordu. Burnuna keskin, metalik bir koku doldu.

Edward, başını geri çekti, dudaklarının kenarında karanlık bir gülümseme belirdi. Beherin içindeki sıvı, masum bir su gibi görünüyordu. Oysa Edward biliyordu: bu, aslında ölümün ta kendisiydi.

Cam şişeyi kapatıp ceketinin cebine sakladı. Parmakları hafifçe titriyordu, ama yüzünde kararlı bir ifade vardı.

“Artık kaderini ben belirleyeceğim.”Edward şişeyi sıkıca kavrayarak laboratuvardan çıktı. İçinde taşıdığı berrak sıvı dışarıdan bakıldığında sıradan bir suyu andırıyordu. Ama Edward’ın bakışları, bunun ne kadar ölümcül olduğunu biliyor olmanın verdiği gizli hazla parlıyordu.

Okul kantinine uğradı. Soğuk içeceklerin dizildiği dolabı açtı ve portakal suyu kutusunu aldı. Kenara geçip cebinden çıkardığı küçük şişeyi yavaşça açtı. Çevresine bir göz attı; kimse bakmıyordu. Şeffaf sıvıyı bardağa boşalttığında, portakal suyunun turuncu rengiyle kolayca kaynaştı. Hiçbir fark yoktu. Sanki normal bir meyve suyuymuş gibi görünüyordu.

Edward bardağı eline aldı ve Tomas’ı bulmak için yürüdü. Kantinde kahkahalarıyla dikkat çeken Tomas, arkadaş grubunun ortasındaydı. Edward sessizce yanına yaklaştı, yüzünde belli belirsiz bir tebessümle bardağı uzattı.

— “Günün aydın olsun, Tomas. Fazladan almıştım, sana lazım olur belki.”

Tomas, böylesi nezaket dolu bir tavrı hiç beklemiyordu. Önce şüpheyle baktı, sonra kadehi alırken dudaklarını kıvırdı.

— “Hmm… Ne bu? Sen bana mı ikram ediyorsun? Bana sinir oldunu sanmıştım.”

Edward hiçbir şey söylemedi. Yalnızca hafifçe başını salladı. Tomas kahkahasını bastırarak teşekkür etti, bardağı masanın kenarına bıraktı ve yeniden arkadaşlarıyla konuşmaya devam etti.

Edward’ın gözleri bardağın üzerinde sabitlenmişti. Her an dudaklara değmesini, sıvının boğazdan kayıp gitmesini bekliyordu. Ama aynı anda aklının bir köşesinde Emili belirdi. Onun gülüşü, bakışları, ve biraz önce Tomas’a nasıl sıcak davrandığı… Edward’ın sabrı incecik bir ipte asılı kalmıştı.
Edward, mutlu bir ifadeyle Emili’nin yanına gitti. Yüzünde sahte bir rahatlık vardı, ama gözlerinde gizlediği fırtına çok netti.

— “Peki bu akşam planı nerede yapacağız?” diye sordu, hafif alaycı bir tebessümle.

Emili dudaklarını büzdü.
— “Aslında Tomas’la konuşmam lazım… Onunla planımız var.”

Edward’ın yüzünde kısa bir an sessizlik oldu. Ardından alaycı bir kahkaha attı:
— “Yani… Tomas’tan hoşlanmayamı başladın yoksa?”

Emili gözlerini devirdi, sesi buz gibi çıktı:
— “Onu kullanıyorum, Edward. Bir piyon gibi… eyer yakalanırsak bütün suçu ona yıkıcam

Edward’ın yüzü gerildi. İçindeki kendisine karşı biröfke kaynamaya başladı. Bir şeyleri yanlış anladığını inamıyordu hızla kantine doğru koşmaya başladı. Kalabalığın arasından geçerken nefesi düzensizleşti, kalbi göğsünü dövüyordu.

Tam o sırada Tomas’ın elindeki bardağı dudaklarına götürdüğünü gördü. Edward hızla yetişti, bardak Tomas’ın elindeyken onu kapıp aldı.

— “Dikkat et,” dedi soğukkanlı bir sesle, “yanlış içeceği almışsın. Kas ilacım vardı içinde… sana zarar verebilirdi.”

Tomas şüpheyle baktı, gözlerini kısarak sordu:
— “Beni zehirlemeye mi çalışıyordun yoksa?”

Edward, dudaklarında neredeyse şeytani bir gülümsemeyle bardağı kaldırdı.
— “Eğer öyle olsaydı… bunu yapar mıydım?”

Sonra tek yudumda içeceğin büyük kısmını içti. Tomas’ın yüzü dondu, etraftaki birkaç kişi de şokla bakakaldı. Edward, hiçbir şey olmamış gibi bardağı masaya bıraktı ve kantinden uzaklaştı. Çıkarken boş bardağı çöpe attı.

Koridora vardığında başı dönmeye başladı. Nefesi hızlandı, alnından ter süzüldü. O kadarını hesaplamıştı: bu doz onu öldürmeyecekti ama vücudunu sarsacaktı. Hemen telefonunu çıkardı ve şoförünü aradı.
— “Gel beni al… hemen.”

Okulun kapısına vardığında ayakta zor duruyordu. Tam o anda Emili koşarak geldi. Edward’ın yüzüne baktı, solgunluğunu görünce kaşlarını çattı.

— “Sen iyi değilsin!” dedi. Edward tam bir mazeret oluşturacağı sırada “ Bekle Tomas’la randevumu iptal ediyorum, seninle gelicem.”

Edward, gözlerini kaldırıp Emili’ye baktığında kalbinde bir sıcaklık yayıldı. O an, acı bile umursanmazdı. Emili onu bırakmıyordu.

Araca bindiklerinde Emili, hafifçe gülümseyerek yanına sokuldu.
— “Meğer zengin bir maymunmuşsun… özel şoför, lüks araba. Klasik.”

Dalga geçiyordu, ama Edward’ın yüzünde tarifsiz bir mutluluk vardı. Çünkü Emili, ilk defa onu seçmişti. Hem Tomas’tan, hem de okuldan vazgeçip onun yanına gelmişti.

Edward, başını cama yasladı, gözleri kapanırken dudaklarında küçük bir tebessüm belirdi bu mutluluk ilk defa önemsenmenin mutluluydu.

Bölüm sonu ❤️🔥❤️🔥Yyaaa nededim yorumlarınız bana destek demedimi bol bol yorum yazmayı unutmayın balarımmm görüşürüzz. Sizi çokk seviyorummm 💞💞
( fotodaki karakteri tanıyo ola bilirsiniz sadece örnek olarak koydum)

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

61okunma 5beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kategoriler ve temalar yükleniyor…