Bölümler 8Şu an: Hasta maymun 🐵
Araba hızla ilerliyor, sokakları ve caddeleri ardında bırakıyordu. Arabanın içi oldukça rahattı fakat Emili, bu konforun içinde gergindi çünkü Edward başını onun omzuna koymuştu. Bu pozisyon Emili için oldukça rahatsız ediciydi; omzu sanki taş gibi ağırlaşıyordu. En sonunda Edward’ın başını kucağına aldı. Edward hâlâ uyanmamış, sakin sakin uyumaya devam ediyordu.
Sarı saçları, pürüzsüz yüzü ve belirgin hatlarıyla Emili’ye tek bir şey düşündürüyordu: Edward, melek yüzlü bir şeytandı. Bunun nedeni basitti. Edward bir satanistti, insanın acı çekmesinden zevk alıyordu. Bu düşünceler zihninden geçtiğinde Emili, Edward’ın saçlarından elini hızla çekti. Ama elini çeker çekmez Edward, refleksle onun elini tuttu ve gözlerini açtı.
Gözleri gümüş gibiydi; neredeyse büyüleyici bir parlaklıkla bakıyordu. Emili, yanaklarının kızardığını hissetti. Edward onun utandığını görünce yavaşça kucağından kalktı, Emili’nin baktığı pencereye çevirdi gözlerini.
— “Benden daha güzel ne var orada?” dedi hafif bir gülümsemeyle.
Emili yanaklarının daha çok kızardığını hissetti fakat geri adım atmadan Edward’ın yüzüne döndü. O an fark etti: aralarındaki mesafe fazlasıyla yakındı. Öyle ki araba hafif sağa ya da sola dönse dudakları birbirine değebilirdi. Ama ikisi de bu mesafeyi bozmadı.
Kısa bir süre böyle kaldıktan sonra Emili, Edward’ın gümüş gözlerine bakarak dudaklarından dökülen sözlerle onun gülümsemesini büyüttü:
— “Yansımam… yansımama baktım.”
Edward yüksek bir kahkaha attı, fakat hemen ardından pişman oldu çünkü boğazı acıyla kasıldı, sanki kocaman bir şeytan dili yutmuş gibiydi. Öksürükle yakınlığı istemeden bozdu ve kendini arabanın koltuğuna bıraktı. Emili ise hızlanan kalbini ve kafasında dolanan kötü, azgın düşünceleri susturabilmek için gözlerini cama çevirdi.
Edward ise gözlerini ondan ayıramıyordu. Normalde insanların çizilmeye değer olmadıklarını düşünürdü; doğa ya da hayvanlar onun için çok daha güzeldi. Ama Emili… Emili farklıydı. Bir gün bir görev tartışmasında fark etmeden onu çizmişti. Ve o günden sonra eline her kalem aldığında sayfalar kendiliğinden Emili ile dolmuştu. Defterleri artık neredeyse tamamen onunla kaplıydı.
Araba büyük siyah kapıların önünde yavaşladı. Kapılar ağır ağır açılırken, Emili gördüğü manzarayla küçük dilini yutacak gibi oldu.
Burası bir evden çok, başka bir dünyaya açılan kapı gibiydi. Beyaz mermer merdivenler ay ışığını yansıtarak gümüş gibi parlıyordu. Her köşede yükselen sütunlar göğe uzanıyor, balkonlardaki sarı ışıklar sıcak bir parıltıyla dışarıya süzülüyordu.
Ama en çok havuz dikkatini çekti. Sanki mavinin en berrak parçası koparılıp buraya konmuştu. Su içten yanıyormuş gibi ışıldıyor, yüzeyinde yıldızlar dans ediyordu. Kenarlardan yükselen hafif buhar, gecenin serinliğine meydan okuyordu.
Edward arabadan indiğinde bu manzara ona sıradandı. Ama Emili’nin, etkilenmemiş gibi yapmaya çalışırken bile büyülendiğini görmek ona eğlenceli gelmişti. Yavaşça onun yanından geçti ve eve doğru yürümeye başladı. Emili de farkında olmadan, annesini takip eden bir yavru ördek gibi arkasına takıldı.
Evin içine girdiklerinde Emili bir kez daha büyülendi. Mermerden oyulmuş melek heykelleri ve ortaçağ tabloları duvarları süslüyordu. Salonun ortasındaki koltuklar bile bakıldığında lüks ve rahatlık yayıyordu.
Tam o sırada siyah takım elbiseli bir adam yanlarına yaklaştı. Emili istemsizce kıkırdadı.
— “Ciddi misin Edward? Uşağın mı var?!”
— “Normal bir şeymiş gibi davran,” dedi Edward, boğuk ve yorgun sesiyle. “Onlar zaten öyle yapıyor.”
Uşak, onları saygıyla selamladıktan sonra sessizce uzaklaştı. Edward merdivenlerden yukarı çıkarken başını çevirip:
— “Gel,” dedi.
Koridor uzun ve sessizdi. Birkaç adım sonra Edward odasının kapısını açtı. Emili içeri girdiğinde nefesini tuttu.
Oda kocamandı. Bir köşede sallanan boks torbası, diğer yanda tavana kadar yükselen kitaplarla dolu bir kütüphane vardı. Pencerenin önünde siyah bir çalışma masası, yan tarafta ise yine siyah tonlarda büyük bir yatak… Duvarlarda posterler, raflarda garip figürler vardı.
Emili istemsizce güldü.
— “Senin odan böyle mi? Gerçekten… beklemiyordum.”
Edward yatağa doğru ilerleyip kendini üzerine bıraktı.
— “Ne bekliyordun peki? Ejderha postları falan mı?”
Emili başını iki yana sallayıp gülümseyerek odayı incelemeye devam etti. Edward ise gözlerini kapatıp midesinin ağrısını bastırmaya çalıştı. Emili incelemesini bitirince onun yanına oturdu.
— “Nasıl bu kadar hasta oldun?” diye sordu.
Edward gözlerini açtı ve yanına doğru kaydı. Kollarını Emili’nin beline doladı. Emili bu hareket karşısında utandı ve kurtulmaya çalıştı.
— “Biraz daha böyle kalsak, tilki?” dedi Edward, küçük bir çocuk gibi.
Emili bu isteği reddedemedi. Ve uzun bir süre öyle kaldılar. Kimse inkâr edemezdi: ikisi de o an çok huzurluydu.
Bölüm etkileşimi
