5. bölüm / 5
Takas🕓
Bölümler 5Şu an: 🕓
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Kurtarıcım?"
Herif yüzüme baka baka benimle dalga geçiyordu. Kurtarıcımmış?
"Çık yoksa birilerini çağıracağım."
"Kimi çağıracaksın?"
"Bağırdığımda anlarsın."
"Komiksin."
Durum iyice sinirimi bozmaya başladı. Bu kendini ne sanıyor ki? Artık sabrım filan kalmamıştı. Yattığım yerde iyice doğrulup gözlerinin içine baktım.
“Ölmemi mi istiyorsun?”
Etrafımda sürekli benden bir şey isteyen insanlar var. Ben bundan yoruldum. Her şey bitsin ki… Evime dönebileyim. Belki… Bir ihtimal hani. Ölürsem bu kabus biter.
“Hayır.”
Gözlerini benden ayırmamıştı. Keskin bir “hayır” beni ikna eder mi sandı?
“Peki öyle olsun. O zaman çık git.”
Ellerini kavuşturup gülümsedi.
“Az önce sana zarar vereceğimi düşündüğün için beni “bağırmakla” tehdit ettin? Şimdi de seni öldürmemi mi istiyorsun?”
Vücuduma yayılan ölüm sessizliği zihnimin gürültüsünü iyice ortaya çıkardı. Kalbim atmıyor ama zihnim hiç olmadığı kadar çalışıyordu.
“Evet.”
“Ben lamba cini değilim.”
Sorgulayan gözlerle ona baktım ama tek sorgulayan ben değilim gibiydi. O da beni inceliyor bir şeyleri çözmeye çalışıyordu. Sanki beni ameliyat masasına yatırmış her yerimi kesip biçiyordu.
“Ha?”
“Senin isteklerin değil benim isteklerim önemli. Dilek hakkın yok. Eğer cin olacak biri varsa o da sensin.”
Sensin derken işaret parmağını bana doğrulttu tehditkar bir silah edasıyla kalbimi gösteriyordu.
“Ne bokum sallıyorsun lan sen? Cinmiş götüm. Kendince metafor yapacağına istediğini söyle.”
“Cesur laflar ediyorsun.”
“Ya bak çocuk…”
Az önce hareket ettiremediğim vücudum şimdi sinirden gerim gerim gerilmiş ona kilitlenmişti.
“Çok dengesizsin. Çay iç biraz istersen iyi gelir.”
“SENİN ANA-“
“Şşşş.”
Aniden ayağa kalkıp sandalyeye astığı siyah ceketini giydi. Fermuarını çekerken gözleriyle odayı tarıyordu.
“Neyyyse! şimdi asıl işimizi yapalım değil mi?”
Telefonu al.
Zihnimde beliriveren iki kelime harekete geçmeme yetti. Sanki zihnimin içinde başka biri yaşıyor, bana verdiği komutları itaatsizlik etmeden uygulamamı sağlıyordu. Zihin komutanı gibi.
Yere düşürdüğüm telefona uzanırken oldukça hızlıydım ama zihnime gelen yeni emir oradan hemen kaçmam gerektiğini söylüyordu: Hayatta kalma içgüdüm. Vücudumu sanki dondurmuşlar hareket edersem kırılacak gibiydi. Bir çift göz hücrelerimdeki enerjiyi dağıttı, onları korkuttu. Sonunda içi boş hücre zarlarımla ben kaldım. Savunmasız, ölü bedenlerle kaskatı kesildim.
“Kendini çok zeki mi sanıyorsun ne?”
Yeşil gözleri bana enerjimi tekrar bahşettiğinde kafamı kaldırıp ona baktım. Çoktan eline telefonu almış büyük keyifle bana bakıyordu.
“Daha tanımadığın insanların telefonları bu kadar umurunda mı gerçekten? Onlara neden 40 yıllık dostun gibi inanıyorsun?”
Ter içinde kalmış, göz teması kurmakta zorlanıyordum.
“Ben senin yerine cevap vereyim.”
Yüzümle arasında 5 cm kalana kadar yaklaştı. Yavaş hareketlerle eğilip gözlerime baktı.
“Aptal bir piyonsun ya ondan.”
Pençeleriyle son darbeyi vurmuş, akciğerlerimi söndürmüştü. Oksijen bana haram olmuş gibi nefes nefese ondan uzaklaştım.
“Sen kendini toparla sonra şahın için ölmeye gidersin piyoncuk.”
“Sen… N… Ne… Naptı…”
Ben konuşana kadar çoktan çıkmıştı. Perdeyi sallayan rüzgarı hala odada, beni kovalıyordu. Hani karabasan gelir, nefesinizi keser sonra da gider ya. Tam olarak öyle olmuştu. Yorganı üzerimden itip cama koştum. Su yüzeyine çıkmaya çalışıyor gibiydim. Camı açıp havadaki her şeyi içime çektim. Birkaç dakika perdeyi sıkıca tutup sakinleşmeyi bekledim, sakinleştikçe ağrılarım belirginleşti. Ama biri vardı ki gıdıklıyordu da.
Başımı koluma çevirince etime kanca gibi tutunan serum iğnesini gördüm. İğnenin ucu yamulmuş, olta gibi beni yakalamıştı. Hareket ettikçe görüntü iğrençleşiyor, yerdeki kan serum karışımı sıvı büyüyordu. Acıdan homurdanarak iğneyi çıkardım, çıkarırken beraberinde etimin bir kısmını da götürmüştü.
“Balıklara güzel yem olur.”
Sinirden kendi yaptığım saçma espiriye kahkaha atıyor, bir yandan da koluma elimle sıkıca baskı yapıyordum. Gürültü duyanlar birazdan buraya doluşurdu.
“Gitmeliyim. Bu boktan yerden gitmeliyim.”
Şimdi de kendi kendime mi konuşuyordum? Harika hmmm. Delirmemi saymazsak az önceki piç bazı şeylerin farkına varmamı sağladı.
Ben gerçekten niye onlara güveniyordum? Önceki hayatımda da böyleydim kesin. Hep birilerinin himayesinde, kontrolünde. Kafesin içinde tutulması gereken bir hayvanmışım gibi.
Üstümdeki hastane kıyafetlerini hızlıca çıkarıp eskilerimi giydim. Yanıma alacağım hiçbir şeyimin olmaması iyiydi bana yük olurlardı. Az önce yaşamak için gittiğim pencereye şimdi ölümüm için gidiyordum büyük ihtimalle. Binanın 2. Katındaydım neyseki. Tek yapmam gereken camdan atlayıp aşağıdaki çöplerin üzerine düşmekti. Ahahaha sorun yok ölümüm benim elimden olsun sorun olmaz. Kaderimi bir ben mahvedeyim kimse burnunu sokmasın.
“Uff… Bir… İki… Ü- AAAAAAAAAH!”
Anne sanırım uçuyorum. HAYAT KISA KUŞLAR UÇUYOR.
Bölüm etkileşimi
