3. bölüm / 5
Takas3
Bölümler 5Şu an: 3
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Tamam tamam adını söylemek zorunda değilsin sonuçta yeni bir adın olacak."
Ru sorun bu mu? 17 yıldır kullandığım adım, benim kimliğim, varlığıma atfedilen ismimi bilmiyorum hatırlayamıyorum.
Adımı hatırlayamam başka şeyleri fark etmeme de sebep oldu. Benim annem kim? Benim babam kim? Benim ailem var mı, isimleri neydi. Kendim hakkımda tek hatırladığım yaşadığım şehir ve yaşım mı?
"Adını merak etmiyor musun?"
"Kimin?"
"Senin."
Dolu gözlerle ona bakıp başımı salladım.
Kulağıma eğildi ve bana fısıldadı.
"Kayra"
Kayra? Türkçe isim ilginç geldi.
"Bu Milandi nasıl oluştu?"
"Ahh yıllar önce belki 100 belki 200 Amerika diye bir ülke vardı. Tabii artık onlardan geriye bir şey kalmadı."
Cebinden sigarasını çıkarıp yaktı.
"Onlardan geriye kalan tek güzel şey aha da bu zehir."
Boğazını temizleyip konuşmaya devam etti.
"İşte bu Amerika Sahra çölünün ortasında bir sıvı keşfetmiş. Adını öz koymuşlar çünkü evrenin özü gibi kutsal bir sıvıymış. Her derde deva, her şeyde kullanılır olmuş."
"Yani burası..."
"Evet Öz' ün kaynağı burada bu yüzden buranın adı Öz."
Amerika 100 yıl önce? Gelecğe mi ışınlandım? Lanet matematik hocası ödevini yapmadım diye beni buraya mı ışınladı?
Ama hayır... Bu vücut bana ait değil. Geleceğe gitsem kendi vücudumda olurdum herhalde.
"Ömer' i sana sordum hatırlıyor musun?"
"Evet neden sormuştun?"
Derin bir iç çekti.
"Eğer Ömer adında birini görürsen ondan uzak dur. Uzun boylu, esmer, yeşil gözlü."
"Neden?"
"İnan bana bilmek istemezsin sadece uzak dur."
Başından beri aklımı kurcalayan bir şey vardı.
"Bana neden yardım ediyorsun?"
"Çok basit... Kayra' yı geri istiyorum."
Bunu söylerken gözlerimin içine baktı. Gerçekten güzel alımlı bir kadın. Kırmızı dalgalı saçlara, sert yüz hatlarına sahip. Bana bir volkanı anımsattı. Sanki yüzündeki kırışıklıklardan akan lavlar saçlarını kızıla boyamıştı.
"Bu arada Kayra' yı tanıman faydana olur buralarda çok tanınır."
"Olur."
"Kayra tam bir şerefsizdi. Herkese surat sallar, herkesi terslerdi. Sert kız rolünü oynamayı severdi. Artıdan ensende 2 çip var: Biri sezgi biri de dil."
"Nasıl yani?"
"Dil, neredeyse herkeste olan sıradan bir çip. Konuşulan her dili anlayabilmeni ve konuşabilmeni sağlar. Sezgi de..."
Sezgi derken bile yüzü zevkten dört köşe oldu.
"Sezgi çok nadirdir hatta yasal olarak piyasalardan kaldırılmıştır. Ona Milandide sahip olan kişi sayısı 100 ü geçmez. Kayra bir kara borsada bu çipi 1 yıl aramıştı. Sonunda bulduğunda onu adamın ensesinden söküp kayıplara karıştı. Onun en büyük avıydı."
Sigarasının sonunu içine çekip yere attı.
"Sezgi; etrafındakilerin duygularını, isteklerini, yerlerini hissedebilmeni sağlar. Mesela şu an nasıl hissediyorsun."
Nasıl hissediyorum? Sıcak... Evet Ru' dan gelen o sıcaklık yerimde duramamama sebep oluyor.
"Sıcak ve sabırsızlık senden dalgalar halinde bu duyguları alıyorum. Bir şey arzuluyorsun... Bir nesne."
"Hahahsha neymiş o?"
Gözlerimi sıkıca kapattım.
"Sanki burada değil. Yakınlarda ama bu evde değil. İçini dolduracak, ateşini düşürecek bi şey."
"Ne olduğunu bilmek ister misin?"
Hınzır bir şekilde gülümseyip ayağa kalktı.
"BİRA TABİKİ HADİ BİR ŞİŞE PATLATALIM!"
Bu ani yükseliş beni korkutsa da gülmemi durduramadım. O kadar trajikomik bir haldeydim ki kahkahalarımla adeta kendimi zorbalıyordum. Kendimle dalga geçer gibi.
"Ben reşit değilim ki."
Tek kaşını kaldırıp elini beline koydu.
"Mal mısın? Reşitlik önemli mi sence? Burada millet anasının karnından şişeyle doğar!"
Gülerek ayağa kalktım.
"Tamam ama Kayra' nın hiç parası yok."
"Ahh Kayra güzel bir iş yaptı o yüzden ben ısmarlıyorum."
*********
Evden 2 sokak ötede bir apartmana girdik. Ru' nun söylediğine göre bana olanlar hakkında bilgi toplamak istiyorsak bu bar tam yeriymiş.
"Öz' deki herkes burada takılır, her tür insanı bulabilirsin. Bir tanıdığım var bu konu hakkında yardımını alabilirsin. Daha sonra da gecelere kadar içeriz!"
"Alabilirsin?"
Elini omzuma atıp beni apartmana soktu.
"Tatlım unutma sen Kayra' sın. Yalnız kurt! Kayra asla başkasıyla çalışmazdı. Özellikle de benle."
Göz kırpıp boğuk müzik sesinin geldiği kapıyı açtı.
**********
Bar tıklım tıklım doluydu. Herkes kahkaha atıyor ellerindeki bardakları sallayıp döküyorlardı. İçeri girdiğimde herkesten aldığım duygu mutluluktu. Bir kişi hariç.
Barın en köşesinde tek başına elinde bardağını çeviren bir adam. Ellilerinde görünen sert yüzü ve yanağındaki boydan boya olan kesik beni korkutmaya yetti. Ağarmış kısa saçları onu askere benzetmeme sebep oldu. Ve ne oldu dersiniz?
"O köşedeki hödükle konuş. Zaten seni tanıyor yani sorun etme."
Omuzlarımdan tutup beni kendine çevirdi.
"Sakın ha başına gelenden birilerine bahsetme bu senin için kötü olur. Bu durum ben sen ve Shogun' un arasında kalacak. Anladın mı?"
"Shogun?"
"Hödüğün adı."
Sırtımı sıvazlayıp kasaya yöneldi.
"İyi şanslar."
Sert görün. Ru ne demişti? Kayra sert! Kayra kaya!
Hızlıca masaların arasından geçtim. Sert adımlarım adamın dikkatını çekmiş olacak ki üstümde bakışlarını hissettim. O derin ela gözleriyle bana bakıyor hatta bakmaktan öte sanki beni soyuyordu. Her şeyi gören o gözler şimdi neyi görüyordu?
"Buyur."
Eliyle önündeki sandalyeyi işaret etti.
"Teşekkürler."
"İçmek istediğin bir şey var mı? Papatya çayına filan ihtiyacın olur belki?"
Kollarımı kavuşturup tek kaşımı kaldırdım.
"Bunlar senin söyleyeceklerine bağlı."
Gülümseyip içeceğinden bir yudum aldı.
"Ru' nun söylediği gibiymiş sen Kayra değilsin."
"Ne oldu sana bunu düşündürten?"
"Benimle aynı masaya oturman bunu kanıtlıyor zaten. Kayra asla tanımadıklarına yaklaşmazdı."
"Madem seni tanımıyordu, sen onu nasıl tanıyorsun?"
"Ben herkesi tanırım çocuğum."
Lacivert. Bu adam bende bu rengi anımsattı. Gece gibi yoğun, heryeri saran asla kaçamayacağın mavi gökyüzü. Koşsan da yerin altına da girsen o bir yolunu bulur ve tenini mavi aleviyle yakar.
Ona karşı duvar örmeye çalışmanın işe yaramadığını görünce omuzlarım düştü, teslim oldum.
"Ru sana anlattı her şeyi di mi?"
"Hayır, her şeyi anlatmadı detayları senden duymak istedim."
Bu adama güvenebilir miydim gerçekten? Gorünüşü, bende uyandırdığı hisler gerçek değilse ya? Ya benim anlattıklarım yüzünden hayatım tehlikeye girerse? Bir saniye, önemli olan bu mu? Hayat benim hayatım bile değil. Beden benim değil. Kayraya ne olduğu gerçekten önemli mi? Ona güvenmekten başka şansın yok. Bir an önce evime dönmek istiyorum.
"Ben... Buraya ait değilim. Burayı tanımıyorum bile. Bi anda tanımadığım bir bedende kendimi buldum. Geçmişimi hatırlamakta zorlanıyorum. Silik anılar gibi eski hayatım."
Dumanı tüten çayını içip camdan dışarıya baktı.
"Bu anlattıklarını daha önce kimseden duymadım."
Hayal kırıklığına uğrayan yüzümü eğdim.
"Ama bu çözümsüz olmadığı anlamına gelmez. Senin için birkaç kişiye danışırım."
"Gerçekten mi?"
Derin bir nefes alıp adama gülümsedim. Ama o bana bakmıyordu. Hatta yüzünde mutluluktan eser yoktu. Gözlerini arkama dikmiş tetikte bir köpek gibi kıpırdamadı. Onun gerginliği bana da geçti ve ben de arkama baktım.
Başımı daha çeviremeden çenemden tutup başımı kendine çevirdi.
"Arkana bakma."
Bunları söylerken bile hala gözlerini oradan ayırmadı. Sesler, insanların hareketleri normaldi. Yani görünüşte öyleydi. Bir şeylerin ters gittiğini ben de hissediyordum.
Öfke, biri o kadar öfkeliydi ki midem yanıyor, içindeki asit bir delik bulmuş tüm vücuduma yayılıyordu. Bu duygu oldukça tanıdıktı. Tanıdık öfke. İlk uyandığımda hissettiğim...
"Başını eğ!"
Bunu bana söyleyen ne Shogundu ne de Ru. Sadece içimde yakılan bir kibrit oldu.
Başımı hızla eğdiğimi gören Shogun da aynısını yaptı. Tam o an insanların neşeli seslerinin yerini çığlıklar aldı.
"Baylar, bayanlar. Sakin olun... Şşş. İlk defa mı bir soygun görüyorsunuz? Çocuklar olsa sizden daha uslu olurlardı. Hey! Sen! Aloo kime söylüyorum?"
Herkes korkudan ne yaptığını bilmez halde kaçışıyordu. Ve ben hala başımı masadan kaldırmıyordum.
"KESİN LAN!"
İki el silah sesi ve adamın bağırışı herkesi susturmuştu.
"Şimdi beni iyi dinleyin embesiller. Herkes ama herkes kasanın önüne çöküp ensesini açıyor? Anlaşılmayan bi şey var mı?"
Shogun ve ben fark edilmemiştik. Ben başımı masaya koymuş o da masanın altına girmişti. Üzerimde hiç bir bakış hissetmedim bu iyiye işaretti. Derken, şom ağzıma tüküreyim.
Beni bıçak gibi kesen bir çift göz bizi bulmuştu bile. Tanıdık olan, hatırlamak istemediğim bakışlar. Sonra birken iki oldular.
"Ohhohoh. Zeki pıtırcıklar. Napıyorsunuz? Saklambaç mı bu? Kör babaannem bile bulurdu lan sizi!"
Başımda dikildiğini ve Shogunu çoktan çıkardıklarını duydum. Ama kafamı kaldıramadım. Soğuk soğuk terliyordum, ensem kasılmıştı.
"Çirkin olduğun için mi utanıyorsun tatlım? Sorun değil yargılamayız."
Ensemi okşayan güçlü bir el ve kulağımı ısıtan nefes irkilmeme sebep oldu. Başımı kaldırdım.
Sarı uzun saçları arkadan bağlamış bir adam. İri kahve gözlerinde yok gibi görünen küçük gözbebekleri. Hınzır gülüşüyle belli olan elmacık kemikleri ve beni ikiye katlayan cüssesiyle filmlerde göreceğiniz şerefsiz karekterdi.
"Çirkin de değilsin neden utandın? Yemeyiz seni."
Elini yanağımda gezdirirken bakışlarım arkasındakine takıldı. Maskeli olduğu için yüzünü seçemiyordum. Ama onun kim olduğu belliydi. Onu duygularından tanıdım. Hava aracında hissettiğim kanasusamışlıkla aynı kaynağı paylaşan öfkesi...
"Kızı ve adamı ayrı bir yere götürün! Sakladıkları hazineleri merak ediyorum."
Sarışın olan yanımdan ayrılıp titreyen kalabalığa yöneldi. Yanındaki birkaç kişiyle insanların enselerini açıyorlardı.
"Ayağa kalk."
Öfkeli zibidi kolumdan sıkıca tutup beni Shogunun yanına dikti. Cebinden çıkardığı iple Shogun' un ellerini bağladı. Sıra bana gelince ellerimi sertçe çekip Shogun' unkinden daha sıkı bir halatla elim morarana kadar sıktı.
"Elim kopacak p'ç."
"O zaman daha sıkı bağlayayım, kopacakla kalmasın. Kopsun."
Cebinden silahını çıkartıp sarışın şerefsizin yanına gitti. Kulağına bir şey fısıldarken bizim hakkımızda konuştuklarını biliyordum. Sarı olan yanındakilere el kol hareketi yapıp bize doğru yaklaştı.
"Kayra? Tanrım seni buralarda tanımayan yok! Böyle bir durumda olmasaydık senden imza filan alırdım ama herkes işinin başında di mi?"
Ellerimin bağlı olduğu ipleri tuttu.
"Neler oluyor? İstediğin para di mi? Ama benim param filan yok."
Kahkaha atıp yanındaki p'çe doğru konuştu.
"Bu kız her zaman böyle saf mıyı? Yoksa şu an aptal rolu mü yapıyor?"
Bir anda yüzündeki gülüş silindi ve beni duvara sıkıştırdı. Alnındaki kasılmış damarı görebiliyordum.
"Bende olması gereken bir şeyler saklıyorsun tatlım. Benim olanı aldın. Yanlış kişinin eşyasına dokundun."
Ağzıma hızlıca bir bant yapıştırıp bileğimdeki ipleri tuttu. Zaten moraran ellerim onun tutuşla iyi gerilmiş, bileklerimden kan akmaya başlamıştı. Acıdan gözlerim yaşarıyordu.
"Bunu arabaya götür. Onunla çok eğleneceğiz."
Makeli adam başıyla onaylayıp ipi eline aldı. Yanımda çaresiz duran Shogun' dan beklemediğim iki kelime duydum.
"Özür dilerim."
Bölüm etkileşimi
