2. bölüm / 5
Takas2
Bölümler 5Şu an: 2
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
12. Sınıfta okuyan bir lise öğrencisiyim. Yani öyleydim. Kendimi hiç bilmediğim bir dünyada buldum. Tek isteğim evime dönmek ve sürekli yapmaktan yakındığım ödevlerimi yapmak. Eski hayatımdan kaçmak isterdim ama asla böyle bir yer hayal etmedim.
Neden ben?
Hava aracı dedikleri altıgen zarın kanatlı hali gibi bir şey, görünüşü o kadar mantıksız ki en iyi tanım bu olurdu. Bunu yere inince gördüm.
Bir de fark ettiğim en önemli şey ensemdeki çip. Bildiğin ensemde USB girişi var. Bunlar kimlik kartı gibi ya da parmak izi gibi sizi tanımlıyor. Çip girişine dokunduğunuzda karşınıza kişisel bilgilerinizi içeren bir hologram geliyor.
"İsim: Z-1795
Yaş: 20
Cinsiyet: Dişi "
Harika! Ne kadar güzel ismin varmış Z- 1795.
İyice dinlenince buraya neden geldiğimi ve nasıl geri döneceğimi araştıracağım. "Z-1795" bir hırsız. Bunu cebime elimi soktuğumda bulduğum çakı ve maymuncuk setinden anladım.
"Lütfen duraksamadan ilerleyin."
Önümdeki sırayı takip ederek sura benzeyen devasa kapılara doğru yürüdüm. Kapının üzerinde " Öz'e hoş geldiniz!" yazıyordu. Öz? Eyalet filan mı? Ve benim burada ne işim var.
Yani Z-1795' in.
"Bunlar Milandi' nin en iyileri başka yerde bulamazsınız! Tüm gece ayakta kalmak isteyen hanımlar için mükemmel."
Kıkırdayarak satıcıya doğru giden kadınlar gözlüklerini takıp masayı inceliyorlardı. Kalabalıktan ne sattıklarını göremiyordum.
Bolca stand vardı. Aynı pazar gibi. Herkesin ağzından ortak tek bir kelime çıkıyordu:
Milandi
Yavaş yavaş ürünleri inceliyordum. Fazlaca bahsettiğim çiplerden vardı. 8 saat uykuya bedel olanlar, 1 öğün yemek yerine geçenler, dövüş sanatları kullanmanızı sağlayanlar... Maalesef Z-1795' in hiç parası yoktu. Bu yüzden sadece bakmakla yetindim.
Satış alanı bitince karşıma tekrar bir kapı çıktı. Bu seferki daha küçüktü fakat altında güvenlik olduğunu düşündüğüm insanlar vardı. İlerleyip yanlarına gittim.
Biri elindeki pipoyu yakıp yanıma geldi.
"Ellerini kaldır."
Sadece bakışlarıyla vücudumun her yerini süzüp arkasında boşluğa bakan kadına döndü. Kadın alaycı ses tonuyla :
"Seni küçük haşere... Soyun."
"Ne?"
Adam sırıtarak arkasındaki sandalyeye oturdu. Taktığı güneş gözlüklerini çıkardı.
"Gözlüksüz izlemek güzel olabilir. Uzun zamandır Öz' den bi kadın vücudu görmedim."
Soyunmak? Ellerim havada kalmıştı, benden istedikleri karşısında ne yapacağımı bilmiyordum. Tabiki böyle bir durumla ilk defa karşılaşmıştım. Yan gözle silahları olup olmadığına baktım. Yoktu. Kaçabilir miydim? Yoksa tutuklanır mıydım? Ya silahlarını göremediysem?
"Benim malımla mı uğraşır oldun Harp?"
Yayılarak oturan adam hızlıca toparlanıp gözlüğünü geri taktı. Arkamdaki ses oldukça tanıdıktı.
Burada iletişim kurduğum tek kişi, gördüğüm ilk insandı.
"Ah Ru... Sadece biraz eğlenmek istedik bilirsin buralar ıssız."
Ru tek kaşını havaya kaldırıp elini beline koydu.
"Benim eşyamla oynayamayacağını bilmiyor musun?"
"Tamam hadi gidin, seninle münakaşa edemem."
"Zeki ve itaatkar adamları severim."
Adama öpücük atıp koluma girdi. Ben hala benden istedikleri şeyde takılmıştım. İğrençti.
"Ah bu arada."
Harp ayağa kalkıp biz yürürken arkamızdan seslendi. Ru sabırsızca ona döndü.
"O kızın cebi "sıvı" dolu. Bundan haberin var mıydı?"
Ru kısa bir saniyeliğine bana baktı.
"Tabiki haberim var seni gerizekalı. Onları almasını ben istedim."
Adam gülerek yerine geri döndü.
Kolumu sıkıca tutup resmen beni sürükledi.
"Bunu ofiste konuşacağız."
Sanırım kızgındı çenesini sıkıyordu ve kolumu biraz daha tutarsa koparabilirdi.
Yüksek üç binanın etrafında toplanmış bir şehir. Sokaklardan çöp kokuları yayılıyordu. Yerde baygın halde uzanmış uyuşturucu etkisinde gibi olanlar vardı. Çocuklar ellerinde oyuncak silahlarla oyun oynuyorlardı. Tek mutlu görünenler çocuklardı zaten.
Gecekondulardan daha harap haldeki evlerin arasından yürüdük.
Ru yol boyu tek kelime etmedi.
Dökülmüş boyalı duvarları olan apartmanın önünde durup çantasını karıştırdı. Eline aldığı kartı kapıya değdirip kapıyı açtı.
"Gir."
Emir veren sesi dediğini sorgulamadan yapmama sebep oldu.
Kapıyı ardımdan kapattım. Ensemde hissettiğim soğuk metal şey beni durdurdu.
"Kimsin?"
Sakin ol... Evet diyafram nefesi... Biyolojici ne demişti nefes alırken karnını şişir ve sakinleş.
"Kimsin dedim."
Silahı ense köküme iyice dayadı.
"Ben... Bilmiyorum."
"Omer' i tanıyor musun?"
Omer?
"Hayır."
"Kim olduğunu söylemek için sana 10 saniye veriyorum. İnan bana tetiği çekip seni vurmaktan çekinmem. Değersiz organlarını satıp kendime güzel bir akşam yemeği ısmarlarım."
"Ben... Z-1795 işte ne saçmalıyorsun Ru?"
Silah hala ensemde dururken Ru elini gevşetti, parmağının ağırlığı silahtan yavaşça kalkıp tetiğe gitti.
" Z-1795? Madem yalan söyleyeceksin daha yaratıcı olmanı beklerdim. Kim numarasını kullanıyor bu devirde?"
Titrememi durduramıyordum, ben bunların hiç birini istemedim buraya gelmeyi de burada ölmeyi de istemedim neden benim başıma saçma şeyler gelmek zorunda?
"Sen buralı değilsin."
Düşüncelerim yarıda kesildi. Ru yavaşça bu kelimeleri söylemişti. Sanki hem kendini hem de beni rahatlatır gibi.
Silahını indirdi fakat tetik hala çekiliydi.2 adım geri gitti.
"Arkanı dön."
Ellerim havada sendeleyerek arkamı döndüm. Kollarını kavuşturmuş beni süzüyordu.
"Sen..."
Ne diyeceğini bilemezmiş gibi bir hali vardı. Parmakları silahının üstünde ritim tutuyordu. Gözleri bir aşağı bir yukarı gidiyor parçaları birleştirmeye çalışıyordu.
"Sen kimsin?"
Gözleri bana kilitlenmiş cevabımı bekliyordu.
"Ben... okulumda oturuyordum ve..."
"Okul?"
"Evet..."
Başını sallayıp iç çekti.
"Devam et."
"Bir anda bilmiyorum kendimi uçan o şeyde buldum."
Elini havaya kaldırıp durmam için işaret verdi.
"Sen kimsin, neden buradasın bilmiyorum ama böyle avel avel etrafta gezinirsen senin için kötü olur."
"Ne..."
Silahını masaya koyup eline daha önce cebimden çıkan tüpleri aldı.
"Bunların ne olduğunu biliyor musun?"
"Hayır."
Kendi kendine bir şeyler mırıldanıp tüplerin bazılarını çantasına attı.
"Bunlara öz denir. Her özün kendine göre özellikleri vardır ama kaynakları aynıdır."
Yanında duran koltuğa oturup bana da oturmam için işaret etti.
"Bazıları seni daha güçlü yapar, bazıları daha zeki bazılarıysa seni başka evrenlere götürür."
Elindeki küçük tüpü koltukta duran şırıngaya taktı, tüpteki sarı şırınganın haznesine tamamen dolunca tüpü bir kenara attı.
"Kolunu uzat."
Korka korka kolumu uzattım.
Şırınganın ucunu yerden aldığı bir bezle silip kolumu tuttu. Kolumun içinde morluklarla dolu bir bölge vardı, iğneyi yavaşça oraya sokup sıvıyı enjekte etti.
"Nasıl hissediyorsun?"
"N-normal?"
"Başını arkaya yasla."
Ensemden tutup beni arkaya yasladı.
"Gözlerini kapat."
Yaklaşık 10 saniye bekledikten sonra gözlerimi açmamı söyledi.
"Şimdi nasılsın?"
"Hala normal..."
Gülümseyerek arkasına yaslandı.
"Bacaklarına bak."
Başımı koltuktan kaldırıp bacaklarıma baktım. Bacaklarım?
"NE? NAPTIN BANA?"
Kahkahayı patlatmış bana bakıyordu. Bacaklarımdan akan kanlar... Hiç bu kadar kan görmemiştim. Boydan boya çizilmişlerdi ve kan hala akmaya devam ediyordu.
"NEDE-"
"Şş açıklayacağım sabırlı ol. Önce kanamayı durduralım."
Manyak kadın... Manyak... Beni öldürecek öleceğim. Hem de bilmediğim lanet bir cyberpunk şehirde.
"Bu öz sinir uçlarındaki reseptörleri bozar. Binevi tıkar. Yani hissizleşirsin."
"Bu yüzden beni keserken hissetmedim demek."
"Tabii bu çok güçlü değil 5 dakikaya hislerin geri gelir."
"Hislerim geri gelince de bu kesikleri hissederim."
Sırıtarak yanağımdan makas aldı.
"Bu kadarcıktan sızlanırsan daha işimiz var."
Ayağa kalkıp mutfak tezgahına gitti. O anda aklım berraklaştı belki de ona güvenmeye başladım bilmiyorum zihnim sorularla doldu.
"Peki ya çipler onlar ne işe yarıyor?"
"Pazarda gördüklerin mi?"
Hmm evet oraya pazar denirse tabii. Biraz sosyete pazarı havası vardı.
"Evet onlar."
Tezgaha bir kaç kablo döküp onlarla uğraşmaya başladı.
"Onlar... Mm bir saniye. Tamamdır."
Başını kablolardan kaldırıp göz teması kurdu.
"Çipler özün gelişmiş versiyonudur. Daha uzun süre kalırlar hatta kimisi sen ölene kadar kalır. Tabii durum böyle olunca fiyatları bi hayli yüksek."
"Sende hiç var mı?"
Elini çenesine koyup düşündü.
"Hmm bir tane var sanırım. Birincil seviye nişancılık."
"Ne işe yarıyor."
"Milletin kafasına daha kolay hedef almamı sağlıyor."
Bu cevaptan sonra kablolara gömüldü. Olayların absürtlüğünden unuttuğum bir şey vardı.
Bu karı katil. Bu kadar kolayca bunları söyledi. Onun yanında rahatlamamalıyım. En ufak hatamda enseme silahı dayar.
"Senin adın ne?"
Az önceki hastalıklı düşüncelerim sebebiyle irkilerek ona baktım.
"Benim adım...Ben"
Ben kimim?
Bölüm etkileşimi
