9. bölüm · TAC MAHAL / Texting
9.Bölüm
"Herkese merhaba, ben Anıl Özçelik."
"Ben Vera Alis Yıldız."
"Gecenin Programına hoşgeldiniz!"dedik Anıl ile aynı anda.
Hemen ardından alkış sesi efektini verdik.
Anıl yavaşça bana döndü ama dudaklarını mikrafonun hizasından çekmeden. "Nasılsın, Vera?"
Hafifçe gülümsedim. "İyiyim Anıl, sen nasılsın? Hayat nasıl gidiyor?"
Anıl gülerek hafifçe arkasına yaslandı. Kulağındaki kulaklıklara kısa bir dokunuş yapıp bakışlarını tekrardan bana çevirdi. "Bomba gibiyim!"dedi hafif bağırarak.
Hafifçe güldüm bende ardından; "Umarım burada patlamazsın."diyerek çok saçma bir espiri yaptım.
Anıl burnundan güldü ardından gülme efekti verdi.
Bakışlarını imalı imalı bana çevirdi.
"Bakıyorum da, bugün benim yerime ilk espiriyi sen yaptın. Bana mı bezemeye çalışıyorsun yoksa, Vera?"
Kaşlarım 'Öyle mi' dercesine havalanırken o güldü.
"Ama benden bir tane daha yok, Veracığım. Çabaların boşa."
Samimiyetsizce gülümseyip, "Sen olmaya çalışıp seviyemi düşürmeme gerek yok, Anılcığım."
Anıl gülerek 'Ooo' efekti verdi. "Bakıyorum da moodundasın bugün. Laf çakmakta üstüne yok. Oysaki dün sabah pek bi huysuzdun. Bunun bir nedeni var mı?"
Gülerek önümdeki mikrofona döndüm. "Sabahları erken uyandığım için huysuzlaştığımı bilirsin, bunun özel bir nedeni yok."
Anıl ise ciddi ciddi başını sallayarak, "Bilmez miyim."dedi.
"Evett!"diyerek konuya giriş yaptım. "İlk önce sizden gelen mesajları yanıtlayıp, şarkılarımıza geçiş yapacağız."
Bakışlarımı ekrana çevirerek mesajları okumaya başladım.
"Ayşegül Hanım, Bursa'dan selamlarını yolluyor, size de selamlar Ayşegül Hanım."dedim neşeli bir ses ile.
" 'Bugün hayatımda geçirdiğim en güzel gün olabilirdi, bu güzel günümü neşeli şarkılar ile bitirmek için programınıza katılmak istedim.' demiş Ayşegül Hanım."dedim.
Mikrafona biraz daha yaklaşıp gülümsedim. "Mutlu anlarınızı bizimle paylaştığınız için size bolca teşekkürler ve kucak dolusu sevgiler yolluyoruz Ayşegül Hanım. Umarım neşeniz ve mutluluğunuz daim olur!"
Anıl da biraz ekrana yakınlaşarak, " Sanırım mutluluğunu bizimle paylaşan tek Ayşegül Hanım değilmiş. Ordu'dan programımıza katılan Sadettin Bey, size de selamlarımızı iletiyoruz, herkesin mutluluğunuzun daim olması dileğiyle şarkılarımıza geçiş yapıyoruz."dedi.
Sonra hafifçe bana döndü. "Bugün şarkılarımızı seçme sırası sende, bakalım Vera Hanım bize ve izleyicilerimize hangi şarkıları armağan edecek?"
Gülümsedim ve bakışlarını Anıl'dan çekerek mikrafona yaklaştım. "O zaman ilk şarkımız, Ayşegül Hanım, Sadettin Bey ve günü mutlu geçen herkese gelsin, hepinizin mutluluğu daim olsun." dedim ve ekledim;
"Bugün, Mabel Matiz, Gözleri göz değil ahu diyecek, keyifli dinlemeler..."
"Yandı gönül gördüm en ahı
Gözleri göz değil ahu
Şaştı dalımda çiçeğim heyhat
Ben yoruldum yaz günahı
Az gidip uzdan dönerken
Tez vuruldum ah gülerken
Şimdi tüm yollar hayırsız
Har büyür halim direnmez
Çal beni, çal gecem günüm, karışalım
Çağırıp kadehlere baharı
Al senin olsun en sarı yazlarım
Sarılıp da bir daha ayrılmamalı
Yandı gönül gördüm en ahı
Gözleri göz değil ahu
Şaştı dalımda çiçeğim heyhat
Ben yoruldum yaz günahı..."
◇
Elindeki kadehi hafifçe çevirerek kulaklarına ilişen zarif ses ile dudakları iki yana kıvrıldı.
"Bugün, Mabel Matiz, Gözleri göz değil ahu diyecek, keyifli dinlemeler..."
Daha sonra eğlenceli bir melodi, ardından şarkı sözleri çalmaya başladı. Ama onun derdi şarkı değildi, zarif sesi dinlemekti onun derdi.
Hiç değişmemiş diye geçirdi içinden.
Neşesi, kendini övme yetisi, hakaretleri, beş dakika küsüp tekrardan ona dönmesi...
Hiç değişmemişti.
Yalnızca huyları değil, kendi de değişmemişti.
Yine aynı güneş gibi sarı saçlar, aynı gökyüzü gözler, aynı pembemsi dudaklar, aynı küçük burun...
Az boy attığını, onun haricinde hiç değişmemiş olduğunu kanaat getirdi. Çocukkende böyleydi.
O zamanlar da fazla konuşurdu.
Hem de gereğinden fazla.
Bir konu anlatırken başka bir konuya geçer, sonra ilk anlattığı şeyi unutup tekrar başa dönerdi. Sinirlendiğinde kaşlarını çatması bile aynıydı.
Dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Yıllar sonra sesini yeniden duymak garipti.
Üstelik onu bulduğundan haberi bile yoktu.
Telefonunu masanın üzerine bıraktı. Birkaç saniye sonra tekrar eline aldı.
Program devam ediyordu. Şarkı bittikten sonra zarif ses tekrar kulaklarını şenşendirdi.
"Evet,"dedi Alis'in zarif sesi. "Programımızın daimi konuklarından olan, İsra Hanımın bir mesajı var."
Telefonu tekrar sehpaya bıraktı ve elindeki kadehi kafasına dikip bir iki yudum aldı içkisinden. Ama kulakları hâlâ Alis'in sesindeydi.
" 'Bugün hayatımın aşkını buldum.' demiş İsra Hanım."
Dertli bir nefes verdi, ona ne yani başkalarının aşkından, evet, konuşmasını istiyordu ama sadece kendine konuşmasını istiyordu, başkalarına konuşmasını değil.
Zaten yıllardır ondan ayrı kalmıştı, o hariç herkes onun o zarif, güzel tınılı sesini duymuştu. Biraz da, yalnızca o duysa olmazmıydı?
"Sizi içtenlikle tebrik ederiyoruz İsra Hanım. Hayatınızdaki bu güzel bilgiyi bizim programımızda, bizimle paylaştığınız için size bolca teşekkürlerimizi iletiyoruz. Umarız ki aşkınız ile hayallerinizi gerçekleştirebilirsiniz."
Ardından sinirlerini tek bir kelime ile hoplatacağı bir ses girdi araya.
"Umarız ki bizde İsra Hanım gibi hayatımızın aşkını buluruz."dedi Alis ile programı neşeyle sunan erkek.
Sinirle gözlerini kapatıp içinden adının Anıl olduğunu öğrendiği adama sövdü. O neden şimdi araya giriyordu ki?
Ayrıca bu adamın çok boş yaptığını, ergen olduğunu ayriyeten çok neşeli olduğunu bir kez daha zihninden geçirdi.
Alis'in gülme sesi geldi, bu sesin bile onu rahatlatacak kadar etkisi vardı üstünde.
"Umarım, ama eğer hayatımın aşkını bulacaksam bazı isteklerim var tabii ondan."
Kaşlarını çattı, istek derken diye geçirdi içinden. Kendisinin var oluşu yetmiyormuydu Sarılı Hanımefendiye?
Pürdikkat programı dinlerken Alis'in isteklerini merakla bekledi.
"Neymiş o istekler?"diye araya girdi sesini siktiği Anıl'ı.
"İlk öncelikle, kesinlikle sırt kasları olmalı. Sırt kası olmazsa olmazdır."dedi zarif, su gibi ses.
Dudakları iki yana kıvrıldı. Mesajda da ona sırt kaslarının olup olmadığını sormuştu. Fazlasıyla vardı vesselam.
"Bende fazlasıyla mevcuttur, bilginze."diyerek araya girdi çapkın bir sesle, Anıl.
Bu cümleyi duyar duymaz olduğu yerde dikleşti ve çatık kaşlı bakışlarını telefona çevirdi. Ama zihninde Anıl'a geçiriyordu. Her anlamda.
Ardından radyodan imalı 'Ooo' efekti sesleri yükseldi.
Neydi şimdi bu? Diye geçirdi içinden. Alis'in bekar olduğundan adı kadar emindi. Bu flörtleşme neydi peki?
İstemsizce çenesi kasıldı. Elindeki kadehi sıktığının farkında bile değildi, o derece bir terslikti bu.
Telefondan zarif, minik bir kıkırtı yükseldi.
Gülüyor muydu Alis?
Alis, sesini siktiği Anıl'a mı gülüyordu?!
Bir süre hiçbir şey söylemeden radyodan gelen sesleri dinledi.
"Fazlasıyla mevcutmuş demek..."
Kendi kendine mırıldandı. Adamın sesi hâlâ kulaklarındaydı.
Anıl.
İsmini özellikle aklında tutmuştu. Alis'in gülüşü yeniden duyuldu. "Anıl Bey, siz bayağı iddialısınız."
Anıl kahkaha attı. "Gerçekleri söylüyorum sadece."
"Peki başka ne varmış bu gerçeklerde?"
Kaşları biraz daha çatıldı.
Başka ne varmış? Telefonu eline aldı. Programın yayınlandığı sayfayı açtı. İzleyici yorumları peş peşe akıyordu.
Bir tanesinde: "Anıl ve Vera çok yakışıyor."
Bakışları o yorumda birkaç saniye takılı kaldı.
Ekranı kapattı.
İki saniye sonra tekrar açtı.
Yoruma yeniden baktı. Sonra ekranı kapatıp telefonu masaya bıraktı. "Yakışmıyorlar."dedi ters ters.
Yanındaki adam yine başını kaldırdı.
"Bir şey mi dedimiz, efendim?"
Yavaşça ona baktı. "Bir şey yok."
Adam şüpheli bir ifadeyle tekrar önüne döndü.
Kendisi ise radyoyu dinlemeye devam etti.
Bu kez Alis konuşuyordu.
"İkinci isteğim de çok basit."
Anıl'ın sesi tekrar duyuldu, "Bakalım bu sefer nasıl bir bomba geliyor?"
Dişlerini sıktı. O bombayı Anıl'ın müsait bir yerlerinde patlatma işine oldukça aıcak bakıyordu.
"Kesinlikle uzun boylu olmalı."dedi zarif ses kıkırdayarak.
Rahatça koltuğa yasladı. Uzun boylu mu istiyordu? Sıkıntı yoktu, 1.96 yeter ve artardı. Dudaklarındaki tatmin bir gülüşle kadehi tekrar kafaya dikti. Ama bu sefer bütün içkiyi bitirdi.
Kadehi sehpaya bırakınca yanındaki koruması içki şişesini alıp kadehini doldururken o başka dünyalardaydı. Alis'in sesi gibi dünyalar mesela.
Alis'in sesi dünyasıydı.
Derken tekrar Anıl'ın sesi yükseldi. "1.85'im yeter mi?"dedi hafif tereddüt dolu bir ses ile.
Alis'in minik kahkahası doldurdu etrafı. "Maalesef, Anılcığım. Benim gözüm daha yükseklerde."
İstemsice gülümsedi. Dudaklarına tatmin bir gülüş tekrar yerini aldı.
"İsra Hanım, 'Sizce aşk nedir?' diye sormuş." dedi Anıl.
"Bence, iki kişinin bir birini sevmesi değilde, bir birine sevdalanmasıdır. Senin bir fikrin var mı Vera?"diye de ekledi.
Alis'in kısa bir 'Hımmm...' sesi geldi radyodan. Daha sonra şu cümleler döküldü dudaklarından.
"Bence,' dedi. "Aşk, ismini duyunca istemsizce gülümseyenlerin hikayesidir."
Yüzünde derin, anlamlı bir tebessüm oluştu. Kadehindeki içkiyi alıp içecekken durdurdu kendini. Onun zarif sesi yeterince infilak ederken içkiye gerek yok diye düşündü.
"Aşk, sadece onu görmek, ona dokunmak, onunla olmak değildir. Sadece ismini duyunca, yüzünde oluşan derin tebessümdür. Sevmek, bir kalbi yürek yapmaz. Kalp sever, sadece sever. Ama yürek, sevdalanır, onun uğruna vazgeçebileceğin ve yapacabileceklerindir. Ve bu yapabileceklerinin sınırı yoktur. Sırf o bir kere gülsün diye dünyaları ayaklarının önüne sermektir. Sırf o mutlu olsun diye kendini üzebilmektir gerçek aşk. Sevmek ile aşk arasında dağlar fark vardır. Çünkü sevince bencil olursun, ama aşık olunca kendin olursun, o, olursun, onun olursun."
"Aşık olunca kendin olursun, o olursun, onun olursun..."
Duraksadı hafifçe. Bu sözü beklemiyordu, söz de değil. Bu uzun ve anlamlı cümleyi beklemiyordu, hiç beklemiyordu.
"Gerçek aşkta, su ve ateş olunur. Biri su gibi duru iken, biri ateş gibi savaşçıl olur. Bir birlerinin tam tersi olunur. Ateş, her şeyi hunharca yakarken, su onun yaktıklarını söndürür. Onu söndürür. Ateş eritirken su canlı tutar. Ateş, sonları yazarken, su başlangıçları yazar. Ateş bitirir ama su hayatta tutar. Aralarındaki fark budur. Biri can alırken, biri hayat verir. Ve ateşe hayat veren aslında sudur. Bir o kadar bir birlerine zıtken bir o kadar da bir birlerine aitttir."
Kehribar gözleri bir ateş misali dalgalanırken, aklına su mavisi gözleri getirdi. Eridi. Söndü. Canlandı.
"Bu denli bir sözü bende beklemiyordum açıkçası."dedi Anıl. Ardından radyodan alkış efekti yükseldi.
Alis'in zarif gülme sesi kapladı etrafi yine. "Bunu bir iltifat olarak kabul ediyorum."
Anıl'ın " Kesinlikle."diyişi sinirlerini tekrar bozmaya yetti bile. Kehribar gözleri bir ateş misali hunharca yakmaya devam etti.
"O zaman sıradaki şarkımız gerçek aşkı, ateş ve su misali olan çiftlerimize gelsin diyelim mi?"dedi.
"Sözünü böldüğüm için kusura bakma, normalde aşkla pek bir alakan olduğunu düşünmüyorum, bu sözler cidden şaşırttı."dedi Anıl.
"Her suyun bir ateşi vardır. Bir bakarsın bomba misali bela olmuşsundur birilerine. Ama bela olmaya çalışırken bela almışsındır başına. Ben su gibi duruyken aslında o bir ateş misali şok etti beni diyebilirim."
"Ooo, bakıyoruz da senin o işlere güncelleme gelmiş. O zaman sana bir ateş manifestleyelim. 777."
"777 değil Anıl,"dedi Alis. "Sadece 27."diyerek utangaçlığını sürdürdü.
Anlık bir şoka girerken Alis'in sesi yükseldi radyodan.
"Dediğim gibi, sıradaki şarkımız aşkı ateş ve su misali olan çiftlerimize gelsin. Burcu Güneş'ten Ateş Ve Suyun aşkı sizlerle..."
İlk önce naif bir melodi yükseldi telefondan, daha sonra şarkının sözleri.
"Ateş bir gün suyu görmüş yüce dağların ardında.
Sevdalanmış onun dili dalgalarına.
Hırçın hırçın kayalara vuruşuna,
Yüreğindeki duruluğa...
Demiş ki suya; Gel sevdalım ol.
Hayatıma anlam veren mucizem ol.
Su dayanamamış ateşin gözlerindeki sıcaklığa.
'Al' demiş. 'Yüreğim sana armağan.'
Sarılmış ateş ve su bir birlerine sıkıca,
Kopmamacasına, kopamamacasına.
Kopmamacasına, kopamamacasınaa...
Ateşin yüreğini, sadece su...
Suyun yüreğini, ateş alır olmuş.
Ateşin yüreğini, sadece su,
Suyun yüreğini, ateş alır olmuş..."
《~~~~~~~》
Evveeettt nasıldııı
Ben çok beğendim valla yazarken...
Bu bölümde erkek partnerimizin adını koymayı unuttum ama diğer bölümde öğrenirsiniz yani çok gizemli, şahane bir adı yok ama unuttum koymayı.
Aşk hakkındaki o uzun cümleleri ben yazdım sizce nasıl olmuşşş
Oy vermeyi ve yoeum yapmayı unutmayıınn♡
