10. bölüm · TAC MAHAL / Texting

10.Bölüm

Aurora Oylesineyazar

Elindeki fotoğrafa bakarak iç çekti.

Bu kızın hâlâ büyüdüğüne anlam veremiyordu.

En son onu bırakmak zorunda kaldığında kendisi 13 yaşındayken, güneş saçlı kız 7 yaşındaydı. Babası o zamanlar Albay olduğu için İstanbul'dan taşınıp Hakkari'ye yerleşmişlerdi.

İstanbulda ki çoğu kişi ile iyi anlaşırdı ama güneş saçlı kız onun için bir başkaydı. Evet, o zamanlar sülük gibi yakasına yapışıp, onu annesinden bile kıskanmış olabilirdi ama bu onu sevmediği anlamına gelmezdi.

Fotoğrafta; Sarı saçlı, mavi gözlü, mor fırfırlı elbisesi, bit kadar boyu ve yüzünde ki kocaman sırıtış ile Vera Alis duruyordu. Onun hemen yanında ise kameraya çok hafif tebessümle bakan ateş misali kehribar gözleri, esmer teni, siyah saçları ve daha uzun bir boy ile kendisi yer alıyordu.

Alis, her zaman ki gibi, sülük gibi yapışmıştı. Kendisi ise bir eli ile güneş saçlı kızın elini tutuyordu.

Bu fotoğrafın kaç yıl önce çekildiğini düşündü, ama hatırlamadı.

Sadece yılları hatırlamadı, yoksa o güneş saçlı kız ile geçirdiği bir saniyeyi bile zihninden silememişti.

Nasıl unutabilirdi ki gerçi?

En çok onun yanında sinirlenirdi, gülerdi, neşelenirdi.

En güzel anıları onu yanında geçmişti.

Şimdi ise asil, zarif, ılımlı, güzel bir kadın vardı. Hiç değişmemişti. Sadece fiziksel olarak büyümüştü. Yoksa o hâlâ, kendisinin güneş saçlısıydı.

O gün mesajda Alis Yıldız olduğunu söylemişti ilk başta. Bu ismin bir yerden tanıdık geldiğine emindi, ama takmadı, numarayı engeller, ya da yine televizyonlara çıkması nedeniyle bir hayranının olduğunu düşündü.

Velakin pek öyle olmadı. O ısrarla yazmaya devam ettikçe dolandırıcı sandı. Bu nedenle araştırdı.

İyi ki de araştırdım, diye geçirdi içinden.

Çocukluk aşkını bulmuştu yıllar sonra, bundan daha güzel bir duygu mu vardı dünyada?

Olamazdı.

Kapı birden açılınca düşüncelerinden savruldu ve elindeki fotoğrafı ceketinin cebine koydu.

İçeriye, kumral saçlı, kahve gözlü, ve uzun boylu olan bir adam girdi.

"Oooo,"dedi en yakın arkadaşı olan Arda. "Kaya Bey, siz nerelerdesiniz ya? Uzun zamandır görüşemiyoruz."dedi neşeyle.

Ters bakışlarını ondan çekerek nefes verdi. "Kaya değil, Altuğ."dedi ters ters.

Arda, Kaya'nın yanındaki koltuğa bıraktı kendini. Derin nefes vererek esnedi, boynunu çıtlattı, gevşemeye çalıştı. "İki saattir havaalanında seni bekliyorum, şerefsiz."

Hafifçe sırıttı, Kaya. "Seni havaalanından alacağım derken ciddi olduğumu düşündüysen bu seni salaklığındır."

Ters ters bakma sırası Arda'ya geçti. "Ne var oğlum? Kaç yıllık arkadaşımsın taaa iş için yurtdışlarından gelen bu garibanı yalnız mı bırakacaktın?! Geberdim geberdim! Toplantılarda iyi performans göstermek için kaç gece sabahladım haberin var mı?!"

"Var,"dedi sakince. "Sabahladığın zamanlar gece saat 5 veya 4'lerde arayıp kafamın içini siken sen değil misin?"

Anlık bocaladı, Arda. Ama hemen toparladı. Ne vardı yani? En yakın arkadaşıydı sonuçta. Gülü seven dikenine katlanmalı diye geçirdi içinden, ama cümlelere dökemedi. Göt korkusu vardı biraz.

"Ne var yani? Sevgilim olsaydı onu arardım, ne şikayet ediyorsun ki?"

"Git sevgili yap o zaman!"

Arda sırıtarak, "Benim gözüm senden başkasını görmüyor, bebeğim."dedi ve dudaklarını büzerek öpücük attı, ona ters ters bakan Kaya'ya.

Kaya, anında yüzünü ekşitip, "Siktir git lan ordan, yavşak."

Arda, hiç istifini bozmadan koltuğa biraz daha yayıldı.
"Niye kızıyorsun? Sevgi gösteriyoruz burada."

"Senin sevgi gösterin niye beni tehdit altında hissettiriyor?"

"Çünkü sevgiye alışık değilsin."

"Senin sevgine alışmak istediğimi pek sanmıyorum."

Arda göğsüne elini koyup dramatik bir şekilde geriye yaslandı. "Kalbimi kırdın."

"İyi."diyerek ifadesizliğini sürdürdü, Kaya.

"Hiç mi vicdanın yok?"dedi, Arda kalbinden vurulmuş bir edayla.

"Yok.

"Çocukluğumuzun hatırına?"

"Yok."

"Onca yıl arkadaşlığımızın hatırına?

"Yok."diyerek derin nefes verdi.

"Geçen ay sana yemek ısmarladığımın hatırına?"

Kaya birkaç saniye sustu. "Ne yemeği?"

Arda'nın yüzü düştü. "Lan... hatırlamıyor musun?"

"Hayır."diyerek yalan söyledi. Aslında o gün Arda ona sülük gibi yapışıp hesabı zorla ona ödetmişti ama söylemeye üşendi.

"Ben seni gerçekten çok kötü arkadaş seçmişim."dedi Arda çaresizlikle.

"Bunu şimdi mi fark ettin?"

Arda bir süre ona baktı. Sonra başını iki yana salladı.
"Seninle arkadaş olmak insanın karakterini bozuyor."

Kaya hafifçe sırıttı. "Var mı ki?"

Arda ters ters bakarak yükseldi. "Niye ben pezevenk miyim?"

Kaya'nın gülüşü büyüdü. "Evet."

Arda ise bu gülüşe göz devirdi. "En azından senin gibi odunluk yapıp yanımdan güzel, naif, ılımlı kadınları kaçırmıyorum."

Kaya bakışlarını usulca yere indirdi sonra tekrar Arda'ya çevirdi. "Senin en sevdiğin dizi neydi?"

"Eşref Rüya."diyerek anlamsızca cevap verdi.

"Eşref Tek'in bir sözü vardır, bilir misin?"

Hafifçe afalladı, Arda. "Söylersen bilirim."

"Bir kalp,"diyerek Eşref Tek misali ağır bir hava kuşandı. "Bir kez sever."

Güldü Arda. Ama sesini etmedi. Arkasına yaslandı, elerini ensesinde birleştirerek gözlerini kapattı.

Kaya da arkasına yaslandı, o da gözlerini kapattı. Kapattığı gibi bir çift buz mavisi gözler belirdi önünde. İç çekti.

En kısa sürede buz mavisi gözler onun olmalıydı...

"Oy oy oy yedi beni,
Ömrümden deli deli.
'Yıllanmış kehribarım, çekmekten' derdi 'seni'
Gözlerinin ehli benim.
'Ben unutmam' derdi 'seni'
Aşkından tarumarım, bu karanlık yuttu beni..."

"Kızım düzgün koy şu unu, her yeri mahvettin!"diye sitem eden Eslem'i takmadım bile.

Yani evet, pasta için unu biraz fazla etrafa saçmışım ama ne yapabilirim?

Şarkı devam etti, ben geri kalır mıyım peki? Asla. Güzel sesimle şarkının ritmi ile sallanarak, şarkıyı söyledim.

"MAKUL KADERİME YOK TESELLİİĞĞ, KİMİ SEVEYİM KİMİ BU DENLİ? KONUŞUR OLDUK SENLİ BENLİ, İŞTE O KARANLIK YUTTU BENİİİİİ!"

Ortaya bir anda dalış yapan Nisa gözlerini kapattı ve derin nefes verdi. "Kıssana şunun sesini be! Kulaklarımın zarı patladı.

Onu takmadan hatta ela gözlerinin ta içine baka baka bağırarak şarkıyı söylemeye devam ettim.

"KURUMUŞ DAL GİBİ GAMZELERİ, BİR ADIM DAHA ATSAM SENDELERİMM, AÇTIĞIN YARALAR Bİ HAYLİ DERİN-"diye devam edecektim ki ne yazık ki edemedim.

Eslem'in bir anda elindeki su bardağının altında biraz kalan sukarı yüzüme çarpması bir oldu.

Dudaklarımdan bir 'Haaa' nidası çıktı. Yüzüme bulaşan unlar ile birleşip hamur olma yolunda ilerlediğine yemin edebilirim.

Sonra iki kişinin kahkahası duyuldu.

Sinirle yan taraftaki peçeteyi alarak yüzümü temizledim. Gözlerimi açarak bana bakıp sırıtan Eslem ile Nisa'ya ters ters bakarak göz devirdim. Ardından bakışlarımı onlardan çekip pasta hamurunu düzgünce karıştırmaya başladım.

Pasta hamurunu karıştırmaya devam ederken Eslem hâlâ gülüyordu. "Ne gülüyorsunuz ya?"

"Suratının haline gülüyorum." dedi Eslem.

"Gayet güzel görünüyorum."

Nisa yanıma gelip yüzüme baktı. "Vera, yüzünde hâlâ un var."

Elimi yüzüme götürdüm. "Neremde?"

"Her yerinde."

"Abartma."

"Kaşında bile var."

Elimi kaşıma götürüp unu silmeye çalıştım. Eslem yeniden gülmeye başladı."Dur, daha beter yapıyorsun."

Elimi çektim. "Tamam. Siz temizleyin."

Eslem peçeteyi alıp yüzüme uzattı. "Al."

Peçeteyi elinden alıp yüzümü silmeye başladım. "Bu arada pasta güzel olacak mı?"

Nisa bana bakıp kısa bir süre sustu. "Umarım."

"Niye umarım diyorsun?"

"Çünkü yapan sensin."

"Ben gayet güzel pasta yaparım."

Eslem hemen araya girdi. "Geçen yaptığın pastayı hatırlıyor musun?"

"Hangisini?"dedim hatırlamayarak.

"Çikolatalı olan."

"Evet."

"Taş gibiydi."dedi Nisa sırıtık bir ifade ile.

Gururla gülümsedim. "Benim gibi yani."

İkisi tekrar gülerken ben pastaya geri döndüm. İç harcı bitmişti. Hemen yandan borcamı alıp kabın içindeki kek hamurunu içine boşalttım. Eslem, borcamı alarak fırına ilerlerken Nisa ise kremşantiyi dolaba koyuyordu.

"Eslem sabahtan beri yatıyorsun, çilekleri doğrama işi sende."dedi Nisa annecen ve ters bir tavırla.

Aramızda en büyük Nisa idi. 24 yaşındaydı o. Eslem 22 bende 21'dim. Bu yüzden pek bir dışlanırdım aralarında.

Nisa siyah saçlı, kahve gözlü, esmer tenli, fiziği acunun sesi ile 'hoayğ maşallah' dedirten türdendi. Bu yüzden kısmet kapısı oldukça yoğundu. Ama kendileri 'Bir kalp bir kere sever' Eşref Tek misali maymuna benzer bir çocuğa tutulmuş ve sevgili olmuştu. Kendileri Burak'tı. Ama biz kendi aramızda 'Vırak' derdik.

Neden mi?

Selenadaki Burak Hocanın keko haliydi çünkü. Kıskanmaz, hiç bir şeye laf etmez, trip atar, naz ve oldukça cilveliydi Vırak Beyimiz. Ama Nisa haricinde herkese kekomsu, kromsu hareketlerde bulunurdu.

Allah cidden Nisa'ya sabır versindi.

Eslem ise akyazdı. Ama gözleri bal rengimsi bir elaydı. Kendisinin ise ortaokuldan bu yana sevgili oldukları bir erkek arkadaşı vardı. Adı ise Eren'di. Eren ise normal insan evladıydı.

Kıskanır ama az, onda da kara kaşkara göz vardı. Tipi idealdi ama en kıskanılır taraafı maaşıydı. Şahsen ben maaşını çok kıskanırım.

Çünkü Eren doktordu...

Vırak ise inşaat mühendisiydi. Pardon... Burak.

Ben de kendime en acilinden bir polis sevgili yapmalıydım..

Ya da 27 yaşındaki çıtırı...

İki gin önceki radyoda neredeyse ona yürümüştüm...

O zaman sıfır utanma duygusu mevcuttu bende ama şuan öyle bir utanıyorum ki anlatamam...

İlk başta programı dinlemediğini düşünmüştüm ama dün akşam gelen, 'Bugün programın yok mu?' Mesajı beni benden almış diyebilirim...

Ama ne yani? Tamam, kendisi odun olabilir. Hatta odunu da geçtim, kereste, kütük olabilir ama ne bileyim işte.

Düşincelerimden sıyrılıp ellerimi güzelce yıkayarak önlüğe sürttüm ve kuruladım. Nisa mutfağı temizleme işini Eslem'e kitledikten sonra önlüğü çıkararak doktor civanım şarkısındaki, 'Küçük Hanım geliyor, bel kıra kıra' misalı kıvıra koltuğa doğru ilerledim.

Keşke doktor bir sevgilim olsaydı benimde! Her yerde doktor civanım şarkısı ile gezerdim. OF BEEEE!

Kaşlarımı çattım. Acaba 27 yaşındaki çıtırın gözleri hangi renkti?

Çünkü doktor civanım şarkısında kömür gözlü müydü, kara gözlü müydü geçiyordu. Belki gözleri siyah ise yine o şarkıyı söyleyebilirdim!

Bir hışımla elime telefonumu aldım ve mesajlara girip ona yazdım.

Siz: Gözlerin hangi renk?

Siz: Çabuk yaz, naz yapma.

Siz: Uğraşamam.

Tac Mahal'im: Kehribar.

Siz: NEEEEĞĞ KEHRİBAR MIIII?

Tac Mahal'im: Evet, kehribar.

Siz: Allah kahretsin ya! Ağlamak istiyorum!

Siz: Sakın yazma bana!

Tac Mahal'im: Sebep?

Siz: Programı dinlemiştin dimi iki gün önce?

Tac Mahal'im: Evet, dinlemiştim.

Siz: O zaman bir erkekte olması gereken üçüncü şeyi söylüyorum, öznel kuralımdır.

Tac Mahal'im: Neymiş?

Siz: SİYAH GÖZLÜ OLMASI!

Siz: Yazma bana bir daha!

Siz: Tel toka!

Tac Mahal'im: Tel toka mı?

Tac Mahal'im: Bu ağır oldu.

Tac Mahal'im: Ne oldu şimdi, neden kızdın bana?

Tac Mahal'im: Siyah gözlü olmadığım için mi?

Tac Mahal'im: Nereye gittin? (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: İletilmedi derken? (İletilmedi.)

TacMahal'im: Engel mi yedim lan ben?(İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Engelledin mi kızım sen beni?(İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Bir insan hiç kehribar gözlü diye engel yer mi amına koyayım?! (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Ha yani siyah gözlü olsam engel atmazdın dimi? (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Lens mi takayım? Ne istiyorsun?(İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Açsana engelimi! (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Eğer engelimi açmazsan kendim açarım! (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Bak uzun boylu ve sırt kasım var bu yetmiyor mu sana? (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Siyah göz olmasa olmaz mı? (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Ruh hastası mısın kızım sen?! (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Gerçekten zihinsel problemlerin mi var? (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Hani şu garibime gidiyor, (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Siyah gözlü olmadığım için engel yemem. (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Başkaları sırf özel nunaramı bulmak için elinden geleni yapıyor, (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Ama hanımefendi siyah gözlü değilim diye özel numarama engel atıyor. (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Şaşırdım. (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Deli mi oldum lan ben? Kendi kendime mesajlaşıyorum şurada! (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Engelimi aç! (İletilmedi.)

(Tac Mahal'im kişisinin engelini açtınız.)

Siz: Ben başkaları değilim tamam mı?

Siz: Ayrıca diğerleri senin için elinden geleni yapıyorsa, kalite anlayışları düşüktür demek.

Siz: Neyse ki benim kalite anlayışım var.

Siz: Ayrıca sensin ruh hastası, deli!

Siz: Kehribar gözlüymüş, Bok!

Siz: Eşek gözlü!

(Tac Mahal'im kişisini engellediniz.)

Tac Mahal'im: Eşek gözlü mü? (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Yine mi iletilmedi? (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Sırf laf sokmak için engel açıp, lafını soktuktan sonra cevap beklemeden tekrar engel atan birini ilk defa görüyorum. (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Sikerim şimdi iletilmediyi! (İletilmedi.)

Tac Mahal'im: Eğer engelimi açmazsan, oraya gelirim ve açtırmasını çok iyi bilirim.

Tac Mahal'im: Anlıyor musun?

《~~~~~~~》

Nasıldıııı

Oy verip yorum yapmayı unutmayıınn