13. bölüm · TAC MAHAL / Texting

13. Bölüm

Aurora Oylesineyazar

Tam karşımda bana sırıtarak bakan siyah gözlü sarılı rus çıtırına hafifçe gülümsedim.

Evet, hâlâ tişörtünü giymemişti.

Tamam gülk eğlendik, hadi giy o tişörtü be kara gözlüm. Yoksa tansiyonum harbiden fırlayacak.

"İşte böyle doktor oldum."dedi. Çok hafif aksanı vardı, 7 yaşında Türkiye'ye annesi ile gelmiş, şimdiye kadar buradaydı.

Ama babasını görmek için arada sırada Rusya'ya gittiği için aksanı hafif kendini belli ediyordu.

Ve evet, onun da anne ve babası benimkiler gibi ayrıydı.

Ama bunu neden bir hastasına anlatsın anlam veremiyordum.

Bana yürüdüğü çok belliydi, o kadar da saf değildim yani. İfadesiz, tepkisizdim ona karşı biraz.

Ama bu onun dehşet-ül vahşet yakışıklı olduğunu değiştiremezdi...

Adam, sapsarı saçları, süt gibi bembeyaz teni, simsiyah gözleri, çenesindeki gamzeleri ile yakıyordu yani. Cüsseli biri değildi, benden de on on beş santim uzundur, 1.85 boylarında gösteriyordu.

Ama ben 1.72 olduğum için benim hedeflerim daha yükseklerdeydi. Banane yani, 1.50 olsam bile uzun boylu isteriiiimmm!

İstemsizce gülümsedim, harbiden sıkmıştı beni. Sesi uyöumu getiriyordu. Lisedeki Dinkültürü hocam gibiydi. Dedikodu yapsakta o ses benim uykumu getirir kardeşim.

"İyiymiş."dedim kısa keserek.

Sesi youtubede ninni söyleyen kişişere benzediği için istemsizce esnedim, elim ile ağzımı kapattım tabii ki de.

Bakışlarım tişörtüne kaydı, kaloiferin üstüne atmıştı.
"Tişörtün kurumuştur, birazdan hemşire falan gelir. Giy bence."

Bakışları arkadaki tişörte kaydı. Gözlerinde çok hafif bir tereddüt gördüm ama yine de tişörte ilerleyip tişörtünü aldı. Havalı bir şekilde giydikten sonra aynı hava ile bana doğru yürürken bir şey olu.

Açık kalmış bağcığına basıp yere düştü.

Ama ne düşmek, yattığım sedyeye yakın olduğu için burnu sedyeye çarptı, öyle düştü.

Gözlerim fal taşı gibi açılırken dudaklarımdan bir 'hiii' nidası koptu.

Kolumda serum olduğu için yataktan ayrlamadım ama yataktan hızla doğrulup başımı kaldırmaya çalışarak ona bakmaya çalıştım.

"Ivan, sen iyi misin?!"dedim endişe ile.

Ses gelmedi, sadece 'ah' diyerek canının acıdığını belirten bir ses geldi.

Yavaşça doğrulmaya başlayınca yüzüne baktım.

Bakmaz olaydım.

Adamın burnu bir domates gibi kızarmıştı. Bembeyaz tenli olduğu için hassas cilti biri olmalıydı.

Burnundan kan süzüyordu.

Hafifçe gülümsemeye çalıştı. "Abartma be, öyle bir yere düşüp ah uh diyenlerden değiliz."dedi kekomsu havada.

Ama bir şey daha oldu.

Önce saçma bir melodi.

Sonra benim dört beş yaşlarındayken, yotube shortstan dinlediğim çok fenasal şarkılardan biri olan o dehşet-ül vahşet rezil olan o şarkı çaldı.

"Şiki şiki baba
Hayni hayni yaba
Helik melik duni

Gel fakiri yaba

Ooooooooooooooooooooooooo...

Şiki şiki baba
Hayni hayni yaba
Helik melik duni
Gel fakiri yaba

Gözlerinin uğruna
Ben canımı adadım
Senden başka kimseye
İnan aşık olmadım

Gel de söyle aşkını
Sorma sakın yaşımı
Ne olursun sevgilim
Darda koyma başımı

Şiki şiki baba
Hayni hayni yaba
Helik melik duni
Gel fakiri yaba..."

Ağzım bir 'o' harfini alacak bir şekilde açık kalmışken o afalladı.

Sonra bir hışımda elini cebine atıp telefonunu çıkardı.

Biri onu arıyordu.

Senin yerine ben utandım be adam...

Ben hâlâ ona şaşkın şaşkın bakarken o elindeki telfonu kapatmaya çalışıyordu. Ama telfon bir türlü kapanmıyordu.

Hatta telefon elinden düşünce,

"Ben hemen geleceğim."dedi aksanlı bir türkçe ile. Sonra telfonunu alıp odadan uçarcasına çıktı.

Bir kaç dakika arkasından boş boş göz kırpıştırdım. Sonra kendime bile inanamayacağım büyük bir kahkaha döküldü dudaklarımdan.

Doğrulduğum yerden kendimi geri bıraktım. Ama gülüşüm asla durmuyordu.

Ben o şarkıyı küçükken dinlediğim için kendimden utanırken adamın zil sesi çıktı.

Kesin 27 yaşındaki kehribar gözlü zengin çıtır ona beddua okumuştur da bu hale gelmiştir. Beklenir yani.

Burada olamayınca Allah'tan yardım istemiştir.

Bir iki dakika boyunca hunharca gülerken kapı çaldı.

Ama öyle bir gülüyordum ki, 'gel' diyecek durumda değildim.

Sonra bir erkek sesi yükseldi.

"Sayın bezmenler, açar mısınız kapıyı."

Bunun üstüne ben daha fazla gülerken, kapı biraz daha çalınca kendiliğinden açıldı, eğlenen bakışlarımı kapıya çevirince bir doktor kadının bir de biri kadın biri de erkek olmak üzere iki kişinin geldiğini gördüm.

Kadın, kızıl saçlı, fiziği güzel biriydi. Üzerinde siyah bir takım vardı, YSL topukluları ile ortama vaaauuuvvv'lu bir hava katmıştı. Kızıl saçlarını sertçe yukarıdan toplamıştı, gözlerinde ise güneş gözlüğü vardı.

Yanındaki adam ise cüsselli ve açık kumral olan biriydi. O pek ifadesiz değilde, tatlı bir alaycıl hava kuşanmıştı. Açık kahve gözleri etrafa neşe ile bakıyordu. Üzerindeki beyaz tişört ve siyah pantolon ile hoş duruyordu.

Ama bir saniye...

Ben onları tanımıyordum?

Neden buradaydılar peki? Hatırladığım kadarıyla böyle bir arkadaşlarım yoktu.

Yüzümdeki gülüş gülümsemeye çevrilirken anlamsızca onlara baktım. Bu sırada da kadın doktor beni muayene etmeye başlamıştı.

"Siz kimsiniz?"dedim kızıl ve kumral bombaya hitaben.

Kızıl bomba gözlüklerini çıkararak bana hafifçe gülümsedi. Gözleri ise yemyeşildi.

"İdil ben."dedi.

Yandakı eğlenceli kumral bomba da konuştu bu sefer.

"Benim adım Cafer, boyum 1.10, kilom 25."dedi gülerek.

Bunu demesi üzerine ikimizde humharca gülmeye başlarken ben devamını getirdim gülmekten zor bir sesle.

"G... Gözlerimin rengini bilmiyorum!"

Adam hevesle İdil'e dönerken konuştu, "Gördün mü?! Yengeyle aynı kafadan olduğumu biliyordum! Patron bilerek gönderdi, sabahtan beri laf yapıyorsun!"

Benim ise dikatim tek bir kelimeye takılmıştı.

Yenge?

Af buyur?

"Yenge?"dedim anlamayarak?

İdil, kumral bombaya dirsek atınca o doğruldu, ve bana baktı.

"Vera Hanım yani, yanlış söyledim." diye toparlamaya çalıştı.

Bunun üstüne başımı sallarken kumral bomba,

"Gökhan bende."

Başımı salladım, onlar ismimi biliyordu, söylememe gerek yoktu.

"Memnun oldum da, siz kimsiniz? Nereden tanıyorsunuz beni?"

İdil konuştu. "Kaya Altuğ Bey gönderdi bizi. Hastanede yalnız olduğunuzu öğrenince bizi yolladı."

Kaya Altuğ mu?

Adamın ismine düştüm...

Demek ki 27 yaşındaki kehribar gözlü çıtırın adı Kaya Altuğ'muş...

İyiymiş...

Beğendim.

Anladım anlamında başımı sallarken doktor konuştu bu sefer. "Durumunuz stabil, Vera Hanım. Altuğ Bey'e bildirdikten sonra istediğiniz zaman taburcu olabilirsiniz."

Kaşlarımı çattım. "Ona niye söylüyorsunuz be, annem mi o benim? Ona ne?"

Doktor hafif bir afalladı, sonra muzipçe gülümsedi.

"Ondan izin almadığınız sürece çıkamazsınız, taburcu olmadan önce ona haber vermemiz lazım. Onun emri karşılığında buraya gönderildim."

Hafifçe başımı salladım.

Ona haber verip çıkacağımı bekliyorsa çok beklerdi.

Doktor odadan çıkınca eşdeğer olarak bir kurye girdi.

"Vera Alis Yıldız?"dedi.

"Benim." diyerek anlamsızca ona bakarken o bana doğru yöneldi.

Ama elindekiler daha fazla dikkatimi çekti.

Kuryenin elinde beyaz laleler vardı...

Kuryenin elinde bir kutu daha vardı...

Elindekileri bana doğru uzatırken anlamsızca ona baktım. Durumu açıklayan Gökhan oldu.

"Altuğ Bey gönderdi. Beyaz laleleri özellikle seçti, siz çok severmişsiniz. Diğer kutuda ise en sevdiğiniz çikolatalar, ve bir kaç tane sevdiğiniz çilekli süt var."

Ayıptır söylemesi, çok pis, çok fenasal düştüm...

Bu adam harbi zengin lan!

Ben çiçeklere para vermemek için fal karşılığında bilmediğim otları tanıdığım bir teyzeden alırken, adam çiçeklerin yanına bir sürü çikolata göndermiş...

Valla buraya gelsin onu tek hamlede ham yapacağım!

Kurye bir şeyler daha söyleyip giderken ben kutuyu hemen açtım ve içindeki harikulade çikolatalar ile bakıştım.

Ben bakkaldan 10 TL'lik çikolataları alırken adam tanesi 1000 lira olan çikolatalardan sayısızca göndermişti.

Valla ben paraya fenasal düştüm.

Parası ile evlenebilirim şahsen.

"Sizin bu patron harbi harbi zenginmiş, ha. Ben, beni trollüyor falan sandım. Adam çıktı."

Onlara baktığımda ikiside bu sözü şaşkınlıkla algılamıştı. İdil gülmemeye çalışırken Gökhan hunharca gülmeye başladı.

İdil ise homurdandı. "Patron bu denli güldüğünü görse, belanı sikecek, Gökhan. Benden söylemesi."

Gökhan ise gülerek kendini koltuğa bıraktı.

"Valla Patrona yalnızca Vera Hanım böyle rahat konuşabildiği için gülmem gelmedi değil."

Kaşlarımı çatarak onlara baktım. "Yalnız bir ben derken? Başkaları da konuşmuyor mu böyle?"

Gökhan, "Yaşamak istemiyorlarsa konuşacak götleri vardır. Ama yaşamak istiyorlarsa konuşurlar."dediğinde sertçe yutkundum.

İdil ise tekrar onun bacağına geçirince hemen sustu Gökhan.

Ben ise bunları sonra düşünürüm derken çiçek ve çikolataların fotoğrafını çekerek ona gönderdim.

Kaya Altuğ'a.

Siz:

Siz: Teşekkür ederim...♡

《~~~~~~~~~》

Bölüm nasıldıııı

Ben Kaya'ya fenasal düştüm çikolata aşığı biri olarak...

Sizceeee

Oy vermeyi yorum yapmayı ve takip etmeyi unutmayıınn