6. bölüm · Sunda

6. Bölüm

Sema Nur Bakar

Onu kucağına nasıl aldı, hastaneye nasıl götürdü, anlamadı. Zerda hanımda peşlerine takılmış, üzüntüden kahrolmuştu. Doktorlar onu muayene ederken dışarıda beklemek Affan’ı öfkelendirmişti. En nihayetinde doktor dışarı çıktı. “Zehirlenmiş, midesini yıkadık.”
“Onunla aynı yemekleri bende yedim, ne demek zehirlenmiş?”
“Daha önce yemediği bir şey yediği için zehirlenmişte olabilir. Uyandıktan sonra taburcu edebiliriz. Bir kaç gün yediklerine dikkat edin, sıvı beslemeye önem verin. Babası buradaysa vezne işlemlerini halletsin.”
“Babası yok, kayıp yani. Ben halledeceğim.” Affan işlemleri halletmek için gidince annesi içeriye girdi.
Fersah, halsiz bir şekilde gözlerini açtı. Kolundaki sargı çıkarıldığı için oynatmış ve canı yanmıştı. Zerda hanım yanına ilerleyip kolunu tuttu. “Şimdi Affan’a söylerim tekrar sararlar kolunu, korkma kızım.”
“Neden buradayız?”
“Zehirlenmişsin, yani yediğin bir şey dokunmuş. Yediğinde seni rahatsız eden bir şey var mı kızım, ona göre yemek yaparız sana.”
“Karanfil” sabah içtiği çay karanfilliydi. Zerda hanım onun için normal çay aldırmayı aklının bir köşesine yazdı.
Affan, işleri hallettikten sonra dışarıya çıkıp Fersah için giyecek bir şeyler aldı. Ardından tekrar hastaneye dönüp, onun yanına girdi. “Uykucu uyanmış.”
“Utandırma kızı. O elindekiler ne?”
“Dün biri Fersah’ın kıyafetlerini değiştirmiş, o yüzden üzerinde benim kıyafetlerim var. Onun için yenilerini aldım.”
“Keriman cadısı yapmıştır.” Bu söyleminin üzerine Fersah kıkırdadı.
Affan ona baktı ve annesine dönüp “bak, gülünce çok güzel oluyor. Bunu hiç göremeyeceğini sanmıştım, ama sende gördün anne” dedi.
Annesi oğlunun elini tutup ”bence de gülünce çok güzel oluyor” dedi. Fersah başını eğdi. “Kızımı utandırma, sen çık dışarı biz hazırlanıp geliyoruz.” Başıyla annesini onaylayıp dışarıya çıktı.
Hastane de işleri bittikten sonra konağa geçtiler. Ferda akıllarına bile gelmemişti. Konaktan içeriye girdiklerinde Tufan’ın bağırışlarını duydular. Affan, Fersah’ın elini tutup avluya gitti. Zerda hanımda peşlerinden gitti. “Ya siz ne kadar vicdansız, şerefsiz insanlarsınız! Size kız 18 yaşında diyorum kalkmış bana yaşını doldurmuş sorun yok diyorsunuz! Sizin şeref yoksunu oğlunuz yüzünden neden o kız yanıyor!”
“Eğer kabul etmezsen ikisine de öldüreceğiz!”
Tufan, kafasını iki elinin arasına aldı. Böyle bir seçim yapmak onun değerlerine tersti. O, bu yaşına kadar tek bir şey için yaşamını sürdürmüştü. Öğretmendi, öğretendi en çokta öğrenendi. Bunu nasıl yapardı. Daha düne kadar öğrencisi olan küçük bir kız çocuğuna nasıl karım diye hitap ederdi.
Bu topraklar, öleni bağrına basmış, yaşayanı yüz üstü bırakmıştı. Bir bilinmezin, töre diye önüne koyduklarını kabul görmüş, en büyük cahilliğe ev sahibi yapmış yerlerdi.
Tufan, zamanın durduğunu düşündü. Nefes almak, bu vicdansızlığa göz yummak istemedi. Yer yarılsa gözünü kırpmaz atlardı. Elini yüreğinin üzerine bıraktı. Sızım sızım sızlayan yüreği, aklının onu ele geçirmesine karşı çıktı. Çaresiz ve sitemkar olarak “tamam” kelimesi döküldü dilinden. Sonra orayı terk edip koşarak gitti.
Affan onun peşinden gitmek istedi fakat annesi ona engel oldu. Tufan önce kendisini bu duruma hazırlamalı, olanları sindirmeliydi.
Aşiret üyeleri ve diğerleri avluyu boşalttı.
Affan, Fersah’la birlikte avludan ayrılacakken Keriman hanım seslendi. “Gelin, mutfağa geç! Bize akşam yemeği yapacaksın!”
Affan, omzunun üzerinden konuştu. “Karım iyileşmeden hiç bir şey yapamaz! Evde ki hizmetçiler bunun için var, durup durup başımıza iş çıkarma!” Cevap vermesine izin vermeden odalarına çıktılar. “Sen, ona bakma hep böyleydi. Sana özel yapmıyor.” Fersah, onu başıyla onayladı. Cebinden çikolata çıkarıp ona uzattı. “Bunu sana aldım, miden iyi olduğunda yersin.”
Fersah, Affan’ın gözlerine baktı. İlk defa bu kadar uzun göz gözelerdi. “Bunu neden yapıyorsun? Bana babam almamışken, sen neden alıyorsun? Yoksa bana acıyor musun?”