14. bölüm · Sunda

14.Bölüm

Sema Nur Bakar

Rojda hanım koşarak odaya girdi. “Ne, ne oldu kızım sen iyi misin?” Başıyla onayladı. Rojda hanım onun yanına oturdu. Yerdeki kağıt parçaları ayaklarına değdi. “Neden yırttın onu?”
“Okuma yazma bilmiyorum. Bilsem bile yaptığı şeyin bahanesi olmaz. Ben onu uyardım, o beni ciddiye almadı. Onu hayatımda istemiyorum. Anneme söz verdim, daha güçlü olacağım.”
Rojda hanım onun üzerine gitmek istemedi, yaşadıkları kolay kolay affedilir türde değildi. “İstediğin kadar burada bizimle kalabilirsin. Asla seni zorla kocana vermeyiz.” İçeriye eşinin yanına geçti. İkiside ellili yaşlarının sonunda idiler, hayat onları her türlü zorluğa rağmen bir arada tutmuş, otuz yıldır birbirlerine bir aile olmuşlardı. “Kocası ile gitmek istemiyor, bence bu onun hakkı. Yaşadıkları kolay yutulur şeyler değil. Bunca yıl çocuk hasreti ile yandık, belkide o bizim kızımız olmaya gelmiştir.”
Rezan bey eşinin ellerini tuttu. “Kapımız ona sonuna kadar açık, umarım bundan sonra bahtı güzel olur.” Dünyanın bir yerlerinde iyi insanlar hep vardı, bu kadar kötülük onların gün yüzüne çıkmasına engel olmaktaydı.
Affan, abisi ile konuştuktan sonra soluğu yeniden Fersah’ın yanında almak istedi lakin annesi buna izin vermedi. Fersah’ın biraz zamana ihtiyacı olduğunu söyleyip oğlunu zar zor ikna etti. Affan, ise Tufan’ın düğününden sonra daha fazla dayanamamış ve Fersah’ın yanına gelmişti. Kapıyı çaldı fakat açan olmadı. Gecenin bu saatinde herkes uyuyordu. “Fersah, Fersah!”
Dışarıdan gelen seslere uyanan Rezan bey tüfeğini alıp kapıyı açmaya gitti. Tüfeğin güvenliğini açıp kapıyı araladı. “Kimsiniz bu saatte?”
Affan tüfeği görünce bir kaç adım geriledi. “Affan Ağir Barbasoğlu, karımı almaya geldim.”
Rezan, kapıyı tamamen açıp çıktı. Tüfeği ona doğrultu ve “sen ne laftan anlamaz adamsın! Fersah seninle gelmek istemiyor” dedi.
Affan ona yaklaşıp silahı kalbinin üzerine koydu. “O zaman beni öldürmekten geri kalmayın, onsuz hiç bir yere gitmeyeceğim. O benim karım, onun gözleri benim çocukluğum. Lütfen, izin verin onunla konuşayım, söz veriyorum yanlış bir şey yapmayacağım.”
Rezan bey tüfeği çekip kapının arkasına bıraktı. “Sen çardakta bekle, ben onunla konuşup geleceğim.” İçeri girdi ve Fersah’ın uyuduğu odanın önüne geldi. “Fersah, kızım uyanık mısın?” İçeriden ses gelmeyince eşini yanına çağırdı.
Rojda hanım içeriye gerip Fersah’a baktı. Fersah, ateşler içinde yanıyordu. “Bey, bey kızın ateşi var bey!”
Affan, içeriden gelen telaşlı sesleri duyunca koşarak içeriye girdi. “Fersah! Fersah iyi mi?”
“Oğlum onun ateşi çok yüksek, yardım et hastaneye götürelim.” Affan Fersah’ı kucağına alıp arabaya bindirdi. Rojda hanım ve Rezan beyde onlar ile hastaneye gitti. Fersah, Affan’ı istemediği için tek bırakmaya gönülleri el vermedi.
Affan, karısını bu sefer özel hastaneye getirmişti. Fersah’ı müşahede odasına akıp, serum takmışlardı. Rezan bey ve Rojda hanım dışarıda kaldılar, Affan içeriye karısının yanına girdi. Yanı başına geçip oturdu. Elini onun saçlarının üzerinde gezdirmeye başladı. “Acılarını alacaktım, en büyük acın oldum. Kendimden nefret ediyorum, keşke yok olabilseydim. Benim için ne anlam ifade ettiğini bilmiyorum ama yanımda olmadığın zaman boşluktayım. Artık bir şeylerin olması için zorlamamaya karar verdim. Üzerine geldikçe her şey daha kötü olacak. Zamanla seni geri kazanacağım, kaybettiğin güveni yeniden oluşturacağım.”
Fersah, ateşi düştükten sonra uyanmış, Affan ile tek bir kelime konuşmamıştı. Affan ise onunla konuşabilmek için akla karayı seçiyordu. “Lütfen, Fersah bunu yapma, bir kere olsun dinle beni!” Sonlara doğru sesi yüksek çıktığı için Fersah kulaklarını kapattı.
Rezan bey ve Rojda hanım Affan’ın sesini yükseltiğini duyunca odaya girdiler. “Yeter bu kadar, Fersah istemediğini söyledi. Artık buradan gidin, biz onu eve götüreceğiz.”
Affan, elleri kolları bağlı kalmıştı. “Ben bırakacağım sizi, dışarısı onun için güvenli değil.” Bu duruma kimse itiraz etmedi.
Affan, Fersah’ı bıraktıktan sonra konağa döndü. Konakta karşılaştığı manzara dehşete düşürdü. “Tufan, ne oluyor burada?”
Tufan, yerden kalkıp abisinin yanına gitti. “Berdel bozuldu, Ferda kaçmış. Onu benden almalarına izin verme abi! “
Affan duraksadı. Ferda zaten kaçmıştı. “Bu ne demek şimdi, o zaten Arsen’e kaçmamış mıydı?”
“Oyun yapmışlar, Arsen ile aralarında hiç bir şey olmamış. İstanbul’a kaçabilmek için yardım etmiş.”
Affan, ileride duran Reyhan’a baktı. “Şimdi bu kız bizim kardeşimizin rezilliği yüzünden mi kurban edildi?”
Tufan yüzünü eğdi. “Evet, abi bir şey yap onu tekrar o aileye vermek istemiyorum.”
“Sen önce bir kafanı kaldır, sonra söyle bakalım sen bu kıza aşık mısın?”
Tufan elleri ile oynamaya başladı. O üç yıldır Reyhan’a aşıktı fakat onunla bu şekilde evlenmek zoruna gitmiş, reddetmişti. Üniversiteyi bitirdikten sonra onunla konuşmayı düşünüyordu. Hayat onun istediği gibi gitmemişti. Üstelik sevdasının karşılığıda vardı. “Evet abi.”
Affan, elini onun omzuna bıraktı ve baskı uyguladı. “Gerisi bende sen merak etme. Herkes odasına çıksın, gündüz bu mevzuyu halledeceğim.” Yukarı odasına geçti.
Aynı gökyüzünün altında, farklı pencerelerden, iki kırık kalp yıldızları izliyordu. Biri özgür olmak için savaşırken, biri özgürlüğünü yeniden kazanmak istiyordu. Zaman onları bir araya getirme konusunda mahçup kalacaktı.