9. bölüm · Soytarı ve Prenses

9.Bölüm

Zeynepone GG

Sabah gözlerimi açınca konağın üstünde tek başımaydım.
"Hey, nerdesiniz!?" Diye cırladım. Kimse yoktu. Bağdaş kurarak oturdum. Etrafı incelemeye başladım kimse yoktu. Etraf boştu ağaçlar bile yoktu hiçbir şey yoktu sadece ben ve konak vardı. Atraf çimenden bir tabakayla kaplıydı. Ayağa kalkıp konaktan çıktım. Etrafta yürümeye başladım. İleriye doğru her adımımda sezsizlik kara bir bulut gibi üstüme çoküyordu. Yine yanlızdım ve yine sadece ben vardım. Güneş tepede hem sıçaklığını hissetiriyordu hemde hiç bir şeyi. Çok şey anlatıyordu bu durum bana ama hiçbir şey anlatmıyormuş gibi yürüdüm. Gizliye doğru sessiz bir ezgi çaldı kulağımda.
"Gökyüzü bile bilmiyor
Taprak yüzü hâla ağlıyor
Ve su artık akmıyor
Ateş, ateşe ne oldu
O gizli bir ezgi

Mırıldanır rüzgar bir kez daha
Koca bir hiçlikle karsı karşıya
Bir kez daha bilmez gerçeği
Her şey saklı ve gizli."
Ezgi bitince yol bitti. Ve farklı bir mırıltıyla açtım tekrar gözlerimi. Yer ayaklarımın altından kayıp giderken istem dişi tılsımlar fısıldıyordum.
"Fimeres markuyur venda kamurge nasrug benimran..." Konağın önüne vardığımda her kezin bir şey etrafına toplanmış ağladığını fark ettim nedense onları duymuyordum.
"Hey neye..." bir kaç adım sonra kendimi gördüm öylece yatıyordum. Derek'in yanına aynı onun gibi diz çökerek oturdum. Varlığımı hissetmış gibi bana baktı. İlahi sarı bir ışık parlarken kim olduğunu gösterme cüretine bile girmeyen biri benimle konuşmaya başladı.
"Seç." Dedi tek düze bir sesle.
"Neyi?" Gözyaşlarım akarken zar zor konuşmuştum.
"Şimdi tacı alıp huzura ere bilirsin yada cehennemi boylarsın."
"Hayır!" Diye karşı çıktım. Ölmüyorum. Ayağa kalktım. Derek başını göğe kaldırdı. Elimin tersiyle sildim göz yaşlarımı.
"İkisinide seçmiyorum! Ölmiyicem! Gelecekteki ben bu yüzden kaybetti savaşı ben kaybettmiycem!"
"Bunu geri çeviremezsin." Yer yarıldı ve cehenneme inen bir merdiven belirdi.
"Ben gitmiyorum ama sen gidiyorsun! Bir daha görüşmemek üzere." Diyerek onu bir böceği omzumdan atar gibi attım. Sonra cansız bedenime yaklaşıp. Döğmesiz elimi benedimin kalbine doğru bastırdım.

Nefes nefese uyandım. Hızla doğrularak daha fazla nefes aldım. Havayla ciğerlerimi doldururken Derek ve Marcus aynı anda üstüme atladı.

İkisini üstümden atıp tüm sorulara cevap verdikten sonra Lauranın hazırladığı sebzeli yemek gibi şeyi yemeye başlamıştık.
"Şey biliyorum çok şey soruyorum ama artık nasıl devam edicez?"
"Şey galiba bizi tasıyacak bazı hayvanlar bulurum." Diyerek omuz silktim.
"Bir daha sakın ölmeye kalkışma Ucube." Dee bu sözlerle başladı cümleye göz yaşları akarken tabağı elinde daha fazla tutamadı.
Geçmişte ne yaşadın sen Dee? Zihnimi okumuş gibi devam etti.
"Geçmişte bir ablam vardı. Babam onu işkence ederek öldürdü anneme yaptığı gibi. Bir çöpmüşüm gibi kenara atıldım. Ablam ölünce ne ben nede babam eskisi gibiydi o daha sert ben daha duygusuz gerisinide biliyordunuz." Dedi göz yaşlarını silerken.
"Ben... üzgünüm." Diye inledim. Elinin tersiyle sildi gözlerini. Hiç bir şey degişmiyordu. Sonra gülmeye başladım. Hadi ama salak bir meleği bir böcek gibi attım, iki kez hayata döndüm ve ölümü tattım, ilahı ruhlardan ilahi hediyeler aldım, saraydan kaçtım, aşkı buldum, bir ekibim oldu, bir yere ait oldum, gölgelerle savaşmaya çalışıyoruz ama şu an her şeyden uzaklaşmış sohbet ediyoruz.
Gülüşüm büyüdü ve kahkağaya dönüştü.
"Ne oldu geçmişim o kadar komik mi!?"
"Hayır sadece tüm bu yaşadıklarımızı düşününce yani saraydan kaçtık ölümden döndüm, aptal bir meleğin beni cennet yada cehenneme göndermesini engelledim tüm evreni karşıma aldım tanrılar, tanrıçalar ve ilahi ruhlar beni öldürmeye çalışıyor ama biz oturmuş sohbet ediyoruz." Deyip yine gülmeye başladım.
"Şimdi bir düşünürsek haklısın aslında." Derekte benimle beraber gülmeye başladı hatta ölüm timi. Ağlanacak halimize gülüyorduk "Ne zamandır uyuyorum?" Sorum öyle ânidiki her kez bir an durdu. Kimse bana bakma cesaretine girmedi. Derek bile. Bekledim. Bir cevap bekledim ve sonunda geldi. "Bir hafta." Derek öyle hüzünle konuşmuştuki yutkundum. Başımı göğe kaldırıp burnumu kırıştırım. Yıldızlar yine her yerdeler sürekli güneş varken bile. Hiç durmadan parlıyorlar. Tek amaçları. Umutsuz umut getirenler. Elimi kaldırım boşlukta salladım sonra biraz bekledim. Elim top gibi parlak yuvarlak avcumun büyüklüğünde bir şeyin çarpmasıyla geriye doğru sekti. Bir yıldız yakalamıştım. Yıllar sonra bir tane. Tek bir umut için. Tek bir ışık için. Yıldız elimde parladı parladı ve ışığıyla yok oldu. Her kez gibi. Bu sefer mırıl dandım ezgiyi.
"Gökyüzü bile bilmiyor
Taprak yüzü hâla ağlıyor
Ve su artık akmıyor
Ateş, ateşe ne oldu
O gizli bir ezgi

Mırıldanır rüzgar bir kez daha
Koca bir hiçlikle karsı karşıya
Bir kez daha bilmez gerçeği
Her şey saklı ve gizli."
Ezgi bitti ışık söndüp gitti. Ama gökteki yıldızların hepsi ışıl ışıldı. Ama ezgi bir.şey anlatıyordu. Anlayamadığım. Sihir tarihini bilmiyordum ama Laura biliyordu.
"Laura sihir tarihini enbiyi sen biliyorsun. Ezgiyi yorumlaya bilirmisin?"
"Şey evet sihir tarihiyle ilgili bilgim var ama ezgi yorumlamak hiç denemedim. Genellikle şamanlar yapardı. Yapa bilirmiyim bilmuyorum."
"Laura şu haline bak buradası ve benden daha bilgilisin. Sen sadece yorumlamaya çalış. Lütfen!" Diye cırladım. Laura tamam anlamında başını salladı. Ezgiyi söylemem için işaret verdi.
"Gökyüzü bile bilmiyor
Yer yüzü hâla ağlıyor
Ve su artık akmıyor
Ateş, ateşe ne oldu
O gizli bir ezgi

Mırıldanır rüzgar bir kez daha
Koca bir hiçlikle karsı karşıya
Bir kez daha bilmez gerçeği
Her şey saklı ve gizli."
Diyerek tekrar ettim biraz düşündü aonra konuşmaya başladı.
"Pek emin değilim ama... Geçmişte insanlar altıya ayrılmıştı. Gökyüzü, Yer yüzü, Ateş, Su, Melezler ve İsyankârlar. Gökyüzü krallığındakiler her şeyi bilirmiş şamanlarıyla ümlülerdi. Bilegelerle doluydu Gökyüzü krallığı ama bir gün belirsiz ve değişen görüler görmuşler. Anlamı olmayab ilk kez bir bilinmezlikle karşı karşıyalarmış. Yer yüzü krallığı en alçak gönüllü olanmış kaya gibi sğlam ama bir çiçek kadar narin. Gökyüzünde olanları duyunca Yer yüzüne bir hüzün ve korku çokmuş. Çiçekler ve tahıllar ölmüş, hayvanlar krallıktan çekilmişti Bema kıralının önünde son kez diz çökmuş sonrada kimse görmemiş. Bir mağrada ağladığı söylendi bize. Balıklar ve deniz kızları sudan kaçıp gitmiş. Su günlarce aynı yerde kalmış kral Remna bile izin vermemiş akmasına.
Ateş gerçekten gizli bir ezgi. En güçlü savaşçılar onlardandı. Ama şamanların sözleri üstüne ateş kralı kaçtı. İsyankarlar ve Melezler daha yüksek mertebe için sırayla tüm krallıkları devirdiler ve şimdiki altı krallık doğdu. Yıllarca şamanların bahsettiği savaş beklendi ama hiç gelmedi. Ezginin ikinci kısmına gelirsek orası galiba karanlığın savaşından bahsediyor ama..."
"Işık olmadan karanlığı yenemezssin. Ve benim bilmediğim okadar çok şey varki."
Diye devam ettirdim Lauranın sözünü.
"Senden saklanan." Diye düzeltti beni. Ateş kralı neden kaçmıştı.

Şimdi daha çok sorun vardı. Ve oturmuş bir ezgi çözümlüyoruz yok biz gerçekten sorunluyuz abi.