13. bölüm · Soytarı ve Prenses
13.Bölüm
Yeni bir rüya yeni gerçekler vay be. Dur bu Ölüm timi ve orasıda şey değilmi KORKU EVİ!
"Siktir,siktir,siktir! Hiçbir güç..." lafımı duyduğumuz bir çığlık sesi yüzünden yarım bıraktım.
"Aaaaaaaa!" Morgana deli gibi bağrıyordu.
"Morgana!" Diye cırladım içeri doğru koşarken. Kapıyı açmam ve cesetlerin çürümüş kokusu yüzüme vuruyordu. Kokudan gerçek anlamda burnumun direği kırıldı. Ağızıma kadar akan kanı dilimle temizledim. Nahoş tadı damağımı delerken cesetlerin içine doğru gitme güdümle baş etmeye çalışıyordum. Merdivenlerden çıkarken diğerlerininde peşimde olduğunubiliyordum. Morgananın içeride tutulduğu odanın kapısınıb tekmeleyerek açtım.
"Felix dur!" Diye cırladım. Felix bana doğru döndü. Adımları yavaşça yanıma yaklaşırken arkamda duran Derek'i gördü. Elini kaldırıp adamlarını durdurdu. Morgana kanlar içinde yere savrulurken Felix şan bir kahkağa attı.
"Merhaba prenses." Alaycı bir sesle konuşuyordu.
"Bakıyorum tanriçada burada." Arkada kimin olup olmadığıma bakınca Selenanında burada olduğunu gördüm. Felix Selenanın karşısında durup "Merhaba ay tanrıçası." Diyerek küçük ve alaycı bir reverans yaptı. Vucudumu tamamen Selenaya dönürdüm.
"Bizi hemen çıkart Selena." Diye yalvardım ano bunu daha fazla izleyemezdim.
"Deniyorum, ama bu sihir benimkini aşıyor."
"Cıh-cıh-cıh karananlığın taşı sihrini aşıyormu yoksa."
"Taş sendemi."
"Değil."
"Yalancı."
"Gelde bak istersen sana her zaman musatim." Kollarını iki yana açarak malca bir cümle kurdu.
"Nerde o zaman!"
"Sende." Geriye doğru sendeledim. Korkuluğun pervazına tutunarak dengemi sağladım.
"Bu imkansız."
"Sera baban sence senin gücünü nasıl durdurdu."
"Tılsım."
"Evet. Ve sen onu parçaladın."
"Ben, o zaman..." bu rüya artık sıkıcı ve bunaltıcı olmaya başladı. Elimi kaldırıp havayı tokatlarken sertçe geriye doğru fırlattım rüzgarı.
-----------♦️♠️♦️♠️-----------
Gözlerimi açtığımda elimde kırık tılsım vardı. Tanrıçalar, tılsımlar, gölge savaşçılar, rüyalar, gizemler, kaybolanlar ve parçalananlar...
"Narge elfler nerede yaşıyor?"
"Armentem'de."
"Oraya nasıl gideri?"
"Altın kapıyla."
"Altın kapıya gidiyoruz hadi!." Diye bağırdım Nargenin üstüne binerken.
Narge yine son hız giderken toprak havalanıyor yapraklar arkamızda üçüşüyordu. İki gün hiç durmadan ilerledik. Dağları, tepeleri, gölleri, denizleri, acıları, baskıyı, hükümdârları, tanrıları ve tanrıçaları geçtik ama kazanamadık. Bu oyun artık bitmeli sinir ve sihir bir araya gelirse yıkım kaçınılmaz.
Bir elimle Nargenin tüylerini diğeriylede tılsımı tutuyordum. Narge daha hızlı gitsin diye eğilmiş ve tılsımlı elimi geriye doğru uzatmıştım.
Savaş ve intikam, Armetem ve dünya, iyilik ve kötülük yeni bir dünya yeniden doğuyor. Küller ve krallar artık geri geliyor.
Deniz kıyısında durduğumuzda mola vakti geldiğini anladım. Tılsımı pantolonumun içine sıkıştırdıktan sonra burasının iyi bir yer olduğuna karar kılıp Selenanın kolundan tutup suyun içindeki ay yansımasına doğru çekeledim onu. Toprak ideal bi yükseklikten sonra oturması için işaret verdim bağdaş kurarak oturdu.
"Gözünü kapat ve sesizce bekle, odaklan. Enerjini bir yerde topla seni bulmasını kolaylaştır." Lafımı ikiletmedi. Selenanın etrafında dans etmeye başladım.
İşeret ve baş parmaklarımı bir birine bastırıp yukarı kaldırdım. "Bana gel, ban gel." Diye fısıldarken. Parmaklarımı açtım. Selenanın etrafında dönerken ayağımı yana doğru sürükledim. Suyun üstünde elevler de dansıma katıldı. İki kolumu iki farkalı yere açarken Selenanın arkasındaydın. Omuzlarımı sallarken kollarımı serbest bırktım. Belim benden bağımsız geriye doğru bükülürek omuzlarım hâla salanıyordu. Kaya arkama bakmaya başlayınca belim bükülmeye bıraktı.
"Benimsen bana gel
Bekliyorum hadi gel
Gökten inen kutsal
Bana gel, bana gel
Geri kalma hadi gel
Bekliyorum seni gel
Kutsallığınla kutsa benide
Lengora
Ulu hayvan
Ruhunla şereflendir beni
Hadi gel."
Diye fısıldamaya başladım, tekrar, tekrar ve tekrar. Her tekrarımda dalgalar hırçınlaşıyor, ay dahada parıldıyor. Sonunda Selenanın omzuna bir baykuş kondu. Dizlerimin üstüne çöküp ellerimi kaldırdım.
"Benteas." Diyerek onları kutsadım.
Selenayla beraber ayağa kalkıp ilerledik. Kıyıya ulaştığımız zaman herkez şakınlıkla bana bakıyordu. Narge bizimkilerin içinden geçip önümde durdu. Bana selam verdi sonrada konuşmaya başladı.
"Bir Lengora ritueli bu ritueli sen buldun adını ne koyacaksın?"
"Senin adın ne baykuş?" Diye sordum.
"Bentares."
"Bu rituelin adı Bentares ritueli."
"Teşekkür ederim." Selena elini omzuma atarak konuştu.
"Şimdi zıbarın sabah erkenden yol alacaz." Dedim.
Tulumuma girip uyuma numarası yaptım. Her kez uyuduktan sonra uyanıp suyun içine girdim. Suyun içinde dans etmeye başladım. Sol ayak öne, sağ ayak sola, sol ayak sağın yanına. Sol el yukarı sağ el yanına ellerimi tersleriyle birleştirip ayaklarım yanyana gelince arkamda kitledim. Bu ayaklarla yapılan bir danstı.
Sağ ayak öne, sol ayak sağa, sağ ayak solun yanına.
Önce sağ ile öne zıpladım sonra sol ile. Bunu birkaçkez tekrar ettim. Sağ ayağımı geriye yan bir şekilde koyup ayaklarımı yerden kaldırmadan 360 derce döndüm. Benimle birlikte suda aynısını yaptı ve etrafımdan çekildi suyun içine doğru dans ederken balıklar suyun içine doğru yüzmeye başladı deniz kızları el ele tutuşmuş suyun bana açtığı çemberin etrafında dönüyordu. Su girdaplar hâlinde beni yükseltirken gelecekteki benin giydiği elbise eksiksiz üstümdeydi. Zincire bağlı bıçak, kalp ve güneşi söküp suyun içine attım. Suyu daha hırçınça dans ederken ay üstüme parlıyordu. Deniz kızları aşağı attım hediyeleri aldılar. Ve krallarına götürmek için gitmeye hazır lanırken büyük bir dalga suyun içinde saldırganlaştı ve dizginlendi. Su kralı. Boşluğa doğru bir adım attım su ayağımın altınd akadar yükseldi. Bunu kralın önüne gelene kadar tekrar ettim. Önümde revarens yaptı
"Armentemin selamıyla geldim tanrıçam." Tek elini yumruk yapmış göğüsünde diğerini yumrak yapmış sırtında tutuyordu. Elimle kalkması için işaret verdim. Mavi bir takım giymişti. Beyaza yakın sarı saçları geride jüçük bir at kuyruğu olacak şekilde bağlanmıştı. Dalganın üstünde dururken kafasına sade ve sıradan bir taç takmıştı.
"Ben Noctis." Rüzgar tüm şidetiyle esti. Noctisin yanına Gökyüzü kıralıda gelmişti. Beyaz saçlarının arasındaki griler kendini belli ederken saçlarını inek yalamış gibi taramıştı. Noctisinkinden daha gösterişli ama genel olarak sade bir taç takmıştı. Beyaz ve griyi baz alan takım elbisesiyle, beyaz bir bulutun üstünde aynı Noctis gibi reverans yaptı.
"Armentemin selamıyla geldim tanrıçam." Onuda Noctisi kaldırdığım gibi kaldırdım.
"Ben Malric." Ağaçlar yana doğru eğilirken gölün ortasına doğru bir kaya parçasının üzeride geldi. Yeşil takımı omzundan aşağa doğru saldığı kahve rengi saçlarından iki tutam omuzlarından aşağıya doğru akıyordu. Kafasının artasında konumlandırdığı daha gösterişli bir taç ile diğerleri gibi reverans yaptı.
"Armentemin selamıyla geldim tanrıçam." Dedi onunda kalkmasını sağladıktan sonra bana adını bahşetti.
"Ben Orion."
Etrafımızı bir ateş çemberi sarmıştı. Dik duruşumu hiç bozmadım. Yavaşça iki elimi arkamda bağladım. Alevlerin arasından kömür renginde dağanık saçlara sahip biri çıktı diğerlerinin aksine kırmızı bir t-short ve siyah bir pantalon giymişti. Önümde alaycı bir reverans yaptı. İşaret ve orta parmağımı havaya doğru kaldırarak doğrulmasına yardımcı oldum.
"Armentemin selamıyla tanrıçam. Ben Vaelor."
"Sizi buraya çağarmamın bir nedeni var."
"Dinliyoruz tanrıçam." Malrik herkezin adına konuşuyordu.
"Gölgeleri bir araya toplayınca Armentem ve Dünyayı birleştiricem."
"Bunu nasıl yapacaksınız?" Vaelor un sorusuna hafifçe kıkırdadım. Narge, Selena ve Bentares yanıma geldi. Bu kadar sese uyanmış olmalılar.
"Eskiden dünyada yedi krallık vardı hâlâ var ama o krallıklar sizin. Kralıklarınızı size geri verecem."
"Bana da mı?" Diye sordu Vealor.
"Sadakatini kanıtlarsan evet."
"Ateş tahtı lanetlidir. Ona oturan her kral bir şeyleri yok etti." Diyerek ileri bir adım attı.
"Bir bilsen ne lanetler kırdım."
"Bir gün laneti kırarsan otururum tahta." Alaycı pislik.
"Lanet neymiş söyle sen bi bana."
"Sen cidiisin." Öyleyim.
"Taht benim işim değil al senin olsun."
"Taht göz boyar kraliçem. Bende bir yere kadar." Mantık ve sen Vaelor bu bir ilk.
"Taht zaten hiç benim değildi taht hep senindi."
"Siz o tahtı bana veremezsiniz Ateş halkı gururunu bir kenara bırakıp orda yaşamaz." Gurur da göz boyar.
"Başka bir krallık veririm."
"Ya lanet." Taktı lanete varya sinir.
"Kül ederiz." Sen Ateş Kralı Vaelor bir laneti mi kül edemiycen.
Dört kral bir bir kaybolurken bizimkilerin yanına indik. Kendimi Derekin kollarına fırlatım onuda yere düşürdüm uyumak için gözlerimi sıkı sıkı kapatıp uykuya daldım.
----------♦️♠️♦️♠️----------
Büyük sarsıntı karşısında gözlerimi açtım. Kafam Dereğin omzuna sırtım onun göğüsüne denk gelecek şekilde at ile gidiyorduk. İki yandan atın eğerlerini tutmuştu Narge yanımız dan koştururken hızla yolda ilerliyorduk.
"Femris hala yaşıyormusun?!" Diye bağırdım arkaya doğru.
"Ne yazık ki!" Günlerdir hiç göz önünde değildi.
Derek tek eliyle kulağını sıktı.
"Kulağımın dibinde bağırma." Diye sitem ettim. Yanağına bir öpücük kondurup.
"Üzgünüm." Dedi masum masum ona bakarken.
"Femris niye günlerdir konuşmuyon?"
Femres atını hızlandırarak yanımıza geldi.
"Atlar ve ejder bana kaldı."
"Üzgünüm."
"Şaka yapıyorum bir kaç gündür hastayım Lewre'ye size söylememesini ben istedim. İyileşirken sesizlik istedim."
"Sen bilirsin." Derek'in elindeki eğerleri alıp hızla salladım. At hızlanırken Derek bir ıslık çaldı.
Yollar ve dağlar yine geride kaldılar. Bu savaşı biz kazanacaz. Bu bir başkasının hikayesi değil bizim hıkayemiz.
