3. bölüm · Soytarı ve Prenses
3.Bölüm
Hizmetliler akşam için Derek ve benim odamı birleştirirken Derek beni dışarı bahçeye çıkararak çalışmamı söyledi. "Kolay başlayalım. Bu kalemi havaya kaldır."
Derin bir nefes aldım elimi kaldırdım avcumu gökyüzüne açıp yukarı doğru sürükledim. Kalem gelmedi. Derek'e baktım yaparsın bakışları üstüne tekrar denedim ve tekrar,takrar,tekrar.
Yanımızdan geçen iki muhafızı gördüm kalkıp muhafızlara doğru yürüdüm.
"Şey acaba kılıçları alabilirmiyiz teşekkür ederim." Onlara cevap hakkı vermeden kılıçları aldım Derek kalksın diye bekledim. Kalktı. Kıçlardan birini ona uzattım. "Saldır." Dedim ve savunma pozisyonu aldım o bana "ne iş?" bakışı atarken kılıcı ona doğru salladım. Yaptığı ilk harektten eğilerek kurtuldum ikincisinde kılçla ve üçüncüde kılıcı yere attıp geriye yürüdüm derin bir nefes aldım elimi kaldırdım ve sağdan sola savurdum kılıcı yere savruldu ikimizde karşı karşıyaydık ve ikimizde silahsızdık.
"Nasıl?"
"Morgana öğretti sanırım silahım olunca kendime güveniyorum."
Saatlerce çalıştık. Akşam yemeğı için masaya oturduk. "Tuzu uzatırmısın."
"Niye senin güçlerin var. Yanılmıyorum değil mi Leydim?"
Kıkırdadım. Elimi kaldırdım avcum göğe bakarke onu yavaşça sırtımı gerisine bakacak şekilde hareket ettirdim. Tuzluk bana geldi ve durdu. Yüzümde ki gülümseme büyüdü. Salatayı tuzladım ve yemeye başladım. Gergin bir masaydı çok gergin. Yemekten kurtulmayı başardığımda kendimi Derek'in odasına attım. Önce kapıyı kitledim sonra perdeleri kappattım. Sıfır kollu kısa kırmızı bir üst ve bileklerime kadar uzanan sihay ince bir alt çıkardım. Yavaşça soyunurken kapıyı açmaya çalıştı biri. Bir kahkaha duydum beni benden alan bir kahkağa. "Kapıyı mı kitledin sen?" Kıkırdadım. "Giyiniyorum bekle biraz." Dedim. Hızla giyindim ve kapıyı açttım. Bakışları etkilenmiş gibiydi neyden etkilendiyse. İçeri girmesi için kenara çekildim. İçeri girip dolaba yaklaştı üstünü değiştireceğini fark edince kapıdan çıkmaya yeltendim ama başka bir kapı sesi tuvalete gitiğini belli etti. Kapıyı kapatıp yatağa oturdum.
Tuvaletten çıkıp önümde durdu. Ayaklarımı salamaya başladım sihyah t-short ve siyah gecelik altı giymişti.
"Sen o şeyi nasıl yaptın?"
"Morgana öğretti. Yanımda silah olunca kendime güvenim artıyor."
"Harika!" Diye cırladı. Yüksek sesleri sevmem fısıltılarıda. Korkunç. "Sana bunu aldım." Kocaman bir saç iğnesi. Elinden alıp iğneyle saçlarımı topuz yaptım." Tehlike anında onunla saldıra bilirsin o bi tokadan ziyade gizli bir silah." Dedi. Aynanın önündeyken of layıp puf layarak tokayı cıkartamaya yeltendim "ı-ı." Diye bir ses duydum tokayı saçımda bırakıp ona döndüm. "Solmuş cıçeğimi açtırırmısın?" Dedi muzipçe.
"Uyumam lazım. Seninde."
"Neden?"
"Yarın lanet olası balo var ."
"Ney için?"
"Babam onlara Morganaya olanları anlatmak için balo düzenleyecek. Orda olmalıyız."
"Neden? Gitmeyelim."
"Orda babamı rezil edicem. Bana yaptıklarını anlatıcam. Orda olmalısın fısıltılar ve çığlıklar için."
"Fısıltılar?"
"Soru yok orda öğrenirsin."
"Zekanızla yarışamıyorum leydim." Diyerek reverans yaptı. Tokayı çıkrtıp yattım gelmesi için beklerken gelmiyeceğini belli ederek koltuğa oturdu. Üzülerek uykuya teslim oldum.
Derin karanlık bir ev. İstemsiz adımlarım eve giderken kapı büyük bir sesle açıldı. Ne yazıkki burası aşikâr olduğum bir yerdi. Kapının açılmasıyla gelen iğrenç koku miğdemi kaldırsada kusmadım. İçeride dağ gibi yığılmış bir ceset yığını beni içine çağırırken merdivenleri çıkmaya başladım. Bastığım yerlerden kalkan tozlar etrafa dahada gotik ve korkunç bir hava katıyor. Koridorun sonundaki odaya girdim. Bildiğim bir manzara. Morgana. Elimi uzatıp saçına dokundum.
"AAAAAAAAAA!" Yataktan sıçrayarak kalkınca Derek bana döndü. Tahminimce ter içinde kalmıştım. Bir şey demesini engellemek için duşa girdim. Soğuk su bedenime çarparken o görüntü geldi aklıma. Sinirle giyinip hızla dışarı çıktım tokamı alıp saçımı bağladım. Hızlı adımlarla yürüken Derek'te peşimdeydi. Gece giydiklerimizle bahçeye ve sonrada kulubeye daldık derek hiç bir şey anlamazken bir meşale aldım burası benim korku evim değildi ama orayıda yakacaktım. Ablamın fotarafını alıp dışarı çıktım meşaleyi kulubeye fılattım. Yanan kulube etrafa insan toplarken fotarafı Dereğe verdim. Ellerimi ileri geri sallayıp yangını sondürüm kulubenin külleri arasında büyük gösterişli bir kapak vardı. Avuçlarım yere bakarken on'ları döndürerek göğe bakmasını sağladım hemen sonra elimi yukarı kaldırdım. İki sarmaşık kapağı kaldırdı sipirelli merdivenlerin altından bir inleme duydum. Buradaydı. Göz yaşları içinde tokayı yere attım ve aşağı inmeye başladım. Göz gözeydik. Onunla. Ben ona o bana bakıyordu. Kos koca iki yıl ne çok yara getirmışti bize. Ellerimi onun zincirini açmak için zincire bastırdım bir ateş ve zincir eridi. Bana yaklaştı beni kokladı ve beni tanıdı. Kükredi. Yeryerinden inledi evet artık geri geldik ben ve o. Biz. İntikam istercesine ileri doğru koştu. Ardından koştum. Babamı gördü iki ayağının üstüne kalktı. Babam korkudan titrerken ağzını açtı. Hayır, onu yakacak. O şimdilik bize lazım. Babamın önüne geçtim tümkararlılığımla kolarımı iki yana açtım. Eğildi bana yaklaştı herkes beni yiycek yada yakacak sanarken o üstüme atlayıp beni yaladı.
"Nimran tatmam. Bir ejderha salyasını çıkarmak ne kadar zor biliyormusun." Geri adım attı ve başını yana eğdi. "Bak Derek." Dedim Derek'e yaklaşıp. Elimile elini tutup Nimran'a doğru uzatmasını sağladım. Nimran Dere'ğin elini yaladı sonra başını onun avcuna koydu Derek'e anılarını gösteriyor ona güvendiğimi anlamış olmalı ikisi birbirinden ayrılınca Nimran'a
"Git ve gez keşefet." Dedim kanatlarını açıp uçtu sabah olmaya başladığı için hazırlanmak nâbına ilerledim.
Odaya girince dolaptan Nimran'la aynı renkte ki buz mavisi elbisemi giydim. Beyaz bir korse takıp lenslerimi çıkardım yeşil ve buz mavisi gözlerim bana huzru verdi kapı çalınca makyaj masasında saçım tarıyordum. "Gel." Diye seslendim kapıya doğru.
Kapı açıldı içeri girdi ve kapı kapandı.
"Demek ejderha."
"Nimran." Gözleri bir an lens kutusunu kayınca kutuyu kapatıp çekmeceye koydum.
"Lens neden senin gözlerin zaten..." ona dönüp ayağa kalktım neden bilmiyorum ama bana bakarken sustu.
"Babam renkli göz sevmez daha doğrusu çift renk sevmez o yüzden bana 2 yaşından beri lens taktırıyor artık lense ihtiyacım yok. Nimran'a gelirsek kendisini bana Morgana verdi adını beraber koyduk. O Nimara isterken Ben Ranuoara istiyordum. Morgana iki ismin ilk üç harfini alıp birleştirdi daha doğrusu ismi kısaltı lakap gibi."
"Gerçek adı ne?"
"Ranuoara Nimara ismi bu söylemek zor ve uzundu oda kısaltı. Nasıllım?
"Çok güzel. Ben ne renk takım giyeyim Leydim."
"Korsemi beyaz giycen diye beyaz seçtim."
"Kâbus mu gördün."
"Bir ev. Cesetlerin yığılıp dağ oluşturduğu iki katlı bir ev. Üst katta ablamın... Morgananın cesedinin olduğu bir oda. Her gün bu ruyayı gördüm ama sen olunca rüyam... katlanılır bir hal alıyor. Mide bulandırıcı koku vanilya gibi kokuyor, ablam benimle konuşuyor Nimram'ın yerini o söyledi."
"O yüzden benimle yatmak istedin."
"Üzgünüm."
"Olma üzgün olma çünkü ben değilim."
---------- ♠️♦️♠️♦️----------
Merdivenlerden inerken herkes bize bakıyordu bana ayrılan koltuğa oturmak yerine koltuğu ayağımla ittim. Babam elindeki bardağa bir çatalla vurdu dikati üstüne çekip başladı.
"Buraya kızım Sera'nın yaptıklarını anlatmak için toplandık. 2 yıl önceki saldırıda ablasının ölümüne izin verdi.
Sihri olmasına rağmen onu korumadı ve şimdi Morgana toprakta ama Sera hâlâ aramızda." Fısıltılar.
Kahkağa attım babamın pilatformuna yürüdüm. Herkes sustu. Babamın ayağına basıp geri gitmesi ni sağaladım.
"Kral Armen'in muhafızları beni bodurumdaki bir odaya kapattı ve Moarganayı korumama izin verilmedi. İki yıl babamdan şidet gördüm güçlerım kaldırmak için bana bir tılsım verdi iki yıl benimle konuşmadı ağzı sustu, belki hakaret etmedi ama keşke etseydi. Şu şömineye fırlattı beni, şu sopayla dövdü, bak şu elinizdeki bardakları fırlattı,şu maşayla yaktı beni, şu kırbaçla dövdü ve şu masada aç bıraktı. Ben hergün çıglıklar ve fısıltılarla uyudum. Daha kötüsü beni sevmedi gözlerimin rengini sevmediği için iki yaşımdan beri lens takıyorum. Ranouara Nimara ablamın verdiği isimle Nimran. Onu bir bodruma kitledi. Babam acımasız biri." Lafımı bitirp indim.
Yukarda alkış yapıp "Müzik lütfen." Dedim.
