6. bölüm · Soytarı ve Prenses

6.Bölüm

Zeynepone GG

Uyandığımda yataktaydım ve üstüm değiştirilmişti.
"Üstümü kim değiştirdi?"
"Ben." Dedi Derek muzir bir ifadeyle.
Omuz silkerek onu şaşırttım. Galiba.
"Buna kızmazmadın mı?."
"Neden kızıyım ki?"
"Kızların evlenmeden olmaz saçmalığı."
"Dediğin gibi saçmalalık."
"Öhö-öhöm ben buradayım."
"Marcus?" Aklıma gelen görüyle ayağa sıçradım ama aynı anda yere çakıldım. Marcus beni kucağına alamadan Derek aldı ve "uyurken çığlıklar attın ve..."
"Ve?"
"Kanatların yine açtı." Diye tamamladı onu Marcus.
"Yine?"
"Bu çok saçma."
"Biliyorum o yüzden gidemem."
"Hayır hemen gidiyorsun."
"Ama yine oluyor."
"Mar..."
"Ne olduğunu banada anlatın!"
"Beni bahçeye çıkarırmısın."
"Hayır o zaman sihir kullanıyodun aradan iki yıl geçti zayıfladın."
"Emin ol daha güçlü ve iyi sihir yapıyorum."
"Hayır!"
"Derek beni bayçeye indirirmisin." Derek yavaş ve emin adımlarla yatağa yaklaştı beni kucağına aldı ve bahçeye kadar indirdi. Elimle bol çalı ve ağaç olan bir yeri gösterdim. Ellerimle ayaklarımı bağdaş yaptım.
Elimi önce yukarı sonrada aşağı indirirken derin bir nefes alıp verdim.
Ellerimi başımın etrafında dolandırıp durdum önce iki sarmaşık sarmal hareketlerle yukarı doğru çıktı sonra aynısını su, hava ve ateşte yaptı. Ayaklarım yerden kesilirken onları yukarda tutamadım ve aşağı doğru süzüldü güç akımı artarken ay ve güneş yan yana geldi, gezegenler hizalandı, yağmur yağdı ama kimse onu hisetmedi yada ıslanmadı. Göğe doğru yükselen sarmalın ıçınden bana doğru gelen parlak beyaz ışın tenime değer deymez saçlarım uzadı,altı büyük kanat sırtımdan çıktı ve karanlık yerini ışığa bıraktı. Sarmal ışıkla beraber yavaş yavaş yok olurken benide yere indirdi. Kapattığım kanatları esnetirken sert bir rüzgar esti.

Her kes bana baktığı için "Bakmayın hiç mi kutsal kan taşıyan birini görmediniz?"
"Bana bunu bir daha yapmayacağın söz ver."
"Mecbur kalmadıkça."
"Sera!"
"Kusura bakma eski güçlerimi geri kazandığım için hatta dahada güçlendiğim ama onu kabul etmeye vaktim olmadığı için ayaklarım felçkaldıda mecbur kaldım, üzgünüm ABİ!"
Bana sıkıca sarıldı ve "Seni yine kaybetmekten koktum."
"Ama hayattayım."
"Ya O olmasaydı. Ya şuan yanında değilde..." elimle ona sus işareti yapmama rağmen susmadı kahrolasıca "Mezarında olsaydım."
"Ne bu geçmiş le sorunun ya sürekli sürekli konusunu açıyosun kurtardım işte kendi."
"Ne?"
"Sevgiline niye anlatmadın bunu?"
"Geçmiş artık geride kaldı."
"İki yıl önce bu sihri yine yaptı ama başaramadığı için iki gün ölü kaldı. Sonrada biri onu kurtardı."
"Beni kimse kurtarmadı ben kendimi kurtardım daha doğrusu gelecekteki ben."
"Bunu nerden biliyorsun."
"Bir kaç haftadır konuşuyolar."
"Görümde öldüğünü gördüm gitmelisin."
"Asla geleceği değiştire biliyorsun öyle değil mi o zaman ölmem garanti değil."
"Böyle mantıklı konuşunca senden nefret ediyorum."
"Biliyorum. Derek sen Sera'nın dinlendiğınden emin ol bende gidip ekibe ve bize bir piknik hazırlayım." Derek kafasını evet anlamıda salayınca bende hayır anlamında sallamaya başladım. Göğe yükselirken lanet olasıca beni ayağımdan tuttu bende kantalarımı o anki korkuyla içeri sokunca beyfendinin kucağina düsmek gibi bir hata yaptım.

Banyoda giyinmek yerine odaya gittim. Derek bana bakıp yutkunurken çıkmak manasıyla kapıya yönelince. "Hatırlatırım yarı çıplağım ve kapıda ik muhafız var." İma ettığım şeyi anlayınca çıkmaktan vazgeçti hatta perdeleride kapattı. Dolabı açıp bir iç çamaşır bir short ve bir krop üst giymek için çıkardım. Banyoya girip kapıyı kapattım. Giyinip çıktım. Derekte üstünü değıştirmiş koltukta kitap okuyordu. Koltuğa yaklaşıp elerimi sırtını yasladığı şeye koyup kulağına eğildim dudaklarımı kulağına yaklaştırınca göz ucuyla baktı ama sonra okumaya devam etti.
"Ne okuyorsun?"
"Sihir ve tarih." Dedi yüzünü bana çevirerek yüzlerimiz okadar yakındıki gözüm dudağına kaydı.
"Sıkıcı." Diye yavaşça oynattım dudaklarımı.
"Daha eğlenceli bir şey biliyormusun." Dedi yutkunarak çapkın.
"Evet."
"Ney?" Koltuğun kenarına oturup yüzümü onun kine yaklaştırdım.
"Savaşmak." Dedim. Hayal kırıklığına uğramış gibi bana bakarken onu gafil avladım ve dudaklarımız arasindaki mesafeyi kapattım. Bir birimize karşılık verirken beni kucağına çekti ve daha sert öptü. Yavaş ve isteksizce ondan ayırdım dudaklarımı. Ona yetmemiş gibi ard arda küçük öpücükler kondurdu dudağıma. Sonra durdu ve "Hile bazsın Kızıl Kelebek."
"Hı-hı." Dedim nefes nefese saçlarım hâlâ ıslak olduğu için sırtıma değen elleri ıslanmıştı. Başımı omzuna koydum. Koltuğun kenarından sarkan bacaklarıma baktığini fark edince elinin birini belimden çeksin diye ittirdim eli tam istediğim gibi bacağıma düştü "Ağrıyor." Dedim. Güldü. Bir eliyle bacaklarımı tedavi etti diğeriyle sırt üstü düşmememi sağladı. O güzel vanilya kokusunu içime çektim başım öptü sonra dudaklarına şampuan tadı geldıği için yüzünü ekşiltti. Benimle birlikte kalktı beni yatağa oturtu ve bir havlula arkama oturdu. Tek ayağın kedine doğru çekip bana yaklaştı diğer ayağını yere doğru sarkıtıp kendine hareket etmek için alan yarattı. Havluyla saçımı kurulamaya başladığında mırıldandım.
"Küçük bir ışık
Umuda yeter
Minik bir yarık
Karanlıkla gelir

Gül gül şifalı
Baktı baktı ağladı
Gelecek karanlık
Daha anlamadı

Umutta biter
Gün gelir hepsi gider
Biri olsa yanımda yeter
Her keze bedel

Açtımı kanatlarını
Sarsar dünyayı
Karanlık gelince
Halleder herşeyi hallice."
"Buda neydi?"
"Ablam saçlarımı kurularken söylerdi."
Havluyu kenara bıraktığını anlayınca sırtımı onun ğöğüsüne yaslayı kafamı geriye doğru yatırdım.

Gözlerimi açtığımda karşımda siyah bir şey vardı. Kafamı kadırıp baktığıda yüz üstü bir şekilde yattığımı hatta kafamı Derekin göbeğine ayaklarımıda Derek in iki ayağıyla aynı düzlemde olduğunu fark etti Derek şu saçma kitabı kaldırıp kafasıni bana eğdi tek eli kafam da olduğu için hareketimi kolaycahisset mişti. Kollarım Derekin beline sardığım için kalkmadan önce kollarımı Dereğin belinden çektim. Bacaklarıma yer verebilmek içi baçaklarını iki yana açmıştı. Bacak larıma ayırdığı yerede doğruludum. Etrafı inceleme işini bitirince yatakta kalmadan Derek'e sırtımı döndüm sırtımı onun göğusüne yaslamak için bedenimi bedenine yaklaştım Derek hiç yadıgamadan hatta sırıtarak bacaklarıyla bacaklarımı doladı. Ve bir eliyle kitabı diğeriylede belimi tuttu.
"Yine mi bu saçma şey?"
"Kutsal kanı araştırıyorum." Elimle 2090 yazan sayfayı açtım.
"Burda şimdi piknik."
"Yarım saatte başlar." Beni kendi dolama ve tutuşlarından kurtarıp "Git giyin." Dedi. Belimi ona doğru çevirp yüzümü ğöğüsüne gömdüm iki elimi göğüsümün üstünde kavuşturup "Böyle gelicem." Diye mız mızlandım. Beni kendinden uzaklaştırıp uzun lila bir elbise kahverengi deri bir korse ve iki beyaz pabuç çıkartıp yatağa attı sonra sütyende giyeceğim için kapının kilitli okduğundan emin oludu ve banyoya girdi.
"Giydum." Diyerek kapıya vurdum kapıyı açıp dışarı çıktı odadan çıkınca görevlinin daha bir yudum bile alamadığı kahveyi alıp bana verdi. Kahveyi almak yerine elimi içine soktum kahve ısınınca kahveyi alıp içtim. Görevlilerin kollarındaki havluya elimi silip bardağı ona verdim.
Bahçeye çıkıp hazırlanan pikniğe yaklaştım. "Elbise konusunu ikinizde açmayın."
"Seni hain pislik!" Bağararak gelen adam tam karşımda durdu elindeki bıçağı gören Derek hamle yapacaktıki onu elimle durdurdum.
"Benim evimde bir sürtük piknik yapamaz."
"İşte o yüzden seni çağırmadık." Elindeki bıçağı bana doğru savurdu elimi kaldırıp bıçağı durdurdum.
"Artık karşında bıçaklaya bileceğin o Sera yok Baba."
Bıçağı yere atıp beni kolumdan tuttu ve sertçe yere savurdu. Ekip beni korumak için hamle yapacaktıki onları durdurdum. Ağazımdaki kanı tükürüp ayağa kalktım. Tam karşısında durup.
"Senin sürük kızın bu dünyayı kurtarıcak."
"İlk kaybında pes ediceksin."
"Evet ama buradan ve senden vaz geçicem yani kendi kendini koru."
Elimi silah gibi tutup ona doğrulttum. İki parmağımın ücünda küçük parlak bir top belirdi. Bunu gören babam koşarak kaçtı. Yönümü Derek'e doğru çevirdim "Avcunu aç." Dedi marcus ona. Küçük bir ışın ellerinin arasında minik bir çiçek açmasına sebep oldu. Marcus ona çiçeği koysun diye boş bir bardağa toprakoyup Derek'e verdi. Derek avucundaki çiçek ve toprağı bardağa koydu.