4. bölüm · Son Melez: Uyanış

Valdren Akademisi 🏰

Yaren Key

"Bazı sırlar, sadece kaderin elinde hayat bulur."
"Valdren Akademisi'ne hoş geldin, Elvina."
Nara'nın sesi aracın içindeki sessizliği böldü.
Bir an donup kaldım.
"Ne?" dedim şaşkınlıkla.
Ama cevap vermedi.
Sadece önüne bakmaya devam etti.
Ben ise camdan dışarıyı izliyordum.
Daha yeni gelmiştik ama etraf... inanılmazdı.
Her şey canlı gibiydi.
Ağaçlar bile sıradan durmuyordu; gövdeleri ışıkla hafifçe parlıyor, yaprakları rüzgârda değil de kendi ritminde hareket ediyormuş gibi sallanıyordu.
Araba yavaşça ilerlemeye devam etti.
Her metre ilerledikçe içimdeki şaşkınlık büyüyordu.
Sonra...
Uzakta bir şey gördüm.
Başta sadece bir siluet gibiydi.
Ama yaklaştıkça gözlerim büyüdü.
"Koskoca... bir şey bu."
Devasa bir yapı.
Gökyüzüne doğru yükselen, kulelerle çevrili, sanki bir şehir gibi duran bir akademi.
Duvarları taş değil gibiydi... ışıkla örülmüş gibi parlıyordu.
Üzerinde sürekli hareket eden semboller vardı.
Sanki bina yaşıyordu.
Ağzım açık kaldı.
"Bu..." dedim. "Bu bir okul mu?"
Nara sakin bir şekilde başını salladı.
"Valdren Akademisi."
Bir an gözlerimi kırpıştırdım.
"Hayır... bu mümkün değil."
Yutkundum.
"Bu bir okul olamaz."
Gözlerimi tekrar yapıya çevirdim.
Daha da büyüyordu sanki.
"Ben..." diye fısıldadım. "Ben bir peri masalının içine düşmüş olmalıyım."
Kendi sesim bile uzak gelmişti.
Nara bu sefer hafifçe güldü.
"Alışırsın." dedi sadece.
Ama ben o an şunu biliyordum...
Alışmak, düşündüğüm kadar kolay olmayacaktı.
Araba akademiye yaklaştıkça hızını azalttı.
Devasa yapının önüne geldiğimizde, sanki hava bile değişmişti. Daha ağır, daha yoğun... ama aynı zamanda tuhaf bir şekilde canlıydı.
Aracın etrafındaki mavi koruma bariyerleri birer birer sönmeye başladı.
Işık halkaları yavaşça dağıldı.
Ve birkaç saniye içinde her şey normale döndü.
Araba sessizce alçaldı.
Altındaki boşluk kapanırken yumuşak bir sarsıntıyla yere indi.
Ben bir an nefesimi tuttum.
Gerçekten buradaydık.
Nara kapıya doğru hafifçe eğildi.
"Hadi bakalım..." dedi, sanki sıradan bir günmüş gibi. "Bizi neler bekliyor."
Sonra kapıyı açtı ve dışarı çıktı.
Hiç tereddüt etmeden.
Hiç düşünmeden.
Ben ise bir saniye daha içeride kaldım.
Önümdeki devasa akademiye baktım.
Sonra derin bir nefes aldım.
"Tamam..." diye fısıldadım kendi kendime.
Ve Nara'nın peşinden arabadan indim.
Ayağım yere değdiği anda, sanki artık geri dönüş yokmuş gibi hissettim.
Arabadan iner inmez Nara hızlıca kendine çeki düzen verdi.
Omuzlarını hafifçe geriye attı, bakışları daha keskin bir hâl aldı.
"Hadi devam edelim." dedi ve hiç beklemeden yürümeye başladı.
Ben de onun peşinden gitmek zorunda kaldım.
Devasa akademi binasına doğru ilerlerken kalbim giderek hızlanıyordu.
Yaklaştıkça sesler netleşmeye başladı.
Konuşmalar, gülüşmeler, ayak sesleri...
Ve kalabalık.
Kapıya yaklaştığımda bir an duraksadım.
"Bu kadar insan mı var?" diye fısıldadım.
Gözlerim şaşkınlıkla etrafa kaydı.
Benim gibi görünen... yeni gelen öğrenciler vardı.
Kimi etrafa hayranlıkla bakıyor, kimi tedirgin bir şekilde yanında duranlara tutunuyordu.
Kimi ise sanki burası tamamen normal bir yer gibi rahat davranıyordu.
Bir an kendimi garip hissettim.
Sanki herkes bir şeye aitmiş gibi görünüyordu.
Ben hariç.
Nara arkasına dönmeden konuştu.
"Alışırsın." dedi sadece.
Ama o an içimdeki soru büyüyordu.
Ben gerçekten... buraya ait miydim?
Ardından biz ne olduğunu anlamadan kalabalığın içine karıştık. Bir anda yanımızda orta yaşlarda bir kadın belirdi ve Nara ile ikimize anlamsız bir bakış sergiledi.
Ardından "Nara Thelessa,tekrar sizi aramızda görmek ne güzel." dedi sıcakkanlı bir gülümsemeyle.
Nara da aynı şekilde karşılık verip, "Ben de sizi gördüğüme sevindim Müdüre Kassandra." dedi.
Demek Müdüre buymuş... Kassandra ise bakışlarını bana çevirerek, "Sizi tanıyor muyum bayan? Tanıdık geliyorsunuz." dedi. Ne diyeceğimi bilemeyip kekelerken, "Ee... ımm... şey ben ilk defa geliyorum, beni tanıyor olmanız mümkün değil." dedim.
Ardından Nara olaya dahil olarak, "Müdüre Kassandra, ben Dünya'ya gezinti ettiğim sırada Elvina ile tanıştım. Onun da bizim gibi özel yetenekleri var. Eğitim alması gerekiyor, o yüzden buraya getirdim." dedi.
Müdüre Kassandra tek kaşını kaldırarak, "Dünya mı?" diye şaşkınlıkla sordu. Ardından, "Dünya'da yeteneğe sahip hiç kimse olmadığını biliyordum, bu ilginç." diyerek yanıt verdi.
Sonra Nara'ya dönerek, "Kayıtlarımızın bittiğini biliyorsunuz Bayan Nara Thelessa. Kontenjanımız dolu, üzgünüm." dedi.
Nara ise hemen araya girerek, "Hayır, aslında bir yerimiz boş. Kağıt işlemleri tamamlanan Serenya Vaelor gelmeyeceğini bana posta yoluyla bildirdi, o yüzden bir boş yerimiz daha var." dedi ve elindeki zarfı Müdüre Kassandra'ya uzattı.
Ben şaşkınlık içindeydim, adeta dilim tutulmuştu.
Müdüre Kassandra zarfı açıp okuduğunda hafifçe başını salladı.
Ardından, "Böyle bir şey olsa bile buna izin verip veremeyeceğimi bilmiyorum. Diğer öğretmenlerle de konuşup size bildireceğim. Burada bekleyin." dedi ve hiçbir şey söylememize fırsat vermeden yanımızdan uzaklaştı.
Biz Müdüre Kassandra'nın gittiği yere doğru baktığımızda birkaç öğretmenle konuşuyordu, arada bana bakmayı da ihmal etmiyorlardı.
Bakışları ağırdı... sanki sadece bir karar vermiyorlar, beni tartıyorlardı.
O an içimde garip bir huzursuzluk büyüdü.
Nara ise kolumu hafifçe dürtüp, "Merak etme, buraya kabul edileceksin." dedi.
Sesindeki rahatlık dikkatimi çekmişti.
Sanki bu sonucu çoktan biliyordu.
Ben ise gözlerimi Kassandra'ya çevirmiş halde, "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?" diyerek yanıt verdim.
O ise omuz silkip sakin bir şekilde, "Hislerime güveniyorum." dedi.
Kısa bir sessizlik oldu.
Ben hâlâ oraya bakarken, Nara ekledi:
"Bu akademi sadece kâğıtla öğrenci almaz... onları hisseder."
Bu cümle içimi biraz daha ürpertti.
Ne demek istediğini tam anlayamamıştım ama şunu biliyordum...
Burada hiçbir şey göründüğü kadar basit değildi.
Uzun bir bekleyişin ardından Müdüre Kassandra tekrar yanımızda belirdi. Yüzünde anlamlandıramadığım bir tebessüm vardı.
Nara sabırsızca, "Ee... sonuç nedir?" dedi.
Müdüre Kassandra önce ikimize birden baktı. Ardından gözleri tamamen benim üzerimde sabitlendi.
"İsminizi tekrar eder misiniz, bayan?" dedi.
Bir an nefesim kesildi. Sanki bu soru çok daha önemliymiş gibi hissettim.
"Ben... Elvina Veyl." diye cevap verdim.
Kısa bir sessizlik oldu.
O an kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, etrafımdaki sesleri bile duymuyordum.
Müdüre Kassandra'nın yüzündeki tebessüm biraz daha genişledi.
"Evet..." dedi sakince. "Tebrik ederim, Bayan Elvina Veyl. Akademimize kabul edildiniz."
Bir an donup kaldım.
Sonra ne olduğunu anlamadan Nara'yla birlikte birbirimize baktık.
Ve aynı anda...
Sevinçten neredeyse havaya uçacaktık.
Ardından Müdüre Kassandra yanımızdan ayrılmadan önce, "Ben sizin işlemlerinizi halledeyim, tekrar görüşmek üzere." dedi ve uzaklaştı.
Giderken de bana olan o bakışını fark etmiştim tabi... sanki beni çözmek istercesine.
O bakış içimde garip bir his bıraktı.
Sevinç vardı... ama yanında açıklayamadığım bir tedirginlik de.
Nara ise hiçbir şey olmamış gibi derin bir nefes aldı.
"Bak işte." dedi. "Demiştim."
Ben ona dönüp kısa bir süre baktım.
"Hâlâ nasıl bu kadar rahatsın?" dedim.
Nara omuz silkti, sanki bu soru çok basitmiş gibi.
"Çünkü panik yapmak hiçbir şeyi değiştirmez."
Bir an sustu, sonra etrafa bakarak devam etti:
"Burası düşündüğünden daha büyük bir dünya, Elvina."
Bir adım bana yaklaştı.
"Ve eğer sürekli korkarsan... burada ayakta kalamazsın."
Sözleri sertti ama sesi sakin kalmıştı.
Ben cevap vermek istedim ama kelimeler boğazımda kaldı.
Çünkü içten içe biliyordum...
Haklıydı.
Ama yine de bu kadarını bir anda kabul etmek kolay değildi.
Biz hâlâ olduğumuz yerdeyken bir anons duyuldu.
"Elementlerin koruyucuları yerlerine... yeni öğrenciler yerlerine geçsin. Element koruyucuları seçilmek üzere hazırlıklar başlıyor!"
Ses bütün akademinin içinde yankılandı.
Bir anlık sessizlik oldu.
Sonra kalabalıkta bir hareketlenme başladı.
Öğrenciler birbirine bakıyor, bazıları heyecanlanıyor, bazıları ise ciddileşiyordu.
Ben olduğum yerde donup kaldım.
"Element koruyucuları..." diye fısıldadım.
Nara başını hafifçe kaldırdı.
Yüzündeki ifade bir anda değişmişti... daha ciddi, daha dikkatliydi.
"Demek seçim zamanı..." dedi.
Sanki bunu bekliyormuş gibiydi.
Ben ona döndüm.
"Ne seçimi bu?" dedim.
Nara kısa bir nefes verdi.
"Birazdan anlarsın." dedi.
Ama gözleri artık kalabalığı tarıyordu.
Sanki sadece izlemiyor... ölçüyordu.
Nara bana dönüp, "Sen o yeni gelen öğrencilerin yanına geç, ben de elementimin yanına... Bu iş bitsin, tekrar
yanına geleceğim." dedi.
Ben ise, "Pekala." diyerek yürümeye başladım.
Kalabalığın arasına girdiğimde bir süre olduğum yerde kaldım.
Etrafıma boş gözlerle bakıyordum.
Herkes sanki nereye gideceğini, ne yapacağını biliyordu... ben hariç.
İçimde garip bir tedirginlik vardı ama aynı zamanda merak da ediyordum.
Tam 'ne yapmalıyım' diye düşünürken yanımdan bir ses duydum.
"Uzaylıymışsın gibi bakıyorsun etrafa... yoksa sen bu dünyadan değil misin?"
Başımı çevirdiğimde yanımda bir kız duruyordu.
Direkt bana bakıyordu ama bakışı kötü değildi, daha çok meraklıydı.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
"Ben sadece... alışmaya çalışıyorum." diyerek yanıt verdim.
Kız hafifçe gülümsedi.
"Duyduğuma göre dünyadan gelmişsin ha... Dünyada hâlâ özel güçlere sahip birinin olacağını düşünmezdim."
Sesi şaşkınlıktan çok gerçekten merak doluydu.
Bu da beni biraz rahatlattı.
Ama yine de içimden 'burada herkes herşeyi biliyor gibi' diye düşündüm.
"Evet, dünyadan geldim." dedim. "Buraların yabancısıyım... kısacası güçlerime bile alışmaya çalışıyorum."
Tam o sırada yanındaki diğer kız araya girdi.
"Alışırsın ya, kasma o kadar."
Elini yanındaki kızın omzuna atıp rahat bir tavırla konuştu.
Sonra bir anda durup irkildi.
"Tüh... dur! Kendimizi tanıtmayı unuttuk!"
Kendi kendine sinirlenir gibi başına vurdu.
Sonra hemen bana döndü.
"Ben Aeris."
Yanındaki kız da sakin bir gülümsemeyle konuştu.
"Ben de Sylvara."
"Memnun olduk."
İkisi de aynı anda daha sıcak bir ifade takındı.
Ben de hafifçe gülümsedim.
"Ben Elvina... ben de memnun oldum."
Bir anlık sessizlik oldu ama bu sessizlik rahatsız edici değildi.
Hatta ilk kez burada kendimi tamamen yabancı gibi hissetmediğim bir an oldu.
Aeris etrafa kısa bir bakış attı.
"Sen gerçekten Dünya'dan mı geldin?" diye tekrar sordu.
"Evet." dedim. "Burası... baya farklı."
Sylvara hafifçe güldü.
"Farklı mı? Burası tamamen başka bir dünya zaten."
Ben de istemsizce etrafa baktım.
Kalabalık hâlâ hareketliydi ama uzakta, akademinin merkez tarafında bir şeyler hazırlanıyordu.
Havadaki enerji bile değişmiş gibiydi.
Sanki bir şey başlayacaktı.
Aeris bunu fark etmiş gibi başını o tarafa çevirdi.
"Sanırım seçim başlıyor..." dedi kısık bir sesle.
Sylvara'nın yüzündeki ifade de ciddileşti.
Ben ise sadece baktım.
İçimde tuhaf bir his vardı...
Sanki az sonra olan şey, buradaki hayatımı tamamen değiştirecekti.
Ardından bir anons sesi daha duyuldu.
"Seçim başlıyor. Seçim sırasında size yardımcı olacak Bilge Cüce'yi huzurlarınızda seçim yerine bekliyorum."
Ses akademinin her köşesinde yankılandıktan sonra bir anlık sessizlik oldu.
Ben etrafa baktım.
Gelen kimseyi göremiyordum.
"Cüce nerede?" diye içimden geçirdim.
Tam o sırada bahçede alkış sesleri yükseldi.
Bir anda herkesin baktığı yöne döndüm.
Yere...
Aşağıya doğru baktığımda gözlerim büyüdü.
Küçücük bir figür vardı.
Gerçekten de bir cüceydi.
Ama öyle sıradan bir görüntü değildi... duruşu bile kendinden emin, neredeyse etrafındaki herkesten daha "ağır" bir varlık gibi duruyordu.
Kısa boyuna rağmen sanki alanın sahibi oydu.
Ben istemsizce fısıldadım.
"Bu... bize seçim yaptıracak cüce mi?"
Aeris yanımda hafifçe güldü.
"Evet." dedi. "Bilge Cüce."
Sylvara ise gözlerini kısarak baktı.
"Onu hafife alma." diye ekledi. "En zor seçimleri bile tek bakışta çözer."
Ben tekrar cüceye baktım.
Küçük görünüyordu...
Ama etrafındaki herkesin ona bu kadar saygı göstermesi, onun hiç de sıradan olmadığını söylüyordu.
İçimdeki merak daha da arttı.
Bu seçim nasıl bir şey olacaktı?
Teker teker isimler çağrılmaya başlamıştı.
Bahçenin ortasında tek bir sandalye vardı.
İsimleri okunan öğrenciler sırayla o sandalyeye gidip oturuyordu.
Her biri oturduğunda etrafta kısa bir sessizlik oluşuyor, herkes nefesini tutuyordu.
Bilge Cüce ise her öğrencinin yanına gidiyor, küçük ama güçlü görünen elleriyle onların elini tutuyordu.
Bir an duruyor...
Sanki içlerine bakıyormuş gibi gözlerini kısıyor...
Ve sonra kararını veriyordu.
"Toprak."
"Su."
"Hava."
"Ateş."
Ya da bazen sadece başını sallayıp farklı bir yere işaret ediyordu.
Her kelime söylendiğinde öğrencinin arkasında bulunan alan değişiyor, farklı gruplara doğru ilerliyordu.
Ben izlerken içimde garip bir gerginlik büyüyordu.
Aeris yanımda fısıldadı.
"Elementini böyle belirliyor."
Sylvara da ekledi.
"Ama sadece element değil... aynı zamanda kaderini de."
Bu cümle içime ağır bir taş gibi oturdu.
Bir süre daha izlemeye devam ettim.
Her yeni isimle birlikte kalbim daha hızlı atıyordu.
Sıra bana geldiğinde ne olacağını düşünmek bile içimi ürpertiyordu.
Hâlâ bana sıra gelmemişti, gelmesini bile istemiyordum.
İçimde garip bir sıkışma vardı... sanki o sandalyeye oturursam geri dönüşü olmayan bir şeye adım atacakmışım gibi hissediyordum.
Tam o sırada isimler tekrar okunmaya başladı.
Aeris'in adı duyuldu.
Bir an durdu, sonra hafif bir gülümsemeyle öne çıktı.
"Şans dile." dedi bana yürürken.
Ben sadece başımı sallayabildim.
Sandalyeye oturduğunda herkes kısa bir süre sessizleşti.
Bilge Cüce yanına yaklaştı, elini tuttu.
Kısa bir an...
Sanki havanın kendisi hareket etmiş gibi bir his oluştu.
Sonra Cüce net bir sesle söyledi:
"Hava."
Bir anda alkışlar yükseldi.
Aeris rahat bir nefes alıp gülümsedi, ardından işaret edilen tarafa doğru geçti.
Kalbim biraz daha hızlanmıştı.
Birkaç isim daha okundu.
Sonra Sylvara'nın adı duyuldu.
O da sakin adımlarla öne çıktı.
Yüzünde garip bir huzur vardı.
Sanki sonucu zaten kabul etmiş gibiydi.
Cüce elini tuttuğunda bu kez daha kısa sürdü.
"Toprak."
Sylvara hafifçe başını eğdi.
Ardından alkışlar arasında o da kendi alanına doğru ilerledi.
Ben onları izlerken içimdeki his daha da karıştı.
Bir yanım seviniyordu...
Onlar yerini bulmuştu.
Ama diğer yanım...
Sanki benim sıramın gelmesinden korkuyordu.
Etrafta teker teker isimler hâlâ çağrılıyordu. Her yeni isimle birlikte içimdeki gerginlik biraz daha artıyordu.
Sadece bakıyordum.
"Bir an önce gelsin de kurtulsam..." diye içimden geçiriyordum.
Ama aslında neden bu kadar kaçmak istediğimi ben de tam bilmiyordum.
Sıra bana geldiğinde her şey bir an durdu.
Kalabalığın sesi bile sanki uzaklaştı.
Ve o ses duyuldu:
"Elvina Veyl."
Kalbim bir anlığına sanki yerinden çıktı.
Ellerim istemsizce sıkıldı.
Nefes aldım ama sanki hava yeterli gelmiyordu.
Aeris ve Sylvara'ya kısa bir bakış attım.
İkisi de bana destek olur gibi hafifçe başlarını salladı.
Ben ise yavaş adımlarla öne doğru yürümeye başladım.
Her adımda kalbim daha hızlı atıyordu.
Sandalye gözümde büyüyordu.
Sanki oturursam her şey değişecekmiş gibi...
Sonunda sandalyenin önüne geldim.
Bir an duraksadım.
Kalabalığın bakışlarını üzerimde hissediyordum.
Yutkundum.
Ve yavaşça sandalyeye oturdum.
Sandalyeye oturduğum anda kalbim hızlanmaya başladı.
Bir anda herkesin bakışları üzerime çevrilmiş gibi hissediyordum.
Bilge Cüce ağır adımlarla yanıma geldi.
Küçük elini uzattı.
"Elini ver evlat."
Derin bir nefes alıp elimi ona uzattım.
Parmakları elime değdiği anda garip bir sıcaklık hissettim.
Bu acı veren bir sıcaklık değildi.
Daha çok... uzun zamandır içimde duran bir şeyin uyandığını hissettiriyordu.
Bilge Cüce'nin yüzündeki ifade aniden değişti.
Kaşları hafifçe çatıldı.
Sonra gözleri büyüdü.
Sanki beklemediği bir şey görmüştü.
Etraftaki öğrenciler de bunu fark etmiş olacak ki fısıldaşmalar başladı.
"Ne oldu?"
"Neden bu kadar uzun sürdü?"
"Bir sorun mu var?"
Ben ise hiçbir şey anlamıyordum.
"İyi misiniz?" diye sordum çekinerek.
Bilge Cüce cevap vermedi.
Bakışları hâlâ üzerimdeydi.
Sanki beni değil de içimde saklı olan bir şeyi görüyordu.
O sırada avucumdaki sıcaklık biraz daha arttı.
Bilge Cüce derin bir nefes aldı ve elimi yavaşça bıraktı.
Bahçede tuhaf bir sessizlik oluştu.
Herkes onun vereceği cevabı bekliyordu.
Ama o birkaç saniye boyunca hiç konuşmadı.
Ardından başını kaldırıp akademinin yüksek kulelerine doğru baktı.
Yüzündeki şaşkınlık hâlâ kaybolmamıştı.
"İlginç..." diye mırıldandı.
Sesi sadece yakınındakilerin duyabileceği kadar kısık çıkmıştı.
Ben yerimden kalkmadan ona baktım.
"Sonuç ne?" diye sordum.
Bilge Cüce gözlerini tekrar bana çevirdi.
Bu kez bakışlarında merak vardı.
Belki de biraz endişe.
Ama sonucu açıklamadı.
Bilge Cüce gözlerini benden ayırmadı.
Yüzündeki ifade hâlâ değişmemişti.
Şaşkınlık...
Merak...
Ve sanki çok uzun zamandır görmediği bir şeyle karşılaşmış olmanın verdiği huzursuzluk.
Bana anlamlandıramadığım bir bakış attı.
Ardından hafifçe gülümsedi.
Sonra gözlerini kısarak ekledi:
"İlginç ama gerçek."
Bahçede bulunan öğrenciler şaşkınlıkla birbirlerine bakmaya başladı.
Fısıltılar giderek artıyordu.
Ama ben hiçbir şey anlamıyordum.
"Sonuç ne?" diye sordum yeniden.
Bilge Cüce bu kez cevap vermedi.
Sadece bana bakmaya devam etti.
Sanki cevabı biliyor...
Ama söylemek istemiyordu.
İçimdeki sıcaklık yavaş yavaş kaybolurken aklımda tek bir soru vardı:
Bilge Cüce ne görmüştü?
Ve neden bana bir hayalet görmüş gibi bakıyordu?

Devam Edecek...