11. bölüm · Son Melez: Uyanış

Ait Olduğum Yer ❤️

Yaren Key

"Her cevap, yeni bir bilinmezin kapısını araladı. Ve bu, daha sadece başlangıçtı... 🔥✨"

Kael'den Devam;
Gece,Valdren Akademisi'nin üzerine sessizce çökmüştü.
Masamın üzerindeki eski parşömenleri inceliyordum. Elvina'nın anlattıkları aklımdan çıkmıyordu. Kapüşonlu adam... Kara büyü... Görünmeyen bir düşman...
Hiçbiri mantıklı değildi.
Tam yeni bir parşömene uzanacakken...
BOOOOM!
Akademi bir anda şiddetle sarsıldı.
Masamın üzerindeki mürekkep şişesi devrilirken raflardaki kitaplar tek tek yere düştü.
Kaşlarımı çatarak hızla ayağa kalktım.
"Bu da neydi?"
Patlamayla birlikte koridordan panik dolu sesler yükselmeye başladı.
"Patlama oldu!"
"Doğu yatakhanesinden geldi!"
Kalbime açıklayamadığım bir huzursuzluk çöktü.
Doğu yatakhanesi...
Elvina'nın odası...
Bir an bile kaybetmeden kapıyı sertçe açıp koridora çıktım.
Tek düşündüğüm şey vardı.
Lütfen gec kalmamış olayım...
Koridor boyunca hızla ilerlerken karşı taraftan koşarak gelen üç kişiyi gördüm.
Thalor...
Aethron...
Ve Elyon...
Üçünün de yüzünde aynı telaş vardı.
"Kael! Ne oldu?" diye sordu Thalor nefes nefese.
"Bu patlama da neydi?" diye ekledi Aethron.
Elyon ise koridorun sonuna bakarak, "Ses doğu kanadından geldi..." dedi.
Hiç durmadan yürümeye devam ettim.
"Elvina'ların odasından geldi."
Bu sözüm üçünü de susturmaya yetmişti.
Bir an bile oyalanmadan yanıma geçtiler.
Dördümüz koridorda hızlı adımlarla, neredeyse koşarak ilerlemeye başladık.
Koridorun sonunda Elvina'nın odasına ulaştığımızda kapının altından ince dumanlar sızıyordu.
Hiç düşünmeden kapının kolunu kavradım.
Bir anda kapıyı sertçe açtım.
Kapıyı açar açmaz gördüğüm manzara karşısında olduğum yerde dona kaldım.
Oda adeta savaş alanına dönmüştü.
Duvarların bir kısmı is içinde kalmış, eşyalar etrafa savrulmuştu. Yanık kokusu bütün odayı kaplamış, havada hâlâ ince dumanlar dolaşıyordu.
İlk bakışta gözüm yataklara kaydı.
Nara...
Aeris...
Sylvara...
Üçü de yataklarında derin bir uykudaydı.
Bu kadar büyük bir patlamaya rağmen uyanmamış olmaları mümkün değildi.
Hayır...
Bu normal değildi.
Kaşlarımı çatarak odayı yeniden taradım.
Tam o sırada yerde gözüme takılan şeyle nefesim kesildi.
Yanmış kemikler...
Odanın dört bir yanına dağılmışlardı.
Sanki bir iskelet, alevlerin içinde kül olup parçalanmış gibiydi.
"Bu da ne..." diye istemsizce mırıldandım.
Bakışlarım birkaç adım öteye kaydığında kalbim bir an duracak gibi oldu.
Elvina...
Yerde hareketsiz yatıyordu.
Hiç düşünmeden yanına koştum.
Dizlerimin üzerine çökerek başını dikkatlice destekledim.
"Elvina..."
Omzundan hafifçe sarsmaya başladım.
"Elvina, beni duyabiliyor musun?"
Ama hiçbir tepki vermedi.
Arkamda Thalor, Aethron ve Elyon da odayı dikkatlice inceliyorlardı.
Bir yandan Nara, Aeris ve Sylvara'nın hâlâ uyanmıyor oluşuna anlam vermeye çalışıyor, diğer yandan odanın içindeki yanmış kemiklere şaşkınlıkla bakıyorlardı.
Odanın üzerini kaplayan sessizlik...
Yaşananların sandığımızdan çok daha büyük olduğunun en açık kanıtıydı.
Bizim arkamızdan yardım ekipleri de koşar adımlarla odaya daldı.
Şifacılar, akademi görevlileri ve nöbetçi eğitmenler kısa sürede odanın içine yayıldılar. Kimse ne olduğunu tam olarak anlayamıyordu. Herkes şaşkın bakışlarla etrafa bakıyor, gördüğü manzarayı anlamlandırmaya çalışıyordu.
"Çabuk, buraya!"
"Üç öğrenci hâlâ baygın!"
"Şifalı iksirleri hazırlayın!"
Komutlar peş peşe verilirken odanın içindeki sessizlik yerini telaşlı ayak seslerine bıraktı.
İki şifacı hemen Nara, Aeris ve Sylvara'nın yanına koştu. Önce nabızlarını kontrol ettiler, ardından avuçlarından yayılan yumuşak yeşil ışıkla üzerlerinde büyü uygulamaya başladılar.
"Hayati tehlikeleri yok." dedi şifacılardan biri.
"Fakat çok derin bir uyku büyüsünün etkisindeler."
Bu sözleri duyunca kaşlarımı daha da çattım.
Uyku büyüsü...
Demek bu yüzden bunca gürültüye rağmen uyanmamışlardı.
Diğer şifacılar ise doğruca Elvina'nın yanına geldi.
Birisi dizlerinin üzerine çökerek bileğini tuttu ve nabzını kontrol etti.
Bir diğeri göz kapaklarını aralayıp göz bebeklerine baktı.
Üçüncü şifacı ise avuçlarını Elvina'nın üzerine uzattı. Parmaklarının arasından yayılan altın renkli ışık, yavaşça Elvina'nın bedenini sardı.
Ben ise olduğum yerden tek bir adım bile ayrılmadım.
Sessizce başucunda duruyor, yapılan her hareketi dikkatle izliyordum.
İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.
Şifacıların yüz ifadeleri hiç de iç açıcı görünmüyordu.
"Durumu nasıl?" diye sordum, gözlerimi Elvina'dan ayırmadan.
Yaşlı şifacı kısa bir süre daha büyüsüne devam etti.
Sonra bana dönerek derin bir nefes aldı.
"Nabzı düzenli."
"Yaşıyor."
"Fakat bedenindeki büyü enerjisi tamamen altüst olmuş."
Sözleriyle birlikte istemsizce yumruklarımı sıktım.
"Bunu ne yapmış olabilir?" diye mırıldandım.
Şifacı başını iki yana salladı.
"Bunu söylemek için henüz çok erken."
Cevabını duyduktan sonra yeniden odayı incelemeye başladım.
Duvarların büyük bir kısmı çatlamıştı.
Taş zeminde derin yarıklar oluşmuştu.
Yanık kokusu hâlâ havaya sinmişti.
Odanın dört bir yanında siyaha dönmüş kemik parçaları vardı.
Dikkatlice eğilip onlardan birini elime aldım.
Kemik...
Ama sıradan bir kemik değildi.
Tamamen yanmıştı.
Sanki çok güçlü bir ateş büyüsü saniyeler içinde onu küle çevirmişti.
Parmaklarımın arasında ufalanarak yere döküldü.
Gözlerim istemsizce Elvina'ya kaydı.
Aklımda tek bir soru dönüp duruyordu.
Burada gerçekten ne yaşanmıştı?
Ve daha da önemlisi...
Bu patlamaya sebep olan kişi elvina mıydı?
Elvina...
Akademiye geldiği ilk günden beri onda açıklayamadığım bir şeyler hissediyordum.
Bu, sıradan bir büyücünün taşıdığı enerji değildi.
Ne zaman ona baksam, içimde tuhaf bir his uyanıyordu. Sanki gözlerimin önünde duran kişi göründüğünden çok daha fazlasını saklıyordu.
Ama bunu bir türlü tanımlayamıyordum.
Gücü...
Aurası...
Hatta bazen bakışları bile diğerlerinden farklıydı.
İçinde uyuyan, henüz kendisinin bile farkında olmadığı bir şey vardı.
Bugüne kadar bunun sadece bir his olduğunu düşünmüştüm.
Fakat şimdi...
Bu odaya baktığımda, gördüğüm manzara bana yanılmadığımı söylüyordu.
Çatlayan duvarlar...
Yanmış kemikler...
Patlamanın geride bıraktığı izler...
Bütün bunları sıradan bir öğrenci yapamazdı.
Elvina'nın sahip olduğu güç, sandığımızdan çok daha büyük olmalıydı.
Belki de...
Bu akademiye gelişi, yalnızca bir tesadüf değildi.
İçimde büyüyen o garip his her geçen saniye daha da güçleniyordu.
Ve ilk kez...
Kendi kendime şu soruyu sordum.
Elvina...Sen aslında kimsin?
Ne zaman cevabını bulduğumu sansam, karşıma yeni bir bilinmez çıkıyordu.
Kendi düşüncelerimle çelişiyordum.
Bir yanım yaşanan her şeyin tesadüf olduğunu söylemeye çalışıyordu.
Diğer yanım ise bunun, çok daha büyük bir olayın başlangıcı olduğuna inanıyordu.
Bakışlarımı hâlâ hareketsiz yatan Elvina'dan ayıramıyordum.
Tam o sırada şifacılardan biri yüksek sesle konuştu.
"Onu hemen tedavi odasına götürün!"
İki görevli dikkatlice Elvina'yı yerden kaldırıp sedyeye yerleştirdi.
Başını sabitleyerek hızla odadan çıkarmaya başladılar.
Ardından diğer şifacılar Nara, Aeris ve Sylvara'yı da tek tek kontrol edip onların da tedavi odasına götürülmesini istedi.
Thalor, Aethron ve Elyon hiç vakit kaybetmeden kızların yanına giderek onlara yardım ettiler.
Ben ise birkaç adım geriden sessizce onları takip ediyordum.
Koridor boyunca yankılanan ayak sesleri, akademinin üzerindeki gerginliği daha da artırıyordu.
Yol boyunca hiçbirimiz konuşmadık.
Herkesin aklında aynı soru vardı.
Burada ne yaşanmıştı.
Kısa süre sonra tedavi odasının önüne ulaştık.
Şifacılar Elvina'yı hızla içeri alırken arkasından kızları da götürdüler.
Tam peşlerinden içeri girecekken, kapının önündeki yaşlı şifacı kolunu uzatarak önümde durdu.
"Üzgünüm." dedi ciddi bir ifadeyle.
"Şimdilik içeri kimse giremez."
Kaşlarımı çattım.
"Neden?"
"Onların ayrıntılı bir şekilde muayene edilmesi gerekiyor."
"Bu süreçte içeride yalnızca şifacılar bulunabilir."
Bir an kapıya baktım.
Ardından yeniden şifacıya döndüm.
"Durumları ağır mı?"
Yaşlı adam kısa bir süre sustu.
Bakışlarını kaçırması hoşuma gitmemişti.
"Şu an kesin bir şey söyleyemem."
"Önce neler olduğunu anlamamız gerekiyor."
Bunu söyleyip kapıyı yavaşça kapattı.
Koridor yeniden sessizliğe büründü.
Kapının ardından gelen boğuk sesleri dinlerken yumruklarımı istemsizce sıktım.
İçimde büyüyen huzursuzluk gitgide artıyordu.
Durumları cidden bu kadar kötü olabilir miydi?
Tedavi odasının önündeki koridorda ağır bir sessizlik hâkimdi.
Kimse konuşmuyordu.
Sadece içeriden gelen telaşlı ayak sesleri ve şifacıların aceleyle verdikleri talimatlar duyuluyordu.
Ben ise gözlerimi kapıdan bir an bile ayıramıyordum.
İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk vardı.
Elvina...
Bu akademiye geldiği ilk günden beri onda farklı bir şey hissediyordum.
Başlarda bunun sadece güçlü bir element enerjisi olduğunu düşünmüştüm.
Fakat artık bundan çok daha fazlası olduğuna emindim.
Kristal Çeşme'de yaşananlar...
Kimsenin göremediği kapüşonlu adam...
Kara büyü...
Ve şimdi de...
Akademiyi sarsacak kadar güçlü bir patlama.
Üstelik yardım ekipleri odada yalnızca yanmış iskelet kalıntıları bulmuştu.
Normal bir öğrenci bunu yapamazdı.
Hayır...
Elvina da bunu bilinçli yapmış gibi görünmüyordu.
Sanki...
İçindeki başka bir güç uyanmıştı.
Tam düşüncelerimin arasında kaybolmuşken tedavi odasının kapısı aralandı.
İçeriden yaşlı sağlıkçı Arven çıktı.
Yüzündeki ifade alışık olduğum türden değildi.
Kaşları çatılmıştı.
Oldukça şaşkın görünüyordu.
"Hangi durumda?" diye sordum beklemeden.
Arven kısa bir süre sustu.
Sanki söyleyeceklerini tartıyordu.
"İyi haber..."
"Hayati tehlikesi yok."
İçimden farkında olmadan derin bir nefes verdim.
Ama Arven konuşmasını bitirmemişti.
"Fakat..."
Tekrar durdu.
"Hayatım boyunca buna benzer bir enerji görmedim."
Kaşlarım çatıldı.
"Ne demek istiyorsun?"
Yaşlı adam elindeki kristal küreyi bana uzattı.
Kürenin içinde kırmızı ve siyah enerjiler birbirine dolanıyor, sürekli çatışıyordu.
"Bu onun bedeninden çıktı."
Sessizce küreye baktım.
Kırmızı enerji...
Saf ateş elementiydi.
Ama siyah olan...
Ona ait değildi.
Arven alçak sesle devam etti.
"Sanki biri onun ruhuna dokunmuş."
"Fakat..."
"Garip olan şu."
"Bu karanlık enerji onun bedenini ele geçiremiyor."
"Neden?" diye sordum.
Arven'ın bakışları ciddileşti.
"Çünkü içindeki ateş onu geri itiyor."
"İki güç birbirini yok etmeye çalışıyor."
Bu sözlerle birlikte içimdeki huzursuzluk daha da arttı.
Demek...
Kapüşonlu adam yalnızca Elvina'ya dokunmamıştı.
Ona bir şey bırakmıştı.
Tam o sırada koridorun sonunda hızlı ayak sesleri duyuldu.
Müdüre Kassandra aceleyle bize doğru geliyordu.
Yüzündeki ifade her zamankinden daha sertti.
Elinde eski, deri kaplı kalın bir kitap vardı.
Yanımıza gelir gelmez nefesini toparladı.
"Kael..."
"Sana göstermem gereken bir şey var."
Ben daha cevap veremeden kitabı açtı.
Sayfaların arasında eski bir sembol çizilmişti.
Siyah alevleri andıran garip bir mühür...
Onu görür görmez gözlerim büyüdü.
Çünkü...
Az önce Elvina'nın odasında yerde gördüğüm yanık izin aynısıydı.
Ve bu sembolü...
Çok uzun yıllardır kimse görmemişti...
Kaşlarım biraz daha çatıldı.
"Bu... ne anlama geliyor?" diye sordum.
Müdüre Kassandra elindeki eski kitabı yavaşça kapattı. Gözlerini bir an yere indirdi, ardından bana baktı.
"Elvina hakkında hâlâ çözemediğimiz çok fazla şey var."
Koridordaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Kassandra derin bir nefes aldı.
"Hatırlıyor musun?" dedi. "Elvina akademiye ilk geldiğinde Bilge Cüce onu uzun uzun incelemişti."
Başımı hafifçe salladım.
"Evet."
"O gün bile bir şeylerin normal olmadığını söylemişti."
Kassandra'nın bakışları uzaklara daldı.
"'Bu kızın enerjisi iki farklı dünyaya ait gibi...' demişti."
"Bunu duyduğumuzda tam olarak ne demek istediğini anlayamamıştık."
Kısa bir an sustu.
"Ama araştırmaya başladığımızda işler daha da karmaşık hâle geldi."
"Eski kayıtları inceledik."
"Kayıp parşömenleri okuduk."
"Hatta mühür büyüleri üzerine yazılmış yasak metinlere bile baktık."
"Fakat..."
Başını iki yana salladı.
"Neredeyse hiçbir sonuç elde edemedik."
Kitabın kapağını parmaklarıyla hafifçe okşadı.
"Çünkü Elvina'nın enerjisine benzeyen hiçbir kayıt yok."
İçimdeki huzursuzluk büyümeye başladı.
"Yani..." dedim.
"Onun kim olduğunu bile bilmiyor muyuz?"
Müdüre Kassandra gözlerini bana çevirdi.
"Kim olduğunu biliyoruz."
"En azından bildiğimizi sanıyoruz."
"Ama kökeni..."
"...işte orası hâlâ büyük bir sır."
Sözleri koridorda yankılanırken istemsizce tedavi odasının kapısına baktım.
İçeride sessizce yatan Elvina...
Gerçekten kimdi?
Müdüre Kassandra alçak ama kararlı bir sesle konuşmaya devam etti.
"Kael..."
"Elvina buraya ait."
"Bunu hissedebiliyorum."
"Valdren'in büyüsü onu reddetmiyor."
"Elementler onu kabul ediyor."
"Fakat..."
Yine kısa bir sessizlik oldu.
"...aynı zamanda buraya ait değil."
Bu cümleyle kaşlarım iyice çatıldı.
"Nasıl yani?"
Müdüre Kassandra'nın yüzü ciddileşti.
"Sanki iki farklı kader aynı bedende birleşmiş gibi."
"Bir tarafı bu dünyanın kurallarına bağlı."
"Diğer tarafı ise..."
Gözleri elindeki siyah mühre kaydı.
"...çok daha eski."
"...çok daha tehlikeli."
Tam o anda tedavi odasının içinden güçlü bir ateş dalgası hissedildi.
Koridordaki bütün lambalar bir anlığına titredi.
Ben ve Kassandra aynı anda kapıya döndük.
Koridordaki ağır sessizlik, tedavi odasının kapısının açılmasıyla bozuldu.
İçeriden genç bir hemşire çıktı. Yüzündeki endişeli ifade yerini hafif bir tebessüme bırakmıştı.
"İyi haber..." dedi nefesini toparlayarak.
"Kızlar uyandı."
Koridordaki herkes derin bir nefes aldı.
Elvina,Nara, Aeris ve Sylvara'nın iyi olması hepimizi rahatlatmıştı.
Ben ise hiç vakit kaybetmeden öne çıktım.
"İçeri girebilir miyiz?" diye sordum.
Hemşire başını salladı.
"Elbette."
"Ama lütfen onları fazla yormamaya dikkat edin."
"Hepsi hâlâ oldukça halsiz."
Bunu söyledikten sonra bize yol verip koridorun diğer ucuna doğru yürüdü.
Bir an bile kaybetmeden kapıya yöneldim.
Arkamdan Thalor, Aethron ve Elyon gelirken, Müdüre Kassandra da sessizce bize katıldı.
Kapıyı yavaşça açıp içeri girdik.
Kapının açılma sesiyle odadaki dört çift göz aynı anda bize döndü.
Nara yatağında doğrulmaya çalışıyordu.
Aeris hâlâ bitkin görünüyordu.
Sylvara ise etrafını dikkatle inceliyordu.
Ama...
Benim bütün dikkatim yalnızca tek bir kişideydi.
Elvina.
Başucundaki yatağın üzerinde sessizce oturuyordu.
Yüzü hâlâ solgundu.
Fakat tam ona baktığım anda...
Nefesim kesildi.
Elvina'nın göz bebekleri...
Bir anda kor gibi parlayan ateş kırmızısına dönüştü.
O kırmızı renk yalnızca bir an sürdü.
Gözlerinin içinde alevler yanıp sönmüş gibi oldu.
Sonra...
Hiçbir şey olmamış gibi yeniden eski rengine döndüler.
Olduğum yerde donup kaldım.
"Bu..."
İstemsizce bir adım öne çıktım.
Az önce gördüğüm şey gerçek miydi?
Yoksa gözlerim bana oyun mu oynuyordu?
Yanıma gelen Müdüre Kassandra'nın da bakışları Elvina'nın üzerindeydi.
Yüzündeki sakin ifade ilk kez bozulmuştu.
Kaşları hafifçe çatıldı.
"...Siz de gördünüz, değil mi?" diye alçak sesle sordum.
Müdüre Kassandra cevap vermeden birkaç saniye Elvina'yı izledi.
Sonra çok hafif bir şekilde başını salladı.
"Evet..."
"Ben de gördüm."
Bu sözleri duyan Thalor, Aethron ve Elyon şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
"Neyi gördünüz?" diye sordu Thalor.
Müdüre Kassandra'nın sesi her zamankinden daha ciddiydi.
"Elvina'nın gözleri..."
"...bir anlığına ateş elementi kullanan sıradan bir büyücünün gözleri gibi parlamadı."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Daha önce kimsede..."
Sözünü yarıda keserek sustu.
Yüzündeki endişe giderek belirginleşiyordu.
Ben ise gözlerimi Elvina'dan ayıramıyordum.
Ben gözlerimi Elvina'dan bir an olsun ayırmadan konuştum.
"Devam edin."
Sesim her zamankinden daha sert çıkmıştı.
Müdüre Kassandra derin bir nefes aldı. Bakışlarını birkaç saniye Elvina'nın üzerinde gezdirdikten sonra konuşmaya başladı.
"...Daha önce böyle bir şeye hiç rastlamadım."
Odadaki herkes sessizleşti.
"Yıllardır yüzlerce büyücü yetiştirdim."
"Sayısız element kullanıcısı gördüm."
"Farklı enerji türlerine de şahit oldum."
"Ama az önce gördüğümüz..."
Başını yavaşça iki yana salladı.
"...bunların hiçbirine benzemiyor."
Thalor kaşlarını çattı.
"O zaman bunun anlamı ne?"
Müdüre Kassandra kısa bir süre sustu.
"Henüz bilmiyorum."
"Ama bildiğim tek bir şey var."
Bakışlarını yeniden Elvina'ya çevirdi.
"Elvina sandığımız kadar sıradan biri değil."
"Enerjisinde çözemediğimiz bir şey var."
"Sanki gücünün büyük bir kısmı mühürlenmiş... ya da uyanmayı bekliyor."
Elyon merakla öne çıktı.
"Bunun tehlikeli olma ihtimali var mı?"
Müdüre Kassandra dürüstçe cevap verdi.
"Bilmiyorum."
"İşte beni endişelendiren de bu."
"Onun gücünün sınırlarını bilmiyoruz."
"Ve bugün yaşananlardan sonra, bu konuyu görmezden gelemeyiz."
Ben hâlâ sessizce Elvina'ya bakıyordum.
Az önce gözlerinin bir anlığına ateş kırmızısına dönüşmesini unutamıyordum.
Bu...
Sıradan bir büyücünün yapabileceği bir şey değildi.
İçimde tek bir düşünce vardı.
Elvina'nın içinde saklanan güç yavaş yavaş uyanıyordu... ve bunun nereye varacağını henüz hiç kimse bilmiyordu.

Elvina'dan Devam;
Göz kapaklarım ağır ağır aralandı.
Başım sanki ikiye ayrılacakmış gibi zonkluyordu. Derin bir nefes alıp tavana baktım. Tanıdık taş tavanı görür görmez nerede olduğumu anlamam uzun sürmedi.
Tedavi odası...
Demek yine buradaydım.
Tam doğrulmaya çalışırken yanımdan gelen hafif bir inleme sesiyle başımı çevirdim.
Nara gözlerini yavaşça açıyordu.
Birkaç saniye sonra Aeris de kıpırdandı.
En son Sylvara gözlerini araladı.
Dört göz aynı anda birbirimize çevrildi.
İlk konuşan Nara oldu.
"Ne... oldu bize?"
Sesi oldukça yorgun çıkmıştı.
Aeris başını tutarak etrafına baktı.
"En son odamızdaydık..."
"Sonrasını hiç hatırlamıyorum."
Sylvara da kaşlarını çattı.
"Sanki bir anda uyuyakalmışım gibi hissediyorum."
Onları dinlerken boğazım düğümlendi.
Çünkü...
Ben hatırlıyordum.
Hepsini...
Kapüşonlu adamın gönderdiği iskeleti...
Bana söylediği sözleri...
Asamın ucunda büyüyen o dev ateş küresini...
Gözlerimin kırmızıya dönüşmesini...
Ve...
İskeletin kaybolmadan önce söylediği o cümleyi.
"Artık... uyandı."
Bu söz zihnimde tekrar yankılanınca istemsizce irkildim.
"Elvina?"
Nara'nın sesiyle düşüncelerim bölündü.
Üçü de bana bakıyordu.
"Sen bir şey hatırlıyor musun?"
Bir an tereddüt ettim.
Onlara her şeyi anlatmalı mıydım?
Yoksa önce kendim mi anlamaya çalışmalıydım?
Tam o sırada tedavi odasının kapısı açıldı.
İçeri giren hemşire bizi uyanmış görünce yüzü aydınlandı.
"Harika..."
"Hepiniz sonunda uyandınız."
Hızlıca yanımıza gelip durumumuzu kontrol etti.
Ardından gülümseyerek,
"Bunu hemen Müdüre Kassandra'ya haber vermeliyim."
dedi.
Hemşire aceleyle odadan çıkarken, ben hâlâ tek bir şeyi düşünüyordum.
Bugün olanları...
Hemşire odadan çıkar çıkmaz içeriyi kısa bir sessizlik kapladı.
Birbirimize bakıyor ama kimse konuşmuyordu.
Birkaç dakika sonra kapı yeniden açıldı.
Başımı o yöne çevirdiğimde içeri girenleri gördüm.
Önde Müdüre Kassandra vardı.
Hemen arkasında ise Kael, Thalor, Aethron ve Elyon.
Hepsi ağır adımlarla içeri girdiler.
Nara, Aeris ve Sylvara onlara bakarken ben de istemsizce gözlerimi Kael'e çevirdim.
Garip olan şey...
İçeri giren hiç kimse konuşmuyordu.
Sanki hepsi biraz önce gördükleri bir şeyi düşünüyor gibiydi.
Özellikle Kael...
Diğerleri kısa süreliğine birbirlerine bakıp alçak sesle bir şeyler konuşurken Kael'in gözleri bir an bile üzerimden ayrılmıyordu.
O bakışların anlamını çözemiyordum.
Merak mıydı...
Endişe miydi...
Yoksa bambaşka bir şey mi?
Tam o sırada...
Göğsümün tam ortasında keskin bir acı hissettim.
Sanki biri kalbimin üzerine ince, sivri bir bıçak saplamıştı.
"Ngh..."
İstemsizce hafifçe inledim.
Elim refleksle göğsüme gitti.
Nefes almak bile canımı yakıyordu.
Acı birkaç saniye içinde daha da şiddetlendi.
Kaşlarımı sıkarak gözlerimi kapattım.
O sırada Kael ve diğerlerinin kendi aralarında konuştuklarını görebiliyordum.
Dudakları hareket ediyordu...
Ama tek bir kelime bile duymuyordum.
Sanki kulaklarım bir anda sağır olmuştu.
Etrafımdaki bütün sesler boğuklaşmıştı.
Yalnızca kalbimin düzensiz atışlarını duyabiliyordum.
"Elvina?"
Nara'nın sesiyle irkildim.
Bir anda sesler yeniden normale döndü.
Endişeyle bana bakıyordu.
"İyi misin?"
Derin bir nefes almaya çalıştım.
"İ... İyiyim."
Sözler ağzımdan güçlükle çıktı.
"Sadece..."
Elimi hâlâ göğsümün üzerinde tutuyordum.
"Bir anlığına..."
"Birisi göğsüme bıçak saplamış gibi hissettim."
Odamın içi yeniden sessizliğe büründü.
Nara'nın yüzündeki endişe daha da arttı.
Aeris ve Sylvara da birbirlerine kaygılı bakışlar attılar.
Ama hiçbiri ne diyeceğini bilemiyordu.
Çünkü bunun normal bir ağrı olmadığını...
Hepimiz hissediyorduk.
Kapının önünde kendi aralarında konuşan grup sonunda sessizleşti.
Müdüre Kassandra derin bir nefes aldıktan sonra bize doğru yürüdü.
Yataklarımızın önünde durup yüzünde hafif bir tebessüm oluşturdu.
"Pekâlâ kızlar..." dedi sakin bir sesle. "Nasıl hissediyorsunuz?"
İlk cevap veren Aeris oldu.
"Fiziksel olarak iyiyiz." dedi hafifçe doğrularak.
"Ama neden burada olduğumuzu öğrenirsek kendimizi çok daha iyi hissedeceğiz."
Sylvara da başını sallayarak ona katıldı.
"Evet. En son hatırladığım şey odadaydık. Sonrası tamamen boş."
Nara ise düşünceli bir ifadeyle kaşlarını çattı.
"Sanki birkaç gündür deliksiz uyuyormuşum gibi..."
"Ondan sonrasını gerçekten hatırlamıyorum."
Müdüre Kassandra birkaç saniye sessiz kaldı.
Ardından bakışlarını yavaşça bana çevirdi.
"O sorunun cevabını..." dedi.
"...bize Elvina verecek."
Bir anda odadaki herkesin bakışları üzerime çevrildi.
Müdüre Kassandra sözlerine devam etti.
"Sizi bulduğumuzda üçünüz de yataklarınızda derin bir uykudaydınız."
"Hiçbiriniz dışarıdaki patlamayı ya da odadaki yıkımı fark etmemiştiniz."
Kısa bir an duraksadı.
"Elvina ise odanın ortasında, bitkin bir hâlde yerde yatıyordu."
Odanın içine yeniden sessizlik çöktü.
Müdüre Kassandra bana dikkatle baktı.
"Elvina..."
"Orada tam olarak neler yaşandı?"
Boğazım düğümlendi.
İstemsizce yumruklarımı sıktım.
Zihnimde o gece yeniden canlanmaya başladı.
Karanlığın içinden çıkan iskelet...
Kızların uyanmaması...
Asamın ucunda büyüyen ateş küresi...
Gözlerimin değişmesi...
Ve en son...
"Artık... uyandı."
İskeletin o ürpertici sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
Yüzümü istemsizce buruşturdum.
O anları hatırlamak bile göğsümde aynı acıyı hissetmeme yetmişti.
Derin bir nefes aldım.
Artık saklamanın bir anlamı yoktu.
Başımı yavaşça kaldırıp hepsine tek tek baktım.
"Anlatacağım..."
dedim kısık ama kararlı bir sesle.
"Her şeyi en başından anlatacağım."
Derin bir nefes aldım.
Anlatacaklarımı kafamda toparlamaya çalışıyordum.
"O gece..." diye başladım.
"Uyurken bir anda fısıltılar duydum."
"Gözlerimi açtığımda siz üçünüz de derin bir uykudaydınız."
"Nara'yı uyandırmaya çalıştım."
"Sonra Aeris'i..."
"Sonra da Sylvara'yı..."
"Ama hiçbiriniz uyanmadınız."
"O sırada odanın karşısındaki gölgeler hareket etmeye başladı."
"İlk başta ağaç dallarının gölgesi sandım."
"Sonra gölgeler büyüdü."
"Ve içlerinden... daha önce Nara'yı kurtardığım gün karşılaştığım iskelet çıktı."
Nara'nın yüzü bir anda gerildi.
"Yine o mu..."
Başımı yavaşça salladım.
"Evet."
"Bana sizin beni duyamayacağınızı söyledi."
"Ne kadar seslenirsem sesleneyim uyanmayacağınızı..."
"Sonra da benimle savaşmaya başladı."
Asamı istemsizce hatırlayıp kısa bir an sustum.
"Ben de asamı alıp ona karşılık verdim."
"İlk başta normal büyüler yapmaya çalıştım."
"Ama sonra işler değişti."
"Asamın ucunda çok büyük bir ateş küresi oluşmaya başladı."
"Nasıl yaptığımı bilmiyordum."
"Sanki büyü kendi kendine güçleniyordu."
"İskelet de bunu görünce geri çekildi."
"Sonra bana bakıp..."
"'İmkânsız...' dedi."
"Ondan sonra da..."
Derin bir nefes aldım.
"'Artık uyandı.'"
"Sadece bunu söyledi."
"Ardından yok oldu."
"O sırada içeride büyük bir patlama oldu."
"Sonrasını ise hatırlamıyorum."
Odadaki herkes sessizliğe gömülmüştü.
Hiç kimse konuşmuyordu.
Herkes duyduklarını zihninde anlamlandırmaya çalışıyordu.
En çok da Müdüre Kassandra...
Yüzündeki düşünceli ifade, anlattıklarımın sandığımızdan çok daha büyük bir olay olduğunu gösteriyordu.
Kael ise tek kelime etmeden bana bakmaya devam ediyordu.
Bakışları sanki anlattıklarımdan çok...
Anlatmadıklarımı anlamaya çalışıyordu.
Ama gözlerim...
Hayır.
Bunu kendim ne olduğunu öğrenmeden kimseye söyleyemezdim.
Zaten yaşadıklarım yeterince korkutucuydu.
Bir de bunu anlatırsam verecekleri tepkiyi tahmin bile edemiyordum.
Belki bana inanmayacaklardı.
Belki de benden korkacaklardı.
O yüzden...
Şimdilik bu sırrı kendime saklamaya karar verdim.
İçinde bulunduğum durum o kadar saçmaydı ki...
Buraya geldiğim günden beri başıma gelmeyen kalmamıştı.
Önce yalnızca benim görebildiğim o kapüşonlu adam...
Ardından kara büyü...
Sonra iskelet...
Şimdi de kontrol edemediğim bir güç...
Bütün bunlar neden benim başıma geliyordu?
Ben neyin içine düşmüştüm böyle?
Daha birkaç gün öncesine kadar sıradan bir hayatım vardı.
Kimseyi tanımıyordum.
Büyüyle bile doğru düzgün bir bağım yoktu.
Şimdi ise...
Element tanrıları...
Kara büyüler...
Peşimde olan gizemli bir adam...
Ve cevabını bilmediğim onlarca soru...
Hayatım bir anda altüst olmuştu.
Sanki görünmez bir el beni bilmediğim bir kaderin içine sürüklüyordu.
Ve en korkutucu olanı...
Bunun daha sadece başlangıç olduğunu hissediyordum.
Uzun süren sessizliğin ardından Müdüre Kassandra derin bir nefes aldı.
Yüzündeki ciddi ifade bir an bile değişmiyordu.
"Sanırım..." dedi.
"Bunun arkasında Kaos Cinleri var."
Kaşlarım istemsizce çatıldı.
Kaos Cinleri mi?
Nara,Aeris ve Sylvara'yla aynı anda şaşkınlıkla konuştuk.
"Kaos Cinleri mi?"
Müdüre Kassandra başını yavaşça salladı.
"Evet."
Ardından konuşmaya devam etti.
"Siz daha dünyadayken Nara'ya saldıran iskeletler de onların eseriydi."
Nara'nın yüzü gerildi.
"Evet... Beni tek başımayken yakalamışlardı."
"Çünkü amaçları Nara değildi." diye devam etti Müdüre Kassandra.
"Elvina'nın ortaya çıkmasıyla dünyada bir büyücünün daha olduğunu öğrendiler."
İçime garip bir ürperti yayıldı.
Yani... herşey benim ortaya çıkmamla mı başlamıştı?
"Bu bilgiyi vakit kaybetmeden Kaos Cinlerine ulaştırmış olmalılar"
"Ve o günden sonra Elvina'nın peşine düştüler."
İstemsizce yumruklarımı sıktım.
Demek o kapüşonlu adam...
Demek bütün bunların sebebi buydu.
Müdüre Kassandra'nın sesi yeniden duyuldu.
"Üstelik Elvina, onların yarattığı iskeletlerden birini yok etti."
"Bu saatten sonra duracaklarını sanmıyorum."
Boğazım düğümlendi.
Durmayacaklar...
Yani bu daha başlangıç mıydı?
Müdüre Kassandra derin bir nefes aldı.
"Sanırım yıllardır bekledikleri şeyi artık gerçekleştirmeye çalışacaklar."
Odanın içi sessizliğe gömülürken içimde tek bir soru yankılanıyordu.
Gerçekleştirmek istedikleri şey neydi?
Tam bunu düşünecekken Müdüre Kassandra'nın dudaklarından çıkan iki kelime, kanımı dondurmaya yetti.
"Kaos yaratacaklar."
Kalbim bir an duracak gibi oldu.
Kaos...
Bu kelime bile tek başına ürkütücüydü.
Müdüre Kassandra'nın sözleri odanın içinde yankılanırken kimse tek kelime etmiyordu.
Ben ise başımı eğmiş, söylediklerini sindirmeye çalışıyordum.
Demek... her şey Nara'ya yapılan saldırıdan sonra başlamıştı.
İskeletler önce Nara'yı hedef almıştı.
Ben ise onu kurtarmak için ortaya çıkmıştım.
Ve o günden sonra...
Her şey değişmişti.
Belki de o gün ortaya çıkmasaydım, bugün bunların hiçbirini yaşamayacaktım.
İçimdeki suçluluk hissini bastırmaya çalışıyordum.
Nara'yı kurtardığım için pişman değildim.
Asla da olmayacaktım.
Ama benim ortaya çıkmamın Kaos Cinlerinin dikkatini çekmiş olması...
İçimde tuhaf bir ağırlık oluşturuyordu.
Tam o sırada Kael'in sesi düşüncelerimi böldü.
"Bu saatten sonra Elvina tek başına hiçbir yere gitmeyecek."
Başımı kaldırıp ona baktım.
Yüzündeki ifade her zamanki gibi sakindi ama sesindeki kararlılık tartışmaya yer bırakmıyordu.
Thalor başını salladı.
"Kael haklı."
"Kaos Cinleri tekrar saldırırsa onu yalnız yakalamalarına izin veremeyiz."
Aethron da onu onayladı.
"Bundan sonra çok daha dikkatli olmalıyız."
Nara hemen söze girdi.
"Zaten onu yalnız bırakmaya niyetimiz yok."
Aeris gülümseyerek bana baktı.
"Birimiz mutlaka yanında olur."
Sylvara da başını salladı.
"Bu mücadelede yalnız değilsin, Elvina."
Onların bana böyle sahip çıkması içimi ısıtmıştı.
Ama yine de içimdeki huzursuzluk dinmiyordu.
Kael ve diğerlerinin beni bu kadar sahiplenmesini hiç beklemiyordum.
Kızları anlayabiliyordum.
Sonuçta birlikte vakit geçiriyor, aynı odayı paylaşıyorduk.
Ama...
Beylerin, özellikle de Kael'in benim için bu kadar korumacı davranacağını hiç düşünmemiştim.
Daha beni doğru dürüst tanımıyorlardı bile.
Tam bunları düşünürken Elyon, sanki aklımdan geçenleri okumuş gibi konuştu.
"Elvina da bir element koruyucusu."
Kısa bir an duraksayıp bana baktı.
"Yani bizden biri."
"Bizden birini yalnız bırakamayız."
Thalor başını onaylarcasına salladı.
"Kesinlikle."
Aethron da kollarını göğsünde birleştirerek aynı ciddiyetle ekledi.
"Artık bu akademide yalnız değilsin."
Sözleri içimde garip bir sıcaklık oluşturmuştu.
Müdüre Kassandra yüzünde yumuşak bir tebessümle bize baktı.
"Elbette." dedi.
"Elvina da artık bir koruyucu."
"Kendi gücünü tamamen kontrol etmeyi ve kendini savunmayı öğrenene kadar onu biz koruyacağız."
Bu sözleri duyunca istemsizce gülümsedim.
İçimde günlerdir ilk kez güven duygusu filizlenmişti.
Belki de...
Gerçekten artık yalnız değildim.
Müdüre Kassandra asasını eline aldı.
"O hâlde ben izninizi isteyeyim."
"Üzerinde araştırmam gereken birkaç konu var."
"Özellikle de bu kara büyü ve Kaos Cinleri hakkında."
Bakışlarını tek tek üzerimizde gezdirdi.
"Siz de iyice dinlenin."
"Yakında yeniden konuşacağız."
"Hepinize geçmiş olsun."
"Hepinize iyi dinlenmeler."
"Teşekkür ederiz." dedik neredeyse aynı anda.
Müdüre Kassandra hafifçe başını salladıktan sonra arkasını döndü.
Kapıyı sessizce açıp odadan çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz odanın içinde yeniden sessizlik hâkim oldu.
Tam o sırada Kael bulunduğu yerden hareket etti.
Ağır adımlarla yanıma geldi.
Ne yapacağını anlamaya çalışırken yatağımın kenarına oturdu.
Bir an göz göze geldik.
Her zamanki gibi yüzünde hiçbir duygu okunmuyordu.
Birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra alçak bir sesle konuştu.
"İyi misin?"
Başımı hafifçe salladım.
"İyiyim."
Bakışlarını üzerimden ayırmadan ikinci sorusunu sordu.
"Korktun mu?"
Soruyu duyunca kısa bir an duraksadım.
Aklıma o gece yaşadıklarım geldi.
İskelet...
Karanlık oda...
Ve o kontrol edemediğim güç...
Derin bir nefes aldım.
"Biraz..." dedim dürüstçe.
"Ama şimdi iyiyim."
Kael'in yüzündeki sert ifade çok hafif yumuşadı.
"Duyduğuma sevindim."
Hepsi buydu.
Tek cümle...
Ardından hiçbir şey söylemeden ayağa kalktı.
Şaşkınlıkla arkasından baktım.
Bu da neydi şimdi?
Sadece bunu söylemek için mi yanıma gelmişti?
Bir insan iki dakika daha konuşamaz mıydı?
Gerçekten çok dengesizdi.
İçimden söylenirken farkında olmadan kaşlarımı çatmış olmalıyım ki odadaki herkes bana bakıyordu.
Nara dudaklarını birbirine bastırmış, gülmemek için kendini zor tutuyordu.
Aeris ile Sylvara ise yüzüme anlamlı anlamlı bakıyorlardı.
Sanki aklımdan geçenleri tahmin etmeye çalışıyorlardı.
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi bakışlarımı başka yöne çevirdim.
Ne var canım... Ben bir şey demedim ki.
Tam o sırada kapı yeniden açıldı.
İçeri giren hemşire hepimize kısa bir bakış attıktan sonra gülümseyerek konuştu.
"Artık hastalarımızın dinlenmesi gerekiyor."
Ardından bakışlarını Kael, Thalor, Aethron ve Elyon'a çevirdi.
"Sizden de rica edeceğim, şimdilik dışarı çıkın."
Kael itiraz etmedi.
Sadece hafifçe başını salladı.
Tam kapıya yönelirken bir an duraksadı.
Başını çevirip bana baktı.
Bakışlarımız birkaç saniyeliğine buluştu.
Yüzünde her zamanki gibi sakin ve ifadesiz bir ifade vardı.
Ama nedense...
Bu kez o bakış bana farklı hissettirmişti.
Hiçbir şey söylemedi.
Arkasını dönüp diğerleriyle birlikte odadan çıktı.
Kapı sessizce kapanınca odada yalnızca ben ve kızlar kalmıştık.
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Nara derin bir nefes alıp bana döndü.
Yüzünde hem merak hem de hafif bir endişe vardı.
"Elvina..."
"Sana bir şey sorabilir miyim?"
Başımı hafifçe salladım.
"Tabii."
Nara birkaç saniye sustu.
Sanki doğru kelimeleri seçmeye çalışıyordu.
"Buraya geldiğine..."
"...pişman mısın?"
Sorusu beni şaşırtmıştı.
Devam etti.
"Yani..."
"Eğer pişmansan seni anlayabilirim."
"Buraya geldiğinden beri başına gelmeyen kalmadı."
Kısa bir an duraksadı.
"Fakat sen de biliyorsun..."
"Sen buraya aitsin."
"Başından beri de durum buydu."
Sözünü tamamlamasına izin vermedim.
Başımı kararlılıkla iki yana salladım.
"Hayır."
"Pişman değilim."
Sesim bu kez hiç olmadığı kadar netti.
"İnsan..."
"...ait olduğu yere geldiği için neden pişman olsun ki?"
Odanın içine kısa bir sessizlik yayıldı.
Kızların üçü de bana bakıyordu.
Ben ise ilk kez bunu söylerken gerçekten inanıyordum.
Belki hayatım altüst olmuştu.
Belki hâlâ cevaplayamadığım onlarca soru vardı.
Belki hayatım eskisi gibi olmayacaktı. Belki daha önümde sayısız tehlike vardı. Ama artık emindim... Ben buraya aittim. Ve ne olursa olsun, kaderimden kaçmayacaktım...

🌑 Sizce Kaos Cinleri neden özellikle Elvina'nın peşine düştü? Teorilerinizi yorumlarda bekliyorum!