3. bölüm · SON MELEZ
BÖLÜM 3
Şehre vardığımızda ilk olarak güzel bir villa bakmaya başladık. Bize uygun bir villa bulduğumuzda direkt satın aldım. Ne de olsa bir sürü param vardı ve istediğim anda oluşturabiliyordum. Ev için eşya almamız gerekti. Bu yüzden hep birlikte bir alışveriş merkezine doğru yola çıktık. Herkes kendi odası için eşyalar, kıyafetler aldı. Diğer odalar için ise ben hepsini teker teker seçtim.
İşimiz bitince arabaya bindik ve eve doğru yola çıktık. Yarım saat sonra ev eşyaları gelince çalışanlara yerleri gösterdim ve eşyaları yerlerine koymalarını bekledim. Batuhanlar ne kadar mahcup olduklarını dile getirse de yalandan kızıp sorun olmayacağını söyledim.
Çalışanların işleri bitince para verip gönderdim. Villa üç katlıydı. Bir de çatı katı vardı. Üst katta benim, Tuğba'nın ve Batuhan'ın odası vardı. Bir alt katta spor salonu, oyun salonu bir de sinema salonu yaptırmıştım. Giriş katında ise salon, mutfak ve iki tane misafir odası, lavabo vardı. Çatı katında ise küçük bir tane kütüphane yapmıştım. Köşelerde ise küçük puf koltuklar vardı. Bahçe ise oldukça büyüktü. Bahçenin ortasında da bir havuz vardı.
Hepimiz yorgunluktan kendimizi koltuklara atmıştık. Batuhan konuşmaya başlayınca ona döndüm. "Sakıncası yoksa bir şey soracağım." dedi. "Tabii sor."
"Bu kadar parayı nereden buldun?" dediğinde "Yıllık birikim." diye yanıt verdim. O da fazla kurcalamadan başka bir şey demedi. Karnımın çok aç olduğunu anladığımda içimdeki kurt şaha kalkmadan hemen ayağa kalktım ve "Yemek sipariş edelim." dedim.
Tuğba, "Evet ya çok açım ben." dedi. Batuhan'da bizi onaylayınca telefonunu çıkarıp pizza sipariş etti. Yarım saat sonra kapı çalınca Batuhan ayağa kalkıp kapıya gitti. Bende arkasından gidince hemen parayı uzatıp verdim ve kapıyı kapatıp içeriye girdik. Batuhan bana dönüp "Bu her zaman böyle olmayacak. Ben yarın kendime iş bakmaya gideceğim." deyince ona döndüm.
"Ölene kadar param yeter bize, ne çalışması. Zaten harcamıyordum. Dert etmeyin." dedim. "Nasıl dert etmeyelim tüm her şeyi sen alıp ödüyorsun. Bizim yaptığımız sadece sana yük." dediğinde "Bana yük olmuyorsunuz sizin sayenizde bu şehirde yalnız değilim ve benimle arkadaş olmanız beni çok mutlu ediyor." dedikten sonra susup pizzamızı yemeğe başladık.
Yemekler bitince onlara dönüp "Sizi daha yakından tanımak istiyorum." dedim ve bana kendilerini anlatmaya başladılar.
Tuğba ve Batuhan Karahan. Ailelerini Tuğba dört, Batuhan beş yaşındayken bir trafik kazasında kaybetmişler. Geriye kalan aile yakınları onlara bakmak istemediği için yetimhaneye vermişler. Reşit olmadan Onur Karahan diye bir adam onları evlat edinmiş. Yani üvey babaları. Kendisi mafya ve pis işerle uğraşıyormuş. Yetimhane müdürüne rüşvet vererek evlat edinmiş onları. Tuğba 17 yaşına girdikten sonra onu zengin iş ortağı olan bir adamla evlendirmeye kalkmış. Böylece daha zengin olacakmış aklı sıra. Batuhan’a ise piş işlerini yaptırmaya çalışıyormuş. Birkaç ay sonra ise ikisi bir boşluk bulup hemen kaçmaya karar vermişler
.
Tuğba konuşmaya devam etti. “Sonunda oradan kurtulduk. Gerçekten çok sevindim. Çok teşekkür ederim sana." dediğinde içten bir şekilde gülümsedim.
“Evet gerçekten çok teşekkür ederiz. Sana minnettarız.” dedi Batuhan’da. Sadece gülümseyerek karşılık verdim. İkisi de gözlerini dikmiş bana baktığında sıranın bana geldiğini anladım ve konuşmaya başladım.
"Adım Melissa Richardson. Amerikalıyım. On sekiz yaşındayım” dedim. Tuğba'nın "Peki ya ailen?" dediğinde ona bakıp "Öldüler." dedim. Derin bir sessizlik olunca aile mevzusunu kapattık ve sevdiğimiz şeyler hakkında konuştuk. Geç olunca da herkes kendi odasına dağıldı.
Odama geldiğimde gözlerimi kapatıp direk yatağın üzerinde kan torbalarını düşündüm. Gözlerimi açtığımda yatağımın oraya gidip torbanın içindeki kıpkırmızı kanları içmeye başladım. Hepsini teker teker içtikten sonra yatağıma uzandım ve tekrar düşünce alemine daldım.
Batuhanlara melez olduğumu nasıl söyleyecektim? Onlara güveniyordum. Düşüncelerini ve geçmişlerini zihinlerinden öğrenmiştim. Neler yaşadıklarını artık biliyordum. Aslında özel hayatlarına karışmamam gerek biliyorum ama onlara güvenmem için geçmişlerini de öğrenmem gerekiyordu. Peki ya her şeyi anlattığımda korkup kaçarlarsa? Gece boyunca tek düşündüğüm onlara söyleyip söylememekte kararsız kalmamdı.
.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Sabah olduğunda üstümü değiştirip aşağıya indim. Batuhanların daha uyanmadığını fırsat bilerek direk mutfağa yöneldim ve buzdolabının içini büyü ile doldurdum. Dün market alışverişi yapmaya zaman kalmadığı için bugün gidecektik. Ama ben büyü ile halletmiştim. Daha sonra masanın üzerine diktim gözlerimi ve yine büyü yaparak kahvaltı hazırladım.
Gerçekten de çok güzel gözüküyorlardı. Her şey hallolunca onları uyandırmak için yukarıya çıktım.
İlk Tuğba'nın odasına yöneldim. Kapıyı tıklattığımda 'gir' sesi geldi içeriden. Bende kapının kulpunu indirip içeriye girdim.
Tuğba üstünü değiştirmiş, saçlarını tarıyordu. Ona bakıp "Kahvaltı hazırladım. Hadi gel." dedikten sonra, "Abim uyandı mı?" diye sordu. "Bilmiyorum. İlk seni uyandırayım dedim. Sen gidip abini uyandır. Aşağıda bekliyorum."
Tuğba, "Tamam." dedikten sonra odadan çıkıp aşağıya indim.
Kahvaltı masasının baş köşesine oturdum ve beklemeye başladım. Yaklaşık beş dakika sonra geldiklerinde ağızları açık masaya bakıyorlardı. "Ne oldu?" diye sorduğumda "Bunları tek başına mı yaptın? Evde hiç malzeme yoktu ama." dedi. Tuğba.
"Siz uyanmadan markete gittim ve evet ben yaptım. Hadi gelin bir an önce kahvaltı edelim. Gerçekten çok acıktım." dedim.
Beraber kahvaltı yaptıktan sonra salona geçip oturmaya başladık. Tuğba’nın "Bizi illa bulacaklar. O zaman ne yapacağız?" demesiyle konuştum.
"Merak etme bulsalar bile bir şey yapamazlar." dedikten sonra Batuhan konuşmaya başladı. "Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun. Bir kurşunla diğer tarafa gidince o zaman görürsün." dediğinde gülüp "Bana bir şey olmaz." dedim. " He he tabii." diye söylendi. Daha sonra hep birlikte film izlemeye karar verdik. Sinema salonuna girip yerlerimize kurulduk. Önceden hazırladığımız patlamış mısırları önümüze çektik ve filmi izlemeye başladık.
Film vampirler ve kurt adamlarla ilgiliydi.
Tuğba'nın film seçimi güzeldi. Şimdi bunlar ile ilgili ne düşündüklerini öğrenebilecektim. Film bittiğinde Batuhan konuştu. "Çok saçmaydı bence. Vampir ve kurt adam diye bir şey yok. Hepsi insanların bir uydurması."
Tuğba, "Hayır abi, bence var. İnsanlar neden böyle yaratıkları uydurma gereği duysun ki?" dediğinde heyecanlanmıştım.
Batuhan, "Ben inanmıyorum." deyince ona baktım. "Neden inanmıyorsun?" diye sorduğumda "Ah yapma Melissa! İnsanların uydurmuş olduğu yaratıklara inanmam ben. Hem gerçekte değiller zaten." dedi. "Peki ya gerçekse?" deyince "Gerçek değildir." diye cevap verdi.
Of ben nasıl söyleyecektim onlara. Tuğba vampirlere ve kurt adamlara inanıyor ama Batuhan? Neden inanmıyor ki ya? İnansa her şey daha kolay olacaktı.
-.-.-.-.-.-.-.--.-.-.-.-.-
Akşam olunca Tuğba ile mutfağa girip akşam yemeği hazırlamaya başladık. Akşam yemeğimizi de yedikten sonra gece geç saatlere kadar sohbet ettik. Tuğba'nın uykusu gelince de herkes odasına dağıldı. Bende odamdaki gizli köşemde duran anı kutumu aldım ve bakmaya başladım.
Ailemle beraber çekildiğimiz fotoğraflar vardı. Onları gerçekten de çok özlemiştim. Kaç yıl geçmesine rağmen hiç unutmadım onları. Anı kutumu aldığım yere geri koyup yatağıma uzandım.
Kurt ve büyücü tarafımın güçlenmesi için uyumam gerekiyordu.
Ama içimde kötü bir his vardı. Sanki uyursam bir şey olacakmış gibi. Bende takmamaya çalışıp beni kendine çeken karanlığın içine derin bir şekilde kendimi bıraktım.
