24. bölüm · SON MELEZ

BÖLÜM 24

Hatice Doğan

Bir insan sadece değer verdiği kişiler ile biriktirdiği o güzel anılarını hafızasından hiç silmemek üzere belleğine kaydederdi. Çünkü o anılar o kadar güzel ve özeldi ki hiç unutmamak isterdi.

Ama bazı kötü anılar vardı. Onları hiç aklında tutmamak, hatırlamamak isterdi. Ama ne olursa olsun o kötü anılar ister istemez hep hatırlanırdı.

Doğduğum günden beri ailemle o kadar güzel anılar yaşamıştım ki hiç unutamıyordum onları. Ailemin ölmesiyle resmen hayatım değişmişti.

Kulübenin içinden yıllardır çıkmamıştım. Hiç güzel anım olmamıştı. Daha sonra hayatımın aşkı ve kardeşi ile tanışmıştım.

Onlar ile birlikte güçlü dostluk kurduğum arkadaşlarım da beraberinde gelmişti.

Onlarla tanıştığımdan beri o kadar güzel anılar biriktirmiştim ki. Tabii ki de kötü ve hiç hatırlamak istemediğimiz anılarımız da vardı.

Ama o güzel anılar, yaşadığımız kötü anıları yok sayıp hâlâ belleğimizdeydi ve arada kendini hatırlatıp tebessüm etmemizi sağlıyordu.

Kötü anlılara rağmen...
Gözlerimi hızla açtım. Böyle bir şey olamazdı, olmamalıydı!

Kafam hâlâ Batuhan'ın göğsündeydi. Hızla ayağa kalktım. Batuhan ne olduğunu anlamadığından o da hızla ayağa kalktı.

"Ne oldu sevgilim? Bir şey mi oldu?!"

Cevap veremedim. Kafam o kadar doluydu ki. Sanki Meriç ile ilgili anılarımın hepsi teker teker hafızama aktarılıyordu.

Gözlerimi açtığımdan beri çıkan melez gözlerim ile kendimi ışınladım.

Onun yanına, kardeşimin yanına...

Etrafıma baktığımda sol tarafımdaki okulu gördüm. Gittiğimiz okul. Karşımda ise bir bina duruyordu. Yaratıkların kaldığı yurda benzer yer olduğunu anladım.

Bu sefer kendimi hızla oraya ışınladım.
Vampirler uyumadığından ayakta olmalıydı hepsi. Geldiğimde geniş odanın tam ortasında belirmiştim.

Meriç, grubuyla beraber aynı odada kalıyordu. Akınlar, odanın ortasında beliren bana hızla dönmüşlerdi ve vampire dönüşüp saldırmak üzere ayaklanmışlardı.

Benim olduğumu fark ettiklerinde eski hallerine döndüler ve şaşkınlık içerisinde bana baktılar. Ben ise tek bir noktaya bakıyordum.

Meriç'in gözlerine…
Özlediğim o bocuk gözlerine…

Gözyaşlarım yanaklarımı ıslatıyordu.

Yapma dememiş miydim ona?
Onu çoktan affettiğimi söylememiş miydim?
Suçu olmadığını söylememiş miydim?
Ne diyeydi tüm bu olanlar?

Meriç yavaşça ayağa kalktı ve bana doğru bir adım attı. Elimi durması için kaldırdım. Bana doğru gelen adımları sakinlikle durdu ve gözlerimin tam içine baktı.
Sanki bunun olacağını tahmin edip kendini hazırlamış gibiydi.

Akınlar kalktıkları yere tekrar oturdular. Hepsinin kaşları çatılmış ve şaşkınlık içerisinde bize bakıyorlardı.

"Ne oluyor lan?" Alp'in söylediği soru cümlesi havada asılı kalmıştı. Etrafta sessizlik hakimdi.
Büyük bir hayal kırıklığı yüklüydü tüm benliğim.
Benliğimi sarmış olan hayal kırıklığı yüzünden tek kelime edememiştim.

Çok ağırdı. Çok ağır basıyordu. Dudaklarımı araladım ve tek kelime içerisinde her şeyi barındıran o soruyu sordum.

"Neden?"

Göz yaşlarım sicimle akıyordu yanaklarımdan. Bu kadar çok ağladığımı hatırlamıyordum. O, benim bu dünyadaki en çok değer verdiğim insandı. Annem ve babamdan bile daha çok değer verirdim ona.

Neden yapmıştı ki? Neden beni bu dünyada annem ve babam öldükten sonra yalnız bırakmıştı? Yalnız geçirdiğim o kadar yıl beni bir başıma neden bırakmıştı?

"Özür dilerim..."

Bunu söylerken kekelemişti. Başımı sağa sola hızla salladım.

"Kendimi asla affedemiyorum ve senin de beni affetmeni istemiyorum Mavişim."

Koşar vaziyette yanına gittim ve kollarımı boynuna doladım.

Ilık vücudu ile beni sarmaladığında bunca zamandır içimdeki fark edemediğim boşluğun dolduğunu hissettim.

Özlemiştim onu. Çok özlemiştim.
"Aptal, bana bunu nasıl yaparsın aptal?!"

Bu kelimeleri tekrarlıyor kafamı vücuduna daha çok bastırıyordum.

"Ben seni ta o günden affetmiştim boncuğum. Hafızamı silip ortadan kaybolmak da ne demek?! Sen bana ne yapıyorsun ya?! Beni nasıl tek başıma bıraktın, bunca yıl? Hiç mi düşünmedin? Tek kaldığı için kafayı yemiş midir diye?"

Ona sorduğum soruları gözyaşlarıyla dinliyordu o da.

"Biri bana burada ne olduğunu açıklayabilir mi?"
Akın soruyu bize yönlendirdiğinde ona bakmıyorduk. Meriç gözlerini yavaşça devirdi ve elini şaklattı. Akınlar donmuş şekilde öylece durunca hafifçe güldüm. Onları dondurmuştu.

"Senin de melez olduğunuz unuttum boncuğum. Vampir ve büyücü melezi..."

Hafifçe güldü ve yatağına oturduk. Onun konuşmasını bekledim.

"İtbaraklarla savaşırken seni bir anda yediğin darbe yüzünden yerde bulunca kendimi kaybettim. Direk yanına koştum. Kendimi suçladım. Hâlâ daha da suçluyorum. Ben dolaşmaya çıkalım demeseydim tüm bu olanlar olmayacaktı. Hafızanı silerken yavaş yavaş bayıldın.
Seni eve bıraktığımda Allison'a (Melissa'nın annesi) ve babama anlattım her şeyi. Her ne kadar yanlış yaptığımı söyleseler de onları dinlemedim. Eğer beni söyleyip hatırlatmaya çalışırlarsa onlarla bir daha konuşmayacağımı ve affetmeyeceğimi söyledim. O zamanlar ben on dört sen ise on iki yaşındaydın."

Meriç aslında benim tam olarak öz kardeşim olmuyordu. Babalarımız birdi. Babamın ilk eşi Anna (Meriç'in annesi), Meriç doğduktan bir sene sonra onları terk etmişti. Daha sonra ise babam, annem ile karşılaşmış ona aşık olmuştu. Meriç benden sadece iki yaş büyüktü. Ben üç yüz doksan yaşına girmiştim. Meriç ise üç yüz doksan iki yaşındaydı.

"Daha sonra ise kendime bir ev tuttum ve insanların içinde yaşamaya başladım. Allison ve babam öldüklerinde aslında senin yanındaydım ama sen farkında değildin. O kadar kendini yıpratmıştın ki, etrafında olup biten şeyleri bile zar zor anlıyordun. Babam ölmeden önce evime gelip senin yanına gelmemi, her şeyi anlatmamı istiyordu ama ben istemiyordum. Yani beni affetmeni..."

Yıllardır içimdeki fark edilmemiş boşluk hissi ona sarılınca âdeta uçup gitmişti.

Bunca yıl içimde yanıp tutuşan şey kardeşlik hasreti miydi? Özlem hissi miydi?

"Ben her şey için özür dilerim Mavişim. Gerçekten özür dilerim. Keşke hiç doğmasaydım da senin başına böyle şeyler getirmeseydim. Keşke-" Parmağımı dudağına götürüp onu susturdum.

"Boncuğum. Lütfen böyle konuşma. Daha ne kadar tekrarlamam gerekiyor? Senin bir suçun yoktu, ki olsaydı bile ben seni yine affederdim. Kendini suçlamayı bırak artık." Parmak uçlarımı bu sefer elmacık kemiklerinde gezdirip gözlerinden akan yaşları sildim ve ona tekrar sarıldım.

İkimizde bunca yıldır içimizde olan hasret ve özlem tohumlarını birbirimize sarılarak gidermeye çalıştık.

-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Özlemimizi giderdiğimizde Meriç, Akınları çözmüştü. Tabi çözmeden önce onları dondurduğunu unutturmuştu. Daha sonra her şeyi anlatmıştı. Yani onun kardeşi olduğumu. Akınlar aslında her şeyi biliyormuş ama kardeşinin ben olduğumu bilmiyorlarmış ve bu duruma baya bir şaşırmışlardı.
Meriç'in melez olduğunu kimse bilmiyordu. Bunu da Alp'in "Kardeş iseniz senin de melez olman gerekmiyor muydu Meriç?" diye sorduğunda onlardan gizlediğini anlamıştım.

Bunu yurdun bahçesine çıkarken sorduğumda

"Mavişim, bu benim bir sırrım. Kimsenin bilmesine gerek yok ki bilmiyorlar da. Ne kadar yıllardır benim arkadaşlarım olsalar da onlara güvenmiyorum." dediğinde başımı anlayışla sallamıştım.

"Ama sen arkadaşlarına anlatabilirsin. Onlara güveniyorsun ki beraber yaşıyorsunuz. Sen güvenmediğin, şüphelendiğin kişiler ile asla aynı yerde durmazsın." diye devam ettiğinde hafifçe güldüm.
Beni çok iyi tanıyordu.

"O rüyadan sonra Batuhan'a bir şey demeden direkt yanına geldim. Kesin çok endişelidir ve evi yıkacak duruma getirmiştir bana bir şey oldu diye."

"Seni çok seviyor. Bunu hissediyorum. Birbirinize aşk dolu gözlerle bakıyorsunuz. Senin için endişelenmesi tabii ki de normal. Kim sevdiği birine bir şey olmasını ister ki?"

Başımı salladım. "Evet onu seviyorum."
"Hadi o zaman bir an önce gidelim de her şeyi anlatalım." dediğinde gülümsedim ve ondan önce ben kendimizi oraya ışınladım.

"Hey ben ışınlayacaktım ama!" Salonun ortasına geldiğimizde Meriç bu cümleyi kurmuştu. Güldüm ve etrafa baktım.

"Melissa!" Batuhan direkt yanıma koşup bana sarıldığında kollarımı boynuna doladım.

"Sana bir şey oldu sandım. İyisin değil mi? Bir şeyin var mı? Nasıl hissediyorsun? Neredeydin? Bir şey söylemeden gidince senin için çok endişelendim."
Teker teker soru cümlelerini sıralarken kokumu içine çekiyordu.

"Özür dilerim. Endişelendirdim." dedim ve yavaşça kendimi ondan uzaklaştırdım. Etrafa baktığımda her yer dağınıktı ve tüm herkes salondaydı.

"Her yeri birbirine katmışsın." deyip güldüğümde sağ elini ensesine attı ve etrafına bakarak mahcubiyetle gülümsedi.

"Seni öyle görünce ne yapacağımı şaşırdım." dediğinde yanağını öptüm ve bizimkilerin oturduğu koltuklarda boş bulduğumuz yerlere oturduk.

Meriç'e baktığımda Emir’in yanına oturduğunu gördüm.

Emir, "Sonunda geldin Melissa. Bunun yüzünden güzellik uykumdan nasıl uyanıp da geldiğimi bilmiyorum bizi de endişelendirdi." dediğinde kahkaha attım.

Yusuf, Emir ve Sefa gelmişti.

"Annem ve Yücel abi de gelecekti de ben bırakmadım. Geleceğini biliyordum." diyen Sefa'ya başımı salladım. Sefa, Emir’in yanında oturan Meriç'e baktı ve kaşlarını çatarak onu süzmeye başladı.

Daha sonra sanki aydınlanma yaşamış gibi "Meriç!" diye bağırarak ayağa kalktı ve Meriç'in yanına doğru hızla gitti. Meriç, ayağa hüzünle gülümseyerek kalktı ve bir kez daha özlem sarılması olmuş oldu.

Bizimkilerin kaşları çatılmıştı ve neler olup bittiğini anlamak için sakince bekliyorlardı.

"Oğlum sen ölmemiş miydin? Nasıl, nasıl burada olabiliyorsun?" diyen Sefa ile başımı hafifçe eğdim. Onlara öldüğünü söyletmişti ve bu çok üzücü bir şeydi.

"Abi!"

Yusuf'un kafası karışmış bir şekilde 'abi' demesiyle kafamı kaldırdım. Yusuf ayağa kalktı ve kaşlarını çatarak Meriç ve Sefa'ya baktı.

Meriç ve Sefa birbirlerinden ayrıldıklarında Yusuf'a bakıyorlardı.

"N-nasıl yani? Meriç o mu? Yani ölen, bizim süper zeka. O-o mu?" Kekeleyerek konuşuyordu. Gözleri de hafiften dolmuştu. Başımı tekrar indirdim.

Bunu yapmamalıydı. Kesinlikle yapmamalıydı.
Kendisine değer veren kişilere yapılır mıydı bu? Üzmek istememiş olabilirdi, ama üzmemiş miydi? Canlarını yakmıştı...

"Yusuf..." Meriç'in de gözleri dolmuştu. Hissediyordum. Meriç hızla Yusuf'un yanına gitti ve ona da sarıldı.

Daha sonra ise birbirlerinden ayrıldılar ve tekrar yerlerine oturdular. Sefa ve Yusuf, Meriç'e bakmaya başladılar. Diğer herkes gibi.

Boğazımı temizledim. Bizimkiler bu sefer bana bakmaya başladılar. Bu sayede Meriç'te göz hapsinden kurtulmuş oldu. Daha sonra ise bizimkileri büyük bir ölçüde şaşırtacak ilk cümleyi kurdum.

"Meriç, benim kardeşim."

-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-.-
Meriç ile anlatmamız bitince herkesin gözleri dolmuştu ve bir bakımdan da Meriç'e keşke yapmasaydın diyerek söylenmişlerdi.

Sefa, "Alisson bize senin avcılar tarafından öldürüldüğünü söyleyince herkes çok üzüldü. Ama annem çok üzülmemiş gibiydi. Demek o da her şeyi biliyordu. Düşünmeliydim ya!"

"Her şey için özür dilerim. Yapmamalıydım ama kendimi affedemedim." diye Meriç cevap verdiğinde etrafta sessizlik hakim oldu.

"Demek sen de melezsin. Bu da demek oluyor ki bu dünyada sadece iki tane melez varmış. Hem de biri gizli melez." diye konuşan Can ile önceden oluşan sessizlik yerini kahkahalara bırakmıştı.

"Evet öyle ama Melissa tabii ki de benden kat ve kat daha güçlü." diye yanıt verdi Meriç.

"Neden okul yurdunda kalıyorsun?" diye sordu Batuhan bu sefer.

"Bu okula geldiğimden beri tuhaf şeyler oluyor ve nedense bunu sadece ben fark ediyorum. Bir zaman sonra siz de fark edeceksiniz." dediğimde kaşlarımı çattım.

"Nasıl yani? Ne gibi tuhaflıklar?" diye sorduğumda başını olumsuzca sağa sola salladı.

"Bu okul dört sene dört sene ilerliyor. Yani dört senede bir tüm yaratık öğrenciler gider yerini başka yaratık öğrenciler gelir. Siz tam da dördüncü seneye denk geldiniz. Yaklaşık iki aylık gibi bir sürede bitecek. Ama asıl durum şu. Kimse okulun dört sene ilerlediğini bilmiyor. Kimsenin bu durumdan haberi dahi yok. Dört sene bittiğinde o yaratık öğrencileri bir daha gören duyan kimse olmuyor. Ailelerini de dahil."

"Bu nasıl olur? Ne kadar da saçma bir durum!" diye konuşan Yusuf ile herkesin kaşları çatık, düşünceli ve sorgulayıcıydı.

"Dahası da var." diye devam eden Meriç'in konuşmasına dikkat kesildik.
"Arkadaşım vardı. Sergen. Çok yakındık onunla. Aynı evde kalıyorduk. Dertleşiyorduk. Seni de biliyordu Mavişim. Hatta melez olduğumu bile biliyordu. Yaklaşık yirmi sene önce. O, şu an gittiğimiz okula gidiyordu. O zamanlar ben gitmek istemiyordum. Okul bana göre değildi. Okuldan döndüğünde bana hep okulda garip bir şeyler sezdiğini söylüyordu. Sergen büyücü ama normal bir büyücü değil o. Kara büyüleri ile uğraşan bir büyücü. Kimse kara büyücülüğü yapamaz. Ailesi ve o kara büyücülük yapıyordu ve kimse bunu bilmiyordu. Benden başka. Bu yüzden sezgileri ve hisleri çok gelişmiş bir haldeydi. Bundan dolayı her okuldan döndüğünde bana garip bir şeyler sezdiğini söylüyordu. Ne olduğunu merak ediyordum. Ta ki Sergen bir sabah okula gidip bir daha dönmeyene kadar."

Kötü anılarını hatırlamışçasına yüzünü buruşturdu. Gözyaşlarını hızlı bir şekilde sildi ve tekrar anlatmaya koyuldu. Biz ise sessizlik içinde anlattığı şeyleri dinliyorduk.

"Bekledim. Belki başka arkadaşına gitmiştir diye düşündüm. Ailesi olmadığı için tek başınaydı bu hayatta. Sonra benden başka arkadaşı olmadığı geldi aklıma. Yine bekledim. İki gündür gelmedi. Aradım her yeri. Okula gittim. Girişte askerler vardı. Onlar durdurdu beni. 'Arkadaşım iki gündür kayıp en son bu okula geldi bir daha da dönmedi' dedim. Daha sonra iki asker de birbirleriyle bakıştı. Büyücü olduğum için zihinlerini okuyabiliyordum. Normalde askerlerin düşündükleri şeyler kilitli olduğundan zihinlerini okumak imkânsız. Ama ben melez olduğumdan okuyabiliyordum. Sen de okuyabilirsin Mavişim. Ama bizden başka kimse okuyamaz. Zihinlerinden kendi aralarında konuşurlarken kafam karışmıştı. "Bu nasıl olabilir? Neden bunu öldürmediler ki?" "Sanırım gözden kaçmış. Hemen müdüre haber vermeliyiz." diye kendi aralarında konuşuyorlardı. Hemen bir asker cebinden çıkardığı düğmeye bastı. O anda takım elbiseli biri geldi. Bu dedikleri müdürdü. Hemen ona bir şeyler anlattılar. Müdür bana döndüğünde kaşları çatıktı. Hemen çatık olan kaşlarını düzletmişti ve bana "Ah canım ya! Senin arkadaşın mı kayıp? Bakalım kayıp olan arkadaşını bir daha hatırlayacak mısın? Bak bu kıyağımı unutma ama!" dedi gülerek. Yanında gelen biri hemen başımdan tuttu ve zihnimi silmeye çalıştı. Bende o anda kimse benim melez olduğumu anlamasın diye zihnimi silmiş gibi davrandım ve bayılmış numarası yaptım ki kimse fark etmedi bile. Beni büyü ile evime bıraktığında hemen bayılma numarasından çıkmıştım. O zamanlar fiziksel görünüşümü her sene değiştiriyordum. Hem yeni görünüşüme alışıyordum hem de kafam dağılıyordu."

"O zamanki fiziksel görünüşün nasıldı?" diye Can araya girdiğinde Meriç hafifçe sırıttı.

"Saçlarım siyahtı omzumun üzerine kadar geliyordu. Gözlerim ise yeşildi." diye cevapladığında zihnimde tarif ettiği görüntü oluştu.

"Baya karizmatik ama ha." diye Can tekrar konuştuğunda kahkaha attık.

"Devam et sen Meriç." diye Sefa ciddiyetle konuştuğunda herkes eski ciddi haline geri geldi.

"Çok araştırma yaptım. Yirmi yılımı buldu hatta. Ama sonunda öğrendim her şeyi." dediğinde dikleştim ve dikkat kesildim.

"Müdür... Avcılar için çalışıyor."