14. bölüm · SON MELEZ
BÖLÜM 14
1 Ay Sonra
Bu bir ay çok normal geçmişti. Sabah kalkıp okula, bazen de holdinge gidiyorduk. Şirket işleri büyümüştü ve artık her yerde tanınıyorduk. İş hayatında ve yeraltında. Kahvaltı masasında otururken Batuhan bana bakıp “Bugün holdinge gidelim. Toplantı var.” dediğinde başımı salladım.
Ahmet abilerin şirketi de bizimle ortak olmuştu. Can ve Ahmet abiyle ortaktık ve bugün de ortaklık için başka birileri gelecekti. Yemeğimizi bitirdikten sonra benle Batuhan beraber arabaya bindik. Diğerleri okula gidecekti. Ahmet abi ise bu bir ay içerisinde şirket yüzünden yorulduğu için onu tatil yapması için Bodrum’a göndermiştik.
Holdinge yaklaştığımızda torpidodan silahları alıp birini Batuhan’a verdim. Arabayı durdurduktan sonra silahları belimize yerleştirip arabadan indik. Batuhan arabayı park etmesi için güvenliğe arabayı verirken ben içeriye girmiştim.
Herkes selam verdiğinde bende başımı sallıyordum. Soğukkanlılıkla. Bir-iki dakika sonra Batuhan’da bana yetiştiğinde beraber asansöre binip on ikinci düğmeye bastım. Holding on iki katlıydı. En üst katta teras, ben ve Batuhan’ın odası vardı. Bir de sekreterlerimizin oturduğu yer.
Batuhan bana döndüğünde alnımı öptü ve “Toplantıda görüşürüz güzelim.” Dedikten sonra göz kırpıp odasına girdi. Bende hafifçe gülümseyip odama giriş yaptım. Arkamdan Nazlı girip kahvemi masama bıraktı. Benim iş zamanlarımda sağ kolum gibiydi Nazlı.
Batuhan için ise Hakan’dı. Nazlı ve Hakan daha yeni evlenmişti. Üç ay olmuştu. Önce onları araştırdık. Daha sonra güvenilir olduklarına kanaat getirdik ve işe aldık. Şirket ile ilgili planlarımızı biliyorlardı ve bilgi sızıntısı olmaması için çok tedbir almıştık. Nazlı hemen sağ köşeme geçip anlatmaya başladı.
“Melissa Hanım. Bugün öğleden sonra üçte yani bir saat sonra ortaklık için Seyhan Holdingi gelecekler. Bu arada şurada-“ deyip kağıtları uzattı ve devam etti. “İmzalanması gerekenler var.” Dediğinde kağıtları okurken Nazlı’ya “Seyhan Holdingi ile ilgili bilgi ver.” Dediğimde konuşmaya başladı.
“Seyhan Holdinginin sahibi Yücel Seyhan. Ama holdingin başına oğlu Emir Seyhan geçecek. Yücel Seyhan kırk yaşında. Oğlu Emir Seyhan ise yirmi yaşında. Sınıfta kaldığı için şu anda lise son sınıf. Maria Kolejinde okuyor. Büyük ihtimalle toplantıya da oğlu gelecek.” Deyip sustuğunda başımı salladım ve okuyup imzaladığım kağıtları verdim.
“Başka bir isteğiniz var mı Melissa Hanım?” dediğinde “Yok Nazlı. Teşekkür ederim.” Dediğimde Nazlı başını salladı ve odadan çıktı. Başımı sola çevirdiğimde Batuhan’ın Hakanla konuşuyor olduğunu gördüm.
Normalde duvarın içini görüp de izleyebilirdim.
Ama Batuhan illa “Duvar yerine cam koyalım ki bende seni izleyebileyim.” Dediği için aramızda sadece cam vardı ve camın sağ köşesinde birbirimizin odasına girebilmemiz için kapı vardı. O sırada telefonum çaldığında arayan kişiye baktım.
Yakışıklı prens arıyor…
Ah! Kendini nasıl kaydetmiş rehbere ya!
-Efendim Can?
-Böceğiim nasılsın?
-Yine dedikodu yapmak için mi aradın Can ya?
Her beni aradığında illa bir dedikoduyla geliyordu. Holdingde olduğum zamanlarda okulda olan her şeyi sıkılmadan anlatıyordu. Şapşal ya.
-Aşk olsun Böceğim ben hiç öyle şey yapar mıyım? Tabii ki de yaparım neyse dur anlatmaya başlıyım.
Dediğinde kahkaha atıp onu dinlemeye başladım.
-Kız ne oldu biliyor musun?
-Bilmiyorum Can ne oldu?
-Ya bir dur da anlatıyım.
Dediğinde bu haline göz devirip dinlemeye devam ettim.
-Birincisi basketbol takımına girdim ve takım başkanıyım.
-Hayırlı olsun Canım.
-İkincisi ise senin şu bal dediğin kişi ile benim biricik tospaam sevgili ldular.
-Sevgili mi oldular!? Hangi ara la?
-Siz şirketteyken işte. Neyse zil çaldı geri kalanı anlatırım artık. Bu arada ben ile Barışaşkım motor yarışına gidiyoruz akşam. Merak etmeyin.
-Tamam Canım. Hadi dikkat edin. Görüşürüüz.
Deyip kapattım yüzüne. Şimdi yüzüne kapattım diye orada çıldırmıştır. Çünkü yüzüne telefon kapatılmasından nefret ediyor.
Bende Batuhan’a dönüp tekrar onu izlemeye başladım. Batuhan kağıtları imzalayıp Hakan’ı gönderdi ve başını bana çevirdi. Benim ona baktığımı gördüğünde kocaman gülümsedi ve ayağa kalkıp camın oradaki kapıyı açtı ve yanıma doğru yaklaştı.
“Sen beni mi izliyorsun?” deyip sırıttığında gülümsedim ve bende ayağa kalkıp konuştum.
“İki dakika ayrı kaldığımızda bile özlüyorum.” deyip sarıldığımda oda bana kollarını sarıp saçlarımı kokladı ve öptü. “Bende güzelim, bende.” dediğinde bir süre sarılarak ayakta durduk. “Nihayet sevgili oldular.” Diye konuşmaya başladığımda Batuhan kimi dediğimi anlayıp konuştu.
“Onu kimseyle paylaşmak istemiyorum ama o da mutlu olmayı hak ediyor. Her zaman gülümseyecekse tabii ki sevgili olsunlar. Onu mutlu görünce bende mutlu oluyorum.” dediğinde bu kadar anlayışlı olmasına gülümsedim.
Daha sonra Batuhan benden ayrıldı ve odasına gitti. Kendi kahvesini alıp tekrar odama geldi.
Bu haline güldüğümde “Ne var yani? Sevgilim orada tek başına kahve içeceğine benimle içsin değil mi?” dedi. Bende kahkaha atıp konuştum. “Tabii ki. Ama seninki tuzlu olması lazımdı bu senaryoda.” Dediğimde sırıtarak kahvesini sesli bir şekilde içti ve “O da olacak güzelim. Sabret.” dediğinde güldüm.
Bir zaman sonra arkamdan bir ses “Bensiz kahve içmek ha?” dediğinde başımı arkaya çevirdim. Babam bana gülümseyerek bakarken kahvemi hemen bir yere koyup babama doğru koştum. Ona doğru koşarken babam kollarını açmış beni bekliyordu.
“O günden sonra bir daha gelmeyeceksin diye çok korktum baba.” Dediğimde babam “Bir daha böyle düşünme kızım. Ben senin her zaman yanındayım.” Dediğinde gülümseyerek ayrıldım ondan.
Babam Batuhan’a doğru gidip tam karşısında durdu ve “Merhaba delikanlı. Ben James Richardson. Melissa’nın babasıyım.” Dediğinde babama şaşırarak baktım. Halletmişti! Herkese gözükebilecekti artık. Gülümsediğim sıra Batuhan babama şaşırarak baktı ve konuştu.
“Bende Batuhan Yürek.” Dedi. Batuhan ve Tuğba’nın soyadlarını tekrar babalarının soyadını yapmıştık. Batuhan elini ensesine atıp tekrar konuştu. “Şey siz çok gençsiniz.” Dediğinde ben ve babam kahkaha attık. Babam kahkahasını durdurup konuştu.
“Büyücü olduğum için hallettim bir şekilde.” Dediğinde Batuhan başını sallamıştı. “Hadi ayakta durmayalım oturalım.” Dediğimde ben koltuğumun başına diğer ikisi de karşımdaki koltuklara oturmuşlardı.
Babam büyü ile kendine kahve yaptığında gülümseyip bende kahvemi elime aldım ve içmeye başladım. Batuhan’da biraz tedirgin gibiydi. “Delikanlı rahat ol biraz. Tedirgin olunacak bir şey yok.” Dediğinde Batuhan gülümsedi ve eline kahvesini alıp o da içmeye başladı.
“Nasıl hallettin baba?” dediğimde “Konseyden izin aldım ama bana bir ay sonra gidebileceğimi söylediler. Bende bir ay bekledim ve geldim işte.” Dediğinde gülümsedim. Daha sonra babam bana ve Batuhan’a bakıp konuştu.
“Evlilik ne zaman?” dediğinde o sırada içtiğim kahve boğazımda kaldı ve öksürmeye başladım. Batuhan hemen yanıma gelip sırtıma yavaş bir şekilde vurduğunda öksürüğüm yatışmıştı. Ona dönüp “Teşekkür ederim.” dediğimde “Ne demek güzelim.” deyip yerine oturdu.
Babama dönüp “Baba ya ne evliliği. Ben daha çok gencim.” dediğimde babam alayla konuştu. “Ne genci kızım. Üç yüz doksan yaşına gireceksin neredeyse. Bende senin evlendiğini görmek istiyorum.” dediğinde Batuhan sırıtarak “Baban haklı güzelim. Yarın evlenme dairesine gidip evleniriz.” dediğine onlara gülümseyerek göz devirdim.
Daha sonra babam “Yücel ortaklık için geliyormuş.” Dediğine kaşlarımı çatarak “Tanıyor musun baba?” dedim. Babam başını salladı ve konuştu. “Türkiye’ye ilk geldiğim zaman ormanda tanışmıştık. O da bir kurt adam.” Dediğinde bu sefer kaşlarımı havaya kaldırdım ve konuştum.
“Demek kurt he. Beni tanıyor mu?” dediğimde “Evet tanıyor. Ama seni daha önce hiç görmedi. Ben Türkiye’den geldikten yaklaşık bir ay sonra avcılar gelmişti zaten. Onca yıl gelmeyince merak etti ve beni aramaya başladı. Başka kurtlar benim öldüğümü söylediğinde ise yıkılmıştı. Daha sonra da seni sorduğunda uzun zamandır ortalıklarda olmadığını söylediler. O da beni öldüren avcılardan intikam alacaktı ama o avcılarda ölmüştü. Sonrasında da ümitsizce hayatına devam etti. Ruhlar bölgesinde izlediğimde en son öyleydi. Şimdi ise holdingini büyütmeye çalışıyor.” dediğinde başımı salladım.
Kapım tıklatıldığında babama “Görünmez ol.” dediğimde başını salladı ve görünmez oldu ama ben hala onu görebiliyordum. Benim de böyle bir gücümde vardı. Görünmez olanları da görebiliyordum. Batuhan’a baktığımda babamın olduğu tarafa bakıp bana döndürdü başını ve aşağı yukarı salladı.
Bende başımı sallayıp kapıya doğru “Gir.” dedim. Nazlı odaya girdiğinde Batuhan’ın da burada olduğunu görünce hemen konuşmaya başladı. “Melissa Hanım ve Batuhan Bey. Seyhan Holdingi ortak olmak için toplantı salonunda sizi bekliyor. Müsaitseniz toplantı salonuna geçelim.” dediğinde “Sen git Nazlı biz geliyoruz.” dedim.
Nazlı başını sallayıp odadan ayrıldı. Batuhan’a dönüp “Hadi bekletmeyelim.” Dediğimde başını salladı. Babama dönüp “Baba toplantının bitmesini bekleyecek misin?” dedim. Babam, “Yok kızım ben gidiyim. Akşam diğerleriyle tanışırız. Bu arada Yücel’e selamımı söyle ve onu unutmadığımı söyle.” Dediğinde gözlerinde hüzün vardı. Başımı salladım ve Batuhan ile odadan çıktık.
Asansöre binip onuncu düğmeye basıp bekledik. Yanımızda ise Nazlı ve Hakan vardı. Asansör açıldığında ilk ben ile Batuhan çıktık. Arkamızdan da Nazlı ve Hakan… Hakan hemen önümüze geçip toplantı salonunun kapısını açtı ve geçmemiz için yol verdi.
Salona girdiğimizde sadece Yücel Bey, Emir ve sekreteri vardı. Yücel Bey ve Emir kurt gibi kokuyorlardı. Onlarla el sıkıştık ve yerlerimize geçtik. Kokumu bileklik sayesinde gizlediğim için benim kokumu alamıyorlardı. Ben masanın başında oturuyordum. Sol tarafımda ise Batuhan vardı. Nazlı ve Hakan ayakta bekliyorlardı.
“Holdinge geldiğiniz için teşekkür ederiz Yücel Bey.” Dediğimde Yücel Bey, “Rica ederim Melissa Hanım. Holdinginiz baya başarılı ve çalışanlar her konuyla ilgileniyorlar. Bizde sizinle ortak olmak istiyoruz.” Dediğinde “Önce bir anlaşalım.” Dedim. Hisseler ile ilgili ve oğlunun başa geçmesini ile ilgili konuştuk. Ortaklık ile ilgili anlaştıktan sonra anlaşmaları imzaladık.
“Bunun şerefine kahve içmeye ne dersiniz?” dediğimde başlarını salladılar. Yücel Bey sekreterini gönderip bizimle asansöre bindi. Oğlu da arkasından geliyordu. Beraber on ikinci kata geldiğimizde Nazlı ve Hakan yerlerine geçtiler. Bizde terasa doğru ilerledik ve oturduk. Bir zaman sonra Nazlı kahveleri getirdiğinde ona teşekkür edip gönderdik.
Yücel Abi, “Sizi birine benzetiyorum ama kim çıkaramıyorum.” Dediğinde gülümseyip “Sizli bizli konuşmayalım artık. Ortak olduk. Birine benzetmeniz normal ama önce bekleyin.” Deyip bileğimdeki bilekliği çıkardığımda Emir istemsizce havayı koklayıp kaşlarını çattı.
Babası da aynı şeyi yaptığında onun da kaşları çatılmıştı. “Ah! Hâlâ mı anlamadınız?”
Yücel Abi, “Melez gibi kokuyorsun.” dediğinde Emir, “Baba son melez ölmüştü ya. Ne melezinden bahsediyorsun?” dedi.
Yücel Abi gözlerini kısıp bana biraz daha baktı. Daha sonra “James.” Diye fısıldadığında gülümsedim. “Yoksa sen James’in kızı mısın?” dediğinde başımı ‘Evet’ anlamında salladım. Yücel abi ayağa kalkıp bana doğru geldi ve sarıldı. Bende sarılmasına karşılık verdim.
“Aynı babana benziyorsun. Keşke ölmeseydi. Çok iyi adamdı.” Gözleri dolmuştu bunları söylerken. “Babamın sana selamı var ve seni unutmadığını söyledi.” Dediğimde bana şaşırarak baktı. “Nasıl? James ölmedi mi?” dedi. Bende, “Öldü. Ama büyücü olduğundan bana ulaşmanın bir yolunu buldu.” dediğimde başını salladı.
Daha sonra tekrar yerimize oturduğumuzda Emir konuşmaya başladı. “James abinin kızı mı yani baba?” dediğinde Yücel Abi, “Evet oğlum, kızı.” dediğinde Emir gülümseyerek bana döndü ve konuştu. “James Abi her Türkiye’ye geldiğinde beni eğitirdi. Ona çok şey borçluyum.” dediğinde bende gülümsedim.
Daha sonra kahvelerimizi içip eskilerden konuşmaya başladık. Saat geç olunca Yücel Abilerle birlikte holdingden çıktık ve el sıkışıp arabalarımıza ayrıldık. Batuhan arabayı sürerken bir yerde durdu ve bana bir şey demeden arabadan indi. Merakla ne yapacağını bekledikten birkaç dakika sonra arabanın kapısı açılıp kapandı.
Batuhan’ın olduğu tarafa baktığımda elinde bir demet papatyalarla karşımda duruyordu. Bana uzatıp “Senin kadar güzel değiller ama idare et güzelim.” Dediğinde kocaman gülümseyip kollarımı ona sardım.
“Ya sen niye bu kadar tatlısın?” dediğimde “Sana çekmişim güzelim.” Dedi. Neredeyse eriyip gidecektim. Daha sonra ondan ayrılıp elindeki demeti aldım. Batuhan demete doğru elini uzatıp bir tane çıkardı içinden. Papatyanın uzun sapını kopararak kısalttı ve sapını camdan aşağıya attı.
Bana döndü ve saçlarımı kulağımın arkasına atıp papatyayı yerleştirdi. Yanağıma doğru yaklaştı ve öptü. “Çok güzelsin meleğim.” Dediğinde gülümsedim. “İyi ki hayatımdasın.”
Daha sonra arabayı çalıştırıp eve doğru sürmeye başladı. Eve geldiğimizde cebimdeki anahtarı alıp kapıya taktım ve kapıyı açtım. Batuhan’da arkamdan geldiğinde salona doğru yürümeye başladım.
Salona geldiğimde Tuğba ve Burak öpüşüyordu. Onlara şaşırarak baktığımda arkamdan bir ses duydum.
“Lan!”
