14. bölüm / 15
SON EMIRBÖLÜM 14: Ege'deki Hayalet ve Son Hesaplaşma
Bölümler 15Şu an: BÖLÜM 14: Ege'deki Hayalet ve Son Hesaplaşma
- 1 BÖLÜM 1: Çatısı Akmayan Bir Ev2.286 kelime
- 2 BÖLÜM 2: Unvanlar ve Yeminler1.501 kelime
- 3 BÖLÜM 3: Ejder Kanyonu'nda Fırtına1.957 kelime
- 4 BÖLÜM 4: Şüphenin Gölgesinde Karargah1.632 kelime
- 5 BÖLÜM 5: Geçmişin Külleri2.783 kelime
- 6 BÖLÜM 6: Şafak Operasyonu1.722 kelime
- 7 BÖLÜM 7: Yeni Bir Şafak1.368 kelime
- 8 BÖLÜM 8: Dağların Sesleri1.427 kelime
- 9 BÖLÜM 9: Ateş Çemberi ve Evin Sesi1.165 kelime
- 10 BÖLÜM 10: Masadaki Fırtına4.429 kelime
- 11 BÖLÜM 11: Kabristandaki Yemin ve Masadaki Boşluk1.734 kelime
- 12 BÖLÜM 12: Gölgenin Sonu ve Kızıl Şafak1.088 kelime
- 13 BÖLÜM 13: Yeni Şafak ve Kırılan Mühür640 kelime
- 14 BÖLÜM 14: Ege'deki Hayalet ve Son Hesaplaşma1.635 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 BÖLÜM 15: Külünden Doğan Anka ve Sessiz Nöbet1.149 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ankara’dan kalkan zırhlı helikopter, batıya — Ege’nin üzerindeki zifiri karanlığa doğru açılırken, fırtına kamuflajının altındaki göğsümde iki künyenin soğukluğu yine diri duruyordu.
Her sabah olduğu gibi, gecenin bu dondurucu saatinde de elimi hücum yeleğimden içeri sokup o iki metal plakayı parmaklarımın arasında sıktım. Hakan Komutan’ın askeri kunyesi ve Ayşe Anamın Karadeniz’in o kanlı gecesinden kalan emaneti...
"Yirmi yıl önce seni öldü bildik anne... Babamla birlikte cenazene durulduğunu zannettik. Ama o hain, o Turgut Karadağ, babamın da senin de emsalsiz kardeşliğinize ihanet edip bir hayalet gibi gölgelerde yaşamış."
Gözlerimi kapattığımda Ayşe Anamın o Karadeniz sığınağında kucağımda son nefesini verişi ve son sözleri zihnimde yankılandı: "Aileni koru... Vatanı koru..."
O söz sadece bir vasiyet değildi; benim bu hayattaki tek varlık sebebimdi. İçimdeki intikam ateşi Rauf’la, Kuzgun’la ya da Karanlık’la sönmemişti. Çünkü o mekanizmanın kurucusu, babamın ve annemin eski silah arkadaşı, o 'Statör' kod adlı Turgut Karadağ hâlâ nefes alıyordu.
"Aras..."
Sesin sahibi yanıma oturdu. Asena, MİT’in fırtına sınıfı siyah operasyon tulumunun içinde, her zamanki gibi kusursuz ve tetikteydi. Sol elindeki ortak bröveli çelik yüzük, helikopterin kırmızı kargo ışığında parıldıyordu.
"Yine onunlasın değil mi?" dedi Asena, sesindeki o tarifsiz şefkatle.
"O her an benimle Asena," dedim, künyeleri üniformamın içine bırakıp elini tutarak. "Turgut Karadağ’ın yaşadığını öğrendiğim andan beri kanım daha hızlı akıyor. Bir insan, omuz omuza çarpıştığı kardeşlerine nasıl böyle bir ihanet edebilir?"
ASENA SOYKAN'IN AĞZINDAN
Aras’ın gözlerindeki o kapkaranlık ateşi görmek, yıllardır istihbarat sahasında edindiğim tüm soğukkanlılığı zorluyordu. Turgut Karadağ, MİT ve TSK arşivlerinde 'Şehit Kurmay Albay' olarak kayıtlıydı. Ancak Gölge Meclisi’nin arkasındaki asıl finansör ve beyin olduğu ortaya çıktığında, devletin en tepe kademelerinde dahi yer yerinden oynamıştı.
Aras’ın elini sıktım. Parmaklarımdaki yüzüğün metali onun parmaklarına bastı.
"Turgut, uluslararası karasularının tam sınır hattında, komşu ülkeye ait özel bir korvet gemisinde saklanıyor," dedim elindeki MİT tabletinin ekranını ona göstererek. "Gemi görünürde özel bir araştırma gemisi ama altında denizaltı filosu barındıran, ağır mühimmatla donatılmış devasa bir yüzer karargah. Radar sistemleri MİT’in dahi sınırlarını zorluyor."
"Radar sistemleri bizim helikopteri görebilir Ajan," dedi Aras, bakışlarını Ejder Timi’nin kalan üyelerine çevirerek. Görkem, İsmail ve diğer iki bordo bereli mühimmat yeleklerinin son kontrollerini yapıyordu. "Ama deniz seviyesinden sızan hayaletleri göremezler."
Gülümsedim. "Yani yine intihar görevindeyiz Komutanım?"
"Bizim görevlerimiz intihar değildir Ajan," dedi Aras, dudaklarında o asi tebessüm belirerek. "Bizim görevlerimiz, imkansızın Türk askerine çarptığı yerdir."
Ege’nin hırçın ve dondurucu sularına helikopterden alçak uçuşla bıraktığımız özel hücum botu, kapkaranlık dalgaları yararak ilerliyordu. Dev korvet gemisi, ufukta kapkaranlık bir kütle halinde belirdi. Geminin güvertesindeki taretler ve makineli tüfek yuvaları gece görüş dürbünümde seçiliyordu.
"Gemiye alt motor dairesinden sızacağız," dedi Aras fısıltıyla. "Mühürlü kapıları C4 ile değil, sessiz kesicilerle açacağız. Turgut’u canlı istiyoruz."
"Neden canlı?" diye sordum.
Aras bana döndü. Gözlerindeki o Bordo Bereli kararlılığı taze bir kılıç kadar keskindi.
"Çünkü o hain," dedi Aras, göğsüne elini vurarak, "Ayşe Anamın kabrinin karşısına çıkıp bu vatandan ve o iki şehitten tek tek özür dileyecek. Sonra cezasını ben keseceğim."
Hücum botu geminin gövdesine yanaştığı an, tırmanma kancaları sessizce küpeştelere kilitlendi. Ejder Timi ve MİT’in fırtına ekibi, Ege’nin soğuk sularından sıyrılıp hainin son kalesine tırmanmaya başladı.
Hesaplaşma vakti gelmişti.
Tırmanma kancaları korvetin çelik gövdesine sessizce oturduğunda, gecenin dondurucu Ege rüzgarı deniz serpintisini yüzümüze bir kamçı gibi vuruyordu. Halatlardan ilk sıyrılan ben oldum. Islak çelik zemine bastığım an tüfeğimin emniyetini kapatıp 180 derecelik açıya kilitlendim.
Hemen arkamdan Asena, bir kedi akıcılığıyla küpeşteden aştı. Sarı-hazar gözleri gece görüş dürbününün kızıl ışığında yırtıcı bir parıltıyla parlıyordu. Ejder Timi’nin diğer neferleri de arka arkaya güverteye sızdı.
"Devriye ekibi sancak tarafında," dedi Asena fısıltıyla. Kulağıma kadar sokulmuştu, nefesi buharlaşıyordu. "Mürettebatın tamamı yabancı paralı askerler. Turgut Karadağ, geminin alt kısmındaki komuta kamarasında."
Sol elimi refleks olarak üniformamın göğsüne götürdüm. Hücum yeleğimin altındaki iki metal plaka parmaklarımın arasında kenetlendi.
"Az kaldı anne... Sana ve babama kardeşlik yemini edip sonra o yemini kirli paralar uğruna satan o hainle göz göze gelmeye az kaldı."
"Sessiz ilerliyoruz," dedim time alçak ama emredici bir sesle. "Ana komuta kamarasına kadar tek bir el bile boşa sıkılmayacak."
ASENA SOYKAN'IN AĞZINDAN
Korvetin iç koridorlarına indiğimizde yağ ve mazot kokusu genzimizi yakıyordu. Aras önde bir gölge gibi süzülüyordu. Yıllarca MİT’te en tepe operasyonları yönetmiş biri olarak, Aras’ın bu geceki ruh halinin her zamankinden farklı olduğunu görebiliyordum. İçindeki intikam ateşi bir yanardağ gibi patlamaya hazırdı ama Bordo Bereli disiplini o ateşi çelikten bir kın içinde zapt ediyordu.
Sağ elimdeki çelik yüzüğü tüfeğin kabzasına bastırdım. Onunla yan yana olmak, bu dondurucu geminin ortasında bile içimi ısıtmaya yetiyordu.
"Koridor ayrımında iki nöbetçi var," dedim Aras’ın omzuna dokunarak.
Aras başıyla onayladı. İki saniye içinde, susturuculu tabancalarımızın hafif 'puf' sesleri koridorda yankılandı. İki paralı asker ne olduğunu dahi anlayamadan yere serildi.
Ağır çelik kapının önüne vardığımızda, üzerindeki elektronik kilit sistemini MİT’in yüksek frekanslı bypass cihazıyla etkisiz hale getirdim. Yeşil ışık yandığında Aras bana baktı.
O bakışta hem bana duyduğu o sonsuz güven hem de yirmi beş yıllık bir ihanetin hesabını kesme kararlılığı vardı.
"Giriş serbest Komutanım," dedim tetiği kavrayarak.
Aras kapıya tekmeyi indirdi.
Çelik kapı büyük bir gürültüyle içeri fırlarken kamaradaki harita masasının başında duran, saçlarına ak düşmüş, şık sivil kıyafetli adam aniden arkasına döndü. Turgut Karadağ.
Yıllar önce geçit törenlerinde Hakan Komutan ile omuz omuza yürüyen, Ayşe Anamın "kardeşim" dediği adam... Şimdi karşımızda, gözlerinde bir hainin katıksız şaşkınlığı ve korkusuyla duruyordu.
"Siz..." dedi Turgut, sesi pürüzlü ve inanamaz bir tonla dökülerek. "Gemi radarları..."
"Radarların hayaletleri göremez Turgut," dedim adım adım üzerine yürüyerek. Tüfeğimin namlusunu doğrudan alnının ortasına dikmiştim.
Sol elimle hücum yeleğimin altından Ayşe Komutan'ın ve Hakan Komutan'ın künyelerini çıkardım. İki metal plakayı gözlerinin önüne uzattım.
"Bunları tanıdın mı Karadağ?" diye kükredim. Sesim korvetin çelik duvarlarında çınladı. "Hakan Demir’in ve Ayşe Demir’in künyeleri! Omuz omuza kan döktüğün, ekmeğini yediğin kardeşlerinin kanı var senin ellerinde!"
Turgut Karadağ geri adım atmaya çalıştı ama arkasındaki harita masasına sıkıştı. Yüzündeki o soğukkanlı maske düşmüş, yerini bir suçlunun ezikliğine bırakmıştı.
"Ben... Ben o zaman başka bir seçeneğe sahip değildim Aras," dedi Turgut, ellerini kaldırarak. "Sistem değişiyordu, o projeler uluslararası güçlerin eline geçecekti! Baban dinlemedi, anan dinlemedi!"
"Sana 'kardeşim' dediler ulan!" diye bağırdım, yakasından tutup onu çelik duvara çarparak. "Ayşe Anam senin için gözünü kırpmadan kurşunun önüne atlardı! Sen onları üç kuruşluk küresel çetelere sattın!"
Asena yanıma yaklaştı. Gununun ucunu Turgut’un böğrüne dayadı. "Karanlık içeri tıkıldı Turgut. Gölge Meclisi’nin bütün hesapları MİT’in elinde. Senin o kurduğun hain imparatorluk bu gece Ege’nin sularına gömüldü."
Turgut Karadağ gözlerini Aras’a dikti. "Öldürecek misin beni Aras? Babanın yapmayacağı şeyi yapıp beni burada infaz mı edeceksin?"
Aras derin bir nefes aldı. Gözlerindeki o amansız ateşi Bordo Bereli soğukkanlılığıyla bastırdı. Göğsündeki künyeleri sıktı.
"Seni öldürüp bu dünyadan kolayca kaçmana izin vermeyeceğim," dedi Aras, sesini bir fısıltı kadar soğutarak. "Seni Ankara’ya götüreceğim. Ayşe Anamın ve Hakan Babamın mezarının karşısına çıkaracağım. O mermer taşların önünde diz çökeceksin. Sonra bu vatanın mahkemeleri senin biletini kesecek."
Asena ağır kelepçeleri Turgut Karadağ’ın bileklerine geçirdi.
Tam o sırada geminin sirenleri çalmaya başladı. Korvetin dışından helikopter sesleri ve MİT Sahil Güvenlik botlarının sirenleri Ege’nin gecesini aydınlattı.
Ejder Timi ve Asena ile birlikte Turgut Karadağ’ı güverteye çıkardık. Güneş Ege’nin üzerinde doğarken, mavi sular kızıla boyanıyordu.
Aras künyeleri son kez öptü ve gökyüzüne baktı:
"Ruhunuz şad olsun anne... Baba... Yemin tutuldu. Bütün hainler diz çöktü."
Asena gelip Aras’ın elini tuttu. İki fırtına neferinin parmakları, doğan yeni güneşin altında bir daha ayrılmamak üzere kenetlendi.
Güneş Ege’nin üzerindeki sis perdesini aralayıp kızıl ışıklarını güverteye düşürürken, Sahil Güvenlik ve MİT’e ait helikopterlerin pervaneleri deniz yüzeyinde devasa harelenmeler yaratıyordu.
Turgut Karadağ, kelepçeli elleriyle helikopterin kargo bölümüne bindirilirken başı öne eğikti. Yıllarca arkasında hiçbir iz bırakmadan yüzlerce hain eylemi yöneten o 'Statör', şimdi kendi silah arkadaşlarının evlatları karşısında yenilmiş, tamamen bitmiş bir enkazdan farksızdı.
Aras, helikopterin kapısına dayanmış, bileklerindeki barut izlerini temizlemeye gerek bile duymadan Ege’nin sonsuz maviliğine bakıyordu. Rüzgar bordo beresini hafifçe savururken, sol eli yine göğsündeki o iki künyeye kaydı.
"Bitti anne... Babama ve sana verilen son borç da ödendi. Artık o mermer taşların altında huzurla uyuyabilirsiniz."
İçindeki o yıllardır süren, geceleri uykusuz bırakan amansız yangın ilk kez yerini serin bir rüzgara bırakmıştı.
ASENA SOYKAN'IN AĞZINDAN
Helikopter Ankara yönüne doğru süzülürken Aras’ın yanına oturdum. Yüzündeki o katıksız Bordo Bereli sertliği yerini ilk defa derin bir sükunete bırakıyordu.
Elinin üzerindeki hafif sıyrığa parmağımla dokundum. Bana dönüp baktı. Koyu gözlerinde artık geçmişin karanlığı değil, ikimizin geleceği parıldıyordu. Sol elimi kaldırıp parmağımdaki bröveli çelik yüzüğü gösterdim.
"Ankara’ya indiğimizde ilk durağımız Cebeci Askeri Şehitliği olacak, değil mi?" diye sordum.
"İlk ve en önemli durağımız Asena," dedi Aras, elimi kavrayıp avucunun içini öperek. "Onlara sözümüz vardı. Hainler diz çökecekti ve biz o taşların karşısına başımız dik çıkacaktık."
"Peki ya sonrası?" dedim tebessüm ederek. "MİT ve Özel Kuvvetler’in bu iki efsane ismi bundan sonra ne yapacak?"
Aras hafifçe gülümsedi. O tebessüm, tanıdığım günden beri yüzüne oturan en gerçek, en samimi tebessümdü.
"Gölge Meclisi bitti Ajan, Turgut Karadağ bitti. Ama bu vatanın sınırları var olduğu sürece bize ihtiyaç hep olacak," dedi Aras. "Ama bu kez fırtınaya tek başıma değil, seninle yürüyeceğim. Yan yana, omuz omuza..."
Üç saat sonra Ankara’nın üzerine çöken serin ikindi vakti, Cebeci Askeri Şehitliği’ndeki sessizliği adımlarımızın sesi bozuyordu.
Ejder Timi tam kadro arkamızda, üniformaları ve bordo bereleriyle saf tutmuştu. Aras ve ben, Ayşe Komutan ile Hakan Komutan’ın yan yana duran mermer mezar taşlarının önünde durduk.
Aras yavaşça diz çöktü. Göğsündeki iki künyeyi çıkardı. Islak toprağın üzerine, kırmızı güllerin tam ortasına o iki metal plakayı bıraktı.
"Komutanım... Anne... Baba..." dedi Aras, sesi ilk kez hafifçe titreyerek. "Emanetiniz korundu. Vatan sağ olsun. Hainlerin alayı diz çöktü."
Aras ayağa kalktı ve hazır ola geçip selam durdu. Arkasındaki Ejder Timi ve ben aynı anlarda asker selamına durduk. Rüzgar, Türk bayraklarını kabirlerin üzerinde dalgalandırırken, sanki o iki efsane komutanın fısıltısı rüzgara karıştı: "Aferin evlatlarım... Aferin size."
Selamı indirdiğimizde Aras bana döndü. Elini uzattı. Parıldayan çelik yüzüklerimiz ikimizin kaderini ebediyen birbirine bağlamıştı.
"Hazır mısın Asena?" diye sordu.
"Seninle her göreve, her fırtınaya hazırım Aras," dedim elini sımsıkı tutarak.
Güneş Cebeci Şehitliği’nin üzerinden batarken, Bordo Bereli Komutan Aras Demir ve MİT Ajanı Asena Soykan, yeni destanlar yazmak üzere geleceğe doğru ilk adımlarını attılar.
Bölüm etkileşimi
